ANKARA, 07/06(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 04-06 Haziran 2004 tarihlerinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun
Türkçe yayınında (04/06) "Verheugen: Türkiye'nin Müzakere Takvimi Alıp
Almayacağına Yıl Sonunda Karar Verilecek" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in, Türkiye'nin AB'ye üyelik şansını büyük bir soru işareti
olarak tanımladığı belirtilmektedir. Alman İkinci Televizyonu SET-TF'deki
bir açık oturuma katılan Verheugen'in, Türkiye'nin müzakere takvimi
alıp almayacağına yıl sonunda karar verileceğini söylediği ifade edilen
haberde, Türkiye konusunu, Avrupa Parlamentosu seçim kampanyasında
malzeme olarak kullanan Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'nin Genel
Başkanı Edmund Stoiber'in ise, "AB, Irak'a sınır komşusu olamaz." diye
konuşarak, Türkiye'ye müzakere takvimi verilmesine karşı olduklarını
söylediği kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Haftalık Das Kleine Blatt-Vorarlberg
gazetesinde (03/06) "Türkiye'nin AB Üyeliğine Hayır" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) Vorarlberg
Parti Başkanı ve Eyalet Başkan Yardımcısı Dieter Egger'in Türkiye'nin
AB üyeliğiyle ilgili görüşlerine yer verilmektedir. Özgürlükçü Parti
Vorarlberg Başkanı ve Eyalet Başkan Yardımcısı Dieter Egger'in, "Avrupa
Birliği bir Avrupa değerler topluluğudur, Avrupa-Asya Ekonomik Topluluğu
değildir. Avrupa, başkalarının sorunları yerine, öncelikle kendi
sorunlarını çözmelidir. 'İçeride güçlenme ve dışarıya doğru
genişlememe' gelecek yılların parolası olmalıdır." dediği belirtilen
haberde, Egger'in, "Türkiye'nin girmesiyle birlikte Avrupa Birliği'ne
mali ve kültürel açıdan aşırı bir yük gelecektir. Avusturya Özgürlükçü
Partisi'nin (FPÖ) Avrupa Parlamentosu liste başı adayı Hans Kronberger,
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin engellenmesi için bir teminattır.
1 Mayıs'ta büyük bir genişlemenin adımını attık, yeni adayların
alınmasının tartışmadan önce, atılan bu adımın hazmedilmesi gerekir."
şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(04/06) "Verheugen: Avrupalı Partiler, Türkiye'deki Reformlara Zarar
Vermekten Kaçınmalı" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Berlin'de yaptığı
açıklamada, Fransa'da ve Almanya'da Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı
çıkan partileri, seçim kampanyaları sırasında "Türkiye'deki reform
sürecine zarar vermemeye" çağırdığı bildirilmektedir. Verheugen'in,
"Partilerin bu tartışmayı, Avrupa çıkarlarını yaralamayacak şekilde
idare etmelidir. Oysa Avrupa'nın, Türkiye'deki reform sürecinin başarısı
konusunda temel çıkarı vardır." şeklinde konuştuğu belirtilen haberde,
Verheugen'in, "Sürecin başarıya ulaşması ve geri dönüşü olmaması dileği
hepimizi birleştirmelidir. Bu Avrupa'nın tartışılmaz temel
çıkarlarındandır ve Avrupa güvenliği, Avrupa'nın geleceği açısından
önemlidir. Avrupa'nın geleceği ve Türkiye'deki reform süreci arasındaki
sıkı bağlantıyı gözden kaybetmemeliyiz. Avrupa'nın geleceği ile
Türkiye'nin modernleşmesi, demokratikleşmesi ve serbestleşmesi
birbirinden ayrılamaz." dediği aktarılmaktadır.
