ANKARA,
11/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 10 Haziran 2004 tarihinde
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Los Angeles Times
gazetesinin internet sayfasında (10/06) "AB'nin Gözü Türkiye'nin Üstünde...
Türkiye Dört Kürt Eylemciyi Serbest Bıraktı" başlığı altında ve Amberin
Zaman imzasıyla yer alan makalede, Türkiye'de, dört Kürt eski
milletvekilinin serbest bırakıldığı ve Türk devlet televizyonunun ilk
Kürtçe yayınına başladığı belirtilmekte ve bu faaliyetlerin, Türkiye'nin
bu yıl Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine başlama şansını
artırmak üzere planlandığı ifade edilmektedir. AB yetkililerinin gelişmelerle
ilgili olarak, sıcağı sıcağına takdirlerini belirttikleri kaydedilen
makalede, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in,
dört tutuklunun serbest bırakılmasından sonra, "Bugün verilen karar, Türkiye'nin
geçen iki yılda kabul ettiği siyasi reformların uygulanmaya
başlandığının göstergesi oldu." dediği, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in ise,
"Zana davası, Türkiye'nin üyeliğini engellemek isteyenlerin ellerindeki
son mazeret oldu. Türk adalet sistemi payına düşeni yerine getirdi, şimdi
top diğerlerinde" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Netzeitung'un
internet sayfasında (10/06) "Fischer, CSU'nun Türkiye Konusundaki
Tutumunu 'Mantıksız' Olarak Nitelendirdi" başlığı altında yer alan bir
yazıda, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, CSU'nun Avrupa seçim kampanyasını
eleştirdiği belirtilmektedir. Mittelbayerische Zeitung'a bir demeç veren
Fischer'in, "CSU, Türkiye'nin olası AB üyeliği konusunda mantıksız bir
pozisyon benimsiyor." dediği belirtilen yazıda, Fischer'in, CSU eski lideri
Franz-Josef Strauss ve Almanya eski Şansölyesi Helmut Kohl'un,
Türkiye'nin AB'ye girmesine onay verdiğini, ayrıca 1997 yılında
Lüksemburg'da gerçekleştirilen AB Zirvesi'nde Türkiye'nin aday ülke ilan
edilmesinden CSU üyesi ve Maliye eski Bakanı Theo Waigel ve CSU lideri
Edmund Stoiber'in sorumlu olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.
Türkiye'nin AB üyeliğini onaylayan Fischer'in, "Tam da şimdi, Türkiye'nin
yüzüne kapıyı kapatmak korkunç bir aptallık olur." açıklamasında
bulunduğu ifade edilmektedir. Yazıda, açıkça Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı olduğunu ifade eden CSU'nun, internetteki Avrupa seçim kampanyası
sayfasında, "70 milyon nüfusa sahip olan Türkiye'nin olası bir tam üyeliği
AB'nin entegrasyon uyumunu fazlasıyla zorlar. Ülkenin jeostratejik
konumu, büyüklüğü ve toplumsal gelişim alanındaki farklılıkları, ayrıca
ekonomik gücü tam üye olmasına engel teşkil ediyor. Türkiye'ye 'imtiyazlı
ortaklık' teklifinde bulunulmalı." denildiği kaydedilmektedir.
Stern dergisinde
(09/06) "Türkler Brüksel'in Kapıları Önünde" başlığı altında ve Genel
Yayın Yönetmeni Thomas Osterkorn imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle
denilmektedir: "13 Haziran'da Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak.
Ülke çapında heyecanlı tartışmaların yürütülmesine yolaçabilecek yegane
konu, siyasi partilerce kampanya sırasında pek işlenmedi: Türkiye AB
üyesi olabilir mi ve olabilmeli mi? Azınlıkların baskı altında tutulduğu
ve kadınlara ayrımcılık yapılan bir ülke, demokrasi, hukuk devleti ve
insan haklarını ön plana çıkaran bir topluluğa üye olabilir mi? 450 yıl
boyunca Hıristiyan Avrupa'ya karşı savaş yürütmüş ve Viyana'nın kapıları
önüne kadar gelmiş olan Osmanlıların devamını teşkil eden insanlar AB'ye
alınmalı mı? Evet, asıl bu nedenlerle alınmalıdır. Zira son yıllarda
Türkiye'yi hiçbir şey, nihayet AB'ye alınma perspektifi kadar bu denli
hızlı ve bu denli olumlu değiştirmemiştir. Atatürk'ten sonra en kapsamlı
reformları gerçekleştirmiş olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ciddi bir
şekilde demokratikleşme için çaba sarfetmektedir. Ölüm cezası
kaldırılmıştır; OHAL kalkmıştır; terörle mücadele kanunları
yumuşatılmıştır; generallerin gücü azaltılmıştır ve ekonomi
düzelmektedir. AB şayet bu sene Türkiye'ye kapıyı kapatırsa, herhangi
bir muğlak vaadi değil, daha 1963'de verilmiş bir sözü yerine getirmemiş
olacaktır. AB bunu 80 yıldır Avrupa'ya heyecanla bakan yegane Müslüman ülkeye
yapmış olacaktır. Üstelik bu, batı ile Müslümanlar arasındaki
ilişkilerin tam da en kötü olduğu dönemde yapılmış olacaktır. İngiltere
Avrupa Bakanı Denis Mac-Shane şöyle konuşuyor: 'Türkiye ve AB
birbirlerine muhtaçtırlar. Bunda inanılmaz bir kazanç vardır. Avrupa'da
deli, kötü veya aptal olmayan herkes Türkiye'nin önüne hoş geldin halısı
sermelidir'.”
AVUSTURYA
BASINI:
Der Standard
gazetesinde (10/06) "Schwimmer, Türkiye'nin Artık Avrupa Konseyi'nin
Gözetimi Altında Olmadığını İma Etti" başlığı altında ve APA kaynaklı
yayımlanan bir haberde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avusturyalı
Walter Schwimmer'in, Kürt politikacı Leyla Zana'nın tahliyesinin, Türk
Hükümeti'ne olumlu sonuçlar getireceğini ima ettiği ve Türk haber kanalı
NTV ile yaptığı bir söyleşide, Zana'nın tahliyesini çok sevindirici ve
Türkiye'de Kürtçe yayın yapılmasını da "çok olumlu" karşıladığı
belirtilmektedir. Schwimmer'in, Türkiye'deki insan hakları durumunun şu
sıralar gözetim altından çıkacağına inandığı ifade edilmektedir. Haberde,
Schwimmer'in söyleşide, AB'nin, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda, yeni
"engeller" yaratmayacağını düşündüğünü belirttiği kaydedilmektedir.
DANİMARKA
BASINI:
Politiken
gazetesinde (07/06) "Türkiye AB'nin İleri Sürdüğü Siyasi Kriterleri
Karşılıyor" başlığı altında ve Kopenhag Üniversitesi Öğretim Üyesi
Jesper Möller Sörensen imzasıyla yayımlanan makalede, Danimarka Halk
Partisi'nin, Danimarka kamuoyuna Türkiye'yi köktendinci ve fırsatı yakaladığında
halifeliğe geri dönmek isteyen bir ülke olarak takdim etmeye çalıştığı,
ancak Türkiye köktendinci bir İslam ülkesi olma yolunda olmadığı
belirtilmektedir. Şeriatın getirilmesini isteyenlerin sayısının çok az
ve son yıllarda yapılan reformlara kamuoyunda yoğun destek olduğu
belirtilen makalede, AB'nin, Türkiye'yi reddedecek olması halinde bile,
Türkiye'nin laik bir ülke olmaya devam edeceği, fakat böyle bir durumda
Türkiye'de milliyetçiliğin kuvvetleneceği ve ülkenin kendi içine kapanacağı
kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan çevrelerin,
ülkede gerçekleştirilen reformların gerçek hayata yansımadığını ileri
sürdükleri, tabiatıyla, anılan reformları bu kadar kısa süre içinde
Türkiye gibi büyük bir ülkede uygulamanın kolay olmadığı, ancak
şimdiden reformların bazı alanlardaki olumlu etkilerini gösteren
örneklerin bulunduğu -Kürtlere tanınan haklar vs.- ifade edilen makalede,
Türkiye'nin AB'nin ileri sürdüğü siyasi kriterleri şu anda karşıladığı,
AB'nin müzakereleri başlatmasının üyelik anlamına gelmediğinin altını
çizmekte yarar olduğuna işaret edilmekte, müzakerelerin ne kadar
süreceğinin Türkiye'ye bağlı olduğu, bununla beraber Türkiye'nin
reformlar konusunda gösterdiği sürati müzakerelerde de gösterip bunları
en kısa zamanda tamamlamasının hiç de sürpriz olmayacağı
vurgulanmaktadır.
İNGİLTERE
BASINI:
Financial Times
gazetesinde (10/06) "Kürt Eylemcilerin Tahliyesi Türkiye'yi AB'ye
Katılım Müzakerelerine Bir Adım Daha Yaklaştırıyor" başlığı altında ve
Judy Dempsey imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'de mahkemenin dört
eski Kürt eylemcisinin tahliye edilmesi kararı vermesi ve devlet
televizyonlarının ilk defa Kürtçe yayına başlamasıyla, ülkenin, AB'ye
katılım müzakerelerine başlama koşullarını karşılamak için büyük bir
adım daha attığı belirtilmektedir. Biri yargı reformuyla diğeri de Kürt
azınlığa kültürel haklarını vermekle ilgili olan bu iki kararın, AB'nin,
müzakerelere başlamak isteyen tüm ülkeler için geçerli olan
kriterlerinin bir parçası olduğu belirtilen haberde, bu iki davanın da
Türkiye'nin, 25 AB liderinin aralık ayında, AB'ye katılım müzakerelerine
başlanması için oybirliğiyle karar vermelerini sağlama yönündeki
kararlılığını yansıttığı vurgulanmakta, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
"Aralık ayında alınacak olan kararın, 2005 yılının ilk aylarında
müzakerelerin başlamasına yardımcı olmasını umuyoruz." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (10/06)
"Türkiye'nin AB Reform Karnesi Neredeyse Tamamlanmış Görünüyor" başlığı
altında ve Gill Tudor imzasıyla yer verdiği bir haberde, diplomatlar ve
analistlerin, Türkiye'nin üyesi olmak için çalıştığı Avrupa Birliği ile
ilgili reform karnesinin neredeyse tamamlandığı görüşünde oldukları
belirtilmektedir. Uzmanların, devlet televizyonunda Kürtçe yayınların başlamasının
ve eski dört Kürt milletvekilinin serbest bırakılmasının, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlamak için tarih almaya uğraştığı bir sırada,
yapılacaklar listesindeki iki önemli maddenin üstünü çizdiğini belirttikleri
ifade edilen haberde, Ankara'daki bir AB diplomatının, "Karne açısından
bunun çok, çok olumlu olduğunu düşünüyorum. Türkiye yapılması
gerekenleri aşağı yukarı yerine getirmiştir." dediği, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'in ise, yaptığı açıklamada, "Bu iki mihenk taşının
Türkiye'nin AB yönelimli reformlarını istenilen sonucu elde edecek bir
noktaya getirdiğini" söylediği kaydedilmektedir. Haberde, Eski
milletvekillerinin mahkumiyetlerinin devam etmesinin Türkiye'nin AB çabalarını
mahvedeceği uyarısında bulunan Avrupa Komisyonu'nun, bir temyiz
mahkemesinin tahliye kararını memnuniyetle karşıladığı, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, siyasi reformların uygulanacağına
dair bir işaret olduğunu söylediği ifade edilmektedir.
BBC'nin Türkçe
yayınında (10/06) "Avrupa Parlamentosu Seçimleri Bugün Başlıyor" başlığı
altında ve Murat Nişancıoğlu imzasıyla yer verilen bir haberde, Avrupa Parlamentosu
seçimlerinin Hollanda ve İngiltere'de seçmenlerin sandık başına
gitmesiyle başladığı, değişik Birlik üyesi ülkelerde pazar gününe kadar
sürecek seçimlerde, 300 milyon Avrupa vatandaşının oy kullanma hakkı
olduğu, ancak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy verme oranının düşük
olmasının, ilgili çevrelerde kaygı kaynağı olduğu ve genel olarak ülkede
seçimlere olan ilgisizliğin siyasetçilerin başını ağrıttığı belirtilmektedir.
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile ilgili karma komisyonunun eş
başkanlığını yapan ve bu seçimlerde de Hollanda'dan yine aday olan
Yeşiller Partisi'nden Joost Lagendijk'in, Avrupa Parlamentosu'nun önemi
ve insanların günlük yaşamını nasıl etkilediği konusundaki düşüncelerine
yer verilen haberde, "Birçok ülkede, özellikle de Birliğe yeni üye olan
bazı Doğu Avrupa ülkelerinde AB'ye kuşkuyla yaklaşan, hatta ülkelerinin
birlikten çıkmasını savunan partilerin olduğu görülüyor. Bu tür
partilerin Brüksel'de temsil oranlarını artırmaları ve Avrupa
Parlamentosu bileşiminin sağa kayması durumunda, bu yeni tablo Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlama çabalarını etkiler mi?" şeklindeki bir
soruyu, Lagendijk'in, "Evet, Türkiye ile ilgili alınacak kararı
etkileyebilir, çünkü bu karar Aralık ayında alınacak. Böyle olmasını hiç
ümit etmem ama çoğunluğun ya da hatırı sayılır bir azınlığın Türkiye
ile müzakerelere başlanmasına karşı olduğu bir tablo ortaya çıkarsa, bu
Avrupa'daki düşünce iklimini değiştirebilir ve sonucu etkileyebilir. Bu
yüzden bu seçimlerde Avrupa vatandaşlarının, özellikle de birlik içinde
yaşayan Türkiyeli göçmenlerin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlamasını destekleyen partilere oy vermesini umuyorum. Türkiye'nin
üyeliğine karşı olan partilerin parlamentoda çoğunlukta olması, Türkiye
ile ilgili kararı kesinlikle etkiler." şeklinde cevapladığı kaydedilmektedir.
Reuter'in (10/06)
"İnsan Hakları İzleme Komitesi: Türkiye İnsan Hakları Alanında Yeni Bir
Döneme Girdi" başlığı altında yer verdiği bir haberde, İnsan Hakları İzleme
Komitesi'nin, Türkiye'nin hapisteki dört Kürt eylemcisini serbest
bırakmasının ve Kürt dilinde yayına başlamasının ülkenin insan hakları
sicili açısından yeni bir dönem başlattığını söylediği belirtilmektedir.
Türkiye'ye bir ziyaret gerçekleştiren Komite Başkanı Jonathan Sugden'in,
"Bir gün bunların gerçekleşmiş olması olağanüstü." dediği belirtilen
haberde, Türkiye Hükümeti'nin AB liderlerinin Ankara ile üyelik görüşmelerini
başlatıp başlatmama kararı alacağı aralık ayı öncesinde Avrupa Birliği
kriterlerini karşılamak için çalıştığı hatırlatılmakta ve Sugden'in,
yaptığı açıklamada, "Oldukça ikna edici reformlar görmemize rağmen,
genellikle bir adım ileri iki adım geri atılıyor." dediği, ayrıca
Ankara'nın hala dini özgürlükler ve bazı güvenlik güçleri tarafından
uygulanan işkenceye yönelik önlemlerin sürdürülmesine ilişkin reformları
geçirmesi ve uygulaması gerektiğini söylediği kaydedilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Repubblica
gazetesinde (10/06) "Kürtlerin 'Savunucusu' Serbest Bırakıldı... Türkiye
Avrupa'ya Daha Yakın" başlığı altında ve Marco Ansaldo imzasıyla yayımlanan
bir haberde şöyle denilmektedir: "Leyla Zana özgür ve Türkiye'de ilk
Kürtçe yayınlar başladı... Türkiye, sadece bir gün içerisinde, onu
Avrupa'dan ayıran yoldaki iki engeli ortadan kaldırdı ve üyeliğine
ilişkin olası müzakere tarihi konusunda aralık ayında AB tarafından
alınacak karara güvenle bakıyor. 'Türklere kuşkuyla bakanların (Turcoscettici)'
nedenlerini ortadan kaldırmaya ve AB'ye katılacak ilk Müslüman ülkeye dönüşebilecek
olan Türkiye'nin üyeliği için bastıranların umutlarını beslemeye yönelik
çift etkili bir darbe... Brüksel'de, gerek Avrupa Komisyonu, gerekse
Avrupa Parlamentosu tarafından anında alkışlanan bir adım... Şimdilerde
birçok kişi Türklerin aldığı kararı övüyor. Ankara'ya kademe kademe
olumlu sinyaller gönderen ve eski bir 'Türk kuşkucusu' olan AB
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen de kararı, 'Bu, Türkiye'de son
iki yıl içerisinde başlatılan siyasi reform sürecinde, uygulama
anlamında mesafe kaydedilmekte olduğunun bir işaretidir' şeklinde yorumladı.
AB'nin Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'dan da
övgüler geldi: 'Türkiye üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmekte ve
söz verdiği hususları gerçekleştirmektedir.'... Devlet televizyonu TRT,
birkaç yıl öncesine kadar dokunulamaz olan bir tabuyu yıkarak, ilk kez
-70 milyonluk bir nüfus içerisinde 12 milyon Kürt tarafından konuşulan
en önemli lehçe olan Kirmanci- bir program yayımladı. Borsalar da olumlu
tepki verdi. Kısacası bir gün içerisinde, yıllar boyunca imkansız görünen
şeyler gerçekleşti. Türkiye ileri doğru adımlar atıyor ve bekliyor."
YUNANİSTAN
BASINI:
İmerisia
gazetesinde (10/06) "Atina'ya Bronz, Ankara'ya Altın Madalya mı?"
başlığı altında ve Meri Savva imzasıyla yayımlanan bir yorumda,
Türkiye'de Leyla Zana'nın ve diğer üç eski Kürt milletvekilinin serbest
bırakılmasından sonra Ankara'nın, Avrupalıların karşısına alnı ak bir
şekilde çıkabileceği belirtilmektedir. Bundan sonra Ankara'nın atacağı
adımın, Heybeliada Ruhban Okulu'nu yeniden açılmasının, insan ve azınlık
haklarını sistematik olarak sınırlandıran ülkelerin yer aldığı kara
listeden Türkiye'yi çıkarabileceği kaydedilen yorumda, "ancak bu
gelişmeler Türk-Yunan ilişkilerini ne derece kadar olumlu yönde etkileyebilir?"
sorusuna cevap aranmakta ve şöyle denilmektedir: "Ankara'nın, ülke
içinde büyük bir mücadele vererek, son zamanlarda yaptığı girişimleri
önemsememek niyetinde değiliz, fakat bu girişimlerin Türk-Yunan ilişkileri
üzerindeki etkileri kısa zamanda ve net bir şekilde belli olmayacak...
Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusu, Türk diplomasisiyle
görüşmelerin gündeminde her zaman yer alıyor olabilir, ancak Ankara'nın
bu jesti sembolik niteliktedir... Gelecek ekim ayında Türkiye, yine
Brüksel'in mikroskobu altında olacak ve Ankara-AB arasındaki
müzakerelerin başlaması için tarih verilip verilmeyeceği konusu hakkında
değerlendirme yapılacak. AB Komisyonu'nun konuya ilişkin değerlendirmelerinde
insan haklarının ihlal edildiği yönünde sert eleştiriler yer almazsa,
rapor olumlu ve önceki raporlardan farklı olacak. Ancak Helsinki'de alınmış
olan karar çerçevesinde, Türkiye ile komşuları arasındaki sınır
sorunlarının 2004 yılının sonlarına kadar çözümlenmiş olması, aksi halde
Lahey'e sevkedilmesi gerekir. Ege konuları, Türk-Yunan ilişkilerinin
merkezinde bulunuyor..."
ESKİ SAYILAR