15.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

        ANKARA, 15/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14 Haziran 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Der Spiegel dergisinde (14/06) "Türkiye ... Avrupa'ya  Sinyal" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, AB ile katılım müzakerelerine başlanmasına ilişkin karara altı ay kala,  Türkiye'nin Brüksel'e yeni tavizlerinin gözlemlendiği  belirtilmektedir. Eski Kürt milletvekili Leyla Zana'nın  sürpriz bir şekilde serbest bırakılmasından sonra, yazın  yeni bir sinyal daha verilmesi beklendiği kaydedilen yazıda,  Tayyip Erdoğan'ın açıklamasına göre, ağustos ayı sonunda,  Türkiye'nin bugüne kadarki en etkili kurumu olan MGK Genel  Sekreterliği görevine bir generalin yerine bir sivil  getirileceği, ayrıca 1971 yılında kapatılan İstanbul'daki  Yunan-Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu'nun komşu Atina'ya  bir jest olarak açılmasının gündemde olduğu ifade edilmektedir.  Türklerin böylece, Atina'nın, nisan ayında adanın kuzeyindeki  Türk kesimi ile birleşmeyi reddeden Kıbrıs Rum kesimindeki  Türkiye şüphecilerine aralık ayında AB zirvesindeki kararda  baskı yapmasını umdukları belirtilen yazıda, Avrupalı bir  diplomatın, Ankara'nın zaman planının "çok ustaca" olduğunu  belirterek, hükümetin, şimdi karar öncesinde tam etkili   olabilmesi için münferit reformları muhtemelen kasıtlı olarak   bu kadar geciktirdiğini söylediğine işaret edilmektedir.  Yazıda, geçtiğimiz hafta içerisinde ilk kez yapılan Kürtçe  yayınlar ile eski milletvekili Zana'nın serbest bırakılmasının, Türkiye'nin Birliğe katılım arzusunun en önemli sembolleri  olarak kabul edildiği öne sürülmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (12/06) "Kendimi Yeni  Görevler Üstlenecek Kadar Genç Hissediyorum" başlığı altında  ve Mariele Schulze Berndt imzasıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:

             "SORU: Türkiye'nin üyeliği konusunda nasıl bir tahminde bulunuyorsunuz? 

            VERHEUGEN: Hiçbir tahminde bulunmuyorum. Öncelikle söz  konusu olan şey, Türkiye'nin, müzakerelerin başlatılmasının  zorunlu koşulu olan siyasi kriterleri yerine getirip  getirmeyeceğidir. Açık olan bir şey var: Türkiye, siyasi  sisteminde köklü, etkileyici reformlar gerçekleştirmiştir;  öyle ki, son iki yıl içinde, onun öncesindeki 50 yıldakinden  çok daha fazla değişmiştir. Şimdi önemli olan, bu yasal  reformları uygulamaya geçirmektir. Reform sürecinin kalıcı  ve inandırıcı olması için, yıl sonundan önce belirli bir  ölçüde uygulama gereklidir."

