ANKARA, 05/07(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 02-04 Temmuz 2004 tarihlerinde
yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
Newsweek'in
internet sayfasında (2/07) "Türkiye... Chirac'ın 'U Dönüşü'" başlığı
altında Matthews imzasıyla yayımlanan bir makalede, "Paris ve Washington
arasındaki çekişmeye sahne olmak isteyecek son yerin Ankara olduğu
vurgulanarak şu ifadelere yer verilmektedir: "Fransa, aralık ayında
Türkiye'ye katılım müzakereleri için tarih verilmesi yönünde oyların
sağlanması açısından kilit öneme sahip. Muhafazakar milletvekilleri
arasında ve kamuoyundaki muhalefet halihazırda yoğun ve köşeye sıkışan
Chirac, kendi evinde oy toplamak için Türkiye'yi bir araç olarak görmeye
başlarsa Türkiye'nin üyelik emelleri başarısızlıkla sonuçlanabilir.
Türkler henüz oldukça iyimserler. Eleştirisinden bir gün sonra, Alman
Şansölyesi Gerhard Schröder ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
ile yaptığı toplantıdan çıkarken Chirac'ın, Türkiye'nin katılımına
uzanan yolun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu kabullendiği
görünüyordu. Ankara'nın ağzı kulaklarına varmıştı. Türkiye'nin tavrı,
Chirac'ın şu ana kadar Türkiye'ye yönelik heyecanını iç politik baskılar
nedeniyle saklamak zorunda kaldığı yönündeydi ve bir yetkilinin
tanımladığı şekilde Chirac şimdi 'gerçek düşüncelerini' dile
getiriyordu. Bir ölçüde fazla iyimser bir düşünce olabilir ancak
Chirac'ın açıklamaları, en azından uzun zamandır Fransa ve Avusturya'yı
AB içinde Türkiye'ye şüpheyle yanaşan iki ülke olarak gören Ankara için
olumlu. Şu anda, Fransız bir diplomatın deyimiyle Chirac'ın Türkiye
karşısındaki 'taktik yenilgisiyle' ve genelde Türklere karşı fobisi olan
Avusturya Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner'in üst sınıf grupların
baskısına boyun eğerek Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine
getirdiği takdirde AB'ye katılıma yeterli görüleceğini kabul etmesiyle,
yap-bozun son parçaları da yerlerine oturmuş oldu. Aslında, 'U' dönüşü
görüldüğü kadar dramatik olmayabilir. Chirac'ın açıklaması sadece, cephe
saflarını, sıradaki diğer çatışma -Türkiye'nin ne suretle ve hangi
koşullar altında alınacağı üzerine- için yeniden düzenliyor. AB
üyeliğinin Türklere, Orta Doğu'ya laiklik ve demokrasi ihracı için
bölgede öncü rol oynamak üzere gereken güveni sağlayacağını uman ABD
yalnız değil, ayrıca Amerikan yanlısı İngiltere ve Polonya gibi ülkeler
de bu tarafta yer alıyor. Diğer tarafta ise, bu devasa Müslüman ülkenin
AB entegrasyonu önünde görülmemiş oranda tehdit oluşturacağını düşünen
ve Washington'a güvenmeyen Fransa ve Avusturya gibi 'eski' Avrupalılar.
Türkiye'nin şu an için, yaşanan yoğun çekişmenin Atlantik ötesi
ilişkiler konusunda sorun yaratması nedeniyle, Irak'ın yerini alması
zor. Ancak kendisini çok çeşitli rekabetin tam ortasında bulan
Türkiye'nin önümüzdeki aylarda ihtilaf noktası olmaya devam edeceği
kesin."
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'un (02/07) "En Önemli
Karar Türkiye'nin Üyeliği” başlığı altında ve Werner Mussler imzasıyla
yayımlanan yazıda, Hollanda 2004 yılının ikinci yarısı için AB
Konseyi'nin dönem başkanlığını üstlendiği belirtilmektedir. Hollanda
Başbakanı Balkenende'nin, Avrupa Komisyonu üyeleriyle Lahey'de
gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, hükümetinin
kendi dönem başkanlığı sürecinde, öncelikle AB'nin büyüme gücünü
artırmak ve Avrupa'nın, "vatandaşları için güvenli bir bölge" olmasını
sağlamak için katkıda bulunmak istediğini söylediği belirtilen yazıda,
Hollanda'nın dönem başkanlığı sürecinde alınacak en önemli kararın,
muhtemelen AB'nin Türkiye ile müzakereleri başlatması hakkındaki kararı
olacağı ifade edilmektedir. Balkenende'nin, aralık ayında gerçekleşecek
zirvede alınması öngörülen bu karar öncesindeki hazırlık sürecinde,
müzakerelerin başlatılmasına ilişkin önceden kararlaştırılmış olan
kurallara uyulmasına dikkat eden, geniş ölçüde tarafsız bir aracı
rolüyle sınırlı kalmak istediği kaydedilen yazıda, Balkenende'nin şahsi
tahminini gizlemeye de gerek görmediği ve ona göre, şu anki durum
itibariyle Türklerin alınmasının daha muhtemel olduğu, hükümetin
Kopenhag kriterlerini yerine getirmek için herşeyi yaptığını söyleyen
Hollanda Başbakanı, "Türklere yıllardır, bu kriterleri yerine
getirirseniz üye olursunuz dedik. Bunu ciddi kastetmediğimizi onlara
anlatmak zor olurdu" dediği vurgulanan yazıda, şayet AB Komisyonunun
ekim ayının başında açıklanması öngörülen raporunda, Türkiye'nin
kriterleri yerine getirdiği sonucuna varılırsa, üyeliğe karşı neredeyse
hiçbir engelin kalmayacağını belirten Balkenende'nin, "Bir İslam ülkesi
olduğunuz için AB'ye ait değilsiniz" denilebilecek zamanların artık
geride kaldığını söylediği aktarılmaktadır.
Aynı habere Hamburger
Abendblatt gazetesi de yer vermektedir.
Die Tageszeitung'un
(02/07) "Hamburg Eyaleti Başbakanı: Türkiye, AB'ye Alınsın" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, Hamburg Eyaleti Başbakanı ve Büyükşehir
Belediye Başkanı Ole von Beust'un (CDU), Ankara'da yeniden Türkiye'nin
AB üyeliğine destek verdiği, Ankara'yı iki günlüğüne ziyaret eden Alman
politikacının, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği
görüşmede, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi halinde,
hızla AB'ye alınmasından yana olduğunu açıkladığı belirtilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung
gazetesinin (02/07) "Türkiye İstanbul'daki Nato Zirvesinin Ardından AB
Şansının Arttığı Görüşünde" başlığı altında ve Susanne Güsten imzasıyla
yayımlanan bir yazıda, İstanbul'da yapılan NATO zirvesinin ardından, ABD
Başkanı Bush ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder gibi önemli resmi
misafirlerin NATO toplantısında Türkiye'nin AB konusundaki çabalarını
destekledikleri ve Türkiye'ye şüpheli bakan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın bile, Türkiye'nin Avrupa yolunun "geri dönüşü" olmadığını
itiraf etmek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, İstanbul'daki toplantının, "Avrupa ülkelerinin Türkiye ve
Türkiye'nin AB'ye entegrasyon süreci karşısındaki tutumları açısından
büyük önem taşıdığını" söylediği ifade edilmekte, Türkiye'nin zirveden
büyük olaylar çıkmadan gerçekleşmesine ve 26 NATO ülkesi ile 20 müttefik
ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı dev toplantının
kusursuz organizasyonunun övgü toplamasına sevinmekle kalmadığı ve
zirvede devlet başkanları için yapılan kültürel programda, Almanya
Başbakanı Schröder'in Türkiye'den bir "kültür ülkesi" olarak bahsederek,
Avrupa'daki Türkiye karşıtlarına, görüşlerini bir kez daha iyice gözden
geçirmelerini salık verdiği kaydedilen yazıda, bütün politikasını giriş
müzakerelerinin yakında başlaması üzerine kuran Başbakan Erdoğan'ın,
Avrupalıların aralık ayında müzakereler için yeşil ışık yakacağı
konusunda hiç bu kadar iyimser gözükmediği belirtilmekte ve Erdoğan'ın,
zirvenin ardından, "Olaylar şimdi daha olumlu ve daha çabuk
gelişecektir. Olumsuz bir gelişme olacağını sanmıyorum." dediği
aktarılmaktadır.
Die Presse
gazetesinin (02/07) "AB Başkanlığı: Türkiye ile Müzakereler Kesinleşti"
başlığı altında ve Andreas Schnauder imzasıyla yayımlanan yazıda, aralık
ayındaki AB zirvesinde sadece giriş müzakerelerine ne zaman başlanacağı
konusunun tartışılacağı belirtilmektedir. Avusturya Hükümeti'nin
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusundaki olumsuz tutumu yüzünden zor
durumda kaldığı ve birlikteki ülkelerin çoğu Ankara ile giriş
müzakerelerine başlama kararının durdurulamayacağı görüşünde olduğu
belirtilmekte, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un, "Presse" ile
yaptığı söyleşide, "Söz konusu olan evet ya da hayır değil,
müzakerelere başlamak için bir tarihin tespit edilmesi" dediği
kaydedilmektedir. Lahey AB Konseyi başkanlığını altı aylığına devraldığı
ve görevi gereği, devlet ve hükümet başkanlarının 17 Aralık'ta Türkiye
konusunda alacakları kararı da etkileyeceği ifade edilmekte, daha önce
Hollanda'nın Ankara Büyükelçisi olan Bot'un, müzakerelerin,
İngiltere'nin 13 yıl süren giriş sürecinden daha az bir zaman alacağını
sözlerine de eklediği belirtilen yazıda, Hollanda Başbakanı
Balkenende'nin de Türkiye'nin gösterdiği çabalar konusunda olumlu bir
ifade kullanarak, Ankara'ya yeni şartların koşulmaması konusunda
uyardığı, "Oyunun kuralları belli. Türkiye'ye bir İslam ülkesi olduğu
için AB'ye dahil olamayacağını söylemenin zamanı artık geçti" diyen
Balkenende'nin, Kopenhag Kriterleri'nin "titizlikle yorumlanmasından"
bahsettiği kaydedilmektedir. Avusturya'nın giriş müzakerelerine
başlamadan önce AB'nin böyle büyük bir ülkeyi kabul edecek olgunlukta
olup olmadığının gözden geçirilmesini isteğini de böylelikle geri
çevirmiş olduğu ifade edilmekte, Lahey aralık ayında Türkiye'nin yalnız
siyasi olgunluğunun, yani öncelikle hukukun üstünlüğü, demokrasi ve
insan haklarının durumu ve azınlıkların korunması gibi kriterlerin
değerlendirilmesi gerektiği görüşünde olduğu belirtilen yazıda, AB
Komisyonu'nun ekimde olumlu bir rapor vermesi beklendiği ve bu çerçevede
Komisyonun Türkiye'nin AB olgunluğuna ilişkin raporuna ek olarak,
Türkiye'nin katılımının AB üzerindeki etkileri hakkında bir çalışma da
sunacağı ifade edilmektedir. Ancak AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri
Günther Verheugen'e göre bu belgenin müzakerelere başlama konusunda
başka bir şart içermeyeceği ifade edilmekte, Avusturya'nın da şu anki
tutumu ile zor durumda olduğu, çünkü Federal Hükümet 1999'da Türkiye'ye
AB adayı statüsünün tanınmasının yanı sıra, 2002'de AB zirvesinin Aralık
2004'te giriş müzakereleri konusunda bir karar vermesini de onayladığı
hatırlatılmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(04/07) "Marek Belka, Türkiye'nin AB Üyeliğini Destekliyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Polonya Başbakanı Marek Belka'nın
yayımlanan bir röportajında, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini desteklediğini
açıkladığı belirtilmektedir. Alman Welt am Sonntag gazetesine verdiği
röportajda, Marek'in, "Dış politika açısından bu, tüm Yakın Doğu
bölgesinin istikrarı için büyük bir şans olur" dediği ve Başbakan'ın, bu
konuda "ABD ile Avrupa arasında bir rekabet" yaratmanın "tehlikeli" ve
"beceriksizce" bir yaklaşım olacağı ifade edilen haberde, 28-29
Haziran'da İstanbul'da gerçekleştirilen NATO zirvesi sırasında
Türkiye'nin AB üyeliği ABD Başkanı George W. Bush ile Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac arasında çatışma yarattığı
hatırlatılmaktadır. Haberde, Marek Belka'nın, 1 Mayıs'tan bu yana AB
üyesi olan ülkesinin ABD ile ilişkilerini geliştirmeye devam etme
arzusunda olduğunu belirttiği, Belka'nın, "Bizim için, bu durum
çelişkili değil. Avrupa kimliğinin, Amerika karşıtlığıyla
değerlendirilmesine karşıyız" dediği kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'un
internet sayfasında (02/07) "Bir Sonraki Sınav" başlığı altında ve René
Höltschi imzasıyla yayımlanan yazıda, Hollanda'nın dönem başkanlığını
yaptığı AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağına
karar vereceği, dönem başkanı Balkenende'nin, AB'nin öncelikle kendi
kurallarını tatbik etmesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir.
Hollanda'nın altı ay boyunca devam edecek olan dönem başkanlığı,
İrlanda'dan devralan Hollanda'nın durumunun özel olduğu ve İrlanda
başkanlığı altındayken AB'nin on yeni üyesinin, yeni bir parlamentosu
ve yeni bir anayasası olduğu ifade edilen yazıda, Hollanda Başbakanı
Balkenende'nin, bunca gelişmeden sonra Avrupa'ya daha fazla
yüklenilmemesini istediği, Balkenende'nin, AB'nin 25 üyeyle de
işlediğini göstermek istediği belirtilmekte, gelecek aylarda pekiştirme
çalışmalarının ön planda olacağı, ayrıca önemli bir de karar alınacağı
vurgulanmaktadır. Aralık ayında Avrupa devlet ve hükümet liderlerinin,
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlanıp başlanmayacağına karar
verecekleri ve Fransa, Avusturya ve Almanya muhafazakarlarının bu
konuya kuşkuyla yaklaştıkları, fakat Balkenende'nin, liderlerin 1999
yılında Helsinki'de ve 2002 yılında Kopenhag'da verdikleri kararları
hatırlattığı ve o kararlarla Türkiye'nin AB adayı ilan edildiği, 1993
yılında Kopenhag'da belirlenen siyasi kriterler çerçevesinde,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlamasının söz konusu olacağı
belirtilen yazıda, ekim ayının başında AB Komisyonunun, kriterlerin
Türkiye tarafından uygulanıp uygulanmadığı konusunda bir rapor sunacağı
kaydedilmektedir. Yazıda, bu raporun tartışma konusu olması gerektiğini
söyleyen Balkenende'nin, Türkiye'nin farklı kurumlarının demokrasiyi,
hukuk devletini ve insan haklarını koruyup koruyamayacağı konusunda emin
olmaları gerektiğini belirttiği, Türkiye'yi AB'den uzak tutmanın dini
sebeplere bağlı olamayacağını ve Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık
önermenin de oyunbozanlık olacağını söylediği belirterek, Hollanda'nın
Avrupa işlerinden sorumlu Bakanı Atzo Nicolai'nin, Türkiye hakkında yeni
ilkeler konusunda herhangi bir tartışma açmak istemediklerini söylediği
ifade edilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Asahi Shimbun
gazetesinin (01/07) "Spotlar Aniden Türkiye'nin AB Üyeliğine Çevrildi...Bush'un
Açıklamaları Yankı Buldu" başlığı altında ve Ken Ando imzasıyla
yayımlanan haberde, 29 Haziran'da sona eren NATO Zirvesi spotların,
toplantıya ev sahipliği yapan Türkiye'nin AB üyeliği sorununa çevrildiği
belirtilmektedir. AB'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanıp
başlanılmayacağına ilişkin bu yıl sonunda vereceği kararla ilgili
olarak ABD Başkanı Bush'un Türkiye'nin üyeliğini destekleyen
açıklamalarına Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın sert tepki gösterdiği ve
"Yıllar önce düşünülemeyen şeyler gerçekleşiyor" diyen Türkiye Başbakanı
Erdoğan'ın ise, müzakerelere başlanması beklentisini dile getirdiği
belirtilen haberde, Türkiye'nin 1999 yılında AB üye adayı olduğu, ancak
insan hakları sorunundan dolayı belirlenmeyen üyelik müzakerelerinin
tarihinin, bu yıl sonunda düzenlenecek AB Zirvesi'ne kadar rafa
kaldırıldığı ifade edilmekte, Başkan Bush'un, 27 Haziran'da Başbakan
Erdoğan ile görüşmesi öncesinde, "Türkiye'ye üyelik müzakereleri için
tarih verilmelidir" açıklamasında bulunduğu, ayrıca, 29 Haziran'da
ülkesine dönüşü öncesinde de, "Türkiye'nin AB üyesi olması gerektiğine
inanıyorum" diye konuştuğu aktarılmaktadır. Bush'un bu ifadelerine tepki
gösteren Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın ise, 28 ve 29 Haziran'da yaptığı
açıklamalarda, "ABD, Fransa ile dost ve müttefik bir ülkedir. Ancak bu,
ABD'nin sorunu değildir" dediği ve ABD'nin, Türkiye'nin AB üyeliğiyle
ilgili beklentilerini yükseltmemesi gerektiği uyarısında bulunduğu
belirtilmekte, Başkan Bush'un Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen
ifadelerinin arkasında, Orta Doğu'nun demokratikleşmesini sağlamak
amacıyla ABD'nin NATO Zirvesi'nde sunduğu Büyük Orta Doğu Projesi
bulunduğu belirtilen haberde, Bush'un, halkının yüzde 98'i Müslüman
olmasına rağmen laik ve demokratik bir devlet olan Türkiye'nin, kaos
içindeki Irak'a model olacağını düşündüğü belirtilmektedir.
ESKİ SAYILAR