16.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 16/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14-15 Temmuz 2004 tarihleri yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:  

            ABD BASINI:  

            The Wall Street Journal gazetesinin internet sayfasında  (15/07) "AB'nin İki Başkanı Ümitli" başlığı altında yayımlanan  bir haberde, Avrupa'daki bazı ülkelerin, AB'nin, Türkiye'yi  üyelik görüşmelerine davet etmek için hazır olmadığı konusunda  endişeli olduğu, ancak söz konusu karardan önce AB'yi yönetmek  üzere atanmış kişiler için bunun böyle olmadığı  belirtilmektedir. Aralık ayı sonuna kadar AB Dönem Başkanlığı  yürütecek olan Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin,  belli kriterleri yerine getirdiği takdirde Türkiye'nin hoş  karşılanacağı vaatlerinin ardından, "adil uygulama" çağrısında  bulunarak, "Avrupa'nın, kriterler konusunda istikrar  göstermesinin önemli olduğunu düşünüyorum." dediği belirtilen  haberde, Avrupa Komisyonu Başkanı'nın da aynı görüşte  olduğunun görüldüğü ifade edilmekte ve Jose Manuel Durao  Barroso'nun, her türlü görüşmeye önşart olarak, adanın  kuzeyindeki Türk askerlerinin çekilmesini talep eden Kıbrıslı  bir Avrupa Parlamento üyesine, "yeni bir kriter" eklemenin  şimdi adil olmayacağını düşündüğünü söylediği kaydedilmektedir.

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe yayınında  (15/07) "Demokrat Aday Kerry'den Türkiye'ye AB Desteği"  başlığı altında yer verilen bir haberde, ABD Başkan adayı  Demokrat Partili Senatör John Kerry'nin seçimi kazanması  durumunda Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyeceğini bildirdiği kaydedilmektedir. Demokrat Parti'nin üst düzey  yöneticilerinden Bill Richardson'un, bu konuda sorulan bir  soruya "Destek devam edecek. Türkiye güçlü bir müttefik, Kerry  buna inanıyor." şeklinde cevap verdiği belirtilen haberde,  Washington Post gazetesi köşe yazarlarından George Will'in,  Kerry'nin, başkanlık seçimini kazanması durumunda, Amerika'nın  Avrupa ile ilişkilerini düzeltmeye çalışırken, Bush'un  Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği destek politikasından geri  adım atmaması gerektiğini savunduğu hatırlatılmaktadır.  

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (15/07) "Daima Batı'ya  Doğru" başlığı altında ve Wolfgang Günter Lerch imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "'öncelikli  ortaklık' önerisinin her iki taraf için de faydalı olacağı  halde, Türkiye bunu neden yeterli görmeyip bu denli Batı'ya  doğru yönelmeye çalışıyor? Aynen uzak kıtalarda oldukları  için hiçbir zaman AB üyesi olamayacak başka ülkelerin de  yaptığı gibi Avrupa ile olabildiğince yakın ilişkiler içinde  olması Türkiye'nin reformları gerçekleştirmesini ve  modernleşme sürecini devam ettirmesini sonuçta şimdiye kadar  engellemedi. Zaten AB ile Ortaklık Anlaşması olan Türkiye  ile işbirliğinin, her alanda olabildiğince yakın ve dostça  ilişkiler çerçevesinde genişletilmesi mümkündür. Hatta bunun,  Almanya'da iki milyon Türk ya da Türk kökenli Almanın  yaşadığı gerçeği dikkate alındığında, yapılması da şarttır.  Ankara'nın tam üyelikten elde etmeyi umduğu maddi ve siyasi  avantajların yanı sıra, bu isteğin arkasında tarihe dayanan  bir vizyonun yattığı çoğu zaman unutulmaktadır. Görüldüğü  kadarıyla bu vizyon, Türk elit tabakasında öylesine sağlam  bir yer edinmiştir ki, artık tam bir onur meselesi haline  dönüşmüştür. AB üyeliği ya da benzer bir ilişkinin insan  hakkıyla bir bağlantısı olmamasına rağmen, tam üyelik  düzeyinin altında kalan her öneri, onur kırıcı bir geri  çevirme ve ayrımcılık olarak algılanmaktadır. Bu, sadece  Avrupalılarda değil, bizzat Türklerde de olan, kültür  felsefesinin sorunlarına da değinen rasyonel ve siyasi bir  meseledir... Batı'ya yönelme olgusu, Batı'yı hep "tarihi  yön" olarak gören Türklerin evrensel tarihine geniş bir  vizyon olarak eklendi. Türkler daima, asıl vatanları olan,  Türk dilinin doğduğu bugünkü Moğolistan'dan yola çıkarak,  Batı'ya doğru göçüp, Viyana'ya kadar gelmişlerdi. Elit kesim,  Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasını bu evrensel tarihi  vizyonun finali olarak algılıyor. Türkler böylece  'tarihlerinin sonuna' ulaşmış olacaklar."  

            İNGİLTERE BASINI:           

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (14/07)  "Türkiye ile Ayrıcalıklı Ortaklık AB'nin Kimliğini  Koruyabilir" başlığı altında ve 12 Temmuz 2004 tarihinde  yayımlanan "Avrupa'nın Türkiye ile İlgili Kararı Beliriyor"  başlıklı yazıya cevaben, Avrupa Parlamentosu Üyesi Joachim  Wuermeling imzasıyla yer alan bir mektupta şöyle  denilmektedir: "'Avrupa'nın Türkiye ile İlgili Kararı  Beliriyor' başlıklı başyazınıza değineceğim. Aslından  Türkiye'de yapılan reformlara büyük saygı duymalıyız. Bununla  birlikte, önemli olan soru, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile  bütünleşip bütünleşemeyeceğidir. Avrupa'nın politikaları ve  stratejileri, çoğunluğu Müslüman ve Asyalı olan bir ülkenin  ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl şekillendirilecektir?  Türk insanları kendilerine dayatılacak olan Batılı ve merkezi  Avrupa'nın karakterlerini taşıyan yasaları ve kuralları kabul  edecek mi? Son yaşanan genişlemeden sonra AB'nin birleşmek  için yıllara ihtiyacı var. Avrupa entegrasyonunda son 50  yılın ekonomik, sosyal ve politik ürünleri, Avrupa'nın  büyümesine ve adım adım olgunlaşmasına izin vermezsek  tehlikeye girecek. Irak sınırına dayanan genişlemeyle AB,  çok geniş bir alana uzanacak. AB, açıkça belirlenmiş sınırlar  olmadan kimliğini kaybeder, bunun sonucunda da ekonomik ve  politik vizyonunu da yitirir. Bu nedenle, Türkiye ile  ayrıcalıklı bir ortaklık konusunu destekliyorum. Bu, AB'nin  tümünün geleceğini sorun olmaktan çıkararak, NATO  müttefiklerimizin AB'nin avantajlarına katılmalarına izin  verecektir. Türkiye ile ilgili onayı verecek olan yeni  seçilmiş Avrupa Parlamentosu bu önemli konuları dikkatlice  yansıtmalıdır."

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (15/07)  "Türkiye'nin AB Üyeliği, Avrupa Vatandaşları Arasında Etkin  Bir Tartışmanın Parçası Olmalıdır" başlığı altında ve  okuyucu mektubu köşesinde Andrew Hyde imzasıyla yer alan bir  mektupta şöyle denilmektedir: "12 Temmuz'da yazdığınız  'Avrupa'nın Türkiye ile İlgili Kararı Beliriyor' başlıklı  yazınız, üzerinde hassasiyetle ve dikkatle düşünülmüş  gözlemler ve politika reçeteleriyle doluydu, ancak bir  konuyu ihmal etmişsiniz: Türkiye'nin nihai AB üyeliği fikrini  Avrupa vatandaşlarına beğendirmek. Avrupa hükümetlerinin  Türkiye'nin üyeliğinin getireceği neticeleri dikkatle tartacak  olmaları güzel. Hem Avrupa hem de Türkiye için bu yolun,  Türkiye'nin AB amacına kapıyı açmayı gerektirdiği konusunda  da kesinlikle haklısınız. Bununla birlikte, haziran ayında  yapılan Avrupa seçimlerine sönük katılım oranlarının  gösterdiği üzere, AB'nin gelecekteki yöneliminin Avrupa halkı  tarafından ele alınması ve incelenmesi gerekmektedir.  Türkiye'nin AB rolü konusunda ulusal referandumlar gerekmese  de, her Avrupa hükümeti etkin bir ulusal tartışma açmalı ve  seçmenlerini, Avrupa projesinin başarıları ve başarısızlıkları  üzerinde dikkatle düşünmeye davet etmelidir. Sadece bu yolla  25 üyeli -27 ya da 30'dan söz etmiyorum- bir Avrupa dünyadaki  yerinden rahatlık duyabilir ve uzun vadeli hedeflerini ve  amaçlarını tanımlayabilir. Bu asla kolay bir süreç  olmayacaktır, ancak Avrupa anayasası üzerine yakında yapılacak referandumların sayısı konusundaki kargaşanın kesin gösterdiği  gibi, Avrupa nasılsa önümüzdeki birkaç yıl içinde engebeli  bir siyasi yola girecektir. Türkiye'nin AB'nin geleceğindeki  gerekli rolü, ulusal ve kıtasal bir tartışmanın parçası  olmalıdır ve bunu gerçekleştirmek, eğer Avrupalıları  gerçekten AB'ye yeniden bağlamayı umuyorlarsa, Avrupa  hükümetlerinin sorumluluğudur."

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (15/07)  "İslam ve Batı Arasında Köprü Kurma Şansı" başlığı altında  ve okuyucu mektubu köşesinde, Avrupa Parlamentosu Üyesi Gary  Titley imzasıyla yer alan bir mektupta şöyle denilmektedir:  "Türkiye'nin Avrupa Birliği amacı ile ilgili başmakalenizde  (Avrupa'nın Türkiye İle İlgili Kararı Beliriyor, 12 Temmuz)  davanızı güçlü bir şekilde savundunuz. Joachim Wuermeling'den  (Editöre mektup, 14 Temmuz) farklı olarak, Avrupa Birliği'nin  Türkiye ile bütünleşme kapasitesine sahip olduğuna inanıyorum.  Kendisinin, AB'nin sahip olduğu gücü ciddi şekilde  küçümsediğini düşünüyorum. AB'nin gücü zaten doğu Avrupa'nın  sekiz ülkesinin demokratik istikrara kavuşmasına yardımcı  oldu. AB olumlu reformlar üretmek için önemli bir vasıtadır.  Türkiye'yi modern demokratik bir devlete dönüştürmeye  yardımcı oluyor. AB'ye üyelik sözü zaten siyasi, adli ve  ekonomik alanlarda büyük çaplı çeşitli reformları harekete  geçirmiş durumda. İmtiyazlı bir ortaklık NATO müttefikimize  bir şeyi işaret edecektir: Bu da, Türkiye'nin ikinci sınıf  olarak düşünüldüğü, sadece Avrupa Birliği'nin istediği  şekilde katılmaya uygun olması, Avrupa Parlamentosu'nda  seçilmiş temsilcilerinin, Konsey'de ve Komisyon'da söz  hakkının olmaması. Bu durum faydadan çok zarar verecektir.  İslam ve Batı arasında çok fazla çatışma ve kuşkunun yaşandığı  bir zamanda Avrupa Birliği, işbirliği, istikrar ve  dayanışmanın önderi olma şansına sahip. AB'nin bir karara  varması ve Türkiye'ye 'hoş geldin' demesi için zaman hızla  yaklaşıyor." 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            525. Gazete'nin (14/07) "George Bush'un Beyanatı  Ermenileri Kızdırdı" başlığı altında ve  A. Bağırov imzasıyla  yayımlanan bir haberde, ABD Başkanı George Bush'un, AB'ye  Türkiye'yi adaylığa kabul etmesine yönelik çağrısının,  ABD'deki Ermeni ve Rum lobilerinin tepkisine neden olduğu  ve Türkiye karşıtı güçlerin yıllardır Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini önlemeye çalıştıkları belirtilmektedir. ABD'deki  Ermeni Milli Komitesi Başkanı Hacikyan ile Rum-Amerikan  Ofisi lideri Rosides'in, Başkan Bush'a gönderdikleri mektupta,  Türkiye'ye açık bir şekilde iftira etmekten çekinmedikleri  belirtilen haberde, "Türkiye ne aydınlık, ne de demokratik  bir ülkedir" ifadelerinin yer aldığı mektupta, Türkiye'nin  bölge ülkelerine yalnızca kötü bir örnek olduğu belirtilerek,   sözde son 150 yıldır Türkiye'de devletin kendi vatandaşlarına   karşı zorba politikalar yürüttüğü, demokratik değerleri   boğmaya çalıştığı ve komşu ülkelere karşı sert bir tutum   sergilediğinin vurgulandığı öne sürülmekte ve mektupta,  Türkiye'nin AB'ye entegrasyonuyla ilgili çağrının Türk  vatandaşları tarafından desteklenmediği belirtilerek, "Türk  vatandaşları çok iyi biliyorlar ki, devlet AB'nin en küçük  taleplerini bile yerine getirmekten çok uzaktır." ifadelerine  yer verildiği kaydedilen haberde, mektubun sonunda,  Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik çabalarının Avrupa'da  yaşayan halklar, bu bağlamda Ermeni ve Rumlar tarafından  hiçbir şekilde desteklenmediğinin belirtildiği ileri  sürülmektedir.    

 

ESKİ SAYILAR