ANKARA,
16/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 11-15 Haziran 2004
tarihleri arasında yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber
ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde(15/06) "Türkiye Bize İyi Gelebilir" başlığı altında ve
Federal Alman Sanayiciler Derneği Başkanı Michael Ragowski imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği içerisinde hiçbir konunun,
Türkiye'ye üyelik perspektifi verilmesinde olduğu kadar hararetli tartışılmadığı,
Alman sanayisinde de bu konuda farklı görüşlerin mevcut olduğu
belirtilmektedir. Yazıda, Avrupa'nın sınırları nerededir? Avrupa
Birliği; Suriye ve Irak'a komşu olan böylesine büyük bir ülkenin
katılımını kaldırabilecek mi? Türkiye, Avrupa'nın hukuk topluluğuna
dahil olmak zorunda kalırsa zorlanmayacak mı? Giderek artan üyelerle,
Avrupa Birliği'nin hareket kabiliyeti devam edecek mi? Ve son olarak
da; Türkiye'nin katılımı, Avrupa Birliği'nin finansmanı için ne anlama
gelecek? soruları sorulmakta ve bu sorulara aslında ikna edici cevaplar
bulunması gerektiği kaydedilmektedir. Avrupa Birliği'nin devlet ve
hükümet başkanlarının daha 1999 yılında Türkiye'ye resmen "AB Üyelik
Adayı" statüsü verdikleri ve somut üyelik müzakerelerine ise,
Türkiye'nin buna ilişkin siyasi kriterleri yerine getirmesi halinde 2004
yılı sonunda başlanacağı ifade edilen yazıda, son 40 yıl içerisinde AB
ve de değişik Alman hükümetlerinin üyelik konusunda Türkiye'ye sürekli
olarak söz ve ümit verdikleri ve söz konusu hükümetler ile AB'nin, şimdi
sözlerini yerine getirmeleri gerektiği kaydedilmektedir. Devlet ve
hükümet başkanlarının, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması konusunda
alacakları kararda ileri görüşlü hareket etmeleri gerektiği vurgulanan
yazıda, Avrupa Birliği Konseyi aralık ayında müzakerelere başlama kararı
verse bile, Türkiye'nin AB üyeliğinin kısa vadede beklenmediği, birçok
ciddi gözlemcinin, müzakerelerin 15 yıla kadar sürecek bir zamana yayılacağına
inandığına işaret edilmektedir. Türkiye'de gerçekleştirilen reformlar ve
ekonomik gelişmelerin de ele alındığı yazıda, net bir Avrupa
perspektifinin, Türkiye'nin ekonomik istikrarını teşvik edeceği ve Türk
hükümetinin Avrupa yönelimi ve reform dinamiğinin, dünya barışına önemli
bir katkı sağlayabileceği ve herkese uzun vadede daha fazla güvenlik ve
refah getirebileceği, bölgede istikrar unsuru olarak ve Avrupa için ise
güvenlik politikası açısından, fakat aynı zamanda ekonomik bakımdan
büyük bir rol oynayabileceği belirtilmektedir.
Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun 08.30-09.00 Türkçe yayınında (15/06), "Cem Özdemir:
Yeşillerin Aldığı Oy Oranından Büyük Mutluluk Duyuyorum" başlığı altında
ve Baha Güngör imzasıyla yer verilen bir haberde, Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde 14 Türk adayın, millletvekili olabilmek için yarıştığı, bu
adaylar arasından Almanya'da Cem Özdemir, Vural Öğer, Felek Naz
Uca'nın, Finlandiya'da ise Nesrin Can'ın Parlamento'ya girmeyi
başardığı, Hollanda ve Belçika'da ise oyların sayımı sonrasında iki Türk
adayın Parlamento'ya girip girmediğinin belli olacağı belirtilmektedir.
Avrupa Parlamentosu'na girmeyi başaran Türk adaylardan Cem Özdemir'in
partisi Yeşillerin seçimlerde aldığı sonuç ve seçimler sonrasında
Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliği ile ilgili görüşlerine yer verilen
haberde, Özdemir'in, "Türkiye, Avrupa Birliği yolunda ilerlemek istiyor.
Tam üyelik müzakerelerinin başlamasını istiyor. Genel Kurul'da oluşan
tabloyla Türkiye'ye umut verilebilir mi gerçekten?" şeklindeki bir
soruya, "Bir şey değişmiyor, çünkü, zaten Komisyon karar verecek
biliyorsunuz. Avrupa Parlamentosu'na seçilmiş milletvekili, önümüzdeki
beş yıl içinde zaten Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili herhangi bir karar
almayacak. Biliyorsunuz müzakereler başladıktan sonra 10 senelik bir
süreçten söz ediliyor. Yani bu 10 senelik süreç içinde büyük bir
olasılıkla karar alınmayacak. O yüzden Avrupa Parlamentosu seçimlerinin,
Türkiye'yi olumsuz yönde etkileyeceğini tahmin etmiyorum" şeklinde cevap
verdiği kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
Valeurs Actuelles
dergisinde (11-18/06), "Almanya'daki Tartışma... Türkiye'nin AB'ye
Katılmasına Taraftar veya Muhalif Olmak" başlığı altında ve Jean-Paul
Picaper imzasıyla yayımlanan bir yazıda, "Alman-Türk ikilisinin hakim
olduğu bir Avrupa mı?" sorusuna yer verilmekte, Avrupa kurumlarındaki
oyların nüfusa göre dağılım dengesinin, bu olasılığı kuvvetli kıldığı ve
Türkiye'nin AB'ye üyeliği için ufuktaki olası tarihler olan 2010-2015'e
doğru bu iki ülkenin hemen hemen aynı nüfusa sahip olacakları ifade
edilmekte, Almanya'nın nüfusunun 82 milyon olup, gerileme kaydettiği, Türkiye'nin
ilerleme kaydeden nüfusunun ise o dönemde 80 milyona ulaşacağı
belirtilmektedir. Schröder'in Sosyal Demokrat partisi SPD ve Joschka
Fischer'in Yeşiller Partisi'nin, 2006'daki genel seçimlerde terazinin
kefesinin sola doğru ağır basmasını sağlamak için Alman vatandaşlığını alan
600 bin Türk'ün oylarına bel bağladığı ve Şubat 1999'da Alman uyruğuna
geçiş usulünü kolaylaştıran bir uygulamaya geçilmesinin, mevcut
hükümetin seçmen desteğini kuvvetlendirdiği belirtilen yazıda,
Schröder'in AB'nin kapılarını Türkiye'ye açma kararının da, göçmen
kökenli seçmenlerin gönüllerini fethetme stratejisinin bir parçası olduğu,
SPD'nin izlediği reform siyasetinden dolayı sol sendikalarla ihtilaf
halinde olduğundan göçmen kökenlilerin oylarının daha da büyük bir önem
taşıdığı ifade edilmektedir. Yazıda, Hristiyan Demokrat Birlik Partisi
Başkanı Angela Merkel ile Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in
görüşlerine yer verilmektedir:
"SORU: Türkiye'nin
üyeliğine niçin karşı çıkıyorsunuz?
HRİSTİYAN DEMOKRAT
BİRLİK PARTİSİ BAŞKANI ANGELA MERKEL: Verilen sözlere rağmen Türkiye,
başlıca iki sebepten dolayı önceden kestirilebilir bir gelecekte Avrupa
Birliği'ne üye olmamalıdır: Üyeliğe aday bir ülke, talep edilen
kriterleri yerine getirmek durumundadır. Türkiye, bu kriterleri yerine getirmekten
henüz uzaktır. Bu şartlar diğer taraf için de geçerlidir. (...)
SORU: Alman
Hükümeti Türkiye'nin üyeliğini niçin destekliyor?
DIŞİŞLERİ BAKANI
JOSCHKA FİSCHER: Avrupalı bir Türkiye, Müslüman bir ülkede modern bir
ekonominin, güçlü sivil bir toplumun ve demokratik hukuk devletinin
buluşması, terörle ve totaliter meydan okumayla mücadelede 'D-Day'i' (D-Day,
Marsilya çıkartmasının yıldönümünün kısaltmasıdır) oluşturacaktır.”
