23.06.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 23/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (22/06) "Türk  Hükümeti Reformları Sürdürüyor" başlığı altında ve DPA  kaynaklı yayımlanan bir haberde, Türk Hükümeti'nin, ülkenin  AB çizgisini devam ettirmeyi amaçlayan yeni bir reform  paketini önümüzdeki günlerde Meclis'e getireceği  belirtilmektedir. Haberde, sekiz veya dokuz yasada  değişiklik yapılmasının öngörüldüğünü belirten Hükümet  Sözcüsü Cemil Çiçek'in, Ankara'da yaptığı açıklamada,  öncelikle de yasaların Meclis'in mayıs ayında  gerçekleştirdiği Anayasa değişikliklerine uyumlu hale  getirilmesinin amaçlandığını ve Ceza Kanunu, Ceza  Muhakemeleri Usulü Kanunu ya da medyanın devlet tarafından  denetimine ilişkin yasaların ele alınacağını söylediği  kaydedilmektedir.

            Lausitzer Rundschau gazetesinin internet sayfasında  (21/06) "Hıristiyan Birlik Partileri, AB Anayasası ve  Türkiye Oylamalarını Birleştirmek İstiyor" başlığı altında  ve DPA kaynaklı yer alan bir yazıda, Hıristiyan Birlik  Partilerinin, Avrupa Anayasası'nı onaylayarak Türkiye'nin  AB'ye dahil edilmesine engel olmak istediği belirtilmektedir.  CDU Avrupa Uzmanı Peter Hintze'nin, Berlin'de, Federal  Parlamento'da gerekli girişimlerde bulunulacağını  belirttiği, Yeşiller Partisi ve FDP'nin ise bunu reddettiği  belirtilen yazıda, buna göre, AB Anayasası'nın onaylanması  ile ilgili yasada, Federal Parlameto'nun yeni aday ülkelerle  üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için 3'te 2'lik bir oy  çoğunluğu sağlaması gerektiğinin yer alacağı, bunu şimdiye  kadar sadece sona erdirilmiş olan müzakerelerde yapmasının  gerektiği, ayrıca anayasanın onaylanması için Federal  Parlamento'da 3'te 2'lik oy çokluğunun sağlanması gerektiği kaydedilmektedir. Yeşillerin Parlamento Grubu lideri Volker  Beck'in, CDU ve Başkan Angela Merkel'den, "Avrupa politikasına  zarar veren sadece Bay Hintze mi ya da Birliğin tümü AB için  bir güvenlik riski mi" konularına açıklık getirmesini istediği  ifade edilen yazıda, Yeşiller Partisi ve SPD'nin Türkiye'nin  AB üyeliğini onayladığı, Hıristiyan Birlik Partilerinin ise,  sadece "imtiyazlı bir ortaklık" verilmesinden yana olduğu hatırlatılmaktadır.

            Aynı haber, Der Tagesspiegel gazetesi, Lippische  Landes-Zeitung, Fränkischer Tag, Kieler Zeitung ve Siegener  Zeitung'da da yer almaktadır.

            Süddeutsche Zeitung'da (22/06) "Birlik Partilerinin  Saçmalığı" başlığı altında ve Heribert Prantl imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Avrupa'nın, resim tasvirlerinde bir  boğanın üzerinde oturmayı sevdiği, demek ki, Hıristiyan Birlik  Partileri CDU/CSU'nun Avrupa Anayasası ile yapmak istedikleri  inek pazarlığının, sadece siyasi bakımdan tehlikeli değil,  mecazi anlamda da yanlış olduğu belirtilmektedir. Birlik  Partilerinin, tüm ciddiyetleriyle, yeni AB adaylarıyla  üyelik müzakerelerine başlanmasının, bundan böyle parlamentonun  üçte ikilik çoğunluğuna bağlanırsa, AB Anayasası'na Federal  Meclis ve Federal Konsey'de onay verecekleri" şeklinde bir  koşul öne sürdükleri ifade edilen yorumda, bunun, Türkiye'yi  hedef aldığı ve AB'nin hareket kabiliyetine zarar verdiği  vurgulanmakta, bunun, Birlik Partilerinin yeni anayasaya  yönelik şimdiye dek sarfettikleri tüm övgü dolu sözlerle  çeliştiği, Avrupa partileri olarak CDU ile CSU'nun itibarını  düşürdüğü kaydedilmektedir. AB Anayasası ile iç politik oyun  oynayanların, Avrupa politikası değil, bölge politikası  yaptıkları, Birlik Partilerinin, amaçlarının Avrupa'da daha  fazla demokrasi olduğunu iddia ettikleri belirtilen yorumda,  böyle bir ayaklanmaya, tam da Türkiye aleyhine olduğu bir  anda kalkıştıklarının kolayca anlaşıldığına işaret  edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (22/06) "Türkiye'nin Daha Yedi  Yıla İhtiyacı Var" başlığı altında ve Franziska Annerl  imzasıyla Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Türkiye ne zaman AB'ye katılım olgunluğunda  olacak? 

            AYDIN: Bu iki tarafa da bağlı. Ben Türkiye'nin daha  yedi yıla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu ilk planda bize  bağlı. Birçok alanda istenilen reformları gerçekleştirdik,  ama daha yapılması gereken çok şey var. Ben hep anlaşma  anlaşmadır derim. Ev ödevlerimizi yaptığımız zaman, bize de  şimdiye kadarki adaylara yapılan muamelenin yapılması gerekir. 

            SORU: Türkiye, diğer bütün AB adayları gibi giriş  müzakerelerine başlanmadan önce Kopenhag kriterlerini  yerine getirmek zorunda. Daha yapılması gereken ne var? 

            AYDIN: Siyasi kriterlerde artık pek büyük bir sorun  kalmadı. Biz bunları yedi reform paketine sığdırdık. Şimdi  yalnız Ceza Yasası gibi ayrıntılar kaldı. Ama temmuz sonunda  o da bitecek. Bunun sonucunda Türkiye'deki yasal çerçeve,  diğer bütün AB üyelerindeki boyuta ulaşmış olacak. Yasaların  uygulamaya geçirilmesi konusunda da çalışmalarımızı  sürdürüyoruz. 

            SORU: Bazı Avrupa ülkelerinin Türkiye'nin katılımına  karşı gösterdikleri direnişi anlayabiliyor musunuz? 

            AYDIN: Bu konuda gösterilen karşı argümanlar mantıklı  değil. Türkiye'nin katılımı yeni bir proje değil. Biz daha  1958 yılında AB'ye katılım başvurusunda bulunduk. 1999'da  bize resmen adaylık statüsü verildi. Halkımız ve coğrafi  konumumuz o zamandan bu yana değişmedi. Türkiye bugün,  demokrasi ve insan hakları açısından o zamankinden daha  bile iyi bir durumda."

 

            İTALYA BASINI: 

            Il Giornale gazetesinde (22/06) "Charles Aznavour:  Bir Mcdonald's Dünyasıyız! Hepimiz Aynı Yağda Kavrulmuşuz"  başlığı altında, son dönemde yayımladığı "Önceki Günler"  adlı otobiyografisinin tanıtımı için Milano'da bulunan  Fransız şarkıcı Charles Aznavour ile gerçekleştirilen bir  mülakata yer verilmektedir. Stenio Solinas imzalı mülakatın  Türkiye'ye ilişkin bölümünde, "Türk Hükümeti'nin, dini değil  ama yabancı düşmanlığına ilişkin bir vaka olan Ermeni  soykırımını tanımasını bekliyorum. Ben Türkiye'nin  Avrupa'ya girişinden yanayım, ancak sadece bunu kabul  etmesinin ardından! İngiltere'den ABD'ye, Almanya'ya,  her milletin tarihinde birtakım utançlar mevcuttur.  Bunları tanımayı ve üstünden atmamayı öğrenmek gereklidir.  Bu bana mecburi geliyor... Peki, İtalya'nın Türkiye  konusunda benimsediği pozisyon nasıldır? Türkiye'nin AB'ye  üyeliğinden yanadır... İyi, o zaman bende Berlusconi'ye  Ermeni meselesini hatırlatmak adına yazacağım. Bizler  arkadaşız ve Berlusconi için ben -bunu bana siz de  söylediniz- bir müzik efsanesiyim ve bir efsane olmak  hoşuma gidiyor!" denilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Simerini gazetesinde (20/06) "Türkiye'nin AB Süreci"  başlığı altında ve Yorgos Kentas imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye'nin üyelik sürecine  ve aralık ayındaki kritik karara ilişkin tutumuyla ilgili  tartışmanın artık başladığı ve yoğunlaşmasının beklendiği kaydedilmektedir. Kıbrıs'ı ve Yunanistan'ı meşgul etmesi  gereken başlıca konunun, "Avrupai davranışın" Türkiye'nin  üyelik müzakerelerinin başlaması için önkoşul olup olmadığı  veya bu süreç içinde istenilenin olup olmadığı, yani  Yunanistan ile Kıbrıs'ın Türkiye'nin üyelik sürecinden  beklentilerinin şu andan itibaren belirlenmesi gerektiği  belirtilen yorumda, "Türkiye üyelik müzakerelerine başlama  tarihi almak amacıyla, öncelikle Avrupai devlet olarak  davranmak, yani uluslararası hukuka, insan haklarına ve  devletlerarası anlaşmalara saygı duymak zorunda mıdır,  yoksa minimum kriterlere uydukça, yani içte kurumsal  reformlara gitmesi halinde, Avrupai devlet olarak  davranmasını öğrenmek için kendisine tarih verilmeli  midir?" sorusu sorulmakta ve Simitis hükümeti döneminde  ikinci görüşün hakim -Türkiye AB yönünde ilerledikçe,  Avrupai devlet olarak davranmayı öğrenecektir görüşü...-  olduğu ifade edilmektedir. Bu mantık çerçevesinde ve  Kıbrıs'ın AB üyeliği ve Kıbrıs sorunu ile Ege'deki  uzlaşmazlıkların eş zamanda çözülme beklentisi içinde  Simitis hükümetinin, Türkiye'yi AB'ye "itmek" istediği,  ancak sonuç olarak Simitis politikasının, Kıbrıs'ın  AB üyeliği dışında istenileni elde edemediği  vurgulanmaktadır. Avrupa tercihinin, Türkiye için  tek yol olduğu ve ABD ile İngiltere için ise emniyet  sübabı olduğu belirtilen yorumda, ABD ve İngiltere'nin,  Türkiye'yi Orta Doğu planlarında başlıca oyuncu olarak  gördükleri ve AB yolunda derhal ilerlemesini istediklerine  işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Türkiye ve  özellikle de ülkenin şu anki hükümetinin, Avrupa  sürecinden başka seçeneği yoktur ve hayatta kalmak için  tarih almak zorundadır. Ancak eğer Türkiye ve özellikle de  askerler, ülkenin, Yunanistan'ın toprak bütünlüğünü ve  sınırlarını inkar etmekten vazgeçmeden, Kıbrıs'taki  orduyu geri çekmeden ve Kıbrıs sorununa Avrupai bir çözüm  çerçevesini kabul etmeden AB yolunda ilerleyebileceğini  düşünürlerse, o zaman üyelik müzakerelerinin başlaması  halinde, Yunanistan ve Kıbrıs'a karşı tutumunu yeniden  gözden geçirmesi neredeyse imkansız olacak."

 

            LÜKSEMBURG BASINI: 

            Luxemburger Wort gazetesinde (19/06) "Yarının  Avrupası'na Hangi Şekli Vermeli" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, "Evet, Türkiye'ye geleceğin Avrupası'nda yer  verilmeli" denilmekte ve Lüksemburg'da, Türk-Lüksemburg  Kültür Birliği (ACTL) tarafından düzenlenen bir konferansa  davet edilen Türkiye konusundaki üç uzman Jean-Paul Senninger,  Alain Servantie ve Ali Kazancıgil'in, hemfikir olarak,  Türkiye'nin 25'ler Avrupası'na üyeliği lehinde olduklarını  ifade ettikleri kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB'ye girme  arzusunun şüphe götürme götürmeyeceği belirtilen haberde,  Hükümet Başdanışmanı ve Lüksemburg'un Türkiye Büyükelçisi  Jean Paul Senninger'e göre, Türkiye'nin üyeliğinin  avantajlarının küçük görülmemesi gerektiği ifade edilmekte  ve Senninger'in, "Şayet bu büyük ülkenin tek başına bir  strateji oluşturmasından kaçınmak istiyorsak, Türkiye'nin  tek çıkış yolu tek pazardır" diyerek, AB'nin, geçiş ve  uyum süreçleri öngören ön üyelik tarihleri tespit etmesini  tavsiye ettiği kaydedilmektedir. Senninger'in, bir Müslüman  ülke olarak Türkiye'nin, Avrupa'ya yeni bir parlaklık  verecek bir Avrupa modernlik modeli yaratmaya ve Avrupa  kıtasında güvenliği istikrara kavuşturmaya katkı  sağlayacağını belirttiği ifade edilen haberde, Avrupa  Parlamentosu ile ilişkiler danışmanı ve Avrupa Komisyonu'nun  Genişlemeden Sorumlu Genel Müdürlüğü'nden Alain Servantie'nin  ise bazı partilerin Avrupa seçimleri sırasında Türkiye'nin  üyeliği aleyhinde yürüttükleri kampanyaları kınayarak,  Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların savlarını, "Türkiye,  coğrafi açıdan Avrupa'ya ait değil", "Türkiye, Avrupa ile  aynı kültürü paylaşmıyor", "Türkiye dini azınlıklara riayet  etmiyor", "Türkiye, Birlik içinde göçe sebep olacak"  şeklinde sıraladığı vurgulanmaktadır. UNESCO'nun  Uluslararası Sosyal Bilimler Konseyi Genel Sekreteri  Dr. Ali Kazancıgil'in ise, Avrupa'da yapılan ve Türkiye'nin  üyeliği lehinde kötü neticelerin yer aldığı bir kamuoyu  araştırmasını hatırlattığı ve duygusal savları açıklamak  üzere tarihe gönderme yaparak, "Türkiye'nin üyeliği bir  kültür şoku yaratacak mı?" sorusunu sorduğu ve  Hristiyanlığın kendisinin Avrupa kökenli olmadığını ve  Doğu'da doğduğunu hatırlattığı belirtilen haberde,  Kazancıgil'in, birçok Müslüman toplumun halihazırda  Avrupa'da yaşadığını ve çalıştığını söyleyerek,  Türkiye'deki İslam'ın ise, birçok Arap ülkesinden daha  ılımlı olduğunu belirttiği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kathimerini gazetesinin İngilizce sayısında (22/06)  "Türkiye'nin AB Yönelimi Kasvetli" başlığı altında ve  Burak Bekdil imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin  40 yıllık Avrupa yönelimi için gerçek saati yaklaştıkça,  Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların son kararının büyük  bir soru işareti olmasından dolayı, resmi üyelik  müzakerelerinin başlaması ümitlerinin silindiğinin  görüldüğü belirtilmektedir. Ankara'daki siyasilerin,  müzakere tarihi almaları için en büyük engeli teşkil eden  Fransa'ya çok dikkat ettikleri, Viyana ve Lahey'deki  olumsuz düşüncenin önemli olduğunu düşündükleri ve  Kıbrıs'tan gelecek muhtemel bir vetonun da farkında  oldukları ifade edilen yorumda, Londra'nın, komşusu  Fransa'yı Büyük Oyun'u sabote etmemeye ikna etmek için  çaba harcadığı -Türkiye, Batı'yı Doğu'ya bağlayan bir  köprü olarak neden kullanılmasın ki?- ancak sorunun  Fransa'nın başka endişelerinin olduğuna dikkat çekilmekte  ve şöyle denilmektedir: "Türkiye toparlanamayacak kadar  büyük olabilir, daha da önemlisi, kültürel ve ekonomik  açıdan dünyanın en heterojen ülkesidir. Türkiye'nin  bölünmüşlükleri derin olmakla kalmayıp, aynı zamanda  çeşitlidir... Avrupalıların aklı, doğal olarak, karışmış  durumda. 'Türkiye'ye Avrupa'da bir yer var mı?' sorusu  sorulduğunda, cevap otomatikman diğer sorudur, 'hangi  Türkiye? Çünkü, birden fazla Türkiye var'. Kırsal bölgelerde  yaşayan çoğu insan için İstanbul muhtemelen yabancı bir  ülkedir. Merkezi Anadolu, geri kalanından tamamen  farklıdır; Doğu/Güneydoğu, Arap ve Kürt kültürlerinden  oluşan garip bir karışımdır. Gerçekten, söz konusu olan  Türkiye hangisidir? Aile nüfusu, ortalama dört kişi olan  Türkiye mi, yoksa 14 kişi olan mı?... Ülkede gerçekleştirilen  reformları ve müzakere tarihini birbirine bağlantılı gösteren  basmakalıp düşünce artık ikna edici değildir. Herşeyden önce,  reformları değerlendirmek sanıldığı kadar kolay olmayabilir.  Herkes Türkiye'nin pek çok şey başardığı konusunda hemfikirdir,  fakat herkes, daha yapılacak çok şey olduğu konusunda da  hemfikirdir. Sonunda yapılacak olan değerlendirme, yüzde yüz  güvenilir olmayabilir; çünkü bu, kişilerin reform sürecini  nasıl görmek istediğine bağlıdır. Örneğin İngilizler, olayın  iyi yönüne bakıyorlar. Onlara sorduğunuzda, Türkiye'nin  tarih alması için yeterince şey yaptığına dair, tamamen  doğrulanabilecek, yüz sebep söyleyebilirler. Diğer taraftan,  Fransızların tereddütleri var. Onlar da Türkiye'nin Kopenhag  Kriterleri'ne uymakta başarısız olduğuna dair, tamamen  doğrulanabilecek, yüz sebep söyleyebilirler. Bu, politika  meselesidir. Türkiye kültür alanında kısmen Avrupalıdır;  sadece kanunlarında ve bürokrasisinde değil, kültüründe de  reform yapması gerekir. Bunu Avrupa'da bir yer edinmek için  değil, hayatı, kendi vatandaşlarına daha yaşanabilir kılmak  için yapmalıdır."

 

 

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR