14.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

          ANKARA, 14/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  11-13 Haziran 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

             ABD BASINI:

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe  yayınında (11/06) "Avrupa Konseyi Başkanı: Eski DEP  Milletvekillerini Serbest Bırakmakla Türkiye AB'ye Daha  Yakınlaştı" başlığı altında yerilen bir haberde, Avrupa  Konseyi Başkanı Walter Schwimmer'in, eski DEP  milletvekillerini serbest bırakmakla Türkiye'nin AB'ye daha  yakınlaştığını söylediği bildirilmektedir.Walter  Schwimmer'in, Avrupa Konseyi'nin Türkiye'deki insan hakları  uygulamalarını izlemeye yakında son vereceğini de belirttiği  ifade edilen haberde, 10 yıldır cezaevinde tutulan eski  DEP milletvekillerinin, Yargıtay'ın aldığı ani bir kararla  serbest bırakıldığı ve tahliye kararının AB'nin Türkiye'ye  yönelik baskıları sonucu alındığının sanıldığı  kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (11/06) "Avrupa  Seçimleri 2004... Adaylara Sorular ve Yanıtları" başlığı  altında ve Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle Alman  partilerinin çeşitli konulardaki politikalarını ele alan  bir yazıya yer verilmektedir. Yazıda, "AB'nin genişlemesi  devam etmeli mi ve 2005'ten itibaren Türkiye ile müzakerelere  başlanmalı mıdır?" sorusuna partilerin yaklaşımları  aktarılmakta ve şöyle denilmektedir:

            "CDU/CSU (Hıristiyan Demokrat Birliği/ Hıristiyan Sosyal  Birliği): Birlik Partilerine göre AB, entegrasyon gücünün  sınırına dayanmıştır. Özellikle de Türkiye'nin alınması,   AB'yi zorlayacaktır. Ancak Türkiye'yi önemli bir müttefik  olarak gören Birlik Partileri, ülkeye, ortak ekonomi  alanından, dış ve güvenlik politikasına bağlanmaya kadar  uzanan 'ayrıcalıklı ortaklık' öneriyor.

            SPD (Sosyal Demokrat Parti): Şu sıralar seçim mücadelesi  veren bazı partililer, taktik nedenlerden dolayı bilinçli  olarak muğlak açıklamalar yapsalar da, bu parti açıkça  Türkiye ile müzakereleri destekliyor. SPD, Türkiye'nin  üyeliği için şimdiden birtakım tarihler belirlenmesine  kesinlikle karşı. Resmi açıklamalar, müzakerelerin 'sonu  açık' bir şekilde yürütülmesi yönünde. Fakat tam üyelik  perspektifi kabul görüyor.

            YEŞİLLER: Türkiye'nin üyeliğinin kararlı destekçileri.  Türkiye'de gerçekleşen reformlar, Yeşiller'in klasik hedef  çatışması olan, insan hakları konusu ile AB'nin çok kültürlü   açılımına duyulan sempati arasındaki büyük hassasiyetlerin   giderilmesine katkıda bulundu. Ayrıca, eski şüpheci  Fischer'in de artık kesin olarak AB ülkesi bir Türkiye'den  yana tavır alması da bunda ilaveten etkili oluyor.

            PDS (Demokratik Sosyalizm Partisi): Bulgaristan ve   Romanya'nın AB'ye alınması memnuniyetle karşılanıyor.   Türkiye'nin üyelik başvurusu hakkı olup olmadığı sorusu,   PDS tarafından genel olarak olumlu değerlendiriliyor. Ancak   ülkedeki, örneğin insan hakları konusunda ve sosyal   alanlardaki sorunlar, katılım müzakereleri hakkında olumlu   bir karar alınmasının önünde engel olarak görülüyor.

            FDP (Hür Demokrat Partisi): FDP, taslağını 'kabul  edilebilir bir uzlaşı' diye nitelediği AB Anayasası'nın,  Almanya genelinde halk oylamasına götürülmesini talep ediyor.  Batılı Balkan ülkelerinin katılımıyla yapılacak bir  genişlemenin uzun vadede arzu edildiği belirtiliyor. FDP,  Türkiye ile katılım müzakerelerinin yapılmasını ise,   insan haklarında eksikler gördüğü için, reddediyor."

            Stern dergisinde (09/06) "Türkiye, Avrupa'ya Hazır mı?"  başlığı altında ve Kerstin Schneider imzasıyla yayımlanan  bir yazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Birliği Konseyi,  2004 yılının sonunda, Türkiye ile AB üyeliğinin müzakere  edilip edilemeyeceğine karar verecek. Bunun en önemli ön  koşulu ise Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesidir:  Boğaz'da, insan haklarına saygı gösterilmek zorunda, polis  gözaltında ve cezaevlerinde işkence yapmamalı, kadınlara  eşit haklar tanınmalı, Kürt ve Ermenilere baskıya son  verilmeli. Türkler müzakere masasında yer almayı bir kere   başardılar mı, üyelik hemen hemen kesinleşmiş olacak. AB   tarihinde bu tür müzakereler neredeyse hep -bazen yıllar   sürse de- ilgili ülkenin alınmasıyla sonuçlandı. Karar  tarihi yaklaştıkça, üyeliği destekleyenlerle karşı çıkanlar  da o denli hararetle tartışır oldular. Boğaz'daki ülkenin  AB'ye ait olup olmadığı sorusu, gerçi zaten zayıf geçen  Avrupa seçim kampanyasını etkilemedi. Çekişme daha ziyade  için için yanan bir kor ateşi gibi gizlice yürütülüyor ve  her seferinde hakim kültür, başörtüsü kavgası ya da göç  gibi temel konular gündeme geldiğinde alevleniyor. Bu  tartışma, partileri olduğu kadar halkı da bölüyor. Kamuoyu  Araştırma Kuruluşu FORSA'nın güncel kamuoyu yoklamasına göre,  Almanların yüzde 45'i Türkiye'nin AB üyeliğini desteklerken,  yüzde 54'ü buna karşı çıkıyor."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (10/06) "Türkiye En Geç 2013'de AB  Üyesi" başlığı altında ve Walter Friedl imzasıyla Essen'deki  Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin Başkanı Faruk Şen ile  yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler  yer almaktadır:

             "SORU: Yakınlaşma konusunda bundan sonra atılacak  adımlar.           

            ŞEN: Bu belli birşey. Ankara'ya 12 Aralık'taki AB   zirvesinde giriş müzakerelerine başlama tarihi verilecek,   Haziran 2005'te müzakerelere başlanacak, Türkiye en geç   2013'de tam üye olacak. Bunun artık geri dönüşü yok, çünkü    Türkiye Kopenhag Kriterleri'ni yerine getiriyor. (...)    

            SORU: Dini ve kültürel farklılıklar. 

            ŞEN: Bunlar bahane. Kimse Türkiye'nin Kopenhag  Kriterleri'ni 'başaracağına' inanmadığı için, şimdi İslamı  devreye sokuyorlar.  Ama birincisi 'eski' 15 AB ülkesinde  zaten 14 milyon Müslüman yaşıyor, ki bu sayı Hollanda'nın  nüfusu kadar. İkincisi Türkiye'deki İslam çok liberal.

             SORU: Avrupa'nın sınırları.           

            ŞEN: Türkiye'nin dış sınırları neredeyse orada. 

            SORU: Türkiye'nin Avrupa kimliği.           

            ŞEN: Osmanlı İmparatorluğu da yüzyıllar boyunca  Avrupa'nın  bir parçasıydı. Bu Avrupa boyutu her zaman  barışçı olmamasına karşın daima mevcuttu ve etkisini  sürdürüyor.           

            SORU: Ret cevabının doğuracağı neticeler.           

            ŞEN: Bu bir felaket olur. Ankara bu durumda AB ile   tüm ilişkilerini kesebilir, hatta belki Gümrük Birliğini  bile sona erdirebilir. Bunun neticesinde AB ile Türkiye   arasında yeni bir buzul çağı başlayabilir. Başbakan   Erdoğan'ın kaderi de belirlenmiş olur, partisi bölünür.   Böylece Türkiye'de baştan beri AB'nin Türkiye'yi ciddiye   almadığı görüşünde olan güçler kuvvet kazanabilir."

            Der Standard gazetesinde (11/06) "AB Seçimleri" başlığı  altında ve Bettina Reicher imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  AB seçimlerine katılacak adayların çeşitli konulardaki  görüşlerine yer verilmekte ve AB Nerede Bitiyor? Balkanlar'da  mı, Ural Dağları'nda mı, Yoksa Türkiye'de mi? sorularına  cevap arandığı, AB seçimlerine katılacak adayların verdiği  cevaplar şöyledir: 

            "URSULA STENZEL (ÖVP): Biz sınırı nereye çekersek orada   bitiyor. Avrupa'nın somut olarak belirlenmiş sınırı yok.   Sınır, AB fikrinin siyasi, ekonomik ve toplumsal bir birlik   olmaktan çıktığı yerde bulunuyor. 

            HANNES SWOBODA (SPÖ): Kesinlikle Ural dağlarında değil.   15-20 yıla kadar Türkiye'de, muhtemelen birkaç yıla kadar   Balkanlar'da. 

            HANS KRONBERGER (FPÖ): AB'nin ekonomik, siyasi ve   değerlere dayalı bir sistem olarak gerektiği gibi işlevini   göremeyecek duruma geldiği yerde bitiyor. 

            JOHANNES VOGGENHUBER (YEŞİLLER): AB kendisine üye   devletlerin dış sınırlarında bitiyor. Bu sınırların kesin   olarak nasıl çizileceği hükümet başkanları tarafından değil,   ancak Avrupa'nın kendisinin bu konuda emin olmasından sonra belirlenebilir. 

            LEO GABRİEL (SOL LİSTE): Şu sıralar 25 üye ülkenin   sınırlarında. Aslında Avrupa Atlantik'ten Ural Dağları'na,  İskandinavya'dan Boğaz'a kadar uzanıyor. AB bu Avrupa   gerçeğine uymak zorunda. 

            HANS-PETER MARTİN (LİSTE HPM): Batı daha şimdiden   Birliğe katılan yeni on ülkeyi kaldıracak olgunlukta değil.  Şeffaflık yok. Vergilerin israfı ve demokrasi yetersizliği  var." (...)

 

              FRANSA BASINI: 

            Libération gazetesinde (09/06) "Avrupalı Sağ Partiler,  Türkiye'nin AB'ye Girmesine, Türkiye'nin Gösterdiği Çabaya  Rağmen Karşı Çıkıyorlar" başlığı altında ve Marc Semo  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa'daki bazı sağ  partilerin, Türkiye'nin olası AB üyeliğine yönelik  muhalefetlerini AP seçimlerinde kampanya malzemesi  yapmasının, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter  Verheugen'i "Türkiye'deki reform sürecini zedelememe"  çağrısında bulunmaya ittiği belirtilmektedir. Nüfusunun  yüzde 80'den fazlasının AB yanlısı olan bir kamuoyunun  desteğine sahip Türkiye'nin elit kesiminin (siyasi sınıf,  işadamları, aydınlar), bazı Avrupalı yöneticilerin soğuk,  hatta ırkçı tepkilerini kınadıkları belirtilen yazıda,  20 yıl içerisinde Avrupa'nın en kalabalık ülkesi haline  gelebilecek olan (yüzde 98'i Müslüman) 70 milyon nüfuslu  bu ülkenin AB'ye giriş perspektifinin, tam anlamıyla bir  husumet yarattığı, yarım asırdır NATO'nun güneydoğu  kanadının temel direği olan bu ülkenin sınırlarının,   Kafkasya veya Orta Doğu gibi istikrarsızlık içerisindeki   bölgelere dayandığı ifade edilmekte ve Avrupalıların, Türkiye  ile üyelik müzakerelerinin başlangıç tarihine aralık ayında  karar vermelerinin gerektiği, müzakere sürecinin şimdiye  kadar hep üyelikle sonuçlandığı için aralık ayında alınacak  kararın Ankara için büyük önem taşıdığı kaydedilmektedir.   Türkiye'de gerçekleştirilen reformlara değinilen yazıda,  Avrupalıların, Avrupa Birliği'nin sınırları ve kültürel  kimliğinin temelleri hakkında kendilerini ciddi olarak  sorgulamaya başladıkları vurgulanmaktadır.

            Libération gazetesinde (09/06) "Türkiye... PS ve UMP,  Yön Değiştiriyor" başlığı altında ve Eric Aeschimann  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, UMP'nin (Halk Hareketi İçin  Birlik), AB'ye kuşkuyla bakanların yeni bir atağa  geçmesinden ve oy kaybetmekten korkarak, Türkiye'nin AB'ye  üyelik olasılığı konusunda ani bir "U" dönüş yaptığı, PS'nin  ise, daha ustaca ama yine oy hesaplarıyla hareket ederek,  seçimlere 10 gün kala Ermeni davasını üstlenip savunmaya  karar verdiği belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu  seçimleri kampanyasının, Fransız Hükümeti'nin iki büyük  partisini, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki tutumlarını  yeniden gözden geçirmeye ittiği ve ortaya içler acısı bir  tablo çıktığı ve bir nevi açık arttırma olarak  nitelenebilecek bu durumun, PS'nin uluslararası sekreterya  sorumlusu ve Türkiye'nin ateşli savunucusu Pierre  Moscovici'ye Türk solunun temsilcilerinden endişeli  telefonlar gelmesine yol açtığı, kendisine yöneltilen  sorunun, "Neye oynuyorsunuz?" olduğu kaydedilmektedir. Yazıda,  PS Birinci Sekreteri François Hollande'nin da, 1915 Ermeni  soykırımının Türkiye tarafından tanınmasını "AB'ye üyelik  müzakerelerinin açılması için şart" koşarak, 180 derecelik  bir dönüş yaptığı ve Ermeni derneklerinin bu yönde yıllardır  mücadele verdiklerini gözönünde bulunduracak olursak,   PS'nin yeni tutumunun büyük önem taşıdığı belirtilmektedir.

            AFP'nin (13/06) "Türkiye'nin Ermeni Soykırımı Tanınmadan  AB'ye Girmesine Karşı Gösteriler" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, 1915 Ermeni soykırımı tanınmadan Avrupa Birliği  ile Türkiye arasında üyelik  müzakerelerinin başlatılmasına  karşı Paris'te yaklaşık 500 kişinin gösteri yaptığı  belirtilmektedir. Avrupa seçimlerinden bir gün önce,  Enternasyonal Sosyalist üyesi Devrimci Ermeni Federasyonu  (FRA) Taşnaksutyun ve Ermeni Davasını Savunma Komitesi   tarafından düzenlenen gösterinin, Türkiye tarafından 1915'te  gerçekleştirilen Ermeni soykırımının, AB'nin müzakereleri   başlatmayı kabul etmesinden önce tanınmasını hedef aldığı  belirtilen haberde, Champs Elyses yakınlarındaki bir meydanda  düzenlenen açık hava toplantısında Batı Avrupa İçin FRA  Başkanı Murad Papazyan'ın, "Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın  Türkiye'ye hoş görünmeye çalışmasından korkuyoruz." dediği  ifade edilmekte ve 29 Nisan'da, soykırımın üyelik  müzakerelerinin başlatılması için bir şart olarak öne  sürülüp sürülmeyeceği konusundaki bir soruya cevaben  Chirac'ın, bunun "Türkiye ile Ermenistan arasında bir  problem olduğunu" söylediği hatırlatılmaktadır.

 

              İTALYA BASINI: 

            Ayrılıkçı ve Irkçı Kuzey Ligi'nin (Lega Nord) yayın  organı olan La Padania gazetesinde (08/06) "Avrupa  Parlamenteri Borghezio: Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda  Çok Fazla Sessizlik Var" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, "İtalya'daki belli başlı partilerin ve medyanın   Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişi konusundaki sessizliği   endişe verici" denilmekte ve Kuzey Ligi'nin Avrupa  Milletvekili Mario Borghezio'ya göre bu hususun Fransa,  Almanya, Avusturya ve İngiltere'deki seçim kampanyalarının  belli başlı temalarından birini oluştururken İtalya'da çok  nadiren konuşulduğu ve sadece Carroccio Hareketi'nin,   "Türkiye'nin AB üyeliğine sadece Kuzey Ligi karşı çıktı.   Çıkacaktır da. Oysa bu üyelik, 100 milyon Müslümanın  (metinden aynen) Avrupa'ya girmesinin ne anlama geldiğini  idrak etmeyen merkez sol tarafından ve maalesef kimi zaman  da başta Ulusal İttifak (AN) olmak üzere iktidar ortaklarımız   tarafından desteklenmektedir." ifadeleriyle bu problemi  gündeme getirdiği kaydedilmektedir.

 

 

 

  

  

 

ESKİ SAYILAR