AFP'nin (05/06)
"Fransa Dışişleri Bakanı'na Göre Türkiye, ne Yarın ne de Yarından Sonra
AB'ye Girecek" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Fransa Dışişleri
Bakanı Michel Barnier'in, Bordeaux'da yaptığı açıklamada, Türkiye'nin,
"ne yarın ne de yarından sonra" Avrupa Birliği'ne gireceğini söylediği
belirtilmektedir. 13 Haziran'daki Avrupa seçimleriyle ilgili siyasi bir
toplantı vesilesiyle düzenlediği basın toplantısında Barnier'in,
"Türkiye'nin yarın ya da yarından sonra Birliğe girmesi gibi birşey söz
konusu değildir. Birkaç oy kazanma umuduyla bunu dile getirenler
gerçeği söylemiyorlar. Bu yılın sonunda, Avrupa Komisyonu'nun bir
raporunun ardından (...) üyelik müzakereleri başlatılacak ya da
başlatılmayacaktır" dediği belirtilen haberde, Fransa Dışişleri
Bakanı'nın ayrıca, adını zikretmeksizin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a
da atıfta bulunarak, siyasi partilerin görüşünün, devletin ve hükümetin
ise vizyonunun bulunabileceğini sözlerine eklediği kaydedilmektedir.
AFP'nin (06/06) "Türk
Kurultayı... Almanya'daki Türk Toplumu, Türkiye'nin AB'ye Girmesini
İstiyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya'da yaşayan
Türklerin en büyük derneği Almanya Türk Toplumu Derneği'nin, Hamburg'da
bir kurultay düzenleyerek, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini
istediği ve bunun, Türk-Alman ilişkileri üzerinde çok olumlu bir etki
yapacağını bildirdiği belirtilmektedir. Almanya Türk Toplumu Genel
Başkanı Hakkı Keskin'in, "Türkiye'nin AB üyeliğinin, Almanya'da yaşayan
Türklerin yaşamları ve Almanlarla ilişkileri üzerinde çok olumlu bir
etki yapacağını, Almanya ya da AB'nin, kültürel ve dini açıdan homojen
bir bütünlük olduğunu söylemenin ne akla ne de gerçeğe uyduğunu" ifade
ettiği kaydedilen haberde, "Avrupa Türkleri-AB ile Türkiye arasındaki
köprü" diye de anılan Almanya Türk Toplumu Kurultayı'nda yaptığı
konuşmasında Keskin'in, Türkiye'nin üye olmayı "hakettiğini" söylediği
vurgulanmaktadır. Haberde, Keskin'in, İslamcı Türk Metin Kaplan'ın
"nihayet" Almanya'dan sınır dışı edilmesini beklediklerini, zira bunun,
Türkiye'nin AB'ye entegrasyon sürecinde uğradığı "haksızlıklar"
dahilinde bir "aldatmaca oyunu" olduğunu da kaydettiği belirtilmektedir.
Dernieres Nouvelles
D'Alsace gazetesinin internet sayfasında (04/06) "Avrupa
Parlamentosu Seçimleri 13 Haziran'da" yer alan başyazıda, Avrupa
Parlamentosu seçimlerine 10 günden az bir zaman kaldığı, ancak Avrupa
genelinde sorunlar bitmediği ve seçimlere katılımın az olacağının
düşünüldüğü belirtilmektedir. Onbeşler'de ve Birliğe yeni katılan 10
ülkede Avrupa anayasası ile ilgili tartışmaların devam ettiği ve
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunun Avrupa Parlamentosu seçimlerine az
bir zaman kala gündemin başlıca konularından birini oluşturduğu ifade
edilen başyazıda, Türkiye'nin zaten şu anda üyeliğinin söz konusu
olmadığı, sadece müzakerelere başlanıp başlanmayacağının
kararlaştırılacağı ve bu kararı alma yetkisinin de Avrupa Konseyi'ne ait
olduğu kaydedilmektedir. Birçok Avrupa ülkesi lideri ve siyasi
partilerinin Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olduğunu ifade ettiği
belirtilen başyazıda, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile ilgili söz
hakkına 10 ya da 20 yıl içinde sahip olacağına işaret edilmektedir.
L'Express dergisinde
(31/05-06/06) "Fransızlar Avrupa Karşıtı mı Oldular?" başlığı altında ve
Christophe Barbier-Alain Louyot imzasıyla Fransa İçin Hareket Partisi (MPF)
Başkanı Philippe de Villiers ve Fransa'da Mart ayında yapılan yerel
seçimler sonrasında hükümette yapılan bazı bakan değişikliklerine kadar
Avrupa konularından sorumlu Delege Bakan Noelle Lenoir ile yaklaşan AP
seçimleri kapsamında yapılan mülakata yer verilmektedir. Egemenlikçi
akımın başını çeken Fransa İçin Hareket Partisi (MPF) Başkanı Philippe
de Villiers ve Avrupa konularından sorumlu eski Delege Bakan Noelle
Lenoir'in, ekonomik büyüme, kurumların işleyişi, dış politika, savunma,
AB'nin genişlemesi, AB Anayasa taslağı ve Türkiye'nin AB adaylığı
konusundaki soruları cevapladıkları mülakatta, "'Fransız kamuoyunun
Türkiye karşısındaki rahatsızlığı nasıl açıklanabilir?' sorusuna verilen
cevaplar şöyledir:
"PHILIPPE DE VILLIERS: Bize
bir taraftan, anayasasıyla birlikte Avrupa diye adlandırılacak yeni bir
ülke, yani bir devlet yaratmak gerektiği söyleniyor. Diğer taraftan
sınırlarının nerede sona ereceğini boşlukta bırakalım deniyor. Türkiye
konusuna gelince, bize, Brüksel Komisyonu'nun bu ülkeyle üyelik
müzakerelerinin açılıp açılmayacağına esas teşkil edecek görüşünü 1
Ekim'de açıklayacağı söyleniyor. Sorun, Avrupa mı yoksa Avrasya mı
yaratılmak istendiğini bilmekte yatıyor! Türkiye, gerek coğrafyası,
gerek tarihi ve gerekse kültürel dünyasıyla Avrupalı değildir. Öte
yandan akla gelebilecek tüm mafyaların platformudur. AB Anayasası'na
gelince, nüfus ağırlığına endekslenmiş bir karar mekanizması öngörüyor.
Bu demektir ki, Türkiye Avrupa'ya girdiği zaman AB Konseyi'nde
Almanya'dan daha fazla ses çıkaracak, Avrupa Parlamentosu'nda Fransa'dan
daha çok parlamentere sahip olacak ve karar mekanizmasının işleyişinde
diğerleri gibi bir ülke değil de ağır basan bir ülke olacak. Türkiye'yi
bugünkü işleyişi devam eden bir Avrupa Birliği'ne kabul etmek demek,
Avrupa'nın sonunu getirmek olur.
NOELLE LENOIR: Karmaşık bir
konu sözkonusu. Başta siz (Philippe de Villiers) olmak üzere bazı
siyasetçiler, seçim stratejisi olarak bu konuyu ön plana çıkarmanın
akıllıca olacağını zannettiniz. Avrupa'nın kimlik sorunu olduğu
konusunda haklısınız. Bu nedenle, Avrupa Birliği'ne giriş kriterlerine
saygı gösterilip gösterilmediğinin titizlikle teyit edilmesi
gerekmektedir: Demokrasi, insan hakları, azınlık hakları, istikrarlı
ekonomi v.s. gibi bilinen kriterlerin hepsini yerine getirmediği sürece
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ndeki yerini alması mümkün olmayacaktır.
Bugün bu kriterlerin hepsini yerine getirmemiştir. Ancak Avrupa, hukuka
ve verdiği taahhütlere saygı göstermek demektir. Sadece Türk Hükümeti
karşısında değil ayrıca Türk halkı karşısında üstlenmiş olduğu
yükümlülüklerden söz ediyorum. Avrupa kulübüne giriş kriterlerine saygı
gösterip göstermediğinin titizlikle incelenmesi bizzat Türkiye'nin kendi
menfaatinedir. Türkiye halen, bu konudaki çabaları sürdürüyor: Ordu ve
sivil yönetim arasında ayrım yapılması, ölüm cezasının kaldırılması
gibi... Türkiye'nin Avrupa'da mı yoksa Asya'da mı yer aldığı sorusuna
gelince... Bu sorunun cevabı 1949'da, daha açık bir ifadeyle,
Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesi olarak kabul edilmesiyle
birlikte verilmiştir. (...)
"Din unsurunun bu tartışmada
yeri olmalı mı?" sorusuna verilen cevaplar ise şöyledir:
PHILIPPE DE VILLIERS: Hayır.
'Hıristiyan Kulübü' ifadesi Erdoğan tarafından icat edildi. Bu bir Türk
propagandasıdır! Avrupa'da 'Hıristiyan Kulübü' yoktur. Avrupa, laik
ülkeler bütünüdür. Buna karşın Türkiye'de bir İslamcılık sorunu
mevcuttur. Paris'in XI'inci Bölgesindeki imam Türkiye'ye gönderilecek.
Türkiye Avrupa Birliği'ne girdiği zaman ne yapılacak?
NOELLE LENOIR: İslamcı
tehlike her yerde mevcut. Anayasalarına göre, sadece iki Avrupa
devletinin laik olduğu kamuoyunca yeterince bilinmiyor: Bunlardan biri
Fransa, diğeri de Türkiye..."
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin
Türkçe yayınında (04/06) "AB, Türkiye'ye Kopenhag Zirvesi'nde Çizilen
Perspektifin Arkasında Durduğunun Sinyalini Verdi" başlığı altında ve
Zeynel Lüle imzasıyla yer verilen bir haberde, AB'nin, Türkiye'ye,
Kopenhag Zirvesi'nde çizilen perspektifin arkasında durduğunun
sinyalini verdiği ve Birliğin 17-18 Haziran tarihlerinde Brüksel'de
yapılacak yaz zirvesinin taslak sonuç bildirgesinin, Türkiye açısından
olumlu ifadeler içerdiği belirtilmektedir. Taslağa göre, Avrupa
Komisyonu'nun Türkiye hakkında yayınlayacağı ilerleme raporunun,
Ankara'nın Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdiği yönünde
olursa, Aralık 2004'te üyelik müzakerelerine gecikmeden başlanacağına
işaret edilmektedir. Taslakta ayrıca, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili
yapıcı tavrından da övgü ile bahsedildiği belirtilen haberde, Türkiye'de
son dönemlerde AB'ye uyum konusunda reformların ve özellikle mayıs
ayındaki son anayasa değişikliğinin memnuniyet verici olduğunun da
belirtildiği, ayrıca reformlarla ilgili uygulamaların, bürokrasinin
bütün seviyeleri ile Türkiye'nin bütününde hayata geçirilmesi çağrısının
da yapıldığı ve bu sürecin hızlandırılmasının istendiği ifade
edilmektedir.
BBC'nin internet
sayfasında (04/06) "Almanya... Türkiye Merkezi Rol Alıyor" başlığı
altında ve Ray Furlong imzasıyla yer verilen makalede, Almanya'da,
muhafazakar muhalefetin (CDU/CSU), iktidardaki Kırmızı-Yeşil Koalisyon
hükümetine yönelik azalan desteğinin, kendi menfaatine çevirmesinin
beklendiği ve bu durumun, ekonominin zorda olmasından kaynaklandığı,
kamuoyu araştırmalarına göre CDU'nun, seçimlerde oyların çoğunu alarak
zafer kazanacağı öne sürülmektedir. Bu koşullar altında,
muhafazakarların hükümete darbe niteliğinde başka bir olayla da gündeme
geldikleri belirtilen makalede, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
olduklarını açıklayarak onlarca yıldır uygulanan politikayı alt üst
ettikleri ve konunun, Avrupa'nın en kalabalık Türk nüfusuna sahip -2.5
milyon- bu ülkede şiddetli tartışmalara yol açabileceği işaret
edilmekte, pek çok Almanın, AB'nin son genişlemesinin bile oldukça
fazla olduğunu düşündüğü ve Türkiye'nin AB'ye katılımını desteklemediği
kaydedilmektedir.
Reuter'in (04/06)
"Türkiye'nin AB Adaylığına İlişkin Taslak Bildiride Kullanılan Dilin
Değiştirilmesi Talebi Reddedildi" başlığı altında ve Paul Taylor
imzasıyla yer verdiği bir haberde, diplomatların bildirdiğine göre,
Avusturya'nın, Türkiye'nin adaylığına ilişkin bir taslak bildiride
kullanılan dilin değiştirilmesi yönündeki talebinin AB ülkelerince
reddedildiği belirtilmektedir. AB tarafından hazırlanan taslak metinde
"siyasi kriterleri karşılaması koşuluyla Türkiye ile müzakerelere
'erteleme olmaksızın' başlanmasının" taahhüt edildiği ifade edilen
haberde, Avusturya bu itirazının, AB büyükelçilerinin, 25 üyeli bloğun
17-18 Haziran'da gerçekleştirecekleri ilk zirvede yayımlanacak olan
taslak bildiri üzerine başlayan görüşmeleri sırasında dile getirdiği
belirtilen haberde, AB Dönem Başkanı İrlanda'nın taslak metinde, "Avrupa
Konseyi'nin, Aralık 2004'te Komisyonun tavsiye ve raporunu esas alarak
Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni karşıladığına karar vermesi durumunda
Birlik, AB'nin Türkiye ile erteleme olmaksızın müzakerelere
başlayacağına dair verdiği sözü tekrar teyit etmiştir." şeklindeki
standart ifadeyi kullandığı kaydedilmektedir. Diplomatların, Viyana'nın,
AB'nin müzakerelere "erteleme olmaksızın" başlanması yönündeki
ifadelerin kaldırılarak metnin tamamen yeniden formüle edilmesini talep
ettiğini; fakat yeterli destek bulamadığını söyledikleri ifade edilen
haberde, bir diplomatın, "Avusturyalılar ifadenin değiştirilmesini
istediler; fakat üzerinde anlaşılan bir ifade olduğundan bu girişim
baştan kaybedilmiş bir davaydı. Yazılı ifadelerin kendi güçleri vardır.
Genişlemeyle ilgili verdiğimiz bir sözden asla geri adım atmadık. Diğer
ülkeler arasında, önceden kabul edilen bildiride herhangi bir
değişiklik talebi yok." dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia
gazetesinde (04/06) "Brüksel Türkiye'ye Okey Demeye Hazır" başlığı
altında ve Yorgos Daratos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Brüksel'de
17 ile 18 Haziran'da yapılacak olan AB zirve toplantısında alınacak
kararlarla ilgili taslağında, demokratikleşme yönünde attığı önemli
adımlardan dolayı Türkiye'ye yönelik övgüler yer alacağı ve AB'nin
genişlemesine ilişkin karar taslağının Türkiye'ye ilişkin özel
bölümünde, "AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerine hiçbir erteleme
olmadan başlayacaktır." denildiği belirtilmekte, bunun, "Aralık 2004'te
yapılacak AB zirvesinde, AB Komisyonu'nun sonbaharda Türkiye konusunda
hazırlayacağı rapor dikkate alınarak, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni
uygulayıp uygulamadığı konusunda karar aldıktan sonra olacağı"
kaydedilmektedir. Türk Hükümeti'nin Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirme konusunda gösterdiği kararlılık AB Komisyonu'nda memnuniyet
yarattığı ve bu çerçevede, AB zirvesi ile ilgili karar taslağında,
gelecek aylarda reform işlemlerinin ülke çapında tüm idari kademelerde
uygulanmasının öneminin vurgulandığı ifade edilen yorumda, AB'nin karar
taslağında, reformları uygulama yönünde sarfettiği çabalardan dolayı
Türkiye'yi desteklemeye devam edeceği kaydedilerek, "AB, ekonomisinin
istikrara kavuşması ve ülkede reformların uygulanması için çaba sarfeden
Türkiye'yi cesaretlendirmeye devam ediyor (...) Ayrıca, BM'nin Kıbrıs
sorununa nihai çözüm bulunması çabalarına Türkiye'nin sağladığı katkılar
AB'de memnunluk yarattı." denilmektedir.
İmerisia gazetesinde
(04/06) "İyimser Mesaj" başlığı altında yayımlanan başmakalede,
Brüksel'deki AB Konseyi Zirvesi'nin, Türkiye'nin demokratikleşmede
kaydettiği büyük ilerlemeyi içeren nihai rapor taslağının, siyasi
sorumluluk gösteren ve AB'nin güvenilirliğine saygıyı yansıtan bir
metin olduğu vurgulanmaktadır. Metnin, Alman Hıristiyan-Demokratların
CDU'su ile Fransa'da Chirac'ın UMP'si başta olmak üzere, AB'deki
muhafazakar partiler tarafından demagojik bir şekilde üretilen çok
olumsuz ortama karşı dengeler kurduğu, muhafazakar partilerin bu ortamı
yaratmakla, Türkiye'ye bir "hayır" deme aracılığıyla bu partilerin
ideolojik fakirliklerini saklamaya çalıştıkları, ancak aynı zamanda
siyasi düzeyde demagoji yapan "aşırı sağın" siyasi rehineleri
olduklarını da gösterdikleri belirtilen başmakalede, Atina'nın,
Türkiye'nin Avrupa yöneliminin teyit edilmesinden kazanç sağlamayı
değil, stratejik güvence sağlamayı beklediği kaydedilmektedir.
Ta Nea gazetesinde
(04/06) "Kıbrıs'tan Türkiye'ye İlk Veto" başlığı altında ve Yorgos
Tsalakos-Athanasios Ellis imzalarıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs'ın,
AB'de Türkiye'ye karşı ilk vetosunu Kullandığı ve Kıbrıs'ın daimi
temsilcisi Büyükelçi Theofilu'nun, Daimi Temsilciler (COREPER)
toplantısında, Türkiye'nin Avrupa yönelimine itiraz ettiği ve konunun
siyasi düzeyde, AB Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülmesini talep
ettiği belirtilmektedir. Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye'nin kısa
bir süre önce AB-Türkiye gümrük birliğini, 10 yeni AB üyesi ülkeden
dokuzuyla genişletmesi üzerine Kıbrıs'ın, bu itirazını dile getirmek
"zorunda kaldığı" ifade edilen yorumda, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos
ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında, Kıbrıs sorununun
çözümlenmesi yönünde ümitler bırakmayan soğuk bir ortamda,
referandumlardan sonra yapılan ilk görüşmeye yer verilmektedir.
Ta Nea gazetesinde
(04/06) "AB Seçimleri ve Türkiye" başlığı altında ve P. İoakimidis
imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "AB seçimlerinin
yaklaşmakta olduğu bu dönemde, AB genişlemesi çerçevesinde, Türkiye'nin
AB üyeliğinin Avrupa çapında tartışma konusu olarak ön plana çıktığı
görülüyor. On yeni ülkenin AB üyesi olmasının ardından, çoğu AB üyesinin
Türkiye'nin AB üyeliğini kaygı ile karşıladığı gözleniyor. Bu ülkeler
hata yapıyorlar. Bazı ülkelerin ihtiyatlı olması makul sayılabilir,
ancak çoğu ülkenin kaygıları yersizdir. Gerçekten de AB, üyelerini
'25'e çıkarma konusunda gerekli ön hazırlıkları yapmış değildi. AB
Anayasası hazırlanmadan, AB'nin genişlemesi bu durumu açıkça ortaya
koymak için yeterli bir örnektir... AB üyesi ülkeler kamuoylarına
Türkiye'nin AB üyeliğinin faydalarını anlatmamış, Türkiye'nin AB
üyeliğinin olumlu yanlarını ikna edici şekilde belirtmemişlerdir."
To Vima gazetesinde
(04/06) "Molivyatis: Türkiye'nin AB Yönelimini Destekliyoruz" başlığı
altında bir yorumda, Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in,
"Yunanistan'ın günümüzde uluslararası alanda, AB içinde ve genel olarak
bölgemizde güçlü bir konumda bulunması AB üyeliğinden
kaynaklanmaktadır. Bu durum Konstantin Karamanlis'in stratejik açıdan
yaptığı doğru seçimi ortaya koyuyor." dediği belirtilmektedir. Dışişleri
Bakanı Molivyatis'in, "Çağdaş tarihimizde ilk defa tüm siyasi partiler
dış politika konusunda hemfikirdirler. Günümüzde, ülkemizin Avrupa ve
dünyadaki konumu konusunda görüş birliğinde olma şansını elde ettik.
Yunanistan, bölgede barış, istikrar ve refah için çaba sarfeden ve bu
yönde başka ülkelerle işbirliğinde bulunan, istikrarın ve demokrasinin
hüküm sürmesinde önemli rol oynayan bir ülke konumundadır; Türkiye başta
olmak üzere, komşu ülkelerin AB yönelimini destekliyor ve bu yönde
katkılarda bulunuyor. Yunanistan, barış ve istikrar yolunda ilerlemeyi
seçmiştir." şeklindeki ifadesi aktarılan yorumda, Kıbrıs'ın AB üyesi
olmasının tarihi önemini de vurgulayan Molivyatis'in, "Türkiye'nin AB
yöneliminde ve Kıbrıs konusunda kaydedilecek olumlu gelişmelerin
Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişmesinde ve gerginliğin tamamen
giderilmesinde önemli rol oynayacağına" inandığını da söylediği
kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR