02.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

         ANKARA, 02/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  01 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Netzeitung'un internet sayfasında (01/07) "Schäuble,  Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda Uyarıda Bulundu" başlığı  altında yer alan bir yazıda, Hıristiyan Birlik Partileri  Meclis Kurulu Başkan Vekili Wolfgang Schäuble'nin (CDU),  Türkiye'nin AB'ye dahil edilmesini kesin bir dille  reddettiği belirtilmektedir. Schäuble'nin, Handelsblatt  gazetesine verdiği demeciyle böylelikle, Türkiye'nin AB  üyesi olması gerektiğini ifade eden Bush'un karşısında  yer almış olduğu belirtilen yazıda, Schäuble'nin, "AB'nin  toplum içerisindeki meşruluğunu ortadan kaldıracağından  dolayı" Türkiye'nin üyeliği konusunda uyarıda bulunarak,  "Böyle bir durumda, gerçek bir siyasi uzlaşma sağlama  şansı da tamamen yok olacaktır. Herhalde bu,  Türkiye'nin de çıkarları doğrultusunda değildir."  açıklamasında bulunduğu kaydedilmektedir. "AB'nin üye  ülkelerin hakimiyetinin kısmen devredileceği siyasi bir  birlik olduğunu" vurgulayan Schäuble'nin, Amerikalıların  Avrupalı uzlaşmayı aslında "tam anlamıyla" anlamadıkları  görüşünde olduğu, ayrıca Federal Parlamento'nun bundan  sonra, AB üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı  konusundaki kararda söz sahibi olmasını istediği  kaydedilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinin (01/07) "Türkiye, Kurtarma  Kayığında Bir Fil Olurdu" başlığı altında ve M. Schulze  Berndt-Thomas Seibert imzalarıyla yayımlanan bir yazıda,  İstanbul'daki NATO Zirvesi sonrasında Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın, aralık ayında AB'nin üyelik müzakerelerine  başlanması için yeşil ışık yakacağı konusunda her zamankinden  daha iyimser olduğu belirtilmektedir. Erdoğan'ın, toplantı  sonrasında, "Sanırım şimdi herşey daha olumlu ve hızlı  gelişecek." dediği, fakat zirveye katılan George W. Bush,  Gerhard Schröder ve Jaques Chirac'ın desteğine rağmen,  Ankara ile üyelik müzakerelerine başlanmasının henüz kesin  olmadığı belirtilen yazıda, yeni AB üyelerinin, Türkiye  açısından bir güvensizlik unsuru oluşturduğu, örneğin  Macaristan'ın, AB'nin genişleme kabiliyetini de kriter  olarak yerleştirmek istediği kaydedilmektedir. Diplomatik  çevrelerde, AB'ye tam üye olmuş bir Türkiye'nin, "kurtarma  kayığındaki fil" olacağının söylendiği ifade edilen yazıda,  "AB Komisyonu aralık ayında, Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin başlanması konusunda bir görüş verecek.  Son ilerleme raporu, Ankara'nın şimdiye dek reformlarda  önemli başarılar gösterdiğini belgeliyor. Komisyon bu  eğilimden yola çıkarak, Türkiye'nin aralık ayına kadar  kriterleri yerine getireceğini tahmin ediyor. Fakat  müzakerelere başlanması sonuçta siyasi bir karar anlamına  geldiği için, rapor muhtemelen, devlet ve hükümet  başkanlarına, müzakereleri erteleme imkanını da açık  bırakacak şekilde kaleme alınacak." denilmektedir.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (01/07)  "Balkenende, Olumlu Bir Türkiye Tartışması İstiyor" başlığı  altında ve Thomas Klau imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin, Lahey'de  Avrupalı gazetecilerle yaptığı görüşmede, Türkiye'nin  üyeliği konusunda oldukça olumlu konuştuğu belirtilmektedir.  "Türkiye'nin Müslüman bir ülke olduğu için reddedileceği  günler geride kaldı." diyen Balkenende'nin, katılım  müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin kararda, Türkiye'nin  demokrasi ve piyasa ekonomisine ilişkin AB Kopenhag  Kriterleri'ni yerine getirip getirmediğinin belirleyici  olduğunu belirttiği kaydedilen yazıda, Balkenende'nin bu  net saptamasının bir sinyal niteliği taşıdığı; çünkü  Hollanda'nın, kendi halkındaki şüpheci kesimlerin  baskısıyla, müzakerelerin başlatılması kararını muhtemelen  ileri bir tarihe ertelemek için çalışabileceği şüphesini  ortadan kaldırdığı vurgulanmaktadır. AB Anayasası'na  ilişkin tartışmanın, Türkiye'nin katılımına ilişkin  tartışmadan ayrı olarak sürdürülmek zorunda olduğu  uyarısında bulunduğu ve bu yapılırken Türkiye'nin katılımı  konusunun olumlu bir şekilde tartışılmak zorunda olduğunu  söyleyen Balkenende'nin, "Jeopolitik oluşumlar da dikkate  alınmalıdır." dediği aktarılan yazıda, AB'nin Türkiye'ye  katılım hakkını geçmişte defalarca teyit etmiş olduğunu  söyleyen Balkenende'nin, "Şimdi aniden, 'üye olabilecek  bir ülke değilsiniz' dersek ne olur? Politikamızda  tutarlı olmalıyız." dediği belirtilmektedir.

            Die Welt gazetesinde (01/07) "AB Şu Anda Türkiye'nin  Katılımının Üstesinden Gelemez" başlığı altında ve Petra  Stuiber imzasıyla Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı  Koordinatörü Erhard Busek ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadelere yer almaktadır:  

            "SORU: Avrupa hangi köklere sahip? 

            BUSEK: Kültürün, bilimin, manevi olan şeylerin tabii ki  Hıristiyan kökleri var, fakat sadece kafa karıştıran Avrupa  tarihi nedeniyle bile Yahudi kökleri de var. Örneğin Doğu  Yahudiliğini, Yahudilerin Katolik krallar tarafından  İspanya'dan sürülmesine borçluyuz; bu, kendine has bir  olgu yaratmıştır. Antik dönem gibi, çağdaş aydınlanmaya  büyük katkı sağlamıştır. Bütün bunlar Avrupa'yı yoğun bir  şekilde etkilemiştir. 

            SORU: Müslümanların durumu ne olacak? Eski  Yugoslavya'nın ardılı olan ülkeler entegre olmak  istiyorlar... 

            BUSEK: Avrupa halihazırda kritik hacme ulaşmış  durumda. Şimdi, Avrupa'nın tamamını birleştirip temsil  edecek durumda olup olmadığımız ya da Avrupa'nın bölük  pörçük bir şekilde kalıp kalmayacağı, hatta dağılıp  dağılmayacağı kararlaştırılacak. Türkiye'den önce,  Güneydoğu Avrupa bunun bir parçasıdır. 

            SORU: Bu ülkelerin farklı bir kültürel geleneğe  sahip olmalarına rağmen mi? 

            BUSEK: İngiltere'nin kültürel geleneği de kıta  Avrupa'sının geleneğinden farklı. Fransa, Almanya'dan  farklı. Bütün bunların toplamı Avrupa ediyor. Güneydoğu  Avrupa ile Türkiye arasında yaptığım bu ayırım, dini  sebeplere dayanmıyor. Türkiye'de din ve devlet işlerinin  birbirinden ayrı tutulması, örneğin Avusturya'dakinden  daha katı. Güçlük başka yerde yatıyor. O durumda İran,  Irak, Suriye ve Kafkasya komşumuz olacaktır. Şu an  itibariyle, AB'nin bunun üstesinden gelebileceğini  düşünmüyorum. 

            SORU: Fakat Türkiye, NATO'nun tampon bölgesi olarak  yeterli mi? 

            BUSEK: Bu başka bir konu. Türkiye siyasi açıdan  Avrupa'nın geri kalan kısmından farklı. Ordu tarafından  destek olunan bir demokrasi başka nerede var? Ayrıca bu  devlet o zaman ikinci büyük AB ülkesi olacaktır. O  takdirde Birlik bu durumla nasıl başa çıkar?"

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (01/07) "Washington, Fransa ile Olan  Anlaşmazlıkları Önemsemiyor" başlığı altında yer verdiği  bir haberde, Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz  Saray'ın, NATO, Irak ya da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  üyeliği konularında Fransa ile kısa süre önce yaşanan  anlaşmazlıkları önemsememeye çaba gösterdikleri  belirtilmektedir. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcü  Yardımcısı Adam Ereli'nin, düzenlediği günlük basın  toplantısında, "ABD ve onun Avrupalı müttefikleri  geçmişteki görüş ayrılıklarını arkada bırakarak, bundan  böyle yeni ve önemli işbirliği girişiminde bulunuyoruz."  dediği belirtilen haberde, Ereli'nin, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın açıklamalarını yorumlamaktan kaçındığı  ve "Bu saptamalar hakkında hiçbir yorumum yok. Uzun  süredir bizim tutumumuz, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana  olmaktır." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinde (01/07) "Bundan Sonra AB'nin  Önündeki En Büyük Bilmece Türkiye" başlığı altında ve Judy  Dempsey imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hollanda'nın Avrupa  Birliği'nin Dönem Başkanlığı'nı devralmasının Türkiye  açısından bir şans olabileceği belirtilmektedir.  Hollandalıların, Atlantik'in öte yanını desteklediği, bu  nedenle de dış politikada aldıkları kararların, Washington'la  hep o özel uyum içinde olacağı ve Türkiye'nin, hayati önem  taşıyan bir NATO ve ABD müttefiki olduğu için, böylesine  önemli bir dönemde benzer görüşte bir ülkenin AB Dönem  Başkanlığı'nı üstlenmesinin onun için iyi olacağı kaydedilen  yazıda, Hollanda'nın Dönem Başkanlığı'nın doruk noktasına  ulaşacağı aralık ayında AB liderlerinin Ankara'yla üyelik  müzakerelerini başlatıp başlatmayacaklarına karar verecekleri  ve başlatma kararı alırlarsa, AB'nin sınırlarının zamanla  Irak ve Suriye'ye kadar uzanacağı ifade edilmektedir.  Hollanda'da bir zamanlar genişlemeyi ateşli bir şekilde  savunan kanadın yerini, AB'nin daha fazla genişlemesinin  maliyetine derin bir kuşkuyla yaklaşan ve büyük bir  Müslüman ülkeyi kabul etmeye değip değmeyeceğini sorgulayan  bir kesimin aldığı belirtilen yazıda, Hollanda'da genişleme  projesine karşı duyulan kuşkuların giderek artmasının bile  Ankara için bir avantaj olabileceği, diplomatların, dönem  başkanlığını elinde bulundurduğu için bu ülkenin tartışmanın  dışında kalması gerekeceğini söyledikleri ifade edilmektedir.  Gelecek aylarda Avrupa hükümetleri ve muhalefet partilerinin,  Türkiye'nin AB üyesi olup olamayacağı konusuna giderek daha  fazla odaklanacakları, diplomatlar ve yorumcuların, bunun  zamanının çoktan gelen bir tartışma olduğunu söyledikleri  kaydedilen yazıda, Avrupa Reform Merkezi'nden Steven  Everts'in, "Mesele, böyle büyük bir ülkenin katılımının  Avrupa entegrasyonunu nasıl etkileyeceğinde; bunun maliyeti,  Türkiye'nin büyüklüğü ve stratejik konumunda. Ancak tartışma  sonunda popülist bir hale dönüşebilir." dediği aktarılmaktadır.

           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kathimerini gazetesinde (01/07) "Türkiye Heyecanla AB  Üyeliğine İlişkin Tarihi Bekliyor" başlığı altında yayımlanan  bir yorumda, İstanbul'daki NATO Zirvesi'nin sona ermesinden  sonra, "AB, Türkiye'ye üyelik müzakerelerine başlayacağı  tarihi vermeyi reddederse, güvenirliğine darbe indirmiş  olur." diyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, AB üyesi  olmak için gerekli olan Kopenhag Kriterleri'ne ülkesinin  uyum sağlamış olduğunu belirttiği ifade edilmektedir. Gül'ün,  gelecek ekim ayında yayımlanması beklenen Türkiye'deki  demokratik reformlara ilişkin ilerleme raporunda, AB  Komisyonu'nun ülkesinin çağdaşlaşmak yönündeki gidişatı  hakkında tarafsız bir değerlendirme yapacağını ümit ettiğini  belirttiği kaydedilen yorumda, söz konusu raporun, 25 AB  üyesi ülkenin liderleri tarafından gelecek aralık ayında ele  alınacağı, Türkiye'nin AB yönelimine ilişkin kararın temelini  oluşturacağı hatırlatılmaktadır. Gül'ün, "Raporun nihai metni  Türkiye için gerçek ve tarafsız bilgiler içermiyorsa, o zaman  Türk milletinin AB'ye karşı güveni sarsılacak." dediği, ancak  Türkiye'de demokratikleşme yönündeki işlemlerin henüz  tamamlanmamış olduğunu, bu işlemlerin devam edeceğini de  sözlerine ilave ettiği belirtilen yorumda, 2007 yılında  Romanya ile birlikte AB üyesi olmaya aday olan  Bulgaristan'ın da Türkiye'nin AB üyeliği lehinde olduğunu  açıkladığı ve Bulgaristan Dışişleri Bakanı Solomon Pasi'nin, "Komşularımızın yasal siyasi amaçlarını destekliyoruz ve  onların da bizim için aynısını yapmalarını bekliyoruz."  diyerek, Bulgaristan'ın NATO üyesi olma talebinin Türkiye  tarafından desteklendiğini ülkesinin unutmadığını vurguladığı kaydedilmektedir.

 

 

 

 

ESKİ SAYILAR