 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Bakü-Haber gazetesinde (12/06) "Eksik Kalan Sadece  Türkiye'nin Ermenilerle 'Kardeşliği'" başlığı altında ve  Anar Oruçoğlu imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin  AB üyeliği için yaptığı girişimlerin henüz bir sonuç  vermediği, çünkü Birlik üyeliği için Türkiye'nin birtakım  şartları yerine getirmesi gerektiği, bu şartlar arasında  Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan şartların da  bulunduğu belirtilmektedir. AB'nin en önemli şartlarının  ise, Kıbrıs sorununun çözülmesi, Kürtlere kültürel otonomi  verilmesi ve Ermenistan sınırının açılması olduğu belirtilen  yazıda, Erdoğan hükümetine kadarki hükümetlerin, bu şartları   yerine getirme konusunda herhangi bir girişimde bulunmadıkları,  bu nedenle de Türkiye'nin AB üyeliği arzudan başka bir şey  olarak görülmediği ifade edilmekte, ancak AKP'nin, tek başına  iktidar olduktan sonra, AB üyeliği konusu yeniden gündeme  geldiği kaydedilmektedir. Erdoğan hükümetinin, AB üyeliği  için tüm şartları yerine getireceğini beyan ettiği, Erdoğan'ın  bu kadar rahat bir açıklama yapmasının nedeninin, hükümette ve parlamentoda kararlarına karşı çıkacak siyasi güçlerin mevcut  olmadığı ifade edilen yazıda, Erdoğan hükümetinin bu   imkanlardan yararlanarak, AB üyeliği için Türkiye'nin ulusal  çıkarlarıyla bağdaşmasa bile, tüm şartları yerine getirdiğine  işaret edilmekte ve bu bağlamda Türkiye Hükümeti'nin alacağı   bir sonraki kararın Ermenistan sınırının açılmasıyla ilgili  olacağından kuşku duyulmadığı, çünkü uzun bir zamandan bu yana, Türkiye'nin en önemli stratejik müttefiki ABD'nin yanı sıra,  AB de Ankara'ya Ermenistan sınırını açması yönünde baskı  yaptığı kaydedilmektedir. Yazıda, "Sınırları açmak için  Ankara'nın da kendi talepleri bulunuyor. Ankara Ermenistan'dan  sözde soykırımı tanıtma girişimleri ile Azerbaycan ve  Türkiye'ye yönelik toprak taleplerinden vazgeçmesini istiyor.  Ankara ayrıca, işgal ettiği Azerbaycan topraklarından  çekilmediği sürece Ermenistan sınırını açmayacağını da  açıklamış bulunuyor. Ancak Türkiye, AB üyeliği için bu  şartlarından vazgeçmeye mecbur görünüyor." denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinde (11/06) "Türk Adaylığı Avrupa'yı  Bölüyor" başlığı altında ve Laure Mandeville-Arielle Thédrel  imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, "Türkiye'yi Avrupa Birliği  bünyesine almalı mı yoksa almamalı mı?" sorusuna cevap aranmakta  ve bu sorunun cevabının doğrudan Strasbourg Parlamentosu'nun  elinde olmamasına rağmen, seçim kampanyasında diğer konuların  çoğunun arka planda bırakılarak bu konunun ön plana çıkarıldığı belirtilmektedir. 1999'dan itibaren adaylık statüsü resmen  tanınan ve Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne uyum sağlamak amacıyla  benzeri görülmemiş yasal ve anayasal reformlar başlatan  Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin aralık ayında kendisine yeşil  ışık yakmasını ümit ettiği, ancak Türkiye'nin AB üyeliği  konusunun, Avrupalıları bugün her zamankinden daha çok ikiye  böldüğüne işaret edilen yazıda, bu durumdan büyük endişe duyan  Ankara'nın, AB üyeliği dosyasını savunmakla görevli "missi  dominici"leri (imparatorluk elçisi) tüm Avrupa'ya gönderdiği  ifade edilmektedir. Uluslararası ilişkiler uzmanı Alexandre  Lefebvre'nin, Türk karşıtı bu kazan kaldırmanın sebebini "resmi  söylem ile kamuoyu gerçeği arasındaki farklılıkla" açıkladığı kaydedilmektedir. Yazıda, 1963'teki Ortaklık Anlaşması'ndan  beri hükümetler ve AB Komisyonu'nun, "bir yandan zaman  kazanmanın yollarını aramakla birlikte" Türklerin adaylığını destekledikleri, ancak "Birlik ülke kamuoylarının hazır  olmadığı" vurgulanmaktadır.

            Le Figaro gazetesinde (11/06) "Onyıllarca Süren Husumetin  Ardından Atina Ankara'yı Destekliyor" başlığı altında ve  Nicolas Jury imzasıyla yayımlanan bir yazıda şöyle  denilmektedir: "Türkiye'nin AB'ye uyum süreci, Atina için bir  öncelik oluşturuyor. Hedef, ikili ilişkilerin daimi olarak   normalleşmesi. Onlarca yıl süren gizli savaşın ardından iki  ülke arasında beş yıl önce başlayan uzlaşma havası, tarafların  huzura kavuşmasını sağladı. İhtilaf tehlikesinin geride kalmış  olmasının, Yunanistan'ın Avrupa Birliği bünyesinde rekor  seviyeye ulaşan (Yunan GSYİH'sının yüzde 3'üne denk gelen)  askeri harcamalarında ilk defa bir düşüşe yol açması bekleniyor.  Öte yandan artık Türkiye'nin başlıca ticaret ortakları arasında  yer alan Yunanistan, güçlü bir büyüme içerisindeki Türkiye gibi  devasa bir pazardan istifade etmeyi umuyor. Türk adaylığının  desteklenmesi gerektiği fikri, Yunan siyasi sınıfı içerisinde  geniş bir konsensüs yaratıyor... Yunanistan'da sonuç olarak  sadece aşırı sağcı iki parti, Türkiye'nin üyeliğine karşı  çıkıyor, ancak bunlar azınlıkta kalıyor."

            Le Nouvel Observateur dergisinde (11-18/06) "Juppe,  Türkiye Konusundaki Tutumuna Açıklık Getiriyor" başlığı altında  yayımlanan bir yazıda, UMP (Halk Hareketi Birliği) Başkanı Alain Juppé'nin, 2 Haziran'da düzenlediği basın toplantısında,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda tutumunu  değiştirmesine yol açan sebepleri açıkladığı belirtilmekte ve  öncelikle "Avrupa siyasi projesini geliştiren" ve fiilen bugünkü Türkiye'yi dışlayan Anayasa taslağından dolayı olduğunu söylediği,  ikinci sebebini de, "Demokrasi, halkların görüşünü dikkate almak  üzerine kurulmuştur. Oysa bizim halkımız Türkiye'nin üyeliğine  taraftar değildir." şeklinde açıkladığı kaydedilmektedir.

 

            DANİMARKA BASINI: 

            Weekendavisen gazetesinde (11/06) "Oostlander, "Türk  Hükümeti Elinden Gelen Çabayı Sarfediyor" başlığı altında ve  Ole Nyeng imzasıyla yayımlanan makalede, AP Milletvekili  Hollandalı Arie M. Oostlander'in, "Türk Hükümeti elinden  gelen çabayı sarfediyor. Hükümet samimiyetle orduyu siyasetten  ayırmak ve hukuk sistemine ilişkin reformlar yapmak istiyor."  dediği belirtilmektedir. Türk Hükümeti'nin bu çabalarına rağmen Oostlander'in, Mart 2004'te Türkiye'ye ilişkin hazırladığı   raporunda, Türkiye'nin AB üyeliğine henüz hazır olmadığını   ifade ettiği hatırlatılan makalede, Oostlander'in, raporunda  neden böyle yazdığını, "Kopenhag Kriterleri önündeki en büyük  engel Türkiye'nin üzerine kurulmuş olduğu Kemalizmin, AB'nin  temel ilkeleriyle bağdaşmaması. Kemalizm, 1920 ve 30'ların   Avrupasını ve Mussolini ile Sovyetler Birliği'nin Komünizm   ideolojilerini esas alıyor. Bu ideoloji, devleti herşeyin   üstünde tutuyor ve din özgürlüğüne izin vermiyor; ayrılıkçı   güçleri engelliyor ve azınlıkların ifade özgürlüğüne karşı   çıkıyor." ifadesiyle açıkladığı kaydedilmektedir. Makalede,  Oostlander'in, aralık ayında Türkiye'yi tamamen reddetmenin  söz konusu olamayacağını vurgulayarak, AB liderlerinin  desteklemelerini istediği kendi çözümünü ise, "AB, Kopenhag  Kriterleri'nin tamamının karşılanması için yerine getirilmesi  gereken geri kalan alanlara ilişkin müzakereler başlatabilir.  Bunlar karşılandıktan, Avrupa değerlerini esas alan yeni bir  anayasa onaylandıktan ve demokrasi ve azınlık hakları bütün  Türkiye'de yayıldıktan sonra acquis communautaire'in  (müktesebat) diğer 31 faslına devam edilebilir. Bu şekilde  Türkiye'yi AB'ye almak istediğimizi, ama aynı zamanda  değerlerimizden taviz vermeyeceğimizi vurgulamış oluruz."  şeklinde sunduğu ifade edilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinde (13/06) "Bush'un Varlığı ile  Erdoğan'ın Yeni Hareketi" başlığı altında ve Kira Adam  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye şimdiden, AB'nin  25 üyesinin üyelik müzakereleri için başlama tarihi almaya  yeterli olup olmadığına karar vereceği Aralık 2004 tarihi  için hararetli bir şekilde çalıştığı belirtilmektedir.  Başbakan Erdoğan'ın, sadece Avrupalı ortakları değil, aynı  zamanda bütün uluslararası toplumu Ankara'yı artık eşit  ortakları olarak düşünmelerine ikna etmek için imaj yaratma faaliyetlerinde çabuk adımlarla ilerlediği belirtilen yorumda,  Erdoğan hükümetinin, girişimin bütün siyasi sorumluluklarını  üstlendiğini gösterdiği ve sonucu tehlikeye soktuğu ifade  edilmektedir. Kıbrıs sorununa ilişkin Türk görüntüsünün  tersine çevrilmesinin, Ankara için sonuç getirdiği ve  Erdoğan'ın Beyaz Sarayı ziyaret ettikten ve senenin  başlarında Davos'ta Annan ile görüştükten sonra, Türkiye'nin  Kıbrıs sorununa ilişkin uzlaşmaz görüntüsünü değiştirdiği ve  onun her zamanki deyişine göre "gelişmelerden bir adım önde"  bulunduğu kaydedilen yorumda, Erdoğan'ın, aralık ayında  müzakere tarihinin başlaması ile ilgili engellerin resmi  olarak kaldırılması için AB'ye yönelik "cazibe faaliyetlerine"  hararetli şekilde devam ettiği vurgulanmaktadır. Yorumda,  Ankara'nın, AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi   isteyebileceği ve bunu istisnasız AB'nin 25 üye devletinden   alabileceği, hatta Ankara'nın, bu meselenin Türkiye ile  Lefkoşa arasında bir mesele olmadığını, bunun Türkiye ile  AB'nin tümü arasında bir mesele olduğunu bildiği  kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (12/06) "Türkiye'nin Cazip  Görünme Operasyonu" başlığı altında ve Kira Adam imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  açıkça belli olan çift hedefli, AB gözünde "cazip görünme  operasyonu" uyguladığı, birinci hedefinin, Kıbrıslı Türklerin  statüsünün esaslı ve kalıcı bir şekilde güçlenmesi, ikincisi  ve önemlisinin, gelecek aralık ayında AB ile üyelik  müzakerelerine başlayabilmek için istediği tarihin verilmesi  olduğu belirtilmektedir. Erdoğan'ın, AB üyeliği politikasına  yatırım yaptığı, aynı zamanda da bu politikayı uygulamakla  siyasi geleceğini tehlikeye sokmuş bulunduğu kaydedilen  yorumda, Başbakan Erdoğan'ın, Beyaz Saray'da ve bu yıl  başlarında Davos'ta Annan ile kararlaştırılmış olan "doktrine"  tamamıyla sadık kalmaya devam ettiği, bu doktrin çerçevesinde  Ankara'nın, birçok konuda şimdiye kadar takınmış olduğu  uzlaşmaz tavrını terkederek, "gelişmelerden her zaman bir adım  önde" bulunacağı vurgulanmaktadır. Erdoğan'ın, Türkiye'nin  "cazip görünme operasyonu"nu Atina yönünde de devam ettirdiği  -Ankara'nın "Deniz Kurdu" adlı yıllık büyük hava-deniz  tatbikatını iptal etmek ve yerine daha küçük çaplı bir tatbikat  yapmayı düşündüğü şeklindeki haberleri basına sızdırıyor-  belirtilen yorumda, "Türk cazibesi büyük ve ciddi bir engelle karşılaşıyor. Bu engelin aşılması, yıllarca uygulanmakta olan  Türk politikasının tamamıyla değiştiği yönünde dönüm noktası  oluşturacak. Gelecek hafta, İrlanda'nın AB dönem başkanlığı  altında yapılacak zirve toplantısında AB'nin, Türkiye'nin,  Kıbrıs Cumhuriyeti'ni AB üyesi ülke olarak diplomatik düzeyde  tanımasını talep etmesi bekleniyor. Ankara, üyelik  müzakerelerine başlamak için 25 üye ülkenin hepsinden tarih  verilmesini talep etmeli ve bu tarihi elde etmelidir. Ayrıca,  uzun sürecek olan müzakereler sırasında Türkiye, bu ülkelerin  denetimi altında olacak." denilmektedir.

            Kosmos tu Ependiti gazetesinde (12/06) "YDP Ülkeyi  Yönetimsiz Bir Devlet Haline Getirdi" başlığı altında ve  Lambros Kalarritis imzasıyla Dışişleri eski Bakanı, PASOK  Başkanı Yorgo Papandreu ile yapılan mülakata yer verilmektedir.  Kıbrıs konusunun da ele alındığı Mülakatın Türkiye ile ilgili  bölümünde şu ifadelere yer almaktadır: 

            "SORU: Türkiye'nin AB üyesi olması olanağını nasıl   karşılıyorsunuz? Üyelik AB'yi etkileyecek mi? Çünkü, Türkiye   nüfus açısından AB'nin en büyük üye ülkesi olacak. 

            PAPANDREU: Biçimlemiş olduğumuz stratejiyi dikkatle,   sabit bir şekilde, AB kararları çerçevesinde uygulamalıyız.   Bu stratejinin, Kıbrıs'ın AB üyeliği ve Avrupa çerçevesinde   Türkiye ile ikili ilişkilerimizi geliştirmek konularında   önemli neticeleri oldu. Türkiye önemli siyasi ve ekonomik   reformlar yaptı, ancak biz, elimizdeki bütün müzakere   kozlarını iptal ederek, herhangi bir neden olmadan Ankara'ya  tarih vermeye özen gösteren YDP gibi davranmıyoruz. AB  Komisyonu'nun değerlendirmesini, ondan sonra da Avrupa   Konseyi'nin üyelik müzakerelerinin başlangıcına ilişkin   tarih için karar vermesini beklemeliyiz. Türkiye'nin Avrupa  yönelimine karşı kültürel ve dini kriterleri engel olarak  koyan Avrupa'daki muhafazakar güçlerin görüşüne katılmıyorum.  Konuya yaklaşımları samimi değil; çünkü, biz eskiden  Türkiye'nin politikasındaki sorunları ve eksiklikleri ön  plana çıkarırken, onlar Türkiye'nin Avrupa yönelimini dinamik  bir şekilde destekliyorlardı. Her neyse, Avrupa'nın siyasi  kimliği ve sınırları hakkında, stratejik nitelikli derin bir  tartışma yapılması gerekir."

 

 

  

  

 

ESKİ SAYILAR