ANKARA, 22/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 21 Haziran
2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA
BASINI:
Der Standard
gazetesinde (21/06) "Avrupa Birliği'ni Zenginleştirecek İslam" başlığı
altında ve gazetenin dış politika bölümü başkanı Gudrun Harrer imzasıyla
Fener Patriği 1. Bartholomeos ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Halkının
çoğunluğu Müslüman olan Türkiye gibi bir ülkenin AB'ye katılımı için
çaba harcıyorsunuz. Hıristiyan Kilisesi'nin ruhani liderlerinden biri
olarak, AB Anayasası'nda Hıristiyanlığa yer verilmemesini nasıl buluyorsunuz?
BARTHOLOMEOS: Biz
Hıristiyanlar, yani Ortodokslar, Katolikler ve Protestanlar, Anayasa'da
Hıristiyan dinine, Hıristiyanlığın köklerine ve Hıristiyanlık mirasına
yer verilmesini isterdik, ancak bu Hıristiyan Kilisesi'ne dahil olmayan
diğer ulusların dışarıda bırakılmasını istediğimiz anlamına gelmemeli.
Tarihi nedenlerden ve tarafsızlığı vurgulamak için, ille de metnin
içinde değil de, en azından önsözde Tanrı'ya ilişkin bir paragrafın
bulunmasını isterdik. Avrupa tarihiyle ilgilenen hiçbir kimse,
Avrupa'nın Hıristiyan kökleri olduğu gerçeğini yadsıyamaz.
SORU: Bu AB'nin
bir "Hıristiyan Kulübü" olarak belirlenmesi demek olmaz mı?
BARTHOLOMEOS:
Bugün AB'yi bir Hıristiyan Kulübü olarak algılayamayız: Biz Avrupa
ailesi içinde Hıristiyan olmayanların da yeri olduğuna inanıyoruz.
Örneğin bugün Almanya'da üç milyon Müslümanın yaşadığı bir gerçek, Fransa'da
bu sayı daha da fazla. Ayrıca Avrupa'da Yahudiler de yaşıyor. Biz diğer
kültür ve dinlerin AB'yi zenginleştireceğine inanıyoruz. Ayrıca
Hıristiyanlarla daha yakın temas halinde olmak, Müslümanları da zenginleştirecektir.
SORU: Avrupa'daki
İslamlaşma korkusu oldukça büyük.
BARTHOLOMEOS: Bu
birbirimizi iyi tanıyamamamızdan ileri geliyor. Burada Avrupa'nın da
biraz suçu var. Bundan 30, 40 yıl önce, Türkiye'den Avrupa ve
Avusturya'ya ilk misafir işçilerin geldiği zamanlarda, sevgiyle karşılanmadılar,
entegre edilmediler, aksine gettolarda izole olmuş bir şekilde yaşamaya
zorlandılar. O zamanlar bu fırsattan yararlanılmadı. İkinci bir hata da,
İslamın terörizm ile özdeşleştirilmesi. Halbuki yalnız İslamda değil
başka kültür ve dinlerde de teröristler var. Bu, kültürleri ve insanları
birbirine yakınlaştırmak için dinler arası diyalogun ne kadar önemli
olduğunu gösteriyor..."
İnternet üzerinden
yayın yapan Austria Times gazetesinde (18/06) "Androsch'tan İsrail ve
Türkiye'nin AB Üyeliğine Koşullu Destek" başlığı altında yer alan bir
haberde, Avusturyalı sanayici ve eski Başbakan yardımcılarından Hannes
Androsch'un, Theodor Herzl Sempozyumu'nda Türkiye ile İsrail'in
üyeliğine koşullu destek verdiğini belirttiği ifade edilmektedir.
Haberde, İsrail'in üyeliği için Yakın Doğu'da kalıcı bir barış, Türkiye'nin
üyeliği için ise Kopenhag Kriterleri'ni önkoşul olarak öne süren
Androsch'un, Avrupa Parlamentosu seçim kampanyasını karakterize eden
Türkiye fobisini kınadığı ve Türkiye'yi, "demokratik anayasası ve
Batılılaşmacı rotasıyla bir laik devlet" olarak tanımladığı
vurgulanmaktadır.
BELÇİKA BASINI:
De Standaard
gazetesinde (19-20/06) "Türkiye'nin Reformları Uygulaması da Gerekiyor"
başlığı altında ve Bart Beirlant imzasıyla yayımlanan bir haberde,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ülkesinin AB'ye üyelik görüşmelerine
Mart 2005'te başlayabileceğini umduğu, ancak 25 AB ülkesinin,
Türkiye'nin benimsediği reformları uygulaması için "çabalarını
hızlandırması" gerektiğini belirttikleri kaydedilmektedir. "Türkiye'nin
AB üyeliğinin sonuçları ne olur?" sorusuna cevap arandığı belirtilen haberde,
tanınmış London School of Economics'ten Kirsty Hughes'in, "Turkey and
the EU: Just another enlargment" adlı son çalışmasında, Türkiye'nin
üyeliğinin ekonomik açıdan çok az etkisi olacağını belirttiği ifade edilmektedir.
Türk ekonomisinin şu anda Polonya ekonomisiyle aynı büyüklükte ve
25'lerin GSMH'sinin yüzde 1,9'unu oluşturduğu kaydedilen haberde, "Türkiye'nin
etkisi nüfusu dolayısıyla özellikle siyasal açıdan görülecek: 2015
yılında üye olması halinde, Almanlardan biraz az olmak üzere AB nüfusu
82,1 milyon kişi ile artacak. 2025 yılında Türkiye 87 milyon nüfusu ile
AB'nin en büyük ülkesi olacak. Bu ağırlık Avrupa Parlamentosu ve Bakanlar
Konseyi'nde hissedilecek. 'Buna rağmen, 28 üyeli AB içinde büyük
ülkelerin ağırlığı büyük ölçüde artmayacak.' Küçük bir ekonomiye sahip
olması nedeniyle Türkiye'nin küçük bir siyasal ağırlığı olacak. AB
içinde yeni kurumsal reformlara gerek kalmayacak. Türkiye'nin üyeliğinin,
stratejik ve jeopolitik etkileri olacak. 'Türkiye'nin, demokratik,
istikrarlı, varlıklı bir dost müttefik olması AB'nin çıkarınadır.'
Terörizmle mücadelenin, Batı ile İslam dünyası arasında gerginlik
yarattığı bir sırada Türkiye'nin üyeliği, AB'nin bir 'Hıristiyan kulübü"
olmadığını kanıtlayacaktır. AB'nin sınırları Orta Doğu ve Kafkasya'ya
dayanacak ve böylece AB uluslararası alanda daha fazla rol üstlenecek.
Hughes'in, sonuç olarak, 'Türkiye belli oranda yoksul olan büyük bir
ülkedir. Ancak AB'ye başarıyla üye olabilmesi için ne çok büyük ne de
çok yoksul bir ülkedir. Türkiye'nin üyeliğinin AB üzerinde etkileri
olacaktır, ancak daha önceki genişlemelerde olduğu gibi bunun altından
kalkılır' diyor." denilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (21/06) "Alman
CDU Partisi, AB Anayasasını Onaylamayı, Türkiye ile Üyelik
Müzakerelerine Başlanması Kararına Bağladı" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, Almanya'da muhalefetteki muhafazakar Hıristiyan Demokrat Birlik
Partisi'nin (CDU), AB anayasasını onaylamayı, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanması kararına bağladığı belirtilmektedir. CDU
Avrupa politikası uzmanı Peter Hintze'nin, Berlin'de yaptığı açıklamada,
Türkiye ile AB'ye üyelik müzakerelerine başlanması konusunda Alman
Parlamentosu'nda en az 3'te 2'lik çoğunlukla karar alınması durumunda,
AB anayasasına onay verebileceklerini söylediği ifade edilen haberde,
Almanya'da muhalefetteki Birlik Partilerinin (CDU/CSU) Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı çıktığı ve bunun karşılığında Türkiye'ye imtiyazlı
ortaklık önerdiği kaydedilmektedir.
İNGİLTERE
BASINI:
Reuter'in (21/06)
"Avusturya Cumhurbaşkanı: AB Türkiye'yi Kabule Hazır Değil" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Avusturya'nın yeni Cumhurbaşkanı Heinz
Fischer'in bir Akşam gazetesine verdiği mülakatta, Avrupa Birliği'nin
Türkiye'yi üye olarak almaya hazır olmadığını ve Orta ve Doğu Avrupa
ülkelerini özümsemek için zamana ihtiyacı olduğunu söylediği
belirtilmektedir. Türkiye'nin, gerçekleştirdiği bir dizi reform nedeniyle
Brüksel'in takdirini kazandığı, gerçekleştirdiği reformların, ülkenin, aralık
ayında AB Zirvesi'nde katılım müzakerelerine başlamak için tarih alma
umutlarını artırdığı belirtilen haberde, Heinz Fischer'in, kendisinin
kişisel olarak Türkiye'nin tam üyeliğini desteklediğini, ancak şu an müzakerelere
başlamak için zamanın uygun olmadığını söyleyerek, "70 milyonluk büyük
bir ülkeden söz ediyoruz. Türkiye, AB içerisinde dengeleri
değiştirebilir. Birlik içerisinde her şeyi alt üst edebilir. Sorulması
gereken soru sadece Türkiye'nin hazır olup olmadığı değil, AB'nin de
Türkiye'yi kabul etmeye hazır olup olmadığıdır. Açık bir şekilde
söyleyebilirim ki, henüz Türkiye'nin katılımını kaldıramayız. Türkiye'ye
aralık ayında tarih verilip verilmeyeceğini söylemek oldukça güç."
dediği ifade edilmektedir. Haberde, müzakerelere başlanamamasının Recep
Tayyip Erdoğan'ın merkez sağ hükümetine zarar vereceğine ve Türkiye'nin
güçlü ekonomik iyileşmesini rayından çıkaracağına inanan mali
piyasaların, Ankara'nın aralık ayı için hazırlıklarını yakından takip
ettiği vurgulanmaktadır.
İSPANYA BASINI:
El Pais
gazetesinde (20/06) "Türkiye'nin Avrupa'yla Buluşması" başlığı altında
ve BYEGM ile Dış Politika Enstitüsü tarafından bu yıl Antalya ve
İstanbul'da düzenlenen AB Yaz Semineri'ne katılan El Pais'in Brüksel muhabiri
Bosco Esteruelas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin, AB ile
beklenen üyelik müzakerelerine başlanamaması halinde bir "B Planı"
bulunmadığı belirtilmektedir. Yorumda, 70 milyon nüfuslu Türkiye'ye müzakere
tarihi verilmemesi halinde ülkede büyük bir hayal kırıklığı yaşanacağı
ve bu durumda, 2002 yılından beri iş başındaki "ılımlı İslam" yanlısı
hükümetin zorlanacağı ifade edilmekte, Türk Hükümeti'nin şimdiye kadar
Kopenhag Siyasi Kriterleri doğrultusunda gerçekleştirdiği reformlardan
örnekler verilmektedir. Yorumda, sırasıyla Dış Politika Enstitüsü
Başkanı Seyfi Taşhan, Orta Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler
Bölüm Başkanı Prof. Atilla Eralp ve Basın Yayın ve Enformasyon Genel
Müdürü Abdurrahman Bilgiç'in, konuya ilişkin açıklamaları
aktarılmaktadır:
"Dış Politika
Enstitüsü Başkanı Seyfi Taşhan: 'AB Komisyonu'nun ekim ayında
açıklayacağı raporda, Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi tavsiyesinde
bulunması halinde, AB liderlerinin aralık ayında kesin bir şekilde
Türkiye'ye 'hayır' demelerini çok zor görüyorum. Fakat çok iyimser de olmamak
gerek. 2002 yılında Kopenhag'da olduğu gibi müzakerelerin başlamasını
geciktirirlerse hiç şaşırmam. Prodi, bazı hükümetlerin yeni taleplerde
bulunulması ve sürecin uzatılması yolunda baskılar yaptıklarını hissettirdi.
Ayrıca Kıbrıs ve hatta Yunanistan'ın engeller çıkarmayacağından pek emin
değilim. B Planı gibi bir alternatif olacağını sanmıyorum. Avrupa bize
kapısını kapatırsa, ABD, Rusya, İsrail ve bazı Orta Asya ülkeleriyle
serbest ticaret sahası yaratma yolundaki girişimler hükümetin gündemine
gelebilir.'
Orta Doğu
Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Atilla Eralp: 'Türkiye'nin
AB'ye girmesine karşı olan hükümetler var. Bu hükümetler, kendi kamuoylarının
Müslüman bir ülkenin aralarına girmelerinden korktukları bahanesini
ileri sürüyor ve Türkiye'yi veto ediyorlar.
Sersemce önyargılar bunlar.
Atatürk devrimlerinden beri Türkiye modern ve laik bir ülke. Başlatılan
reformlar sürecinde geriye dönüş söz konusu değil. Müzakerelere
başlanmalı.'
Basın Yayın Genel
Müdürü Abdurrahman Bilgiç: 'Türkiye'nin AB'ye katılımıyla ilgili
tartışmalar akılcı bir şekilde yürütülmeli ve önyargılardan uzak
durulmalıdır.'
ABC gazetesinde
(19/06) "Hırvatistan, AB Üyeliği için Müzakerelere Başlama Yarışında
Türkiye'nin Önüne Geçiyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Türkiye'nin 1987 yılında AB'ye katılmak için müracaatta bulunduğu ve
1995 yılından beri aday adayı olduğu vurgulanmaktadır. Haberde, Hırvatistan'ın
uzun zamandır beklemekte olan Türkiye'nin önüne geçtiği, ancak
Hırvatistan'ın 2007 yılında AB üyeliğine kabul edilmeleri öngörülen
Bulgaristan ile Romanya'nın önüne geçmesinin mümkün olmadığı,
Bulgaristan ile Romanya'nın üyeliğinin bir yıl kadar geciktirilmesi halinde
Hırvatistan'ın da bu ülkelerle birlikte AB'ye girmesinin mümkün
olabileceği belirtildikten sonra, müzakerelere başlanması için
Türkiye'den istenenlerin yerine getirilip getirilmediği konusundaki
kararın yeni AB Komisyonu tarafından verileceği ifade edilmektedir.
RUSYA BASINI:
Rossiyskaya
Gazeta'nın (19/06) "Türkiye, Terörizmin Her Türlüsüne Karşıdır" başlığı
altında ve Yuri Zvyagin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Bülent Arınç ile yapılan mülakata yer verilmektedir: TBMM Başkanı Bülent
Arınç'ın Kıbrıs, Çeçenistan, Irak ve Yukarı Karabağ sorunu konularındaki
görüşlerine yer verilen mülakatta, "Türkiye Avrupa Birliği'ne katılmak
istiyor. Bu süreç nasıl devam ediyor?" şeklindeki bir soruya, Arınç'ın,
"Türkiye'nin AB'ye aday ülke olarak kabul edildiği 1999 yılından
başlamak üzere ciddi Anayasal reformlar gerçekleştirdik. Yüzden fazla
kanunda değişiklik yaptık. Kopenhag siyasi kriterlerinin çoğunu büyük
ölçüde yerine getirdik. Türkiye'de idam cezası kaldırıldı. Türk Ceza Kanunu
ve Medeni Kanun'da değişiklikler yapıldı. İnsan hakları konusunda büyük
bir ilerleme sağlandı. Dolayısıyla kritik noktayı geçtik. Artık
Türkiye'nin AB'ye katılması zaman meselesidir. Bilindiği gibi, AB'nin
2002 yılı zirvesinde, Türkiye'nin gereken tüm kriterlere uyması halinde,
2004 yılı sonunda müzakerelerin başlatılacağı karara bağlandı." dediği
aktarılmaktadır.
ÜRDÜN BASINI:
The Star
gazetesinin internet sayfasında (17(06) "Türkiye'nin Yönelimi" başlığı
altında ve Khairy Janbek imzasıyla yer alan bir haberde şöyle
denilmektedir: "Arap dünyasında olduğu gibi Türkiye'de de reform
isteniyor. Ancak Arap dünyası için bunun faydası siyasi olarak hayatta
kalmak, Türkiye için ise yıl sonunda AB'ye başvurusunun gözden
geçirilmesinin bedeli. Türkiye Avrupa kulübüne giriş için gerekenleri
uygulamaya başladı bile ve bir din olarak İslam ile laik Kemalist
devletin birlikte varolabilmeleri için rahat bir ortam yaratarak ordunun
Milli Güvenlik Kurulu'ndaki etkisini azaltmaya başladı. Mevcut hükümet
Kürtçe, Arapça, Boşnakça ve Çerkezce yayın yaparak Türkiye'nin nüfusunun
çeşitliliğini kabul etti ve bazı Kürt eylemcilerin hapishaneden salıverilmesini
başardı. AB adayı olarak Türkiye, üyeliği çok ciddiye alıyor ve bu
meseleye daha geniş bir perspektiften bakmak çok önemli. Türkiye sadece
coğrafi olarak hem Asya hem de Avrupa'da bulunmakla kalmıyor, aynı
zamanda bütün Orta Doğu bölgesinin de bir üyesi durumunda. Bu konumuyla
Türkiye bölgedeki endişeleri Avrupa Parlamentosu'na taşıyarak Orta Doğu
ile Avrupa arasında bir köprü oluşturabilir. NATO'nun aktif bir üyesi olarak
askeri rolünü siyasi rolle tamamlayacak ve böylece bölgemize başka bir
askeri müdahale gerekli olursa kendisine nüfuz ve söz hakkı sağlayabilir.
Buna ek olarak, Türkiye'deki hakim din İslam olduğu ve laiklikle
birlikte varolabildiği için Türkiye İslam'ın medeni yüzünü Avrupa'ya
gösterebilir. İslam'ın sadece Doğu için değil Avrupalılar için de bir
din olabileceğini doğrulayabilir. Türkiye'nin AB'ye girişinin sadece
Türkiye'nin kendisi için değil, Arap ve İslam dünyası için de başka
avantajları var. Bununla birlikte, bu yol Türkiye için oldukça engebeli
olacak..."
YUNANİSTAN
BASINI:
Elefterotipia
gazetesinde (20/06) "Hem İslam, Hem Kemal" başlığı altında ve Elenis
Kohaimidu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, İstanbul'da yapılan İKÖ
toplantısı ve yine İstanbul'da yapılacak olan NATO zirvesi ile Türkiye
Müslüman bir demokratik ülke olduğunu uluslararası topluma gösterme fırsatını
yakaladığı belirtilmektedir. Aralık ayındaki AB ile kritik randevuyu
dikkate alarak, Türkiye'yi modern bir İslam ülkesi yapma çabası içinde
bulunan Başbakan Erdoğan'ın, İslam ile Batı'yı sembolik şekilde
birleştirme rolüne bel bağlamış bulunduğu, zira Türkiye'nin AB üyeliğini
destekleyenlerin, Müslüman dünyada örnek teşkil eden Türkiye'nin AB
üyesi olmasıyla Batı ile Müslüman ülkeler arasında köprü oluşacağı
gerekçesini ileri sürdükleri ifade edilen yorumda, Erdoğan'ın uyguladığı
gerçekçi politikanın, başka bir deyişle "hem imam hem gerçekçi" tutum
takınması beklenen neticeleri getirdiği, ılımlı İslamı ve Türk toplumunun
dini dinamizmini, Batı yanlısı değişikliklere susayan çağdaş akım ile
bağlamasını bildiği kaydedilmektedir. Başta ABD Başkanı Bush olmak üzere,
(28 ve 29 Haziran'da) NATO liderlerini ağırlamaya hazırlanan Ankara'nın,
aralık ayında AB tarafından üyelik müzakereleri için tarih verilmesi
konusunda Avrupalıların kaygılarını gidermeye çalıştığı belirtilen
yorumda, AB seçimleri arifesinde birçok Avrupa ülkesinde Türkiye'nin AB
üyeliği gündeme geldiği, Avrupa'daki muhafazakar güçlerin, AB'yi bir Hıristiyan
Kulübü olarak gördüklerinden, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı oldukları,
Fransa'nın, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki görüşünü, AB
Komisyonu'nun Türkiye'de yapılan reformlara ilişkin sonbaharda yapacağı
değerlendirmesinden sonra açıklayacağını bildirdiği, Almanya, İngiltere
ve İtalya'nın, kendilerinin de benimsediği ABD'nin Büyük Orta Doğu
Projesinin gerçekleştirilmesi konusunda Türkiye'nin önemini vurguladıkları
kaydedilmektedir.
Vradini
gazetesinde (21/06) "Ankara, Aralık Ayında Tarih Alamazsa Ege'de Eski
Gergin Döneme Dönmekle Tehdit Ediyor" başlığı altında ve Spiros
Surmelidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın, AB yöneliminin
zorlu geleceğine karşı koyabilmek için Türk-Yunan ilişkilerinde taktik
değiştirdiği belirtilmektedir. Türk diplomasisinin, aralık ayında AB
tarafından Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmemesi halinde,
yeniden tehditte bulunmaya hazır göründüğü öne sürülen yorumda,
Ankara'nın son dönemde yaptığı iki girişimin, Türk-Yunan ilişkilerindeki
sakin dönemin gelecek aylarda son bulma ihtimali olduğunu gösterdiği,
birincisinin, Türk diplomasisinin, Brüksel'de yapılan AB zirvesi
çerçevesinde, Ankara'nın son iki yılda sarfettiği çabalara rağmen,
Atina'nın ikili sorunları çözmeye niyetli olmadığını, sadece zaman
kazanmaya çalıştığını söylediği, ikincisinin de Türk Dışişleri Bakanı'nın,
geçenlerde İstanbul'da yapılan İKÖ toplantısında, Trakya'da yaşayan
Müslüman azınlığın haklarının çiğnendiğini söylediğine işaret
edilmektedir. AB içindeki çoğu ülke Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
çıktığı, şu aşamada Avusturya'nın, Türkiye'nin AB üyeliği aleyhinde AB
içinde kamuoyu oluşturma gibi zor bir misyon üstlenmiş bulunduğu, Fransa'da
olduğu gibi, Almanya'da da kamuoyunun Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
çıktığı ifade edilen yorumda, Avrupa organları tarafından yapılan resmi
açıklamalarda Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlama yolunda
attığı önemli adımlardan bahsedildiği ve Türkiye hakkında kararın aralık
ayında alınacağının belirtildiği, bu açıklamaların, Türk Hükümeti'nin,
Türkiye'nin AB üyeliği için Avrupalıları etkileme yönünde girişimlerde
bulunması ihtimalinin olduğunu gösterdiği vurgulanmaktadır. Yorumda
şöyle denilmektedir: "ABD Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih
verilmesi konusunda AB'ye yoğun baskı yapmaktadır; AB içinde ise başta
İngiltere olmak üzere, İtalya, Hollanda ve İspanya Ankara'nın AB
yönelimine destek vermektedirler... Atina, Türkiye'nin AB yönelimini
desteklemektedir; ancak Ankara Türk-Yunan ilişkilerinde taktik
değiştirirse, Yunanistan da karşılık verecektir. Olimpiyat Oyunları'nın
da gelecek aylarda olayların yaşanmasını engelleyemeyeceği görülüyor."
İmerisia
gazetesinde (19/06) "Rahmi Koç: Erdoğan, Papandreu ile Cem'in Açtığı
Yolda İlerliyor" başlığı altında ve Dimitris Diamandidis-Leonidas
Liyamis imzasıyla İşadamı Rahmi Koç ile yapılan mülakata yer
verilmektedir Türk ekonomi dünyasının en önemli siması, ünlü işadamı
Rahmi Koç'un, Türk-Yunan ilişkileri, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden
açılması ile ilgili gelişmeler, uluslararası konular, ekonomik durum ve
AB üyeliği ile ilgili görüşlerine yer verilen mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Erdoğan
hükümetinin icraatları hakkında neler düşünüyorsunuz? Karşısına bir dizi
zorluklar çıkmasına rağmen, Erdoğan hükümeti Türkiye'yi AB ailesine
dahil etme konusunda kararlı mı?
KOÇ: Beklentilerin
aksine, AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde Başbakan Erdoğan örnek
alınacak siyaset adamı oldu. İrade ve gayretle, çoğu zaman kendisine
destek verenleri bile şaşırtacak şekilde, önceki hükümetlerin bu yöndeki
başarıları üzerine 'inşa' etmesini bildi. (...)
SORU: Türkiye ile
İsrail arasında yaşanan gerginlik konusunda ne düşünüyorsunuz? Türkiye,
AB ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde aracı ülke olabilir mi?
KOÇ: Kanaatimce,
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde sorun yoktur, hatta birçok
ticari ve askeri işbirliği projelerinde ilerleme kaydedilmektedir. Türk
Hükümeti'nin Filistin konusunda yaptığı açıklamalar Avrupa ülkelerinin,
hatta bazı İsrail yetkililerinin yaptıkları açıklamalar doğrultusundadır.
Ülkem gerçekten de sadece Orta Doğu-AB ilişkilerinde değil, AB'nin Asya,
Kuzey Afrika ülkeleriyle ilişkilerinde de rol oynayabilir. Ayrıca, Türkiye
gelecekte Asya ülkeleri için önemli bir enerji kavşağı olacaktır.
SORU: Yunan
Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyesi olması amacıyla AB yönelimini
desteklediği yolundaki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
KOÇ: Türkiye'de
uzun yıllar AB üyesi güçlü ülkelerin söylediklerine dayanılarak,
Yunanistan'ın Türkiye'nin AB yönelimine engel teşkil ettiği görüşü
hakimdi. Şimdi, AB üyeliğimize sadece Yunanistan'ın değil, Fransa ve Almanya'nın
da itirazlarının olduğu ortaya çıktı.(...)"
İmerisia
gazetesinde (19/06) "Türk-Yunan İlişkilerinde Söz, Ekonomi
Diplomasisinde" başlığı altında ve Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı
Evripidis Stilyanidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Yunan
Hükümeti'nin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini defalarca söylediği,
amacın, Türkiye'nin AB ilkelerine saygı göstermesi olduğu belirtilmektedir.
Türkiye'nin, AB ilkelerine saygılı oldukça, Yunanistan ile olan
diyaloğunun da bir o kadar kolaylaşacağı ifade edilen yorumda, Soğuk
Savaş döneminden uzaklaştıkça, iki devlet ve iki halk arasındaki
ilişkilerin pek çok boyut kazandığı ve ekonomi diplomasisinin iki ülke piyasalarında
köprü teşkil etmesi gerektiği, iki ülkede bulunan sivil toplum
örgütlerinin, iki halkın yakınlaşması için çaba sarfetmeleri gerektiği
kaydedilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin AB ilkelerine saygı göstermesinin
hem Türkiye, hem de Yunanistan'ın çıkarına olduğu, çünkü bölgede barış ve
istikrar sağlanacağı vurgulanmaktadır.
ESKİ SAYILAR