ANKARA, 08/07(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 07 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanan ve
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(07/07) "Türkiye Başbakanı AB'ye Türkiye ile Katılım Müzakerelerini
Ertelememesi Çağrısında Bulundu" başlığı altında yer verdiği bir
haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Bulgaristan'a
gerçekleştirdiği ziyarette, Ankara'nın, Avrupa Birliği'ne katılım için
gerekli tüm kriterleri yerine getirdiğini ve Türkiye'nin katılım
müzakerelerine başlamasını ertelemek için AB'nin artık hiçbir mazereti
kalmadığını söylediği belirtilmektedir. Türkiye'nin, aralık ayında
yapılacak AB zirvesinde katılım müzakerelerine başlamak için gün almayı
umduğu, ancak kimi AB ülkelerinin, çoğunluğu Müslüman yaklaşık 70
milyonluk Türkiye'nin AB'ye dahil edilmesine gönülsüz olduğu belirtilen
haberde, Erdoğan'ın, "Aralık Zirvesi, birlik için sınav niteliğinde
olacak. Türk Hükümeti geçtiğimiz iki yılda AB'nin siyasi kriterlerini
karşılama yönünde ciddi adımlar attı ve şimdi, üyelik görüşmelerine
kesinlikle hazır durumda." şeklinde konuştuğu ifade edilmektedir.
Bulgaristan Başbakanı Simeon Sakskoburgotski ile yaptığı görüşmenin
ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan'ın, AB'ye, Türkiye'nin katılım
müzakerelerine başlaması için tarih vermemesi halinde "farklı adaylara
farklı standartlar uygulayarak, aslında standart dahi aramadığını
kanıtlayacaktır." uyarısında bulunduğu kaydedilen haberde,
Sakskoburgotski'nin, Bulgaristan'ın, Türkiye'nin AB'ye katılım
çabalarına tam destek verdiğini söylediği vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard
gazetesinde (07/07) "Tepeden İnme Sessiz Devrim" başlığı altında ve
Gerhard Plott imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Raportör Albert Rohan'ın,
Türkiye'de atılan büyük reform adımlarını överek, "Daha yeni sona eren
Türkiye ziyareti bizde muazzam bir izlenim bıraktı: Türkiye'de tepeden
inme sessiz bir devrim, topyekün bir değişim gerçekleşiyor." dediği
belirtilmektedir. Avusturya Dışişleri Bakanlığı'nın eski Genel Sekreteri
olan Rohan'ın, tanınmış politikacılardan oluşan ve Türkiye'nin AB'ye
katılımı sırasında karşılaşılacak zorlukları incelemekle görevli
"Bağımsız Türkiye Komisyonu"nun raportörü olma sıfatıyla, Türkiye'deki
tüm toplumsal, kurumsal ve siyasi sistemin son iki yıl içinde önemli
boyutlarda değiştiğini belirttiği kaydedilen yazıda, Ankara'nın yasalar
açısından "akla gelebilecek herşeyi yaptığını" vurgulayan tanınmış
diplomatın, bunun yanı sıra yeni yasaların uygulamaya geçirilmesinde
bazı zorluklarla karşılaşıldığını da saklamadığı, "bunun zaman
alacağını" söyleyerek, Türkiye'yi AB'ye hazırlayacak olan reformlara
"ısrarla direnen kişi ve kurumların" bulunduğuna işaret ettiği ifade
edilmektedir. Türk halkının büyük bir kısmının AB'ye katılım projesini
desteklediğini, bu yüzden de direnişin "genelde sessizce" yapıldığını
belirten Rohan'ın, durumlarının AB'ye katılım ile daha da düzelmesini
bekleyen Kürtlerin de umutlarını AB üyeliğine bağladığını söyleyerek,
"Tüm değişim AB'ye katılım sürecine bağlı. Bu dinamizm korunduğu sürece
reform süreci de devam edecektir. Türkiye herhangi bir sebepten dolayı
AB tarafından geri çevrilirse, reform süreci İslamcıların, Kemalistlerin
ve milliyetçilerin baskısı altında çökebilir. Bu da Türkiye'nin uzun bir
süre istikrarını kaybetmesine yol açabilir." dediği aktarılmaktadır.
Avusturya'nın bir kez daha frenleyici rol oynaması ve olumsuz bir imaj
sergilemesinden dolayı endişelenen Rohan'ın, Avusturya'da "oy birliğiyle
bütün partilerin Türkiye'ye karşı olduğunu", halbuki Avusturya'nın
"güncel dinamizme katılarak, Ankara'nın giriş müzakerelerine başlama
hakkı olduğunu kabul etmesi" gerektiğini belirttiği ifade edilen yazıda,
Rohan'ın, AB içindeki Almanya, İngiltere, İtalya ve İspanya gibi önemli
ülkelerin bugün Türkiye ile giriş müzakerelerine başlanmasından yana
olduğunu belirterek, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın bile,
prensipte Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı olduğunu hiç söylememiş
olduğuna işaret ettiği vurgulanmaktadır.
AZERBAYCAN BASINI:
Halk Cephesi
gazetesinde (06/07) "Avrupalı Siyasetçilerden Türkiye'ye Destek" başlığı
altında ve Vügar Mesimoğlu imzasıyla yayımlanan makalede, AB'nin
genişleme sürecinin bir sonraki aşamasına ciddi bir hazırlık yapıldığı
belirtilmektedir. Türkiye dışında Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan ve
Makedonya'nın da AB kapısında beklediği ve AB'nin Aralık zirvesinde bu
ülkelere müzakere tarihi verilmesi konusunun toplantının ana gündem
maddesini oluşturacağı ifade edilen makalede, Türkiye'ye müzakere
tarihi verilmesi büyük ölçüde AB'ye uyumun, daha da net bir ifadeyle
Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmesiyle ilgili olduğu belirtilen
makalede, Ankara'nın AB'ye uyum konusunda son derece ciddi adımlar atmış
olsa da, Birlik içindeki atmosferin şu anda Türkiye'nin aleyhine olduğu,
ancak Birlik içerisinde "Türkiye'nin AB üyeliğini önlemek mümkün
olmayacak" şeklinde düşünenlerin sayısının da her geçen gün arttığına
işaret edilmektedir. Bu düşünceyi paylaşan Avrupalı politikacıların
"Bağımsız Türkiye Komisyonu" adlı bir kurum oluşturdukları, Komisyonun
amacının, Türkiye'nin AB üyeliğini siyasi amaçlardan uzak, bağımsız bir
şekilde ele alacağı ifade edilmektedir. Bağımsız Türkiye Komisyonu'nun
Türkiye'de yaptığı görüşmelerden sonra bir rapor hazırladığı ve Komisyon
Başkanı Martti Ahtisaari'nin, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili
görüşlerini açıklayarak, "Biz AB'den Türkiye'ye iyilik yapmasını
istemiyoruz. Sadece Türkiye'ye adil davranmasını talep ediyoruz."
demesinin tüm Avrupa'da şok etkisi yarattığına dikkat çekilen makalede,
Athisaari'nin, Komisyon raporunun 6 Aralık tarihinde açıklanacağını
belirttiği ve raporun AB zirvesinden bir gün önce açıklanmasının AB'yi
ikna edeceğine inandığı vurgulanmakta ve şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin AB'ye entegrasyonunu kaçınılmaz bir süreç olarak gören
komisyon, çalışmalarını bu raporla sınırlandırmıyor. Başta Ahtisaari
olmak üzere komisyon üyeleri, yarından itibaren Avrupa başkentlerini
birer birer ziyaret edecekler. Avrupa'yı karış karış gezecek olan
komisyon üyeleri AB üyesi ülkelerin devlet başkanlarına Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda baskı yapacaklar. Komisyonun saygın üyelerinden birisi
olan eski Fransa Dışişleri Bakanı Michel Rokard, Avrupa'nın Türkiye'ye
yönelik anti-Türk tutumunun duygusal bir tutum olduğunu ifade ederek,
'Bizim amacımız Türkiye'ye yönelik bu tutumu yeniden rasyonel bir düzeye
çekmektir' dedi. Raporun AB toplantısından bir gün önce açıklanmasının
taktik bir hamle olduğunu ifade eden komisyon üyesi ve Hollanda eski
Dışişleri Bakanı Hans Van Der Brok ise, komisyonun yaptığı
araştırmalarla elde ettiği sonuçların Türkiye'nin AB üyeliği konusunun
adil bir ortamda müzakere edilmesine zemin oluşturacağını belirtti.
Komisyon Başkanı Ahtisaari, komisyonun yaptığı araştırma sonuçlarını
şöyle özetledi: 'Türkiye'nin AB üyeliği bizim için sadece ekonomik ve
politik açıdan önem arzetmiyor. Aynı zamanda sembolik bir anlam da
taşıyor. AB bir Hıristiyan kulübü olmadığını ispat etmek için
Türkiye'yi üyeliğe almalıdır.'"
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
BASINI:
El Beyan
gazetesinin internet sayfasında (07/07) "Türkiye ve 'Hıristiyan Kulübü'"
başlığı altında ve Ahmed Amrebi imzasıyla yer alan bir yorumda, AB
Konvansiyonu Başkanı ve Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'in
"Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, Avrupa'nın sonu olur." şeklinde bir
ifade kullandığı hatırlatılmakta ve bu tür tehlikeli bir ifadenin,
Batı'nın İslam ve Müslümanlara hala Haçlıların gözü ile baktığını ortaya
koyduğu, Avrupalı liderin "Müslüman Türkiye" ya da "Hıristiyan Avrupa"
şeklinde ifadeler kullanmaması bu sözün tehlikesini azaltmayacağı
vurgulanmaktadır. Bunun, aynı zamanda diğer Avrupalı liderlerin
Türkiye'nin üyeliğini reddetme konusunda usta olmadıklarını
göstermeyeceği, onların, Türkiye'nin Birliğe tam üye olma talebini ele
alışlarında dolambaçlı bir üslup kullanmaya başladıkları ifade edilen
yorumda, dahası sorunun tümüyle bir skandala dönüştüğü, zira her geçen
gün Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olduğunu, laiklik iddiasına
rağmen, Hıristiyan olmayanlara kapalı olduğunu gösteren kanıtların
birbirini izlediği kaydedilmektedir. Bu kanıtların en yenisinin, sadece
10 yıl önce Sovyet askeri bloğuna üye sosyalist devletler olan Orta ve
Doğu Avrupa ülkelerine üyelik kapısının açılması olduğu, buna karşılık
1963 yılında -daha sonra AB'ye dönüşecek olan- Avrupa Ekonomik Topluluğu
ile "katılım anlaşması" imzalayan Türkiye'nin talebinin reddedildiği
belirtilen yorumda, "Türkiye'nin AB üyeliğine kabulü için daha da
beklemesi isteniyor. Zira üyelik için 'müzakerelere başlama' tarihi
belirlenecek, ancak bu müzakerelerin ne kadar süreceği ve sonucun ne
olacağını kimse bilmiyor. Bu arada Türkiye'den üyeliğe uyum
çerçevesinde sonu gelmez bir dizi talepte bulunuluyor." denilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(07/07) "Başbakan Erdoğan: Eğer AB Üyelik Müzakerelerini Başlatmaz ise
Bu Türk Halkını Üzer" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Sofya'da yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği'nin
aralık ayındaki zirve sırasında Ankara ile üyelik müzakerelerini
başlatma kararı almaması durumunda, Türklerin üzüleceğini belirttiği
kaydedilmektedir. Erdoğan'ın, Sofya'da düzenlediği basın toplantısında,
"Eğer aralık ayında Türkiye müzakere tarihi alamaz ise, bu Türk halkını
fazlasıyla üzer. AB, Aralık 2004'te, Türkiye'ye karşı bir sınav
verecek." diyerek, ülkesinin Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirdiğini
vurguladığı belirtilen haberde, Bulgaristan Başbakanı Simeon
Sakskoburgotski'nin ise, Bulgaristan'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine
verdiği desteği yinelediği ve "Türkiye'nin bir gün AB üyesi olma
arzusunu destekliyoruz." dediği aktarılmaktadır.
RUSYA BASINI:
Moskova Radyosu'nun
17.00-17.30 Türkçe yayınında (07/07) "Türkiye'nin AB Üyeliği için Bu
Yılın Sonunda Müzakere Tarihi Verilmesi Bekleniyor" başlığı altında ve
Anatoli Korisky imzasıyla yer verilen haberde, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girmesinin, ülkenin dış politikasının öncelikli amaçlarından
biri olduğu ve şu andaki Türk Hükümeti'nin bu amaca ulaşmak için hem
ülke içinde hem de uluslararası sorunlarda ve bazı ülkelerle
ilişkilerini normalleştirmede çok büyük problemleri çözdüğü ifade
edilmektedir. 1962 yılında AB üyeliği için başvuruda bulunmuş olan
Ankara'nın, asıl şimdiki hükümet sayesinde bu konuda önemli başarılar
elde ettiği ve bu başarılar arasında, devlet yönetiminde sürdürülen
reformlara işaret edildiği belirtilen haberde, Türk Hükümeti'nin, ülkeyi
Irak savaşına katılmaktan korumayı ve Kıbrıs probleminin çözümünde
olumlu bir istişare sağlanmasını başardığı ve Avrupa Komisyonu'nun,
Ankara'nın tüm bu adımlarını "cesurca" olarak nitelendirdiğine işaret
edilerek, Kıbrıs probleminin çözülmesinin, Türkiye'nin AB'ye katılmasına
ve Doğu Akdeniz bölgesinde istikrar ve güvenliğin sağlanmasına yardım
edeceği vurgulanmaktadır. Moskova'nın, Türkiye'nin AB'ye olası üyeliği
konusunda olumlu bir tutum aldığı ifade edilen haberde, Rusya
Parlamentosu Üst Kanadı Başkanı Sergey Miranov'un, geçen ay Petersburg'da
TBMM Başkanı Bülent Arınç'la görüşürken, Türkiye'nin AB'ye kabul
edilmesi için tüm esasların var olduğuna işaret ederek, bu konuda
yapılacak müzakerelerde Türk tarafına başarılar dilediği kaydedilmekte
ve AB ile yararlı ilişkiler kurulmasının, Rusya'nın dış politikasının
daha öncelikli amaçlarından biri olduğu vurgulanmaktadır.
MISIR BASINI:
El Wafd
gazetesinin internet sayfasında (06/07) "Irak'tan Sonra Sıra Türkiye'de"
başlığı altında ve Muhsin Muhammed imzasıyla yer alan bir yazıda, bütün
dünyanın bildiği gibi İsrail'in yararına Irak'ın işgalini teşvik
edenlerin, ABD Başkanı Bush yönetimindeki yeni muhafazakarlar olduğu,
şimdi ise Türkiye'nin bu kez Amerika ile değil kendi vatandaşları ile
başka bir savaşa girmesi için var güçleriyle çalıştıkları
belirtilmektedir. Türkiye artık İsrail tehlikesinin farkına varmaya
başladığı ifade edilen yazıda, Türkiye'nin bugünlerde tek bir şeyle
ilgilendiği, onun da AB üyeliği olduğu, çünkü bu üyeliğin ona 25 Avrupa
ülkesinin pazarlarını açacağı kaydedilmektedir. ABD Başkanı George Bush'un
Türkiye'yi NATO üyeliğinden dolayı ödüllendirmek istediği ve son Avrupa
gezisinin başında AB'nin, NATO'daki tek Müslüman üye Türkiye'nin
üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ilan ettiği, ancak Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın hemen bir basın toplantısı düzenleyerek
Başkan Bush'un bu açıklamasını eleştirdiği belirtilen yazıda, Bush'un
ise buna sessiz kalmamayı tercih ettiği ve İstanbul'da bir yaptığı bir
konuşmayı fırsat bilerek bir kez daha Türkiye'nin AB üyeliğine kabul
edilmesini istediği ifade edilmektedir. Yazıda, şöyle denilmektedir: "1
Temmuz'dan itibaren AB dönem başkanlığı Hollanda'ya geçti. Amerika'nın
dostu olduğu için Hollanda Türkiye'ye iltifat edecek. AB devlet
başkanları Aralık'ta Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlayıp
başlamayacakları konusunu görüşecek. Türkiye ise 2010'dan önce AB'ye
giremeyecek ama bunu olumlu karşılıyor. Sorun, Müslüman bir ülkenin
AB'ye girmesine karşı büyük bir muhalefet olmasından kaynaklanıyor.
Ancak son zamanlarda ekonomisi canlanmaya başlayan Türkiye, bütün
umutlarını AB üyeliğine bağlamış bulunuyor. Bu yüzden AB'ye üye olmak
için bir dizi siyasi, iktisadi ve içtimai reform başlattı. Meydana
gelen bazı terör eylemlerine rağmen Türkiye istikrarlı bir ülke ve bu
istikrar onun bu üyeliğe umutla bakmasına neden oluyor."
ESKİ SAYILAR