ANKARA,
17/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16 Haziran 2004 tarihinde
yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe yayınında (16/06) "AB'nin Yeni
Milletvekili Vural Öger: Türkiye'nin Avrupa Münasebetlerinde Etkin Bir
Rol Oynamaya Çalışacağım" başlığı altında ve Aydan Kızıldağlı imzasıyla
AB Parlamentosu'nun -Sosyal Demokrat Parti (SPD)- yeni milletvekili
Vural Öger ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, "Hamburg
milletvekili olarak, yani Alman milletvekili olarak gidiyorum ve
gereğini yapacağım. Tabii bir Türk olarak Türkiye'nin AB içinde olmasını
arzu eden bir insanım. Türkiye'nin Avrupa münasebetlerinde de etkin bir
rol oynamaya çalışacağım." diyen Vural Öger'in, "AB Parlamentosu'nda yıl
sonunda Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda kritik bir karar verilecek.
Siz ne bekliyorsunuz, AB'nin bu vereceği önemli karar öncesi, sizce
olumlu bir sonuç çıkacak mı?" şeklindeki bir soruya, "Şimdi bir karar
Avrupa Komisyonu tarafından verilecek. Bu rapor tabii daha sonradan 25 Avrupa
ülkesi tarafından onaylanması lazım. Tabii şu andaki sosyal demokratları
alma ya da oyların azalması, bizim Türkiye olarak lehimize olan gelişme
değil. Öbür taraftan Fransa'daki sosyalistlerin sayısının çoğalması yine
bir lehte gelişme olabilir. Ben Birlikten şu anda olumlu rapor
çıkacağını ümit ediyorum. Yalnız o vakte kadar bir ön seçim olduğu
takdirde Hıristiyan Demokratlar başa geçtiği takdirde, Almanya olarak tabii
Türkiye aleyhinde bir politika uygulanabilir, dolayısıyla ümidim, arzum
aralık ayına kadar Sosyal Demokrat koalisyon hükümetinin başta kalması.
Şu andaki Avrupa'daki duruma göre İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya;
Türkiye lehdarı bir durum arz ediyor. Fransa muhalif gibiydi şimdi
oradaki durum değişebilir. Hollanda beklemede, İskandinav ülkeleri de
Kopenhag Kriterleri'nin uygulanmasını bekliyorlar ve orada lehte bir
durum olabilir. Yani şu an muhalif olan Avusturya da çok küçük bir ülke
tabii, yani bu üç-dört büyük Avrupa ülkesinin başını çektiği bir konuda
diğer küçük ülkelerin hayır diyeceğini düşünemiyorum. Dolayısıyla
olaylara olumlu bakıyorum, yani Türkiye'nin bir tarih alacağını ve bu tarihin
de onaylanacağını tahmin ediyorum." dediği aktarılmaktadır.
Amerika'nın Sesi
Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında (16/06) "Washington'daki Bir
Konferansta AB-Türkiye İlişkileri Ele Alındı" başlığı altında ve Taçlan
Süerdem imzasıyla yer alan bir yazıda, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri
konusunda Washington'da düzenlenen bir toplantıda, Türkiye'nin Birlik
üyeliği yönünde önemli adımlar attığı, ancak Birliğin, üyelik
müzakereleri konusunda Türkiye'ye muhtemelen, şartlı "evet" diyeceğinin
belirtildiği kaydedilmektedir. Washington merkezli "Western Policy
Center" adlı düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen konferansa, Türk ve
Amerikalı uzman ve gazetecilerle, Avrupa Birliği yürütme organı olan
Komisyonun Washington Temsilciliğinde Siyasi ve Akademik İşler Danışmanı
olan Jonathan Davidson'un katıldığı belirtilen yazıda, Davidson'un,
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye üyelik için müzakere tarihi konusunda
önümüzdeki aylarda karar verirken Türkiye'de yapılan reformları dikkate
alacağını ancak reform yasalarının ne derece uygulandığı konusunu da
gözönünde tutacağını söyleyerek, "Türkiye'de Atatürk tarafından kontrol
altında bir devlet sistemi yaratılmıştır, bunun da Avrupa Birliği
standartlarıyla uyum içinde olmadığı açıktır." diye konuştuğu ifade edilmektedir.
Muhafazakar eğilimli düşünce kuruluşlarından Heritage Vakfı'nın uzmanı
John Hulsman'ın, Amerika'nın rolü üzerinde durduğu ve Amerika'nın,
Türkiye'yi üyeliğe kabul etmesi için Avrupa Birliği'ne baskı yapmasının
yararlı olmayacağını, Birliğin, Türkiye'ye "evet, ama..." dediği
takdirde, Washington'un Türkiye'yi desteklemeye hazır olması gerektiğini
belirttiği ifade edilen yazıda, Hulsman'ın, Amerika'nın böyle bir
durumda Türkiye'yle ticaret ilişkilerini, siyasi bağlarını ve istihbarat
alanında işbirliğini resmi temellere oturtarak sıkılaştırması
gerektiğini söylediği, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın eski yetkililerinden
ve Los Angeles merkezli Pasifik Konseyi ile RAND araştırma Kurumu'nda
Akdeniz meselelerinde uzman olan Ian Lesser'in de, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyelik dışında seçenekleri olup olmadığı konusu üzerinde
durduğu ve başka bir seçeneği olmadığını belirttiği kaydedilmektedir.
Yazıda, Amerika'nın Türkiye'yi, "Değerli bir Orta Doğu Müttefiki" olarak
tanımlamasının yanlış olacağını belirten Lesser'in, Avrupa Birliği'ne giremediği
takdirde Türkiye'nin, uluslararası alanda "Türkiye merkezli politika"
izleyebileceğini savunduğu ve toplantıyıdüzenleyen Western Policy Center
adlı düşünce kuruluşunun yöneticisi John Stilides'in de, Türkiye'nin
Avrupa Birliği yönünde gerçekleştirdiği reformları vurguladığı, ancak
Birliğin, reform yasalarıyla ilgili uygulamayı da görmek istediğini
söylediğine işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche
Zeitung'da (16/06) "Federal Alman Sanayiciler Derneği Başkanı
Türkiye'nin Üyeliğinden Yana" başlığı altında ve DPA'ya atfen yayımlanan
bir haberde, Federal Alman Sanayiciler Derneği (BDI) Başkanı Michael Rogowski'nin,
Türkiye'nin AB'ye üye olmasından yana olduğunu açıkladığı
belirtilmektedir. Rogowski'nin, ARD televizyonunun "Sabah Magazini"
programında, "Türkiye'nin üyeliğini kesinlikle destekliyorum" diyerek,
Türkiye'nin Birliğe alınmasının, dünya barışı için bir katkı olabileceğini
söylediği ifade edilen haberde, "Ayrıca Türklere yıllar boyunca vaatler
verildi." diyen Rogowski'nin, artık Türklerin AB perspektifinin geri
alınamayacağını, bununla birlikte, bu pozisyonun BDI içinde "oldukça
tartışmalı" olduğunu da dile getirdiği kaydedilmektedir.
Deutsche Welle
Radyosu'nun Türkçe internet sayfasında (14/06) "Türkiye'de İnanç
Özgürlüğü" başlığı altında ve Şebnem Aksoy imzasıyla yer alan bir
haberde, Türkiye'nin, AB süreci çerçevesinde ibadet özgürlüğü önündeki
engellerin kaldırılması için de harekete geçtiği ve Alanya'ya gelecek turistler
için kilise açılmasına olanak tanınacağı açıklanırken, Heybeliada Ruhban
Okulu'nun açılması için de gerekli adımların atılacağı haberinin geldiği
belirtilmektedir. Türkiye'de son günlerde, din ve ibadet özgürlüğüne
ilişkin gelişmeler yaşandığı ve bu konudaki tartışmaların Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün Alanya'da, Alman turistler için bir kilise
açılmasına olanak tanınacağını açıklamasıyla başladığı ifade edilen
haberde, Türkiye'de din ve ibadet özgürlüğü konusunda yeni bir dönemin
başlangıcı olarak nitelendirilen ilk hukuki adımın, 2003 yılı Temmuz
ayında, 6. AB Uyum Paketi'yle atıldığı ve İmar Yasası'nda yapılan
değişiklikle, "cami" yerine "ibadet yeri" ifadesi konularak, cami
dışında da ibadet yeri tahsisine olanak sağlandığı kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (16/06) "Hollanda
Başbakanı Türkiye'ye Olumlu Bakıyor" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, temmuz ayının başında AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak olan Hollanda'nın
Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin yaptığı açıklamada, Türkiye'deki
reformlara olumlu baktığını ve Türkiye'yi Avrupa çemberi içinde görmek
istediğini belirttiği kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
Lahey'de yaptığı görüşmenin ardından Balkenende'nin "Gelecek aylarda
AB'nin Dönem Başkanlığını devralacak olan Hollanda'nın Başbakanı olarak
Türkiye'deki gelişmelere olumlu bakıyorum." dediği aktarılan haberde,
Türkiye'de demokrasinin güçlendirilmesine, ordunun politikadaki rolünün
azaltılmasına ve azınlık haklarının iyileştirilmesine atıfta bulunan
Balkenende'nin, reformların hayata geçirilmesinde daha fazla çaba sarf
edilmesi gerektiğini ifade ettiği belirtilmektedir. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın yasal anlamda tüm reformların tamamlandığını
belirttiği ve "Reformları aralık ayından önce hayata geçirmek için elimizden
geleni yapacağız. Ancak hepsini bu tarihe kadar tamamlamamız mümkün
olmayabilir. Ancak AB üyesi birçok ülkede tüm reformların henüz
tamamlanmadığı ve hayata geçirilmediği de gözden kaçırılmaması gereken
bir unsurdur." şeklinde konuştuğu ifade edilen haberde, Balkenende'nin Türkiye'nin
din ve devlet işlerini birbirine karıştırmayan laik bir devlet olduğunun
altını çizdiği vurgulanmaktadır.
İRAN BASINI:
Abrar gazetesinde
(16/06) "Türkiye'nin AB Üyeliği Şansı" başlığı altında yayımlanan bir
yazıda, dört eski Kürt milletvekilinin, 10 yıllık bir tutukluluktan
sonra Ankara merkez cezaevinden salıverildikleri -Leyla Zana ve üç
siyasi arkadaşı- ve Türkiye'nin söz konusu kişileri serbest bırakmakla,
AB yolunda bir adım daha attığı belirtilmektedir. Hiç şüphesiz
Türkiye'nin, son girişimiyle AB üyeliğine ilişkin hedefine bir adım daha
yakınlaşmış bulunduğu, Kürt politikacılarının serbest bırakılmasının
yanı sıra, TRT'den azınlık dillerinde, özellikle de Kürt dilinde bazı
programların yayınlanmasının, Türkiye'nin bu hedefine ulaşabilmesi yolundaki
çabalarının tamamlayıcısı olarak değerlendirildiği ifade edilen yazıda
şöyle denilmektedir: "Türkiye Cumhuriyeti'nde meydana gelen yeni
gelişmeler, bu ülkenin, geçmişinden kurtulmak istediğini göstermektedir.
Türkiye şimdi, Kürtleri susturmaya ilişkin politikasını düzeltmeye
çalışıyor ve Kürtlere, dil ve kültürleriyle ilgili bazı temel
özgürlükleri tanımak istediği görülüyor. Brüksel'in, aralık ayında AB
üyeliğine ilişkin müzakereler hakkında Türkiye'ye vereceği yanıt sadece
'evet' olabilir. 'Hayır' cevabının, hangi korkunç sonuçları
doğurabileceği konusunda sadece bir tahminde bulunabiliriz. Şimdi ıslah
olmayan milliyetçilerden, dinci köktenciler ve İslam ile yasalar ve
uluslararası anlaşmaların barışmasına karşı çıkanlara kadar herkes şanslarını
beklemektedir. Onlara bu şansın tanınmaması gerekir. Türkiye'nin dini
olmayan hükümeti, kültürler ve dinler arası diyalog konusunda büyük bir
şans oluşturmaktadır. Zira ne olursa olsun, Türkiye'nin adı Türkiye
Cumhuriyeti'dir. Türkiye İslam Cumhuriyeti değil. Bunun başka bir anlamı
şudur: Türkler, Avrupalılara göre farklı inançlara sahiptirler ve bu
konu bahane edilerek Türkiye'nin, AB üyeliğinin engellenmemesi gerekir."
SUUDİ ARABİSTAN
BASINI:
Arab News
gazetesinin internet sayfasında (16/06) "Avrupa'ya Musallat Olan Hayalet"
başlığı altında ve Amir Taheri imzasıyla yer alan makalede şöyle
denilmektedir: "Avrupa'ya bir hayalet musallat olmuş... Türkiye'nin hayaleti,
çok yakın bir tarihte genişleyerek 25 üyeli bir bloğa dönüşmüş olan
Avrupa Birliği'nin kapısını çalıyor. AB kapısını açmalı mı, yoksa
Türkiye'yi içeri almamak için bir bahane daha mı bulmalı? İşte, bu ay
Dublin'de toplanması planlanan AB zirvesinin gündemindeki soru! Mevcut
duruma bakılırsa Türkiye'ye bir üyelik davetiyesi sunulması pek zayıf
bir olasılık gibi. Birliğin önde gelen liderlerinden kimileri,
Türkiye'yi kapının dışında tutma niyetlerini açıkça ortaya koydular...
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabul edilmesine karşı ileri sürülen resmi
savlar çok iyi biliniyor. Bize söylenen o ki; Türkiye, Ortak Tarım
Politikası (CPA) çerçevesinde tarımsal destek talepleriyle Birliği
iflasa sürükleyebilir. Şu var ki, Orta ve Doğu Avrupa'dan yeni üyelerin
katılımıyla ve de küresel çapta serbest ticaretin önündeki son engel
olarak tarım desteklerinin kaldırılması yönündeki baskının artışıyla
CPA'nın çoktan bir çıkmaza girmiş olduğunu göz önüne aldığımızda bu sav
gücünü yitiriyor. Bir diğer sav ise, Türkiye'nin Birliğe girmeyi hak
edecek kadar demokratik bir ülke olmadığı yönünde. Bu doğrudur ve
Türkiye'nin tam bir demokrasi olarak kabul edilebilmesi için onlarca yıl
daha geçmesi gerekebilir. Ancak şu da akıldan çıkarılmamalıdır ki, AB
üyeliği, tıpkı Portekiz ve Yunanistan örneğinde görüldüğü ve eski
komünist ülkelerde de tanık olunacağı gibi demokratikleşme sürecini
hızlandırabilir... Ne var ki Avrupa'nın bazıları hiç de katlanılır
olmayan talepleri uyarınca attığı adımlarla Türkiye, üyeliğini
engellemeyi kafaya koymuş olanları pek de etkilemişe benzemiyor. İşte bu
yüzden, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanlar bunu siyasi ya da ekonomik
değil salt ideolojik nedenlerle yapıyor... Türkiye İslam demek, İslam
da Avrupa'da atadan kalma korkuların kod adı. Peki, kapıları Türkiye'nin
yüzüne kapamak için yeterli bir neden midir bu? Hiç de değil. Avrupa
Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olduğu iddiasından hareket etmek
yanlış olduğu kadar tehlikelidir... Türkiye'nin bir İslam ülkesi olduğu
iddiasının yanlış olduğu da ortada. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi bir
dini yok ve seksen yıldır, yani pek çok AB ülkesinden çok daha uzun bir
süredir de laik bir devlet olarak varlığını sürdürüyor... Öte yandan tuhaftır
ki, Türkiye'nin AB üyeliği, bir serbest ticaret kulübü olarak yola çıkan
Birliğin bir süper devlete dönüştüğünü görmek istemeyenler için bulunmaz
bir nimet de olabilir... Türkiye'nin AB'ye girişi, kıtanın bu çeşitlilik
içeren dokusunu daha da zenginleştirecek ve böylece "Avrupa süper
devleti" savunucularının, seçmenleri ulusal kimliklerinden vazgeçmeye
ikna etmesini güçleştirecek ek bir vurgu olabilir. Kısacası, Avrupa'nın
Avrupalı kalmasını isteyenler Türkiye'nin üyeliğini desteklemelidirler."
ESKİ SAYILAR