22.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 22/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (21/06) "Avrupa Birliği'ni  Zenginleştirecek İslam" başlığı altında ve gazetenin dış  politika bölümü başkanı Gudrun Harrer imzasıyla Fener  Patriği 1. Bartholomeos ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümde şu  ifadeler yer almaktadır:           

            "SORU: Halkının çoğunluğu Müslüman olan Türkiye gibi  bir ülkenin AB'ye katılımı için çaba harcıyorsunuz.  Hıristiyan Kilisesi'nin ruhani liderlerinden biri olarak,  AB Anayasası'nda Hıristiyanlığa yer verilmemesini nasıl  buluyorsunuz? 

            BARTHOLOMEOS: Biz Hıristiyanlar, yani Ortodokslar,  Katolikler ve Protestanlar, Anayasa'da Hıristiyan dinine,  Hıristiyanlığın köklerine ve Hıristiyanlık mirasına yer  verilmesini isterdik, ancak bu Hıristiyan Kilisesi'ne  dahil olmayan diğer ulusların dışarıda bırakılmasını  istediğimiz anlamına gelmemeli. Tarihi nedenlerden ve  tarafsızlığı vurgulamak için, ille de metnin içinde  değil de, en azından önsözde Tanrı'ya ilişkin bir  paragrafın bulunmasını isterdik. Avrupa tarihiyle  ilgilenen hiçbir kimse, Avrupa'nın Hıristiyan kökleri  olduğu gerçeğini yadsıyamaz. 

            SORU: Bu AB'nin bir "Hıristiyan Kulübü" olarak  belirlenmesi demek olmaz mı? 

            BARTHOLOMEOS: Bugün AB'yi bir Hıristiyan Kulübü olarak  algılayamayız: Biz Avrupa ailesi içinde Hıristiyan  olmayanların da yeri olduğuna inanıyoruz. Örneğin bugün  Almanya'da üç milyon Müslümanın yaşadığı bir gerçek,  Fransa'da bu sayı daha da fazla. Ayrıca Avrupa'da  Yahudiler de yaşıyor. Biz diğer kültür ve dinlerin AB'yi zenginleştireceğine inanıyoruz. Ayrıca Hıristiyanlarla  daha yakın temas halinde olmak, Müslümanları da  zenginleştirecektir. 

            SORU: Avrupa'daki İslamlaşma korkusu oldukça büyük. 

            BARTHOLOMEOS: Bu birbirimizi iyi tanıyamamamızdan  ileri geliyor. Burada Avrupa'nın da biraz suçu var.  Bundan 30, 40 yıl önce, Türkiye'den Avrupa ve Avusturya'ya  ilk misafir işçilerin geldiği zamanlarda, sevgiyle  karşılanmadılar, entegre edilmediler, aksine gettolarda  izole olmuş bir şekilde yaşamaya zorlandılar. O zamanlar  bu fırsattan yararlanılmadı. İkinci bir hata da, İslamın  terörizm ile özdeşleştirilmesi. Halbuki yalnız İslamda  değil başka kültür ve dinlerde de teröristler var. Bu,  kültürleri ve insanları birbirine yakınlaştırmak için  dinler arası diyalogun ne kadar önemli olduğunu  gösteriyor..."

            İnternet üzerinden yayın yapan Austria Times  gazetesinde (18/06) "Androsch'tan İsrail ve Türkiye'nin  AB Üyeliğine Koşullu Destek" başlığı altında yer alan  bir haberde, Avusturyalı sanayici ve eski Başbakan  yardımcılarından Hannes Androsch'un, Theodor Herzl  Sempozyumu'nda Türkiye ile İsrail'in üyeliğine koşullu  destek verdiğini belirttiği ifade edilmektedir. Haberde,  İsrail'in üyeliği için Yakın Doğu'da kalıcı bir barış,  Türkiye'nin üyeliği için ise Kopenhag Kriterleri'ni  önkoşul olarak öne süren Androsch'un, Avrupa  Parlamentosu seçim kampanyasını karakterize eden Türkiye  fobisini kınadığı ve Türkiye'yi, "demokratik anayasası  ve Batılılaşmacı rotasıyla bir laik devlet" olarak  tanımladığı vurgulanmaktadır.

 

            BELÇİKA BASINI:           

            De Standaard gazetesinde (19-20/06) "Türkiye'nin  Reformları Uygulaması da Gerekiyor" başlığı altında ve  Bart Beirlant imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın, ülkesinin AB'ye üyelik  görüşmelerine Mart 2005'te başlayabileceğini umduğu,  ancak 25 AB ülkesinin, Türkiye'nin benimsediği reformları  uygulaması için "çabalarını hızlandırması" gerektiğini  belirttikleri kaydedilmektedir. "Türkiye'nin AB üyeliğinin  sonuçları ne olur?" sorusuna cevap arandığı belirtilen  haberde, tanınmış London School of Economics'ten Kirsty  Hughes'in, "Turkey and the EU: Just another enlargment"  adlı son çalışmasında, Türkiye'nin üyeliğinin ekonomik  açıdan çok az etkisi olacağını belirttiği ifade  edilmektedir. Türk ekonomisinin şu anda Polonya  ekonomisiyle aynı büyüklükte ve 25'lerin GSMH'sinin yüzde  1,9'unu oluşturduğu kaydedilen haberde, "Türkiye'nin  etkisi nüfusu dolayısıyla özellikle siyasal açıdan  görülecek: 2015 yılında üye olması halinde, Almanlardan  biraz az olmak üzere AB nüfusu 82,1 milyon kişi ile  artacak. 2025 yılında Türkiye 87 milyon nüfusu ile AB'nin  en büyük ülkesi olacak. Bu ağırlık Avrupa Parlamentosu ve  Bakanlar Konseyi'nde hissedilecek. 'Buna rağmen, 28 üyeli  AB içinde büyük ülkelerin ağırlığı büyük ölçüde artmayacak.'  Küçük bir ekonomiye sahip olması nedeniyle Türkiye'nin  küçük bir siyasal ağırlığı olacak. AB içinde yeni kurumsal  reformlara gerek kalmayacak. Türkiye'nin üyeliğinin,  stratejik ve jeopolitik etkileri olacak. 'Türkiye'nin,  demokratik, istikrarlı, varlıklı bir dost müttefik olması  AB'nin çıkarınadır.' Terörizmle mücadelenin, Batı ile  İslam dünyası arasında gerginlik yarattığı bir sırada  Türkiye'nin üyeliği, AB'nin bir 'Hıristiyan kulübü"  olmadığını kanıtlayacaktır. AB'nin sınırları Orta Doğu ve  Kafkasya'ya dayanacak ve böylece AB uluslararası alanda  daha fazla rol üstlenecek. Hughes'in, sonuç olarak,  'Türkiye belli oranda yoksul olan büyük bir ülkedir. Ancak  AB'ye başarıyla üye olabilmesi için ne çok büyük ne de çok  yoksul bir ülkedir. Türkiye'nin üyeliğinin AB üzerinde  etkileri olacaktır, ancak daha önceki genişlemelerde olduğu  gibi bunun altından kalkılır' diyor." denilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (21/06) "Alman CDU Partisi, AB Anayasasını  Onaylamayı, Türkiye ile Üyelik Müzakerelerine Başlanması  Kararına Bağladı" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Almanya'da muhalefetteki muhafazakar Hıristiyan Demokrat  Birlik Partisi'nin (CDU), AB anayasasını onaylamayı,  Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması kararına  bağladığı belirtilmektedir. CDU Avrupa politikası uzmanı  Peter Hintze'nin, Berlin'de yaptığı açıklamada, Türkiye  ile AB'ye üyelik müzakerelerine başlanması konusunda Alman Parlamentosu'nda en az 3'te 2'lik çoğunlukla karar alınması  durumunda, AB anayasasına onay verebileceklerini söylediği  ifade edilen haberde, Almanya'da muhalefetteki Birlik  Partilerinin (CDU/CSU) Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  çıktığı ve bunun karşılığında Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık  önerdiği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (21/06) "Avusturya Cumhurbaşkanı: AB  Türkiye'yi Kabule Hazır Değil" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Avusturya'nın yeni Cumhurbaşkanı Heinz  Fischer'in bir Akşam gazetesine verdiği mülakatta, Avrupa  Birliği'nin Türkiye'yi üye olarak almaya hazır olmadığını  ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini özümsemek için zamana  ihtiyacı olduğunu söylediği belirtilmektedir. Türkiye'nin, gerçekleştirdiği bir dizi reform nedeniyle Brüksel'in  takdirini kazandığı, gerçekleştirdiği reformların, ülkenin,  aralık ayında AB Zirvesi'nde katılım müzakerelerine  başlamak için tarih alma umutlarını artırdığı belirtilen  haberde, Heinz Fischer'in, kendisinin kişisel olarak  Türkiye'nin tam üyeliğini desteklediğini, ancak şu an  müzakerelere başlamak için zamanın uygun olmadığını  söyleyerek, "70 milyonluk büyük bir ülkeden söz ediyoruz.  Türkiye, AB içerisinde dengeleri değiştirebilir. Birlik  içerisinde her şeyi alt üst edebilir. Sorulması gereken  soru sadece Türkiye'nin hazır olup olmadığı değil,  AB'nin de Türkiye'yi kabul etmeye hazır olup olmadığıdır.  Açık bir şekilde söyleyebilirim ki, henüz Türkiye'nin  katılımını kaldıramayız. Türkiye'ye aralık ayında tarih  verilip verilmeyeceğini söylemek oldukça güç." dediği  ifade edilmektedir. Haberde, müzakerelere başlanamamasının  Recep Tayyip Erdoğan'ın merkez sağ hükümetine zarar  vereceğine ve Türkiye'nin güçlü ekonomik iyileşmesini  rayından çıkaracağına inanan mali piyasaların, Ankara'nın  aralık ayı için hazırlıklarını yakından takip ettiği  vurgulanmaktadır.

