ANKARA, 13/07(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 12 Temmuz 2004 tarihinde arasında
yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(10/07) "Almanya-Fransa... Vagonu Olmayan Bir Lokomotif" başlığı altında
ve Heribert Prantl imzasıyla Bavyera Eyaleti Başbakanı ve CSU Genel
Başkanı Edmund Stoiber ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır.
"SORU: AB üyesi olmak için
Türkiye'nin hangi koşulları yerine getirmesi gerekiyor? Müslümanlar
Hıristiyanlığı mı kabul etmek zorundalar?
STOİBER: Bunun dinle hiçbir
ilgisi yok. Eğer siyasi bir Avrupa Birliği'ne sahip olunmak isteniyorsa,
ben Almanya'nın yakın dostu olan Türkiye'nin kesinlikle AB üyesi
olamayacağı görüşündeyim.
SORU: Türklerin ne eksiği
var?
STOİBER: Avrupa'nın
sınırları var, coğrafi sınırlar var ve entegrasyon kabiliyetinin
sınırları var. İnsanlar endişeli ve korku içindeler. Daha şimdiden
Avrupa'yı sorgulayan, çok sayıda Avrupa şüphecisi var. (...)
SORU: Türkiye'nin üyeliği
önyargısız, tarafsız olarak baktığınızda, genel anlamda mı mümkün değil,
yoksa sadece halihazırdaki entegrasyon sorunları nedeniyle mi?
STOİBER: Bana göre genel
anlamda mümkün değil. Ancak bugün itibarıyla sadece görünebilir bir
gelecek için konuşabilirim. Avrupa toplumu 20 yıl içinde bambaşka bir
toplum haline gelebilir."
Der Spiegel
dergisinde (11/07) "Birdenbire En Yukarıda" başlığı altında ve Manfred
Ertel-Hans Hoyng-Hans-Jürgen Schlamp imzalarıyla Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın
Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile buluşmanız, Ankara ile yakınlaşmayı yeniden kanıtladı.
Komşunuz için bir Avrupa geleceği var mı?
KARAMANLİS: Ankara'nın
Avrupa'ya yakınlaşma çizgisi ödüllendirilmelidir. Bu nedenle Türkiye'nin
Avrupa perspektifini ısrarla destekliyorum.
SORU: Hangi hedefle? AB'ye
tam üye olarak mı?
KARAMANLİS: Evet, ancak bu
şu anlama geliyor: Erdoğan hükümetinin, daha önceki Türk hükümetlerinin
hepsinden çok daha cesaretle başlattığı reformlar devam etmelidir. Tabii
ki, AB'nin katılım kriterlerinin yerine getirilip getirilmediğine
ilişkin nihai kararını vereceği gün, günün birinde gelecektir.
SORU: Bu sizce ne zaman
olabilir?
KARAMANLİS: Hiç kimse
Türkiye'nin yarın tam üye olmasını beklemiyor. Bunda, kuşkusuz
Ankara'daki Avrupalılaşmanın hızı da belirleyici olacaktır. Ancak
verilen mesaj oldukça açık: AB, Türkiye'yi Avrupa ailesinin içine almak
için siyasi sinyali verdi. Bu doğruydu, zira Avrupalılaşmış bir Türkiye
herkes için bir avantajdır, gerek Türkiye'deki insanlar gerekse
komşuları için.
SORU: Müslüman ülke, bu
reformların üstesinden gelecek durumda mı?
KARAMANLİS: Erdoğan ve
hükümeti, tüm eleştirilere rağmen iyi iş başardılar. Ancak sonuçta,
gerçekten Avrupalı olup olmadıklarına ve Avrupalı olmak isteyip
istemediklerine Türkiye'deki insanlar karar verecek."
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da
(10/07) "AB'nin Türkiye'yi Kaldıracak Güçte Olması Gerekir" başlığı
altında Avusturya'nın AB Komiseri Franz Fischler ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Komisyon sonbaharda
önemli kararlar almak zorunda, örneğin Türkiye'nin AB katılımı
konusunda. Komisyon raporunun olumlu olması halinde, bundan sonraki
senaryo ne olacak? Gerçekten marttan itibaren giriş müzakerelerine mi
başlanacak?
FISCHLER: Hayır. Komisyon
Türkiye'nin üyelik kriterlerini değil, müzakerelere başlama
kriterlerini yerine getirip getirmediğini gözden geçiriyor. Yani biz
insan ve azınlık haklarına saygıyı, işleyen bir parlamentonun olup
olmadığını inceliyoruz. İncelememiz gereken bir diğer konu da,
Birliğin mali açıdan Türkiye'yi kabul edecek durumda olup olmadığı.
SORU: Yani bu Türkiye'nin
katılım ihtimalinin, 2013 yılına kadarki yeni mali planda dikkate
alındığı anlamına mı geliyor?
FISCHLER: Bu mümkün değil.
Türkiye de zaten en erken on yıl içinde Birliğe katılabileceğini
biliyor."
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (12/07) "Avrupa'nın Türkiye'yle İlgili
Kararı Beliriyor" başlığı altında yer alan bir makalede, Türkiye'ye
üyelik kararının verilmesine daha beş ay olduğu, fakat Avrupa
Birliği'nin, Türkiye ile ilgili kararının belirmeye başladığı ve 41
yıldır verilen kaçamak cevapların ardından AB liderlerinin, aralık
ayında Ankara'nın katılım müzakerelerine başlayıp başlayamayacağı
konusunda bir cevap vermek zorunda kalacakları belirtilmektedir. Avrupa
projesinin varlığını sürdürdüğü yarım yüzyıl boyunca bu kadar "önemli ve
kaderini etkileyecek stratejik" bir kararın pek ender alındığı ve
liderlerin adil bir karar vermek zorunda olduğu belirtilen makalede,
Türkiye'nin AB'ye katılması halinde -büyük ihtimalle 2015'ten sonra-
kalabalık, fakir ve nüfusunun çoğu Müslüman olan bu büyük yeni üye
devletin benimsenmesi ciddi bir mücadele konusu olacağı ifade edilmekte
ve "Bu gerçekçi bir öneri mi?" sorusuna yer verilmektedir. Avrupalı
liderlerin, AB'nin mayıs ayındaki büyük genişlemesini hazmetmeye
başlamışken, Türkiye ile ilgili bir müzakere konusunu tartışmaya oldukça
isteksiz yaklaştıkları, 1973 yılından bu yana yaşanan başarılı
genişlemelerin, Birliğin, istikrar ve refahı yaygınlaştırmakta
karşılaştırılamaz bir yeteneğe sahip olduğunu gösterdiği, bununla
birlikte AB'nin genel olarak olumlu reformlar yaptırtmak için çok güçlü
bir makina olduğu ifade edilen makalede şöyle denilmektedir: "Türkiye,
AB'nin en başarılı politikalarından genişlemenin ötesinde kalacak kadar
farklı mı? Prensipte karar, Ankara'nın insan ve azınlık hakları
konusunda bir dizi demokratik reformu kabul edip uygulamaya koyup
koymadığına bağlı... Türklerin çoğu AB üyeliğini, ulusal bir proje
olarak görürken, Türk ordusu ise Atatürk'ün modernleşme ve Batılılaşma
özleminin gerçekleşmesi olarak görüyor. Türkiye'nin katılımı konusunda
kuşku duyanlar ve karşı çıkanlar, reformların AB üyeliği olasılığı
nedeniyle yapıldığını kabul etmekle birlikte, Avrupa'nın, Orta Doğu'nun
sınırlarında bulunan büyük ve yoksul bir Müslüman ülkeyle
bütünleşemeyeceğini öne sürüyorlar. Oysa Türkiye için öngörülebilir AB
bütçe transferleri, bu yıl yeni üye devletler için tahsis edilen
tutarların doğrultusunda olacaktır. Önceki genişlemelerin tecrübesi
ayrıca, Türkiye'nin, bir gün üye olacağına ilişkin kuşkular kalkınca
önemli yatırımları çekeceğini gösteriyor. AB'nin ani göç korkuları ise,
geçiş dönemleri müzakere edilerek halledilebilir. Bu argümanda dini
bağnazlık için yer yok. Federalistlerin, Türkiye'nin katılımının yeni
entegrasyonları imkansız kılarak, Avrupa ruhunu yok edeceği yolundaki
korkuları da dikkate alınmamalı... Birlik için, Türkiye'nin AB
sınırlarında izole olarak bırakılması kadar çok istikrarsızlık yaratacak
başka bir faktör yoktur."
Reuter'in (12/07)
"AB'yi İzleyen Türkiye Eylül Ayında Özel Bir Parlamento Oturumu
Planlıyor" başlığı altında yer verilen bir haberde, Türkiye
Hükümeti'nin, Avrupa Birliği'ni üyelik görüşmelerini başlatmaya ikna
etmeyi amaçlayan önemli liberal reformları tamamlamak için eylül ayının
ortalarında özel bir parlamento oturumu yapabileceğini bildirdiği
belirtilmektedir. Eylül ayında yapılacak oturumun, Avrupa Komisyonu'nun
Türkiye'nin insan hakları ve siyasi reformlar konusunda AB kriterlerini
karşılamak yolunda kaydettiği ilerlemeye ilişkin uzun zamandır beklenen
raporunu yayımlamadan önce yeni yasanın yürürlüğe girmesini sağlayacağı
ifade edilen haberde, bu raporun, 25 AB liderinin görece fakir ve 70
milyonluk Müslüman Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlamaya hazır olup
olmadığına ilişkin Brüksel'de vereceği karara temel oluşturacağı
kaydedilmektedir. Haberde, Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in haftalık
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada,
"Bugün Parlamentonun eylülde ceza yasasını ve ilgili yasaları geçirmek
üzere olağanüstü toplanabileceğini karara bağladık." dediği
belirtilmektedir.
PAKİSTAN BASINI:
The Nation
gazetesinde (11/07) "Türkiye'nin AB'ye Katılım Çabası" başlığı altında
ve Nadia Mushtaq Abbasi imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne girmesi sorununun yine gündeme geldiği ve bu kez
Atlantik ötesi müttefikler arasında bir tartışmaya neden olduğu
belirtilmektedir. ABD Başkanı Bush'un, 28-29 Haziran'da İstanbul'da
yapılan NATO Zirvesi sırasında Avrupa Birliği'nin, Türkiye
Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üyeliği için müzakereleri başlatmasını
istediği hatırlatılan yazıda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin kararın, AB liderlerinin karşı
karşıya bulunduğu hassas ve Aralık 2004'te Hollanda'nın Dönem Başkanlığı
döneminde zirveye varacak bir sorun niteliğinde olup zirvede Türkiye ile
katılım müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağına ve Türkiye'nin
AB'nin insan hakları ve demokrasi kriterlerini karşılayıp
karşılamadığına karar verileceği kaydedilmektedir. Katılım
müzakerelerinin başlatılması konusunda anlaşmaya varılması halinde
Türkiye'nin, yaklaşık 70 milyonluk nüfusuyla ve 10 yıllık bir süre
içinde Avrupa Birliği'nde ikinci en büyük ve ilk Müslüman ülke olacağı
vurgulanan yazıda, Avrupa Anayasası'nın hükümleri doğrultusunda
yürürlüğe girmesi beklenen nüfus büyüklüğü esasına dayalı yeni bir oy ve
karar verme sistemi sayesinde, Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin güç
dengesini büyük ölçüde etkileyeceğine işaret edilmektedir. Türkiye'nin,
yıllar boyunca, özellikle demokratikleşme ve insan hakları alanlarında
olmak üzere siyasi katılım kriterlerini karşılamak amacıyla birtakım
adımlar attığı belirtilen yazıda, Türkiye'nin neredeyse yarım yüz yıl
boyunca Sovyet emperyalizmine karşı Avrupa'nın ilk savunma hattı olarak
görev yaptığı gerçeği inkar edilemeyeceği, AB'nin, uluslararası sahnede
siyasi ağırlığını koymak için daha güçlü bir askeri yapıya sahip olmak
istiyorsa Türkiye'nin üyeliğinin gerekli olacağı ve Türkiye'nin
üyeliğinin Avrupa'nın savunmasını tamamlayacağı ifade edilmektedir.
Avrupa ülkelerinin pek çoğundaki iç muhalefet ve muhafazakarların
iktidara gelmesinin, Türkiye'nin AB üyeliği şansını zayıflattığı ifade
edilen yazıda, Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını kabul etmeleri
hususunda Avrupalı liderleri ikna etmeyi başarmasının Dönem Başkanı
Hollanda için büyük bir başarı olacağı ve böyle bir durumdan bütün
tarafların kazançlı çıkacağı belirtilmektedir.
ESKİ SAYILAR