01.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 01/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  30 Haziran 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (30/06) "Pasi: Bulgaristan Türkiye'nin AB  Üyeliğini Destekliyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Solomon Pasi'nin,  Avrupa Birliği üyeliğine aday Bulgaristan'ın, Birliğe  katılma çabalarında komşu ülke Türkiye'yi desteklediğini  bildirdiği kaydedilmektedir. Pasi'nin özel BTV kanalına  yaptığı açıklamada, "Türkiye'yi ve AB bünyesine entegre  olma arzusunu destekliyoruz. Komşularımızın tüm meşru  isteklerini desteklemek ve karşılığında aynı şeyi beklemek politikamızdır" şeklinde konuştuğu belirtilen haberde,  Bulgaristan'ın 2007'de Avrupa Birliği'ne katılmasının  planlandığı ifade edilmektedir. 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (30/06) "Türkiye'nin Üyeliği...  Birlik Partileri, ABD'nin Müdahalesine Karşı Çıkıyor"  başlığı altında ve Andreas Middel-Katja Ridderbusch  imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, ABD Başkanı George  W. Bush'un, AB'den, Türkiye'ye katılım müzakereleri için  kesin bir tarih verilmesi yönündeki talebi büyük tepkilere  yol açtığı ve Almanya'daki muhalefet partilerinin de bu  müdahaleye tepki gösterdiği belirtilmektedir. CDU, CSU ve  FDP'nin, Bush'un talebini kesin bir biçimde reddettiği  belirtilen yazıda, CDU'lu Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias  Wissman'ın yaptığı açıklamada, "Avrupalılar üyelik konusunu  kendileri hallederler" dediği ve her türlü müdahaleye karşı  çıktığını belirttiği, FDP Genel Başkanı Guido Westerwelle'nin,  "ABD'nin askeri-stratejik çıkarları AB için kriter olamaz"  şeklinde görüş bildirdiği, CSU Eyalet Grubu Başkanı Michael  Glos'un da, "ABD Başkanı'nın tavsiyelerde bulunmasını  anlamsız" bulduğu kaydedilmektedir. Muhalefetteki  hoşnutsuzluğun bir nedeninin de, ABD Başkanı Bush'un,  Türkiye'den yana tavır alarak Başbakan Schröder'e (SPD)  destek vermesi olabileceği ifade edilen yazıda, Glos'un,  Başbakan Schröder'i, Türkiye konusunda ABD'nin karşısında  "dalkavukluk" yapmakla suçladığı, Schröder ile Bush'un,  Irak savaşı konusundaki şiddetli görüş ayrılığına rağmen,  Türkiye'nin AB üyeliği gibi hassas bir konuda aynı çizgide  olduklarına işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Türkiye üyeliğinin AB'yi parçalayacağı endişeleri Avrupa  Birliği içinde oldukça yaygın. Türkiye'nin üyeliğinin en az  14 milyar euroluk masrafa neden olacağı, ekonomik  farklılıkların ise hiç olmadığı kadar büyüyeceği  düşünülüyor... Wissmann, Türkiye'nin üyeliğinin sadece  ekonomik değil siyasi açıdan da AB'yi zorlayacağına  inanıyor. CSU, bu gerçeklerin bir kenara bırakılıp  Türkiye'nin AB'ye katılımına büyük destek verilmesinin,  'yeni bir dinamiği' harekete geçirmesinden endişe ediyor.  Glos, Volker Rühe'nin aksi yöndeki açıklamalarına rağmen,  CDU ve CSU'nun ret konusunda 'oldukça mutabık' olduklarını  belirtti."

            Bild gazetesinde (29/06) "Türkiye'yi AB'ye Bırakın"  başlığı altında ve Federal Parlamento Dış İlişkiler  Komisyonu Başkanı ve Almanya Eski Savunma Bakanı Volker  Rühe (CDU) imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle  denilmektedir: "İstanbul'daki NATO Zirvesi, tartışmalı bir  konuyu ele almaktadır: Türkiye AB üyesi olsun mu, evet ise,  ne zaman? Türkiye'nin katılımı AB'ye büyük fırsat sunacaktır.   Çünkü Türkiye, AB'nin de yardımıyla, İslamiyet'in modernlik  ve demokrasiyle bağdaşabileceğini gösterebilirse, bunun  dünya politikası bakımından büyük önemi olacaktır. Böyle  bir durumda Türkiye, Arap dünyasındaki birçok topluma,  aynı zamanda da AB içinde yaşayan 14 milyon Müslümana örnek  olacaktır. AB'ye giren bir Türkiye, modern bir Türkiye  olacaktır. Ne fazla büyük, ne fazla fakir, ne de tehlikeli  sınırlara sahip olacaktır. Türkiye'nin üyeliği Avrupa'nın  çıkarınadır. Çünkü Türkiye, Orta ve Yakın Doğu'nun  istikrarlı hale getirilmesinde önemli bir müttefik  olacaktır. Ancak üyeliğe giden yol uzun ve zor olacak,  2015'ten önce de sona ermeyecektir. Bu konuda sadece  Avrupa karar verecektir, ABD değil!"

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (30/06) "Chirac...  Türkiye'nin AB Yolundan Dönüş Yok" başlığı altında ve  Horst Bacia imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Almanya  Başbakanı Schröder'in, Türkiye'ye, AB ile üyelik  müzakerelerine başlanması konusunda, yıl sonunda olumlu  bir karar ümidi verdiği belirtilmektedir. İstanbul'daki  NATO Zirve toplantısının kapanışında, ev sahiplerinin  özgüvenli ve mütevazi tutumunun ve Türkiye'nin başarılı  bir şekilde modern bir ülke olarak sunulmasının, bazı  üye ülkelerde etkisini gösterdiğini belirten Schröder'in,  Almanya'nın, üyelik müzakerelerine başlanmasından yana  olduğunu söyleyerek, "Türkiye'ye üyelik perspektifi  verilmemesi gerektiğini söyleyenlerin" bir kez daha  "iyice düşünmeleri gerektiğini" vurguladığı ifade edilen  yazıda, Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, zirve  sırasında Başbakan Erdoğan ile üçlü görüşme yaptıkları  hatırlatılmakta ve Chirac'ın, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  giden yolunu "geri döndürülemez" olarak gördüğünü  belirttiği kaydedilmektedir. 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (30/06) "Gül: AB, Türkiye'ye Kapısını Açmazsa  Tüm İtibarını Kaybedecektir" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yaptığı  açıklamada, Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerinin  başlatılması için gerekli tüm şartları yerine getirdiğini  ve AB'nin kendisine kapılarını açmadığı sürece itibar  kaybedeceğini belirttiği kaydedilmektedir. İstanbul'da  düzenlenen bir basın toplantısı sırasında Gül'ün,  "Kopenhag Kriterleri'nin Türkiye tarafından yerine  getirildiğini düşünüyoruz (...) Listeye baktığımda  (AB tarafından talep edilen reformlar listesi) eksik  hiçbir şey göremiyorum" dediği belirtilen haberde, Gül'ün,  "Şayet objektif ve de dürüst olmayan bir karar alırlarsa  -ki bu ihtimali öngörmüyorum- bunun Türkiye için ve AB  için ciddi sonuçları olacaktır" uyarısında bulunduğu  ifade edilmektedir. Haberde, Gül'ün, "AB tüm itibarını  kaybedecektir (...)  Türk halkı şunu diyecektir:  'görüyor musunuz, ne yaparsak yapalım, iki yüzlü bir  politika sergiliyorlar' ve AB'nin Türklerin gözündeki  inanılırlığı ve itibarı kaybolacaktır" şeklindeki ifadesi  aktarılmaktadır.

            Radio France Internationale'in (RFI) internet  sayfasında (30/06) "Türkiye'de Düello" başlığı altında  ve Georges Abou imzasıyla yer alan makalede, NATO zirve  toplantısı münasebetiyle İstanbul'da bulunan Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, ABD Başkanı Bush'un,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliğine verdiği  desteğe şiddetli tepki gösterdiği belirtilmektedir.  Kendisinin de Ankara'nın AB'ye üye olmasından yana olan  Jacques Chirac'ın, George W. Bush'un "üstüne vazife  olmayan bir konuda" ahkam kestiğini ileri sürdüğü ifade  edilen makalede, Başkan Bush'un, Türkiye'ye hitaben,  "AB'ye katılmak için bir tarih almalısınız" dediği,  Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın ise, Bush'un açıklamaları  konusunda, "Çok ileri gitmekle kalmadı, üstüne vazife  olmayan bir konuya girdi" şeklinde görüş bildirerek,  ABD'nin, Avrupa'nın içişlerine müdahalesine bir sınır  koyduğu vurgulanmaktadır. Aslında Bush'un da Chirac'ın da,  Türkiye'nin üyeliğinden ve Ankara'nın adaylık sınavı  sürecinden yana olduğu vurgulanan yazıda, Fransa  Cumhurbaşkanı'nın gerçekten, Türkiye'nin AB'ye  katılmasının "arzu edilir" bir şey olduğunu ve bu  ülkenin "tarihi bir Avrupa istidadına" sahip olduğunu  tekrarladığı ifade edilmekte ve Chirac'ın, "müzakerelerin  Türkiye için olduğu kadar Avrupa için de uzun ve zor  olacağında" ısrar etse bile, Avrupalı bir Türkiye'nin  daha 40 yıl önce dile getirildiğini ve "AB dışında  olmasının değil, içinde olmasının" AB politikasının  menfaatine olduğunu hatırlattığı kaydedilmektedir.  Yazıda, "Şahsiyeti, savaşçı bir ruha sahip ve şer-hayır  ayırımı yapan bir Amerika imajı ile özdeşleşen Başkan  George W. Bush'dan Türkiye'ye gelen bu destek, tam aksine  olarak Ankara'nın Avrupalı müttefiklerinin çabalarına zarar  verebilecektir. Amerikan Başkanının halk içinde sevilmemesi  yüzünden Türkiye'yi Avrupa Birliği bünyesinde ABD'nin  imtiyazlı müttefiki gibi göstermek, bu adaylığa  yapılabilecek en kötü hizmet olurdu. Prensip olarak yıl  sonunda kabul edilecek veya reddedilecek olan adaylık  zaten sonu gelmez tartışmaların odağında bulunuyor. Hatta  milli veya Avrupa seçim kampanyalarının merkezine kadar  girdi. Birçok siyasi parti, Birliğin coğrafi, kültürel ve  dini sınırlarını çizmek için bu konuyu ele aldı. Birçok  Avrupa liderinin, siyaset adamlarından ve kamuoylarından  az farklı bir tavır sergilemeye çalıştığı sırada Başkan  Bush'un yardımı tam aksi netice verebilir" denilmektedir.

            AFP'nin (30/06) "AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Kilit  Dosyası Türkiye" başlığı altında ve Isabelle Wesselingh  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Hollanda'nın, bir  geçiş döneminde Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı  devraldığı, ancak gelecek aralık ayında  Türkiye'nin  AB adaylığı konusundaki hayati karara kılavuzluk etme  görevi üstleneceğine işaret edilmektedir. Hollanda  basınının, başkanlığın devralınmasından bir gün önce,  "Türkiye, Hollanda'nın gündemindeki sıcak konu" diye  yazdığı belirtilen haberde, Avrupalıların, 17 Aralık  2004'te yapılacak zirvede Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin başlaması konusunda karar vereceklerine  dair söz verdikleri vurgulanmaktadır. Avrupalıların  kararının, Avrupa Komisyonu'nun ekim ayında yayımlanacak  bir değerlendirme raporuna ve bundan doğacak tavsiyelere  dayandırılacağı ifade edilen haberde, Hollanda Dışişleri  Bakanı Hıristiyan-Demokrat Bernard Bot'un, geçen hafta  yaptığı açıklamada, "Türkiye hakkındaki karar, 'adil,  bağımsız ve şeffaf' olacaktır" şeklinde konuştuğu  kaydedilmekte ve Hollanda'nın eski Ankara Büyükelçisi  olan ve Avrupa konularında uzman Bot'un, Türkiye'nin  2015'te AB'ye girmesinden yana olduğu belirtilmektedir. 

            İNGİLTERE BASINI: 

            BBC Radyosu'nun 07.00-07.30 Türkçe yayınında (30/06)  "Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na Portekiz Başbakanı Durao  Barroso Seçildi" başlığı altında yer verilen bir haberde,  Brüksel'de yapılan özel bir toplantıda, Avrupa Komisyonu  Başkanlığı'na oy birliğiyle Portekiz Başbakanı Durao  Barroso'nun seçildiği belirtilmektedir. Haberde,  "Barroso'nun yeni görevinde Türkiye'ye yaklaşımı nasıl  olacak?" sorusunun gündeme geldiği ve bu konuda Brüksel'deki  TÜSİAD temsilcisi Bahadır Kaleağası'nın, "Hakikaten çok  olumlu olacaktır. Biz TÜSİAD heyeti olarak kendisiyle  Lizbon'da, Ekim 2002'de görüştüğümüzde, daha biz Türkiye'nin  AB'ye üye olması gerektiği konusundaki düşüncelerimizi  aktarmadan, 'Avrupa diye tek başına bir kıta görmüyoruz.  Avrasya diye bir kıta var. Bu tartışmalar gereksizdir,  Türkiye'nin geleceği AB'dedir' dedi. Dolayısıyla küresel  yaklaşımı olan, konulara bakarken pragmatik olabilen,  Türkiye'nin önünü görebilen, Avrupa'nın niçin daha büyümesi  gerektiğini iyi anlayabilen bir siyasetçi. Bir de tabii  diğer bir husus, Türkiye'nin üyeliğine karşı olan Hristiyan  Demokratların da bulunduğu Avrupa Parlamentosu'ndaki en  büyük grup desteğini almış bir komisyon başkanı olarak,  Türkiye'den yana yapıcı ve ılımlı bir yaklaşım içinde  olması ayrıca bir kazanç" şeklindeki görüşü  aktarılmaktadır.

            Reuter'in (30/06) "Hollanda Başbakanı, Türkiye'nin  AB Girişiminin Adil Bir Şekilde Değerlendirilmesini İstedi"  başlığı altında ve Swaha Pattanaik imzasıyla yer verdiği  bir haberde, Hollanda'nın, AB Dönem Başkanlığı'nı  üstlenmesinin bir gün öncesinde, Türkiye'nin AB'ye katılım  müzakerelerine başlama girişiminin adil bir şekilde ve yeni  sınavlar ileri sürülmeksizin değerlendirilmesi gerektiğini  bildirdiği kaydedilmektedir. Hollanda Başbakanı Jan Peter  Balkenende'nin gazetecilere yaptığı açıklamada, "Adil bir  oyuna ihtiyacımız var ve birdenbire yeni bir kriter  eklememeliyiz. Oyunun kuralları açık. Türkiye'nin konumu  hususunda tutarlılığa ihtiyacımız var" dediği belirtilen  haberde, AB liderlerinin aralık ayında, çoğunluğu Müslüman  olan ve 70 milyon nüfusu bulunan Türkiye ile üyelik  müzakerelerine başlayıp başlamamak konusunda bir karar  verecekleri hatırlatılmakta, Balkenende'nin, o zamana  kadar ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve insan  haklarını koruyacak sağlam kurumlara sahip olduğunu  göstermesinin gerektiğini belirterek, "Dönem Başkanı  olarak Hollanda, kararımızın makul ve sağlam olduğundan  emin olma sorumluluğu hissetmektedir" dediği ifade  edilmektedir. Haberde, Başbakan Balkenende'nin,  Türkiye'nin İslam geleneğinin aralık ayındaki karar  aşamasında bir parametre olarak değerlendirilemeyeceğini  ve "İslam ülkesi olduğu için AB'ye ait olmadığının  söylenebileceği" noktanın geride kaldığını söyleyerek,  bir İslam ülkesinin demokrasi ve insan haklarına katkısının  ne olabileceği gibi olumlu yönlerini vurgulamanın çok daha  önemli olacağını belirttiği vurgulanmaktadır.

            Aynı habere AFP de yer vermektedir.

            The Daily Telegraph gazetesinde (30/06) "Bush  Türkiye'nin Avrupa'ya Katılmasına Onay Verilmesi  Gerektiğini Söyledi" başlığı altında ve Alec Russell  imzasıyla yayımlanan bir haberde, ABD Başkanı George  Bush'un AB'ye, Türkiye'nin üyeliğe kabul edilmesi ve  böylece Hristiyanlık ile İslam arasındaki "medeniyetler  çatışmasına" son verilmesi çağrısı yaptığı ifade  edilmektedir. Bush'un bu sözleriyle Fransa Cumhurbaşkanı  Chirac'ın bu konuya müdahale etmemesi yönündeki uyarılarını  dikkate almadığı ve Fransa ile Amerika arasındaki gerginliği  tırmandırdığı belirtilen haberde, Başbakan Tony Blair'in de, İngiltere'nin, Türkiye'nin üyeliğine destek verdiğini ifade  ettiği ve Chirac'ın eleştirilerine doğrudan değinmemekle  birlikte "Hepimiz Türkiye'de yaşanan değişimden etkilendik.  Türkiye'nin bu ilerlemeyi sürdürüp hak ettiği yeri almasını  sabırsızlıkla bekliyorum" diyerek görüşünü dile getirdiği kaydedilmektedir. 

 

 

ESKİ SAYILAR