10.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 10/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (09/06) "Türkiye... TRT Kürtçe Yayına Başladı"  başlığı altında ve Selcan Hacaoğlu imzasıyla yer verdiği  bir haberde, Türkiye'nin Kürt dilinde yayına başladığı ve  ülkenin AB'ye üyelik yolunda attığı yenilikçi çabalar  çerçevesinde çıkardığı yeni yasalarla bir dönemin tabu  dili Kürtçe ile artık kısa süreli programların yayımlanacağı belirtilmektedir. Kürtçe yayının, ülkenin en çok tenkit  edilen insan hakları sicilini düzeltmek ve AB'ye üyelik  şansını artırmak niyetiyle atılmış bir adım olduğu ifade  edilen haberde, 15 yıl boyunca Kürt gerillalara karşı  savaşan Türkiye için bunun hiç de küçük bir adım olmadığı vurgulanmaktadır. Kürt yazar Şehmuz Diken'in, "Bunun bir  rüya değil gerçek olduğuna inanmaya çalıştım" dediği  belirtilen haberde, Turkish Daily News gazetesi genel  yayın yönetmeni İlnur Çevik'in de, kısa süreli yayınların  yetersiz kalacağını düşündüğü ve "Devlet tarafından düzgün  ve etkin bir biçimde yapılacak Kürtçe yayınlar, Ankara'nın  görüş ve duygularını bu insanlara iletmesini sağlayacaktır;  onlara, kendilerini önemsediğimizi ve onları Türkiye  Cumhuriyeti'nin birinci sınıf yurttaşları olarak gördüğümüzü  göstermeye yarayacaktır... Aksi halde, sadece AB içinde  kimilerine, hiç değilse birşeyler yapıyormuş gibi  göstermekle kalırız" şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.

           

            ALMANYA BASINI:

            Netzeitung'un internet sayfasında (08/06) "Almanların  Neredeyse Yarısı Türkiye'nin AB Müzakerelerine Başlamasını  Onaylıyor" başlığı altında yer alan bir yazıda, Almanların  neredeyse yarısının, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerine  başlamasından yana olduğu belirtilmektedir. Forsa  Enstitüsü'nün anketine katılan Almanların yüzde 45'inin,  Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini ifade ettikleri,  katılımcıların yüzde 34'ünün ise CDU/CSU'nun, Türkiye'ye  "imtiyazlı ortaklık" teklif edilmesi yönündeki düşüncesini  daha mantıklı buldukları ifade edilen yazıda, Almanların  yüzde 20'sinin ise kati şekilde Türkiye'nin üyeliğine  karşı çıktığı, Yeşiller Partisi yandaşlarının yüzde 61 ile  Türkiye'nin üyeliğini onaylayanların başını çektiği, bu  partiyi SPD, PDS ve FDP'nin takip ettiği, Hıristiyan Birlik  Partileri'nin ise yüzde 34 ile son sırayı oluşturduğu  kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (09/06) "Vranitzky, Türkiye'nin  AB Üyeliğine Sempatiyle Bakıyor" başlığı altında ve "afs"  rumuzuyla yayımlanan bir haberde, Berlin'deki Baden- Württemberg'in eyalet meclisindeki dinleyicilerin,  Avusturya'daki AB seçim mücadelesinin nasıl gerçekleştiğine  dair biraz fikir edinebildikleri belirtilmekte ve Avusturya  eski Başbakanı Franz Vranitzky'nin, FPÖ'nün, üzerinde  "Avrupa Birliği'nde Türkiye varsa, ben yokum" yazan  pankartlarından bahsettiği ifade edilmektedir. Vranitzky'nin,  "Üçüncü Türk Kuşatması"ndan bahseden Katolik bir piskopostan  alıntı yaptığında, salonda bir mırıldanma olduğu belirtilen  haberde, Vranitzky'nin, Türkiye'nin AB üyeliğine sempatiyle  baktığını belirttiği, fakat bu üyeliğin, "Kriterlere bakış  açısına bağlı" olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir. 

 

            BULGARİSTAN BASINI: 

            Haftalık Kapital dergisinin internet sayfasında  (07-13/06) "Avrupa için Turkish Delights" başlığı altında  ve Petır İvanov imzasıyla yer alan makalede, "Türkiye'ye  karşı çifte standartlar uygulayamayız. Kendi ülkelerimizin  bile yerine getiremediği kriterlerin yüzde yüz uygulanmasını  talep edemeyiz" diyen AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, bu açıklamasıyla Avrupa hükümetlerinden,  Türkiye'nin AB üyeliği konusunda müzakerelere başlama arzusunu  gerçekçi bir şekilde değerlendirmelerini istediği belirtilen  makalede, Verheugen'in açıklamalarına benzer açıklamaların  son zamanlarda sık sık yapılmaya başlandığı, bunun da  Türkiye'nin Avrupa üyeliği ile ilgili tartışmaların yeniden  alevlenmeye başladığını gösterdiği ifade edilmektedir.  Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili yıllık raporunu  açıklayacağı kasım ayında müzakere tarihi almayı bekleyen  Ankara'nın üyelik isteğinin, AB'nin aralık ayında yapılacak  zirve görüşmesi sırasında karara bağlanacağı hatırlatılan  makalede, o zamana kadar Türkiye'nin AB üyeliğine "evet"  diyenlerle "hayır" diyenlerden oluşan iki grubun karşılıklı  olarak atışmalarının süreceği, Ankara'nın ise Avrupa  reformlarını uygulayarak ve Avrupa başkentlerinde lobi  faaliyetlerinde bulunarak şansını artırmaya çalışacağı  kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  başkanlığındaki hükümetin geçen ay sonunda Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı olan görüş ve tutumların azaltılması  konusunda büyük bir başarı kazandığı vurgulanan makalede,  Türk Hükümeti'nin AB üyeliği yolunda gerçekleştirdiği lobi  faaliyetleri ve yeni reformlara çalışmalarına yer verilmekte  ve "Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili siyasi çekincelerin  başında 68 milyonluk nüfusu ile Türkiye'nin Birliğin karar  mekanizmalarını etkileyeceği gerçeği geliyor. Türkiye AB'ye  üye olması durumunda, Almanya'nın şu anda Avrupa Konseyi'nde  sahip olduğu oylara sahip olacaktır. Avrupa'nın Türkiye'den  'ithal' edeceği kültür ve dini değerler de siyasi tehlike  oluşturmaktadır. Bunlar arasında radikal İslam ve Türk  halkının batı ülkelerine yönelik kitle halindeki mülteci  göçü yer almaktadır" denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (09/06) "Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi,  Leyla Zana'nın Serbest Bırakılmasından Duydukları Memnuniyeti  Dile Getirdiler" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  bir temyiz mahkemesinin, şu anki ismi KONGRA-GEL olan  Kürdistan İşçi Partisi PKK ile bağlantıları nedeniyle  cezaevindeki Leyla Zana ve diğer eski üç Kürt milletvekilinin  tahliyesine karar verdiği ve kararın, bir avukatın söz konusu  dört kişinin tahliye edilmesi talebinde bulunmasının ardından  alındığının bildirildiği ifade edilmektedir. Avrupa Komisyonu  ve Avrupa Parlamentosu'nun, Leyla Zana'nın serbest  bırakılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdikleri  belirtilmektedir. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in yayımladığı bir bildiride, "Türkiye bu  kararı ile Avrupa'ya dahil olmakta ve siyasi reformları  hayata geçirmekte ne kadar kararlı olduğunu gösterdi"  dediği belirtilen haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı  Pat Cox'un da, Türkiye'nin eski Kürt milletvekili Leyla Zana  ve diğer üç milletvekilini serbest bırakmasını Avrupa yönünde  atılmış olumlu bir adım olarak değerlendirdiği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinde (09/06) "Türkiye Avrupa'nın  Geleceğine Ayna Tutuyor" başlığı altında ve merkezi Paris'te  bulunan Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nden (CERI) kıdemli  araştırma görevlisi ve Centre Marc Bloch (Berlin) üyesi  Anne-Marie Le Gloannec imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Avrupa Parlamentosu seçimleri için yürütülen kampanyanın,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine karşı çıkanlara da  ivme kazandırmış gibi göründüğü öne sürülmektedir. Almanya'da, Bavyera'daki Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'nin, Türk  aleyhtarlığı kartını oynarken, Türkiye'nin üyeliğini  destekleyenlerin seslerinin daha da az duyulduğu ve bu  tartışmanın şüphesiz, Avrupa Komisyonu nihai  değerlendirmesini yapana ve AB hükümetleri müzakerelerin  başlayıp başlamayacağına karar verene değin daha da artarak  devam edeceği belirtilen yorumda, "şiddeti giderek artan bu  ateşli tartışmanın ilginç bir özelliği var: Türkiye'yi  destekleyenler ve karşı çıkanlar, aynı tezleri alıp kendi  görüşleri doğrultusunda kullanabiliyorlar. Bunun nedeni de,  tartışmanın aslında Avrupalılarla ilgili olması: Türkiye,  AB ve vatandaşlarının kendi geleceklerine tuttukları bir  ayna" şeklindeki ifadeye yer verilmektedir. Yorumda şöyle  denilmektedir: "Türkiye'nin AB'ye niçin girmesi gerektiğine  ilişkin çok sayıda geçerli neden var. AB'nin şu ana kadar  peşpeşe yaşadığı genişlemeler, Birliğin en başarılı dış  politika hamleleri arasında yer alıyor. Türkiye'nin üyeliği  bir yandan çoğunluğu Müslüman olan bu ülkede demokrasinin  demir atması anlamına gelecek, bir yandan da AB'nin  Orta Doğu ve Kafkaslar'da daha büyük etki kazanmasına  zemin hazırlayacaktır. Türkiye'nin üyeliği, AB nüfusuna  dinamizm getirecek ve euro ekonomisine de destek  sağlayacaktır. Ama bu arada, AB'nin sınırlarının  istikrarsızlık içinde bulunan Irak'a kadar uzanmasına  ilişkin haklı endişeler de var. Ancak Türkiye'nin AB  dışında tutulması yönünde ortaya konulan gerekçelerin  çoğu, Avrupalı kimliğine ilişkin. Türkiye'nin üyeliğine  karşı sıkça seslendirilen görüşlerin bir kısmı 'Hristiyan  Avrupa' kavramından kaynaklanıyor. Daha da önemlisi, bazı  tarihçiler ve politikacılar, çoğu Avrupa devletiyle ortak  bir geçmişi paylaşmadığı gerekçesiyle, Türkiye'nin  'Avrupalı' olmadığı ve olmaması gerektiği konusunda hem  fikirler. Hatta içlerinden bazıları, Rönesans ve  Aydınlanma'nın, (bazıları buna Hıristiyanlığı da  ekleyecekler), Türkiye'ye yabancı kavramlar olduğunu  savunuyorlar... AB'nin Türkiye'nin üyeliğine henüz yeteri  kadar hazır olmadığı yönündeki görüş, belki de daha büyük  bir baskı oluşturuyor. Bazı federalist muhalifler,  İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Türkiye'nin üyeliği  konusundaki hevesinin, sıkı bağlarla bağlanmış bir Avrupa  fikrine sıcak bakmamasıyla bağlantılı olduğundan  şüpheleniyorlar: Birlik, ne kadar çok üyesi olursa,  gelecekte Maastricht Anlaşması'nın öngördüğü zeminden  o kadar uzaklaşacak. AB'nin mevcut kurumları, son  genişlemeyle üye sayısı 25'e yükselen Birlik için  yetersiz kalıyor. Büyük devletlere daha fazla hak tanıyan  yeni anayasa, 2020'de 80 milyon nüfusla AB'nin en çok  nüfuslu ülkesi olacağı tahmin edilen Türkiye'nin (Birliğe  girmesi halinde) etkinliğini artıracak. Sonuç olarak  Türkiye'nin entegrasyonu, üye ülkelerin sosyal dokularıyla  ilgili. Almanya gibi bazı ülkeler, önemli ölçüde Türk  nüfusa sahipler. Fransa gibi bazıları ise değiller. Ancak  anlaşılmaz bir şekilde Fransa, Türkiye'nin üyeliğine Alman  hükümetinin olduğundan ya da göründüğünden daha az istekli.  Bunun nedeni kısmen, Fransa'nın Arap asıllı yabancıları  toplumuna entegre etmekte, Almanya'nın Türkleri entegre  etmesine göre daha başarısız olması. Fransa aynı zamanda,  laik yapısı nedeniyle Müslüman bir ülkeyi kabul etmeye  daha isteksiz. Bu, Türkiye'nin üyeliğine karşı Fransız  kamuoyunda duyulan güçlü isteksizliği açıklayabilir.  Fransız politikacılar, okullarda başörtüsünün yasaklanmasına  karşı olan ve destek verenlerin büyük çaplı gösterileri ile  Türkiye'nin katılımına ilişkin açık tartışmaların aynı  zamana denk gelmesi nedeniyle endişe içindeler." 

 

 

  

 

ESKİ SAYILAR