YUNANİSTAN
BASINI:
Elefteros Tipos
gazetesinde (15/06) "Türkiye, Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ni İster İstemez
Kabul Edecek" başlığı altında ve Nikos Bellos imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB Dönem Başkanı İrlanda'nın, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs yönünde de genişleteceği hakkında net kanıtlar vermemesi
durumunda, Brüksel zirvesinde bu yükümlülüğüne uyum sağlamaya davet
edileceği hakkında, Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'ya güvenceler
verdiği belirtilmektedir. Bilindiği gibi Ankara'nın, AB ile var olan Gümrük
Birliği'ni, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni dışlayarak, diğer yeni AB üyesi dokuz
ülkeyle genişlettiği, bu kararının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamak için
aldığının belli olduğu ifade edilen yorumda, Kıbrıs Dışişleri Bakanı
Yakovu'nun, AB Dışişleri Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda, Türkiye'nin
Gümrük Birliği'ni genişleteceği konusunda taahhüt altına girmemiş olması
nedeniyle, bu paragrafın metinde yer alması için anlaşma talep ederek, "Gümrük
Birliği alanının genişletilmesi yükümlülüğü, Kıbrıs'ın AB üyeliğinden
önce de vardı, ancak Türkiye'nin ihmalinden dolayı bu genişleme
yapılmadı. Bugün artık bu bir ihmal değil, bilinçli bir seçenektir:
Türkiye Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, AB'nin 25 ülkeden değil de,
24 ülkeden oluştuğunu iddia ediyor. Bu, AB için bir tahriktir ve hemen
değiştirilmesi gerekir" dediği aktarılmaktadır. Yorumda, Yunan Dışişleri
Bakanı Petros Molivyatis'in, Yunanistan'ın Türkiye'nin Avrupa yönelimini
desteklemesine rağmen, Türkiye'nin Gümrük Birliği konusuna ilişkin
tezini destekleyemeyeceğini, bu bağlamda da Yunanistan'ın, Türkiye'nin
tavrında çarşamba gününe kadar değişiklik kaydedilmemesi halinde, söz
konusu paragrafın benimsenmesi yönündeki başkanlık görüşüne
katılacağını söylediği kaydedilmektedir.
***********
İnsan Hakları
İzleme Örgütü'nün internet sayfasında (15/06) "Türkiye'nin AB Üyeliği
Daha Fazla Reform Yapılmasına Bağlı" başlığı altında yer alan makalede,
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün, Türk Hükümeti'nin son zamanlarda gerçekleştirdiği
oldukça ciddi reformlara rağmen dört alanda sicilini düzeltmesi
gerektiğini bildirdiği belirtilmektedir. Avrupa Birliği'nin, aralık
ayında resmi katılım görüşmelerinin başlatılması için gerekli görülen
insan hakları kriterlerini karşılamakta, Türkiye'nin ne kadar başarı
sağladığını değerlendireceği ifade edilen makalede, İnsan Hakları İzleme
Örgütü'nden yapılan açıklamada, ifade özgürlüğü, işkence ve kötü muamele,
toplanma özgürlüğü ve yerinden edilme konularında, önemli başlangıç
adımlarının atıldığı fakat devamı gelecek olumlu değişiklikler yapıldığının
kanıtlanması için yine bu alanlarda, ciddi ilave çabalara ihtiyaç
duyulduğunun ifade edildiği kaydedilen makalede, Avrupa Birliği'nin
Türkiye'nin adaylığında bir sonraki aşamaya geçilip geçilmeyeceğine
karar vereceği güne sadece altı ay kala Türk yetkililerin, Kürtçe de
dahil olmak üzere azınlıkların dillerinde ilk televizyon yayınını gerçekleştirerek
ve 1994 yılından bu yana şiddet karşıtı düşünceleri nedeniyle cezaevinde
tutulan dört Kürt milletvekilini serbest bırakarak, iki tarihi atılım yaptıkları
vurgulanmaktadır. Makalede, İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Masası
Şefi Jonathan Sugden'in, "Hükümet ve yargı sistemi bu başarılarından
dolayı gerçekten de övgüyü hakediyor. Türkiye'nin bu atılımı sürdürmesi
ve daha cesur girişimlerde bulunması halinde, Haziran 2004 tarihi,
Türkiye'de insan hakları için önemli bir dönüm noktasına dönüşebilir...
Mevcut insan hakları sorunları ciddidir. AB takviminin oldukça sıkı
olması da düşünüldüğünde başarıyı garantilemek istiyorlarsa, bakanların,
bu yaz son derece kararlı hareket etmeleri gereklidir... Siyasi şiddetin
gerilemesi ve sivil toplumun gelişmesi son zamanlarda gerçekleştirilen
reformlara yardım etti, ancak AB'ye katılım süreci olumlu değişiklik
için lokomotif görevi yapmıştır" dediği aktarılmaktadır.
ESKİ SAYILAR