 

            İSPANYA BASINI: 

            El Pais gazetesinde (20/06) "Türkiye'nin Avrupa'yla  Buluşması" başlığı altında ve BYEGM ile Dış Politika  Enstitüsü tarafından bu yıl Antalya ve İstanbul'da  düzenlenen AB Yaz Semineri'ne katılan El Pais'in Brüksel  muhabiri Bosco Esteruelas imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Türkiye'nin, AB ile beklenen üyelik müzakerelerine  başlanamaması halinde bir "B Planı" bulunmadığı  belirtilmektedir. Yorumda, 70 milyon nüfuslu Türkiye'ye  müzakere tarihi verilmemesi halinde ülkede büyük bir hayal  kırıklığı yaşanacağı ve bu durumda, 2002 yılından beri iş  başındaki "ılımlı İslam" yanlısı hükümetin zorlanacağı  ifade edilmekte, Türk Hükümeti'nin şimdiye kadar Kopenhag  Siyasi Kriterleri doğrultusunda gerçekleştirdiği  reformlardan örnekler verilmektedir. Yorumda, sırasıyla  Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan, Orta Doğu  Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof.  Atilla Eralp ve Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü  Abdurrahman Bilgiç'in, konuya ilişkin açıklamaları  aktarılmaktadır: 

            "Dış Politika Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan: 'AB  Komisyonu'nun ekim ayında açıklayacağı raporda, Türkiye'ye  müzakere tarihi verilmesi tavsiyesinde bulunması halinde,  AB liderlerinin aralık ayında kesin bir şekilde Türkiye'ye  'hayır' demelerini çok zor görüyorum. Fakat çok iyimser de  olmamak gerek. 2002 yılında Kopenhag'da olduğu gibi  müzakerelerin başlamasını geciktirirlerse hiç şaşırmam.  Prodi, bazı hükümetlerin yeni taleplerde bulunulması ve  sürecin uzatılması yolunda baskılar yaptıklarını  hissettirdi. Ayrıca Kıbrıs ve hatta Yunanistan'ın engeller çıkarmayacağından pek emin değilim. B Planı gibi bir  alternatif olacağını sanmıyorum. Avrupa bize kapısını  kapatırsa, ABD, Rusya, İsrail ve bazı Orta Asya  ülkeleriyle serbest ticaret sahası yaratma yolundaki  girişimler hükümetin gündemine gelebilir.' 

