ANKARA, 12/07(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 3-12 Temmuz 2004 tarihleri arasında
yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (11/07) "Kerry'e Türkiye Tuzağı" başlığı
altında ve George F. Will imzasıyla yer alan bir makalede, dış
politikanın ABD başkanlarının Kongre'den bağımsız hareket edebildikleri
bir alan olduğu ve Başkan George W. Bush'a rakip Demokrat John F. Kerry'nin
de birincil hedefinin dış politika olduğu belirtilmektedir. Bush ve
Kerry arasındaki farkı ele alan makalede şöyle denilmektedir: "Aradaki
farkın, Kerry'nin Bush'un yapamadığını -yani Amerika'nın 'dünya' ve
özellikle de Avrupa ile düştüğü ayrılığı onarmak-yapacağı yönünde
verdiği muğlak söz. Fakat Irak konusunda yardım arayan Bush, Birleşmiş
Milletler aracılığıyla 'dünya'ya, NATO'nun Irak'ta bir rol üstlenmesi
talebi aracılığıyla da Avrupa'ya çoktan ulaştı. Üstelik Bush son Avrupa
gezisinde Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin üyeliği lehine karar alması
çağrısında bulununca birçok Avrupalı'yı bir kez daha sinirlendirdi. Çok
az sayıda Amerikalı seçmen bu konu hakkında düşünmüştür ancak ABD'nin
Avrupa ile daha fazla entegrasyonda çıkarı vardır. Türkiye, uzun süreden
beri NATO'nun önemli bir müttefikidir ve halkının çoğunluğu Müslüman
olan laik ve demokratik bir ülkedir. AB'nin Türkiye hakkındaki
tereddütleri anlaşılabilir. Türkiye'nin kabulü Birliğin sınırlarının
Irak ve Suriye'ye kadar varması anlamına gelecek. AB normları ile uyum
için Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformlar henüz tamamlanmadı. Üstelik
küçük üyeler Türkiye gibi kalabalık bir ülkeden çekiniyorlar. Financial
Times gazetesinin haberine göre 10 yıl içerisinde Türkiye'nin nüfusu 80
milyonu bulacak ki, böylelikle Türkiye, Birlik içinde Almanya'dan bile
daha fazla oya sahip olacak. Ancak Kerry başkan olarak eğer Avrupa ile
sürtüşmemek uğruna Türkiye'ye verilen destekten vazgeçerse neden diye
kendine bir sormalıdır. Ama eğer bu sürtüşmeyi Türkiye lehine riske
ederse aklının bir köşesinde şunu daima bulundurmalıdır: Uluslararası
uyum, dış politikanın en yüksek amacı değildir."
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (09/07) "Türkiye-AB... Fischer Hükümet ile Aynı Kanıda"
başlığı altında yayımlanan haberin Türkiye ile ilgili bölümünde, Almanya
Dışişleri Bakanı Fischer'in, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda, Türk
gazeteleri tarafından başkanlık seçimleri sırasında görüşlerinin yanlış
yansıtılmış olduğunu söylediği belirtilmektedir. Fischer'in, gerçi
kendisinin Türkiye'yi peşinen Avrupa dışında bırakmak isteyenlerden
olmadığını, ama öte yandan giriş şartlarının yerine getirilip
getirilmediğinin de "büyük bir titizlikle" gözden geçirilmesi
gerektiğini söylediği ifade edilen haberde, Fischer'in bunun yanı sıra,
AB'nin Türkiye'yi alacak durumda olup olmadığının da araştırılması
gerektiğini sözlerine ekleyerek, bu konuda hükümetin çizgisinden
ayrılmadığını kanıtlamış olduğu kaydedilmektedir.
Die Presse
gazetesinde (09/07) "Fischer, Politikacılara 'Daha Dengeli Bir Gözlem
İstiyorum' Dedi" başlığı altında ve Martina Salomon-Andreas Unterberger
imzalarıyla yeni Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır.
"SORU: Türkiye'nin AB
katılımına bakış açınız zihinleri karıştırmıştı.
FİSCHER: Avrupa Birliği'nde
Avusturya'nın da onayıyla alınan kararları destekliyorum. Türkiye'nin
katılım yönünde gösterdiği çabalarının ciddiye alınması ve yıl sonunda
yeni kararlar alabilmek için ön çalışmaların yapılması gerektiği
gibi..."
ESTONYA BASINI:
Eesti Paevaleht
gazetesinde (03/07) "Türk Romantizmi" başlığı altında ve Kaarel Tarand
imzasıyla yayımlanan bir makalede, Türkiye'nin Batılı bir devlet olması
sebebiyle, AB üyeliğinin desteklenmesi tezi savunularak, 1923 yılında
demokrasi ve laiklik temelindeki Batılı çizginin açıklıkla ortaya
konulduğu vurgulanmakta, esasen Avrupa'nın hiçbir zaman Türkiye
coğrafyasından silinmediği, İstanbul'un 1453'te Türkler tarafından
fethinin Avrupalıların değil Hristiyanların gözünde bir "düşüş" olarak
nitelendirildiği görüşüne yer verilmektedir. Türkiye ve Estonya arasında
ortak noktaların fazla olduğu belirtilen makalede, Türkiye'nin
Batılılığını kanıtlama çabasının bir benzerini bundan iki yıl önce
Estonya'nın sarf ettiği anlatılmaktadır. Eğitimli insanları ve karar
mekanizmasındaki kişileri etkilemenin zor olmadığı, ancak önyargılara
sahip olan bilgisiz insanların ikna edilmesi gerektiği ifade edilen
makalede, Estonların, Rus ve Sovyet olmadıklarını Schröder veya Blair'e
kanıtlamalarının gerekmemesine rağmen, sokaktaki İngiliz ve Alman'a bunu
anlatmak gerektiği, şimdi Türklerin de aynı mücadele içinde olduğu
vurgulanmaktadır. Hedeflere ulaşmada sadece gerçeklerin, doğruların,
çalışma ve isteğin yeterli olmadığının altı çizilerek, uluslararası
kamuoyunu önyargılardan uzaklaştırmak için propaganda ve pazarlamanın da
gerekliliğine atıfta bulunulan makalede, AB'yle ilişkilerde hayati öneme
sahip bu dönemde, NATO Zirvesi'ne ve Eurovision şarkı yarışmasına ev
sahipliği yapma imkanı tanıması sebebiyle "Tanrı'nın bu yıl Türklerden
yana olduğunun" söylenebileceği ifade edildikten sonra, söz konusu
organizasyonların Türkiye'nin Batılılığını kanıtlamasına fırsat
yarattığı belirtilmektedir. Son olarak, Atlantik ötesi işbirliğinin ABD
ve Kanada'yı da içerdiği gibi Gürcistan'a dek uzanan AB'nin de
Türkiye'yi dışarıda bırakıp bu bağlantıyı kesintiye uğratmaması
gerektiğinin vurgulandığı makalede, Türkiye'nin bir an önce AB'ye
katılıma davet edilmesi gerektiği belirtilerek, Estonya hükümetinin bu
girişimi başlatması mümkün olamayacaksa da en azından daha fazla
destekleyici bir tutum izlemesinin uygun olacağı kaydedilmektedir.
HOLLANDA BASINI:
Haagsche Courant
gazatesinde (09/07) "Türkiye, Schilderswijk ya da Spangen Mahalleleriyle
Karşılaştırılamaz" başlığı altında ve Saskia Hommes imzasıyla yayımlanan
bir makalede, Hollanda'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Atzo Nicolai'ye
göre, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin katılımıyla ilgili karar alma
sürecini gerçeklere dayandırması gerektiği belirtilmekte ve "Ancak bu
gerçekleşiyor mu?" şeklinde bir soruya yer verilmektedir. Türkiye
hakkındaki tartışmalarda önyargı ve duyguların gereğinden fazla hakim
olduğu ve Türkiye'nin buradaki imajının modern Türkiye'nin imajıyla
örtüşmediği ileri sürülen makalede, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin
gerçeklere dayandığı, bu nedenle politikacıların bunu sürekli olarak
vurguladıkları, ancak bu durumun Türkiye için uygulanmadığı ve şu anki
tartışmalarda duygulara dayanan önyargıların hüküm sürdüğü
kaydedilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "15 üyeli Avrupa
Birliği'nin geçen ay yeni üyelerle genişlemesi oldukça sorunsuz
gerçekleşti. İki ülke daha üyelik için listede: Bulgaristan ve Romanya.
2007'de onların sırası gelecek. Bu ülkelerden sonra sıra belki de
Türkiye'nin olacak. Hollanda'nın dönem başkanlığını yürüttüğü Avrupa
Birliği bu yılın sonunda Türkiye'nin Brüksel'deki müzakere masasına
oturmaya davet edilip edilmeyeceğine karar verecek. Bu gerçekleşirse,
herkesin bildiği gibi, geriye dönüş olmayacak. Bu da sivil toplum
örgütlerini, politikacıları ve partileri endişelendiriyor... Türkiye'nin
AB'ye katılımıyla ilgili tartışmada Türkiye'yi değil, Spangen ve Schilderswijk'deki
Türk toplumlarını dikkate almışız gibi görünüyor. Bu, Hollanda'daki Türk
toplumlarının, günümüzün modern Türkiye'sinin yansıması olup olmadığı
sorusunu akıllara getiriyor. 50'lerin başında savaşın hemen sonrasında
kurulan Avustralya ve Kanada'daki Hollanda toplumlarını karşılaştırın.
Hollanda'nın daha genç nesli orada. Savaş sonrası gelen aileleri gibi,
hala geleneksel yaşamlarını sürdürüyor. Şu anda çağın gerisinde bir
yaşam tarzı sürdürüyorlar. Spangen ve Schilderswijk'deki Türk
toplumlarına bakış açısı da bu yönde. Bu toplumlarda hala 60 ve
70'lerden kalma gelenekler hüküm sürüyor. Birkaç yıl sonra geri
dönmeleri beklentisiyle bizim getirdiğimiz misafir işçiler tarafından
getirilen gelenekler sürdürülüyor. Farklı gelişen bu olaylar Hollanda
politikasının bir hatası, bugünkü Türkiye ile ve AB'ye muhtemel
katılımıyla hiç ilgisi yok. Eğer Türkiye reddedilirse, bu gerçekler,
rakamlar ve saptanan kriterler temelinde olmalıdır. Evet hala büyük
sorunlar ve ortadan kaldırılması gereken engeller var. Türkler de bunun
tamamen farkında. Ancak, bütün kriterleri karşılamak için bu denli çok
çalışan başka hiçbir ülke yok. Avrupa Birliği bunu dikkate alarak karar
vermelidir..."
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima
gazetesinde (09/07) "Türk-Yunan Konuları Dış Politika Konseyi'nde
Görüşülecek" başlığı altında ve Tania Bozaninu imzasıyla yayımlanan bir
haberde, hükümetin, aralık ayındaki AB zirvesinden önce partilerle
diyalog kurmaya çalıştığı ve Dış Politika Ulusal Konseyi'nin (ESEP) ilk
toplantısının, 16 Temmuz'da yapılacağı ve Avrupa'nın geleceği,
Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs konularının görüşüleceği
belirtilmektedir. Söz konusu toplantının, hükümetin, özellikle
Türk-Yunan ilişkileri için partilerle gerçekleştirmek istediği
diyalogun bir başlangıcını oluşturacağı belirtilen haberde, hükümetin,
üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili tarihin Türkiye'ye verilip
verilmeyeceği konusunun görüşüleceği aralık ayındaki AB zirvesi
öncesinde, partilerin bu konuya ilişkin tezlerini öğrenmek istediği
kaydedilmektedir.
Elefteros Tipos
gazetesinde (09/07) "Moskova Patrikhanesi: Türkiye'nin AB Üyesi Olması
İmkansızdır" başlığı altında ve Yorgos Athanasopulos imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Moskova Patrikhanesi'nin Kilise Dış Konular Genel
Sekreterliği'nin, "Türkiye, komşusu Avrupa ülkeleriyle sorunlarını
aşmazsa, AB üyesi olması imkansızdır" şeklinde bir açıklama yaptığı
belirtilmektedir. Söz konusu açıklamanın, Avrupa Kiliseleri Komisyonu
"Kilise ve Toplum" Heyeti'nin bir yazısına cevap oluşturduğu belirtilen
yorumda, Avrupa Kiliseleri Komisyonu'nun, söz konusu yazısıyla,
AB-Türkiye ilişkileri hakkında Hıristiyan kiliselerinin görüşünü öğrenme
talebinde bulunduğu hatırlatılmakta ve Moskova Patrikhanesi'nin
cevabında, Türkiye'de geleneksel dini ve etnik azınlıklara karşı adil
davranılmadığı vurgulanmakta ve daha ayrıntılı şekilde Ekümenik
Patrikhane konusuna değinilerek "Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'ndan
çok daha önceleri Türkiye topraklarında yerleşmiş olan İstanbul'daki
Ortodoks Kilisesi, bugüne dek yasal haklarına sahip olamamıştır"
ifadesine yer verilmektedir. Yorumda, Moskova Patrikhanesi'nin,
Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağına ilişkin kararın siyasi düzeyde
alınacağı, oysa bunun AB üyesi ülkeler halklarının isteklerine dayanan
bir karar olmasının daha iyi olacağı görüşünü dile getirdiği
kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR