08.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 08/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  4-7 Haziran 2004 tarihleri arasında yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (07/06) "Türk Devlet Televizyonu Etnik Dillerde  Yayına Başladı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Türkiye'nin, AB katılım  müzakerelerinde şansını artırma  çabasıyla 30 dakikalık Boşnakça yayınla uzun süredir ertelenen   etnik dillerde yayına başladığı bildirilmektedir. Zaza ve  Kirmancanin yanı sıra Arapça, Çerkezce için de kısa programlar  yapılacağı belirtilen haberde, TBMM'nin 2002'de, AB üyelik  kriterlerini karşılamak için Kürtçe ve diğer etnik dillerde  sınırlı da olsa yayın yapılmasına ilişkin bir yasa onayladığı;  fakat resmi yayın organı TRT'nin içindeki bürokratik  tartışmalar nedeniyle uygulamanın ertelendiği ve bu  ertelemeden ötürü Türkiye'nin, AB'nin, çıkarılan yasaları  uygulamaya geçirmek için daha fazla çalışmak zorunda olduğu  yolunda eleştirilerine hedef olduğu hatırlatılmaktadır. Haber  programında AB'nin Ankara'daki temsilcisi Hansjoerg  Kretschmer'in Türkiye'nin AB'ye katılım için yaptığı  reformları övdüğü; fakat uygulamadaki yavaşlıktan ötürü de  eleştirdiğinin belirtildiği kaydedilen haberde, Türkiye'nin,  dil reformlarını, AB liderlerinin Türkiye'nin Avrupa Blokuna  katılımıyla ilgili müzakereler için bir başlangıç tarihi  vermesinde etken olabileceği umudunda olduğu ifade  edilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (07/06) "Konferans,  Türkiye'nin AB Üyeliğine Destek Arıyor" başlığı altında ve  Jörn Breiholz imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya Türk  Toplumu (ATT) Başkanı Hakkı Keskin'in,  Türkiye'nin AB üyeliği  için destek girişimi başlattığı ve ayrıca İslamcı lider Metin  Kaplan'ın sınır dışı edilmesini istediği belirtilmektedir.  Hamburg'daki Türk Toplumu delegelerinin konferansında  Türkiye'nin AB üyeliğini şiddetle savunan siyaset Profesörü  Hakkı Keskin'in, "AB üyeliğinin Almanya'daki Türklerin  yaşantılarını ve Almanlarla birlikte yaşamlarını  etkileyeceğini" söyleyerek, "Almanya'yı, hatta AB'yi kültürel  ve dini açıdan homojen bir Hristiyan ülke olarak görmek, her  türlü mantığa ve gerçeğe aykırıdır" dediği belirtilen yazıda,  sosyal demokratların Avrupa seçimleri için birinci sıradan  adayı Martin Schulz'un ise konferansta, her ne kadar  Federal  Alman Hükümeti açıkça desteklese de, Türkiye'nin AB üyeliğinin  otomatiğe bağlı olmadığını vurguladığı, AB'nin ilerleme  raporunu sunmasının ardından, katılım  müzakerelerinin  başlatılmasını umduğunu, bu görüşüyle Birlik Partileri içinde  bir azınlığı temsil ettiğini kabul eden CDU Milletvekili  Ruprecht Polenz'in ise, "Demokrasi, insan hakları ve  azınlıkların korunmasına ilişkin modelimizin, İslam ülkeleri  için de uygun olduğundan eminim" dediği aktarılmaktadır.  Federal Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Gerd Anders'in de, şahsen  aralık ayında katılım müzakerelerinin başlatılmasından yana  olduğunu dile getirdiği kaydedilmektedir. 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (05/06) "Türkiye'nin Katılımına  Evet Ya Da Hayır... AB Aralık Ayında Karar Verecek" başlığı  altında ve AB seçimleri özel ekinde, Klaus Faissner imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek  istediği ve bu isteğinin Brüksel ve AB ülkelerinde büyük  yankılara neden olduğu vurgulanmaktadır. Avusturya halkının  büyük bir çoğunluğunun (geçen kasımda yapılan market-anketine  göre yüzde 70'i) Türkiye'nin AB'ye katılımının lafını bile  etmek istemediği, Parlamento'da temsil edilen partilerin  dördünün de, aynı yoğunlukta olmasa da bu hayır cevabına  katıldığı belirtilen yazıda, bu bağlamda en sert tutumu,   Türkiye'nin katılımı sonucu AB'nin mali ve kültürel açıdan  zorlanacağını vurgulayan FP'nin sergilediği, Türkiye'nin   katılımına en az karşı çıkanların ise Yeşiller olduğu ifade  edilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılımı buna karşın  Almanya'daki  SPD ve Yeşiller, Fransız Cumhurbaşkanı Jaques  Chirac, Polonya, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther  Verheugen ve Dış Politika Komiseri Chris Patten tarafından   desteklendiği, hatta Patten'ın Türkiye'yi açıkça bir Avrupa   ülkesi olarak tanımladığı kaydedilmektedir.

            Der Standard gazetesinde (06/06) "Ne AB ne de Türkiye  Üyelik için Hazır" başlığı altında ve APA kaynaklı yayımlanan  bir haberde, Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in, Wachau  Avrupa Forumu'nda, bir yandan Türkiye'nin diğer yandan da  AB'nin, Türkiye'nin AB üyeliğine hazır olduğuna kuşkuyla  baktığı belirtilmektedir. Schüssel'in, ne AB'nin ne de  Türkiye'nin bu üyelik için hazır olduğunu düşündüğünü  belirttiği, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in ise,  Türkiye'yi AB yolunda desteklediğini söylediği ifade edilen  haberde, Schüssel'e göre, "Türkiye'nin AB üyeliğinin,  birincisi Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi,  ikincisinin ise bu üyeliğin AB'ye olan etkisi" prensibine  bağlı olduğu kaydedilmektedir. Haberde, "Avrupai bir  Türkiye'nin; Türkiye için, Türkiye'nin komşu ülkeleri ve bütün  Avrupa için avantajlı olacağını" vurgulayan Karamanlis'in,  "Türkiye'nin AB üyeliğinin öncelikle Türkiye'ye bağlı  olduğunu" ve "Türkiye'nin, reformların devamının ve Avrupa  standartlarına yaklaşmanın tek sorumlusu olduğunu" söylediğine  işaret edilmektedir.

            Die Presse gazetesinde (07/06) "Bu Doğrudan Türkiye'ye  Bağlıdır" başlığı altında ve Franziska Annerl imzasıyla  yayımlanan haberin Türkiye'yle ilgili bölümünde, Yunanistan  Başbakanı Karamanlis'in, Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesinden  yana konuşurken, Başbakan Schüssel'in Türkiye'yi katılıma  hazır bulmadığını ifade ettiği belirtilmektedir. Wachau'da  Göttweig Manastırı'nda gerçekleştirilen Avrupa Forumu'nun  başlıca konularından birinin de, Türkiye'nin AB üyeliği  olduğu belirtilen haberde, Karamanlis'in, ülkesinin,  Türkiye'nin AB üyeliğini onayladığını yinelerken Avusturya'nın, Türkiye'nin AB'ye alınmasının şu anda düşünülemeyeceğini   vurgulayarak, "Avrupalı bir Türkiye'nin hepimizin yararına  olacağını düşünüyorum" dediği aktarılmaktadır. Karamanlis'in,  Avusturya ve Almanya gibi ülkelerde, Türkiye'nin katılımına  karşı sürdürülen direnişin de kırılacağından emin olduğunu  ifade ettiği ve "Şu anki gelişimin birçoklarını ikna  edeceğini" sözlerine eklediği ifade edilen haberde,  Karamanlis'in, Türkiye'nin şansının da böylece artacağını  belirttiği, Başbakan Wolfgang Schüssel'in ise, "Türkiye  konusunda kararlaştırılanlara uyulmasının önemli olduğunu"  söyleyerek, önce Türkiye'nin giriş müzakerelerine başlamak  için gerekli olan kriterleri yerine getirip getirmediğinin  gözden geçirilmesi gerektiğine işaret ettiği kaydedilmektedir.

            Salzburger Nachrichten gazetesinde (05/06) "Türkiye'nin  Katılımının AB Açısından Neticeleri" başlığı altında ve  Manfred Perterer imzasıyla yayımlanan, AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan mülakatın  Türkiye'yle ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Birçok seçim kampanyasında yer verilen gerçekten   Avrupa'ya ilişkin tek konu Türkiye'nin katılım ihtimali. Bu   konuda bundan sonra izleyeceğiniz program nasıl olacak? 

            VERHEUGEN: Üç belgeden ibaret bir paket oluşturulacak.   Bu belgelerden birincisi, geçen beş yıla ilişkin adil ve   tarafsız bir şekilde hazırlanmış bir ilerleme raporu olacak.   İkincisi, Türkiye'nin AB'ne katılımı halinde, bunun yaratacağı   etkilere ilişkin bir çalışma. Burada katılımın siyasi,  ekonomik ve öncelikle de mali neticelerine yer verilecek.  Üçüncü belge ise ne yapılması gerektiğine dair somut bir  tavsiyeyi içerecek. 

            SORU: Bu nasıl bir tavsiye olacak? 

            VERHEUGEN: Bu soruyu ancak inceleme raporu  tamamlandıktan  sonra cevaplayabilirim. Benim için kesin olan  tek şey, bunun öncelikle Türkiye'de kararlaştırılan  reformların gerçekten uygulanıp uygulanmadığına bağlı olacağı". 

            Der Standard gazetesinde (07/06) "Farklı Bir AB Seçim  Kampanyası" başlığı altında ve Eva Linsinger imzasıyla  yayımlanan haberin Türkiye'yle ilgili bölümünde, Avrupa  Konseyi'nin ÖVP'li Genel Sekreteri Walter Schwimmer'in   yeniden seçilmek adına farklı bir tavır sergilediği ve onun,  Türkiye'yle görüşmelere "mümkün olduğunca çabuk" başlama  taraftarı olduğu belirtilmektedir. 1999'da Strasbourg'daki  Konsey'in genel sekreterliğine seçilen ÖVP'li parlamenterin,  Avrupa Konseyi'nde partisinin çizgisinden oldukça ayrı bir  tavır sergilediği ifade edilen haberde, "Örneğin, Türkiye'nin  AB üyeliğine ilişkin olarak, Avusturya'daki seçim  kampanyasında kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir şeyi  dile getiriyor: 'Türkiye'yle AB'ye katılım konusunda mümkün   olduğunca çabuk müzakerelere başlanmalı. Bu müzakereler   Türkiye'deki demokratikleşme sürecini hızlandıracaktır'"  denilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            Valeurs Actuelles dergisinde (04-10/06) "İtalya'daki  Tartışma... Türkiye'nin AB'ye Katılmasına Taraftar veya  Muhalif Olmak" başlığı altında ve Sébastien Fumaroli  imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Mamma  li Turchi! XV'inci yüzyılın İtalya'sını kana bulayan  Osmanlıların talanlarını hatırlatan bu korku çığlığı, İtalyan yarımadasında unutulmadı: Venedik'ten Palermo'ya kadar   çocukları korkutmak için halen bu cümle kullanılıyor. Ancak   bugün bu cümleyi Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümetinin   Türkiye'sine mal etmek gibi bir şey söz konusu değil. İtalya,   Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin Avrupa'daki avukatı   rolünü oynamaya kararlı görünüyor. Papa'yı bir tarafa  bırakacak olursak Roma'da siyasi mutabakatta çatlak yaratan  seslere nadiren rastlanıyor. Hatta Ankara hükümetine karşı Kürt azınlığını uzun zaman savunan eski Komünist sol da aynı  safta yer alıyor. Bugün sadece sosyalistler değil  muhalefetteki liberaller de Türkiye'ye olumlu yaklaşıyorlar...   Silvio Berlusconi, Türkiye'nin AB üyeliğini 'şahsi' bir  mesele haline getirdi... İtalyan Antonio Tajani'nin Birinci  Başkan Yardımcılığını yaptığı Avrupa Halk Partisi (PPE)  bünyesinde Forza İtalia Partisi, Türkiye'nin Avrupa'ya  girmesi gerektiğini savunuyor ve böylelikle Fransız UMP  (Halk Hareketi İçin Birlik Partisi) ile Alman CDU'ye karşı  çıkıyor. Aynı şekilde, aslında Türkiye'ye karşı olan François  Bayrou'nun UDF'sinin (Fransız Demokrasisi İçin Birlik Partisi)  ittifak halinde olduğu Prodi'nin listesinde yer alan İtalyan  adaylar da, Ankara'ya 'kuru bir hayır' cevabı verilmesini  reddediyorlar. Halkçı Parti Kuzey Birliği, Türkiye'nin  Avrupa'ya girmesine karşı çıkıyor..."   

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinde (07/06) "Türkiye'ye Kıbrıs  Konusunda AB Mevzuatına Uyma Çağrısı" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye mektup  göndererek, Kıbrıs konusunda Avrupa'nın mevzuatına uymaya  çağırdığı belirtilmektedir. AB Genişleme Birimi Genel Müdürü  Fabritsio Parpazos'un, Günther Verheugen'in emirleri  doğrultusunda Türkiye'ye gönderdiği mektupta, Türkiye-AB  Gümrük Anlaşmasını "Kıbrıs Cumhuriyeti"yle de genişletmeye  "mecbur olduğunu" vurguladığı ifade edilmektedir. Mektubun,  Türkiye'nin, AB'ye yeni üye olan dokuz ülkeyle anlaşmayı  genişletme kararı almasının, ancak Kıbrıs'ı buna dahil   etmemesinden dolayı gönderildiği ve AB üyesi ülkelerin   çoğunluğunun, "ortaklarından biri olan Kıbrıs'ın" aday bir   ülke tarafından yok sayılmasını kabul etmemelerinden dolayı   Türkiye'nin, AB'nin önerilerine uymaktan başka bir yolu  olmadığı kaydedilen haberde, bu olayın, Türkiye'yi, "Uzun  bir dönemdir kaçındığı bir şey olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  tanınmasına" götüreceği ileri sürülmektedir.           

 

            İSVEÇ BASINI: 

            Dagens Nyheter gazetesinde (04/06) "Avrupa ve Muhammed"  başlığı altında yer alan başmakalede şöyle denilmektedir:  "Avrupa Parlamentosu için yapılacak seçimler öncesinde,   Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını ileri sürenler çıkmaya   başladı. Bu görüşü savunanlar, Türkiye'nin Avrupa'nın bir   kenarında yer alan Hristiyan ve Avrupalı olmayan, Batılı   değerlere yabancı bir ülke olduğunu iddia etmekteler.   Tarihsel açıdan bakıldığında, Avrupa kavramının eski   çağlardan beri 'Batı' kavramıyla eşdeğer olduğunu ileri   sürmek mümkün değildir. Topraklarının büyük bölümü Asya ve   Afrika'da yer almış olan Romalılar kendilerini Avrupalı   olarak görmemişlerdir. Avrupa kavramında Romalılardan   hareket ettiğimiz takdirde, Türkiye'nin, örneğin Polonya   ve İsveç'ten daha fazla AB'ye üye olmaya hakkı olduğunu   görürüz. Bugünkü Türkiye, İmparatorluğun entegre olmuş bir   parçası olarak Roma İmparatorluğu içinde yer almıştır.   Halbuki Roma orduları kuzeydoğu Avrupa'ya girmemiş ve   Roma yasaları bu bölgelerde geçerli olmamıştır... Avrupa'ya 17. yüzyıldan sonra Avrupa denmeye başlandığı, reform öncesi  Avrupa'nın 'Hristiyanlık' kavramıyla tarif edildiği doğrudur.  Avrupa'nın Hristiyanlıkla tarif edildiği bu dönemlerde  Hristiyanlar, kıtalarını İspanya ve Balkanlar'da zorlayan  İslam dinini düşman olarak görmüşlerdir. İslam dininin Avrupa  fikrinin ortaya çıkmasında büyük rolü olduğunu söylemek de  mümkündür... Avrupa tarihinin İslam diniyle olan yakın ve  aynı zamanda düşmanlığı da içeren bu ilişkileri  düşünüldüğünde, Türkiye'nin aday ülke olarak kabul edilmesi  görüşünün özellikle savunulması gerekmektedir. Bu şekilde  uzun zamanlardan beri süren karmaşık bir ilişkiyi  sonuçlandırmak ve ileriye doğru bir adım atmak konusunda  elimize tarihi bir fırsat geçmiştir. Türkiye'nin AB üyeliğine  aday ülke olarak kabul edilmesi halinde, AB içinde ve dışında  yer alan, dinler arasında husumet yaratarak dünyayı bölmeye  çalışanlara, AB'yi Hristiyan birliği haline getirmeye çalışan  gerici güçlere ve üçüncü dünya ülkelerindeki radikal dincilere  Avrupa Birliği'nin laik, çoğulcu ve liberal olduğu konusunda  iyi bir sinyal verilmiş olacaktır. Türkiye'nin AB'ye üye  olabilmesi imkanının doğması halinde, Türkiye'deki demokratik ve   hoşgörü sahibi güçler de kuvvet kazanacaktır..."   

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Elefterotipia gazetesinde (07/06) "Karamanlis: Türkiye'yi  AB İçinde Görmek İstiyoruz" başlığı altında yayımlanan bir  yorumda, Başbakan Karamanlis'in, "Wachau Avrupa Forumu"nda,   Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söylediği, Avusturya  Başbakanı'nın aksine, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çok   ihtiyatlı bir tavır takınarak, "Ne bu ülke, ne 70 milyonluk  nüfusu, ne de AB böyle bir adımın atılması için hazırlıklıdır.  Türkiye'nin AB üyeliği iki şeye bağlıdır: İnsan hakları  konusunda Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi ve  üyeliğinin doğuracağı neticelerin neler olacağı" dediği  belirtilmektedir. Paris, Berlin ve AB üyesi başka ülkelerden  sonra, Türkiye'nin aralık ayında üyelik müzakereleri için  tarih almaması gerektiği yolunda Avusturya'da da seslerin   yükseldiği ve Avusturya'nın "hayır" cephesinde yer aldığının   görüldüğü ifade edilen yorumda, Başbakan Karamanlis'in,  Avusturya Başkabanı'yla düzenledikleri ortak basın  toplantısında dahi, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana tavır  takınarak, AB Anayasası'nda Avrupa'nın Hristiyan kimliğinin  vurgulanmasının Türkiye gibi Müslüman ülkelerin AB'nin   genişleme süreci çerçevesinde AB'ye girmelerine engel   teşkil etmemesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.  Yorumda, Başbakan Karamanlis'in, "Avrupalı bir Türkiye, başta  Türkiye olmak üzere komşularının ve bütün Avrupa'nın  yararınadır. Ülkede reformların uygulanmasından, AB  değerlerine uyum sağlanmasından Türkiye sorumludur. Öte   yandan AB, Avrupa standartlarında olacak bir Türkiye'yi   kabul edip etmeyeceği konusunda kararını almalıdır"  şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır. 

 

ESKİ SAYILAR