            Orta Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm  Başkanı Prof. Atilla Eralp: 'Türkiye'nin AB'ye girmesine  karşı olan hükümetler var. Bu hükümetler, kendi  kamuoylarının Müslüman bir ülkenin aralarına girmelerinden  korktukları bahanesini ileri sürüyor ve Türkiye'yi veto  ediyorlar. Sersemce önyargılar bunlar. Atatürk  devrimlerinden beri Türkiye modern ve laik bir ülke.  Başlatılan reformlar sürecinde geriye dönüş söz konusu  değil. Müzakerelere başlanmalı.' 

            Basın Yayın Genel Müdürü Abdurrahman Bilgiç:  'Türkiye'nin AB'ye katılımıyla ilgili tartışmalar akılcı  bir şekilde yürütülmeli ve önyargılardan uzak durulmalıdır.' 

            ABC gazetesinde (19/06) "Hırvatistan, AB Üyeliği için  Müzakerelere Başlama Yarışında Türkiye'nin Önüne Geçiyor"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin 1987  yılında AB'ye katılmak için müracaatta bulunduğu ve 1995  yılından beri aday adayı olduğu vurgulanmaktadır. Haberde,  Hırvatistan'ın uzun zamandır beklemekte olan Türkiye'nin  önüne geçtiği, ancak Hırvatistan'ın 2007 yılında AB  üyeliğine kabul edilmeleri öngörülen Bulgaristan ile  Romanya'nın önüne geçmesinin mümkün olmadığı, Bulgaristan  ile Romanya'nın üyeliğinin bir yıl kadar geciktirilmesi  halinde Hırvatistan'ın da bu ülkelerle birlikte AB'ye  girmesinin mümkün olabileceği belirtildikten sonra,  müzakerelere başlanması için Türkiye'den istenenlerin  yerine getirilip getirilmediği konusundaki kararın yeni  AB Komisyonu tarafından verileceği ifade edilmektedir.

 

            RUSYA BASINI: 

            Rossiyskaya Gazeta'nın (19/06) "Türkiye, Terörizmin  Her Türlüsüne Karşıdır" başlığı altında ve Yuri Zvyagin  imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent  Arınç ile yapılan mülakata yer verilmektedir: TBMM Başkanı  Bülent Arınç'ın Kıbrıs, Çeçenistan, Irak ve Yukarı Karabağ  sorunu konularındaki görüşlerine yer verilen mülakatta,  "Türkiye Avrupa Birliği'ne katılmak istiyor. Bu süreç  nasıl devam ediyor?" şeklindeki bir soruya, Arınç'ın,  "Türkiye'nin AB'ye aday ülke olarak kabul edildiği 1999  yılından başlamak üzere ciddi Anayasal reformlar  gerçekleştirdik. Yüzden fazla kanunda değişiklik yaptık.  Kopenhag siyasi kriterlerinin çoğunu büyük ölçüde yerine  getirdik. Türkiye'de idam cezası kaldırıldı. Türk Ceza  Kanunu ve Medeni Kanun'da değişiklikler yapıldı. İnsan  hakları konusunda büyük bir ilerleme sağlandı. Dolayısıyla  kritik noktayı geçtik. Artık Türkiye'nin AB'ye katılması  zaman meselesidir. Bilindiği gibi, AB'nin 2002 yılı  zirvesinde, Türkiye'nin gereken tüm kriterlere uyması  halinde, 2004 yılı sonunda müzakerelerin başlatılacağı  karara bağlandı." dediği aktarılmaktadır.

 

            ÜRDÜN BASINI: 

            The Star gazetesinin internet sayfasında (17(06)  "Türkiye'nin Yönelimi" başlığı altında ve Khairy Janbek  imzasıyla yer alan bir haberde şöyle denilmektedir: "Arap  dünyasında olduğu gibi Türkiye'de de reform isteniyor.  Ancak Arap dünyası için bunun faydası siyasi olarak  hayatta kalmak, Türkiye için ise yıl sonunda AB'ye  başvurusunun gözden geçirilmesinin bedeli. Türkiye Avrupa  kulübüne giriş için gerekenleri uygulamaya başladı bile  ve bir din olarak İslam ile laik Kemalist devletin  birlikte varolabilmeleri için rahat bir ortam yaratarak  ordunun Milli Güvenlik Kurulu'ndaki etkisini azaltmaya  başladı. Mevcut hükümet Kürtçe, Arapça, Boşnakça ve  Çerkezce yayın yaparak Türkiye'nin nüfusunun çeşitliliğini  kabul etti ve bazı Kürt eylemcilerin hapishaneden  salıverilmesini başardı. AB adayı olarak Türkiye, üyeliği  çok ciddiye alıyor ve bu meseleye daha geniş bir  perspektiften bakmak çok önemli. Türkiye sadece coğrafi  olarak hem Asya hem de Avrupa'da bulunmakla kalmıyor,  aynı zamanda bütün Orta Doğu bölgesinin de bir üyesi  durumunda. Bu konumuyla Türkiye bölgedeki endişeleri  Avrupa Parlamentosu'na taşıyarak Orta Doğu ile Avrupa  arasında bir köprü oluşturabilir. NATO'nun aktif bir üyesi  olarak askeri rolünü siyasi rolle tamamlayacak ve böylece  bölgemize başka bir askeri müdahale gerekli olursa  kendisine nüfuz ve söz hakkı sağlayabilir. Buna ek olarak,  Türkiye'deki hakim din İslam olduğu ve laiklikle birlikte  varolabildiği için Türkiye İslam'ın medeni yüzünü Avrupa'ya gösterebilir. İslam'ın sadece Doğu için değil Avrupalılar  için de bir din olabileceğini doğrulayabilir. Türkiye'nin  AB'ye girişinin sadece Türkiye'nin kendisi için değil, Arap  ve İslam dünyası için de başka avantajları var. Bununla  birlikte, bu yol Türkiye için oldukça engebeli olacak..."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefterotipia gazetesinde (20/06) "Hem İslam, Hem Kemal"  başlığı altında ve Elenis Kohaimidu imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, İstanbul'da yapılan İKÖ toplantısı ve yine  İstanbul'da yapılacak olan NATO zirvesi ile Türkiye Müslüman  bir demokratik ülke olduğunu uluslararası topluma gösterme  fırsatını yakaladığı belirtilmektedir. Aralık ayındaki AB  ile kritik randevuyu dikkate alarak, Türkiye'yi modern bir  İslam ülkesi yapma çabası içinde bulunan Başbakan Erdoğan'ın,  İslam ile Batı'yı sembolik şekilde birleştirme rolüne bel  bağlamış bulunduğu, zira Türkiye'nin AB üyeliğini  destekleyenlerin, Müslüman dünyada örnek teşkil eden  Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla Batı ile Müslüman ülkeler  arasında köprü oluşacağı gerekçesini ileri sürdükleri ifade  edilen yorumda, Erdoğan'ın uyguladığı gerçekçi politikanın,  başka bir deyişle "hem imam hem gerçekçi" tutum takınması  beklenen neticeleri getirdiği, ılımlı İslamı ve Türk  toplumunun dini dinamizmini, Batı yanlısı değişikliklere  susayan çağdaş akım ile bağlamasını bildiği kaydedilmektedir.  Başta ABD Başkanı Bush olmak üzere, (28 ve 29 Haziran'da)  NATO liderlerini ağırlamaya hazırlanan Ankara'nın, aralık  ayında AB tarafından üyelik müzakereleri için tarih  verilmesi konusunda Avrupalıların kaygılarını gidermeye  çalıştığı belirtilen yorumda, AB seçimleri arifesinde  birçok Avrupa ülkesinde Türkiye'nin AB üyeliği gündeme  geldiği, Avrupa'daki muhafazakar güçlerin, AB'yi bir  Hıristiyan Kulübü olarak gördüklerinden, Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı oldukları, Fransa'nın, Türkiye'nin AB  üyeliği konusundaki görüşünü, AB Komisyonu'nun Türkiye'de  yapılan reformlara ilişkin sonbaharda yapacağı  değerlendirmesinden sonra açıklayacağını bildirdiği,  Almanya, İngiltere ve İtalya'nın, kendilerinin de  benimsediği ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesinin  gerçekleştirilmesi konusunda Türkiye'nin önemini  vurguladıkları kaydedilmektedir.

            Vradini gazetesinde (21/06) "Ankara, Aralık Ayında  Tarih Alamazsa Ege'de Eski Gergin Döneme Dönmekle Tehdit  Ediyor" başlığı altında ve Spiros Surmelidis imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın, AB yöneliminin zorlu  geleceğine karşı koyabilmek için Türk-Yunan ilişkilerinde  taktik değiştirdiği belirtilmektedir. Türk diplomasisinin,  aralık ayında AB tarafından Türkiye'ye üyelik müzakereleri  için tarih verilmemesi halinde, yeniden tehditte bulunmaya  hazır göründüğü öne sürülen yorumda, Ankara'nın son dönemde  yaptığı iki girişimin, Türk-Yunan ilişkilerindeki sakin  dönemin gelecek aylarda son bulma ihtimali olduğunu  gösterdiği, birincisinin, Türk diplomasisinin, Brüksel'de  yapılan AB zirvesi çerçevesinde, Ankara'nın son iki yılda  sarfettiği çabalara rağmen, Atina'nın ikili sorunları  çözmeye niyetli olmadığını, sadece zaman kazanmaya  çalıştığını söylediği, ikincisinin de Türk Dışişleri  Bakanı'nın, geçenlerde İstanbul'da yapılan İKÖ toplantısında,  Trakya'da yaşayan Müslüman azınlığın haklarının çiğnendiğini  söylediğine işaret edilmektedir. AB içindeki çoğu ülke  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı, şu aşamada  Avusturya'nın, Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde AB içinde  kamuoyu oluşturma gibi zor bir misyon üstlenmiş bulunduğu,  Fransa'da olduğu gibi, Almanya'da da kamuoyunun Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı çıktığı ifade edilen yorumda, Avrupa  organları tarafından yapılan resmi açıklamalarda Türkiye'nin  Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlama yolunda attığı önemli  adımlardan bahsedildiği ve Türkiye hakkında kararın aralık  ayında alınacağının belirtildiği, bu açıklamaların, Türk  Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB üyeliği için Avrupalıları  etkileme yönünde girişimlerde bulunması ihtimalinin olduğunu  gösterdiği vurgulanmaktadır. Yorumda şöyle denilmektedir:  "ABD Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesi  konusunda AB'ye yoğun baskı yapmaktadır; AB içinde ise  başta İngiltere olmak üzere, İtalya, Hollanda ve İspanya  Ankara'nın AB yönelimine destek vermektedirler... Atina,  Türkiye'nin AB yönelimini desteklemektedir; ancak Ankara  Türk-Yunan ilişkilerinde taktik değiştirirse, Yunanistan da  karşılık verecektir. Olimpiyat Oyunları'nın da gelecek  aylarda olayların yaşanmasını engelleyemeyeceği görülüyor."

            İmerisia gazetesinde (19/06) "Rahmi Koç: Erdoğan,  Papandreu ile Cem'in Açtığı Yolda İlerliyor" başlığı altında  ve Dimitris Diamandidis-Leonidas Liyamis imzasıyla İşadamı  Rahmi Koç ile yapılan mülakata yer verilmektedir Türk  ekonomi dünyasının en önemli siması, ünlü işadamı Rahmi  Koç'un, Türk-Yunan ilişkileri, Heybeliada Ruhban Okulu'nun  yeniden açılması ile ilgili gelişmeler, uluslararası konular,  ekonomik durum ve AB üyeliği ile ilgili görüşlerine yer  verilen mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Erdoğan hükümetinin icraatları hakkında neler  düşünüyorsunuz? Karşısına bir dizi zorluklar çıkmasına  rağmen, Erdoğan hükümeti Türkiye'yi AB ailesine dahil etme  konusunda kararlı mı? 

            KOÇ: Beklentilerin aksine, AB-Türkiye ilişkilerinin  gelişmesinde Başbakan Erdoğan örnek alınacak siyaset adamı  oldu. İrade ve gayretle, çoğu zaman kendisine destek  verenleri bile şaşırtacak şekilde, önceki hükümetlerin bu  yöndeki başarıları üzerine 'inşa' etmesini bildi. (...) 

            SORU: Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerginlik  konusunda ne düşünüyorsunuz? Türkiye, AB ile Arap ülkeleri  arasındaki ilişkilerde aracı ülke olabilir mi? 

            KOÇ: Kanaatimce, Türkiye ile İsrail arasındaki  ilişkilerde sorun yoktur, hatta birçok ticari ve askeri  işbirliği projelerinde ilerleme kaydedilmektedir. Türk  Hükümeti'nin Filistin konusunda yaptığı açıklamalar Avrupa  ülkelerinin, hatta bazı İsrail yetkililerinin yaptıkları  açıklamalar doğrultusundadır. Ülkem gerçekten de sadece  Orta Doğu-AB ilişkilerinde değil, AB'nin Asya, Kuzey Afrika  ülkeleriyle ilişkilerinde de rol oynayabilir. Ayrıca,  Türkiye gelecekte Asya ülkeleri için önemli bir enerji  kavşağı olacaktır. 

            SORU: Yunan Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyesi olması  amacıyla AB yönelimini desteklediği yolundaki açıklamasını  nasıl değerlendiriyorsunuz? 

            KOÇ: Türkiye'de uzun yıllar AB üyesi güçlü ülkelerin  söylediklerine dayanılarak, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB  yönelimine engel teşkil ettiği görüşü hakimdi. Şimdi, AB  üyeliğimize sadece Yunanistan'ın değil, Fransa ve  Almanya'nın da itirazlarının olduğu ortaya çıktı.(...)" 

            İmerisia gazetesinde (19/06) "Türk-Yunan İlişkilerinde  Söz, Ekonomi Diplomasisinde" başlığı altında ve Yunanistan  Dışişleri Bakan Yardımcısı Evripidis Stilyanidis imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Yunan Hükümeti'nin Türkiye'nin AB  üyeliğini desteklediğini defalarca söylediği, amacın,  Türkiye'nin AB ilkelerine saygı göstermesi olduğu  belirtilmektedir. Türkiye'nin, AB ilkelerine saygılı  oldukça, Yunanistan ile olan diyaloğunun da bir o kadar  kolaylaşacağı ifade edilen yorumda, Soğuk Savaş döneminden  uzaklaştıkça, iki devlet ve iki halk arasındaki ilişkilerin  pek çok boyut kazandığı ve ekonomi diplomasisinin iki ülke  piyasalarında köprü teşkil etmesi gerektiği, iki ülkede  bulunan sivil toplum örgütlerinin, iki halkın yakınlaşması  için çaba sarfetmeleri gerektiği kaydedilmektedir. Yorumda,  Türkiye'nin AB ilkelerine saygı göstermesinin hem Türkiye,  hem de Yunanistan'ın çıkarına olduğu, çünkü bölgede barış  ve istikrar sağlanacağı vurgulanmaktadır.

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR