09.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 09/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  08 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Merkur gazetesinin internet sayfasında (08/07)  "Hıristiyanlıkla İslam Arasında Arabulucu" başlığı altında ve  Hans-Peter Linss imzasıyla yer alan bir yazıda, Türkiye'nin AB  üyeliğinin bir süredir tartışıldığı, üyelikten yana olanların  SPD ve Yeşiller, karşı olanların ise CSU, CDU ve FDP olduğu belirtilmektedir. Muhalefetin bir konsepte sahip olmadığından  Türkiye'nin AB ile imtiyazlı ilişki formülünün ortaya atıldığı  ve bu kavramın hukuki bir bağlayıcılığının olmadığı belirtilen  yazıda, buna karşın Chirac'ın 2003 yılı sonbaharında, "Türkiye  Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirirse Türkiye'nin AB üyeliği  kaçınılmaz olur." şeklinde bir açıklamada bulunduğu  hatırlatılmaktadır. AB hükümet ve devlet başkanlarının 1999  yılında Türkiye'yi aday ülke olarak ilan ettiği ve "Peki  üyeliğin önündeki engel ne?" sorusuna yer verilen yazıda,  Türkiye'nin bir İslam ülkesi olduğu, köklerinin Hıristiyan  Batı tarihi ve değerleri içinde bulunmadığı ifade edilmektedir.  Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye bugün laik anayasaya  sahip bir İslam ülkesi. Türkiye ekonomisinin ve demokratik  kurumlarının gelişiminde AB istikametinde bariz adımlar attı.  Enflasyonun düşürülmesi, ekonomik büyüme ve kur reformu gibi.  Ancak Türkiye ekonomiden çok daha farklı bir alanda AB'ye  önemli bir katkıda bulunabilir; soğuk savaştan sonra Batı  kültür ve güvenliğinin ana tehdidi olarak görülen uluslararası  terörizmle mücadele alanında. Bir tehlikeyle mücadele etmeden  önce o tehlikenin kaynağı araştırılmalıdır. Filistinliler  terörist ve Yahudi düşmanıdır ya da uluslararası terörün  kaynağı İslam'dır gibi düşmanlık imajları yaratmak yanlış...  İsrail-Filistin sorununun çözümü, İsrail devletinin varlığının  güvenlik altına alınması ve İsrail işgaliyle Filistinlilerin  insanlık dışılığının sona ermesi iyi niyetle  gerçekleştirilebilir. İslam ülkelerinin aşağılık duygusu ve  bu ülkelerin buna dayalı olarak terörizme varan tepkisi,  Batı'nın onların kültür ve dinine eşit muamelede bulunmasıyla  zamanla ortadan kaldırılabilir. Bu noktada dini köklerinin  farkında olan Türkiye gibi güçlü bir İslam ülkesi, Avrupa  ve Müslüman devletler arasında bir arabulucu olabilir. Buysa  Türkiye'nin bir an önce AB üyeliğine alınmasının gereğini  ortaya koyuyor."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Wiener Zeitung'da (08/07) "Erdoğan AB'den Tarih İstiyor"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın, Avrupa Birliği'nden, aralık ayındaki AB zirvesinde  Türkiye ile giriş müzakerelerine başlama tarihini belirlemesini  istediği belirtilmektedir. Haberde, Erdoğan'ın, Bulgaristan'a  yaptığı ziyarette, Bulgaristan Başbakanı Simeon  Sakskoburggotski ile yaptığı görüşmelerin ardından, "Aralık  ayında müzakerelere başlama tarihinin belirlenmemesinin Türk  halkını çok üzeceğini" ifade ederek, Türkiye'nin AB  Kriterleri'ni yerine getirdiğini vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (08/07) "İngiltere'nin Sert Tutumu" başlığı altında yer alan bir  haberde şöyle denilmektedir: "Jacques Chirac onların  arasında bulunmayabilir ancak Türklerin Avrupa'da bazı  dostları var. Örneğin Almanya'nın İstanbul Başkonsolosu  Reiner Möckelmann. 23 Haziran tarihinde İstanbul'da yapılan  bir basın toplantısına katılan Alman parlamenterlere göre,  Möckelmann, Tony Blair'in AB Anayasası ile ilgili reform  planlarına dair acımasız kelimeler sarf etti. Möckelmann,  Blair'in reform planının, Schengen'den euroya dek geçmişteki  İngiliz tutumlarına paralel bir tutum içerisinde, anayasayı  geçersiz kılmak üzere hazırladığını söyledi. AB, Türkiye'yi  alır ve bu nankör İngilizler atarsa daha mutlu olmaz mı?  Almanya'nın iki muhafazakar milletvekili Hartmut Koschyk ve  Reinhard Grindel, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'e  durumla ilgili olarak açıklama yapması talebinde bulundu.  Fischer'in cevabını bekliyoruz."

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            To Vima gazetesinde (08/07) "Dış Politika: Karşılık  Ödemeden Politika Uygulamaya Son!" başlığı altında ve A.D.  Papayannidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, "Avrupalılar  (Bush'un baskılarına rağmen) Türkiye'nin AB üyeliğini  'bloke' ederlerse, Türkiye lehindeki tezimiz ne olacak?"  şeklindeki bir soruya yer verilmekte ve dış politikada  karşılık ödemeden politika uygulama döneminin son bulduğu,  ya da son bulmak üzere olduğu belirtilmektedir. Son  dönemdeki dış politikasını tamamıyla Avrupa'nın  arabuluculuğu üzerine odaklayan Yunanistan'ın, Türk-Yunan  konularını, Brüksel aracılığıyla ele aldığı ve Kıbrıs  konusunun ise, çıkmazdan kurtarılması-çözümlenmesi için,  tek boyutlu bir politika olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB  üyeliğine (teknik açıdan başarılı, siyasi açıdan şüpheli,  psikolojik açıdan ise... karıştırmasak daha iyi olur)  bağlanarak ele alındığı ifade edilen yorumda, Türk-Yunan  konularının gidişatının sabit bir şekilde Türkiye'nin  Avrupa yönelimine, yani Ankara'nın üyelik müzakerelerine  başlamasına bağlandığı, buna ek olarak, Yunanistan'ın,  unutmaya başlanmış olan Balkanlar'daki cephelerle ilgili  konulara da "Avrupa'nın aracılığıyla" yaklaştığı  kaydedilmektedir.  Yorumda şöyle denilmektedir: "Ortam  artık değişti ve yeni veriler ortaya çıktı. Ancak  Karamanlis-Molivyatis-Valinakis ekibi tarafından bu  hususun anlaşılmış olduğu kesin değil. Şimdiye kadar  savunmakta olduğumuz tezlerin artık ödememiz gereken bir  siyasi faturası da bulunuyor: Türkiye'nin AB üyeliği  lehindeki teze artık sadece Alman Hıristiyan Demokratlar  ya da Avrupa Halk Partisi karşı çıkmıyor. Avrupa'da daha  geniş bir Türk korkusu cephesi oluşuyor. AB Parlamento  seçimleri kampanya dönemine, Ankara'nın Avrupa yönelimi  konusu da renk kattı... Kurumsal açıdan hakkı olmadan  Başkan Bush'un Türkiye'nin üyeliğini desteklemesi, Türk  adaylığına bir sorun daha ilave etti. Ankara için kritik  olan saatten dört ay öncesinde, Atina acaba nerede  duracak? Atina, hem Avrupa'daki ortakları arasında hem de  Doğu Akdeniz'de açıkta kaldı. Zira, Kıbrıs konusunu rafa  kaldırdıktan sonra, Ege konusunu da rafa kaldırması  kolay bir iş değildir."    

 

ESKİ SAYILAR