22.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 22/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (21/07) "Türkiye Başbakanı, Chirac ile Biraraya  Geldi" başlığı altında ve Pamela Sampson imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avrupa  Birliği kapılarının ülkesine açılması için baskıda bulunmak  üzere Fransa'yı ziyaret ettiği, ancak Erdoğan'ın çabalarının,  liderlerinin Türkiye'nin AB girişimini memnuniyetle  benimsemedikleri Fransa'da pek de hoş karşılanacak gibi  görünmediği ve kamuoyu yoklamalarının, Fransızların çoğunun,  Türkiye'nin 25 üyeli Birliğin dışında kalmasını istediklerini  gösterdiği kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüşmesinin ardından,  Türkiye'nin üyelik için gerekli olan Kopenhag Kriterleri'ni  karşılamak üzere değişiklikler yaptığı ve Fransa'nın  Türkiye'nin üyeliği için desteğini çekmemesini istediği  mesajını vermeye çalıştığını söylediği belirtilen haberde,  Erdoğan'ın düzenlenen basın toplantısında, Türkiye'nin üyeliği  için diğer AB üyesi ülkelerden veya 2007 yılında birliğe  girmeyi uman Romanya ve Bulgaristan'dan farklı daha yüksek  standartların belirlenmemesi gerektiğini söyleyerek, "Türkiye  ne pahasına olursa olsun AB üyeliği talep ediyor değildir.  AB'ye katılmak Türkiye için bir zorunluluk değil." şeklinde  konuştuğu ifade edilmektedir.

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe yayınında  (21/07) "Chirac: Türkiye'nin Birliğe Girmesi Arzu Ediliyor"  başlığı altında yer verilen haberde, Paris'te Başbakan Erdoğan  ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Türkiye'nin  demokratik reformlar alanında önemli gelişme sağladığını ve  mümkün olan en kısa zamanda AB'ye girmesinin arzu edildiğini  söyleyerek, ekim ayında Türkiye açısından çıkacak ilerleme  raporunun, aralık ayındaki zirvede Paris hükümetinin Ankara'ya  müzakere tarihi verilmesi yönündeki kararını etkileyeceğini  belirttiği kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın da Paris'te  yaptığı basın toplantısında, görüşmelerin olumlu geçtiğini  ifade ederek AB üyelik süreciyle ilgili olarak, "AB  müktesebatında veya AB'ye nasıl üye olunacağı noktasında  şartlı bir müzakere süreciyle ilgili tarih verilmesi veya tam  üyelik hakkı verilmesi diye bir şart yoktur. Bunun şartı  bellidir. Bizler, bu belli olan şartlar çerçevesinde bugüne  kadar çalışmalarımızı sürdürdük. Kopenhag Siyasi Kriterleri  bellidir. Kopenhag Siyasi Kriterleri şu anda müzakere  sürecinin verilmesine yönelik maddelerdir. Müzakere süreci  olduğunu vurgulamama gelince... Sadece Fransa değil, AB üyesi  ülkelerin birçoğunda 17 Aralık tarihi, sanki onay verilirse  Türkiye tam üye olacakmış gibi bir endişe, bir hava var. Biz  bunu gidermeye yönelik olarak bu açıklamayı yapma zarureti  hissediyoruz. Çünkü, 17 Aralık'ta müzakere süreciyle ilgili  onay verilecektir. Bu aynı zamanda Kopenhag zirvesinde  alınmış bir karardır. Şartlı onay diye birşey söz konusu  olamaz. 17 Aralık 2004'te bu onay çıkar ama bu onayda  'müzakere süreci şu tarihte başlayacak' denir. Türkiye şu  anda olmayan bir şeye 'evet' diyemez. Böyle bir şeyi, ne biz  yönetim olarak kabul edebiliriz ne de AB'ye girmeyi arzu eden  Türk halkı böyle bir şeye 'evet' diyebilir. Bizim görüşmemiz  Sayın Chirac ile olumlu geçti. Anlattıklarım zaten buna  yönelik." dediği aktarılan haberde, Erdoğan'ın gezisinin  siyasi ve ticari boyutlarını NTV televizyonu Paris muhabiri  Belkıs Kılıçkaya'nın, "Fransa'da Cumhurbaşkanı Chirac hariç,  Türkiye'nin üyeliğine destek veren tek bir siyasi lider veya  parti yok. Chirac'ın lideri olduğu şu andaki iktidar partisi  UMP, Türkiye'nin üyeliğine muhalif olan partilerden biri.  Buna karşılık, Cumhurbaşkanı Chirac, yarı başkanlı sistem  gereği bu ülkenin dış politikasını belirleyen kişi olarak,  Türkiye'nin üyeliğinin arzu edilir bir üyelik olduğunu, ancak  üyelik müzakerelerinin zaman alacağını, uzun ve güç olacağını  söylüyor. Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Chirac'ı ikna  etmekten çok Fransız kamuoyunu ikna etmek üzere Paris'e geldi  ve tabii Fransız siyasetçilerle de görüşerek detayları  anlatmaya çalıştı. Olumlu bir yanıt aldı mı? Bu sorunun  yanıtını vermek için henüz erken, çünkü Fransa defalarca  tekrarladığı üzere, komisyonun ekimde açıklayacağı rapor  öncesinde, açık bir tutum sergilemeyecek gibi görünüyor. İki  liderin bugün iki saat süren görüşmesinde Almanya'nın şartlı müzakerelerinden bahsedilmediği öne sürüldü. Yani Fransa'nın  pozisyonunu netleştirdiğini henüz söyleyemeyiz. Bizim  bildiğimiz sadece şu: Eğer ekimde komisyon raporu olumlu  çıkarsa anlaşılan Fransa muhalefet etmeyecek." şeklinde  değerlendirdiği ifade edilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (21/07) "Erdoğan,  Chirac'ın Desteğini Kazanmaya Çalışıyor" başlığı altında ve  DPA'ya atfen yayımlanan bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin desteğini  bir kez daha vurguladığı ve ülkeyi reform politikasını devam  ettirmeye çağırdığı belirtilmektedir. Cumhurbaşkanlığından  yapılan açıklamanın, Chirac'ın Başbakan Recep Erdoğan ile  Paris'te gerçekleşen görüşmesinde, "Bu adımın atılması mümkün  olur olmaz, Türkiye'nin üyeliği arzu edilir" dediği yönünde  olduğu ifade edilen haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Michel  Barnier'in ise bu görüşme öncesinde, Ankara'nın Birliğe  alınmasının "daha uzun süreceğini" açıkladığı  kaydedilmektedir. Başbakan Erdoğan'ın, Fransa'nın Türkiye'nin  üyeliğini destekleyeceğine inandığına işaret edilen haberde,  Erdoğan'ın, "AB Bakanlar Konseyi'nin, ülkenin üyeliğiyle  ilgili kararını açıklayacağı aralık ayında da, Fransa'nın  Türkiye'nin arkasında olacağından eminim. Fransa bizi  1999'daki Helsinki zirvesinden bu yana destekliyor." dediği aktarılmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Wiener Zeitung'da (21/07) "Türkiye" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, Avrupa Birliği'ne katılım çabalarında Türkiye'yi  desteklemeye söz verdiği belirtilmektedir. Chirac'ın,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Paris'teki Elysee Sarayı'nda  yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye'nin "mümkün olur olmaz"  AB'ye katılımının "arzu edilen birşey" olduğunu ifade ettiği  vurgulanan haberde, Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'in  ise, Türkiye'nin önünde daha "uzun bir yol" olduğunu söylediği kaydedilmektedir.

           

            FRANSA BASINI: 

            Le Figaro gazetesinin internet sayfasında (21/07)  "Chirac, Erdoğan'dan Son Bir Çaba İstiyor" başlığı altında  ve Luc de Barochez imzasıyla yer alan bir haberde,  "Fransa'nın Türkiye'ye teşvik ve sabır içeren çifte bir mesaj  verdi: Ankara gerçekten de AB üyeliği yolunda; ancak yolu  uzun olacak." denilmekte ve prensipte aralık ayında  Brüksel'de hükümet ve devlet başkanları tarafından verilecek  olan müzakerelere başlanması veya başlanmaması kararının,  hala Türkiye'nin yasalarını Avrupa kriterlerine uydurmak  konusunda sarfedeceği son çabalara bağlı olduğu  kaydedilmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'in öğle  yemeğinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Elysée'de kabul  ettiği ve Türkiye'nin AB üyeliğine olan desteğini yinelediği  belirtilen haberde, Elysée'den yapılan açıklamaya göre  Chirac'ın, "Türkiye'nin AB'ye üyeliği mümkün olduğu anda  arzulanır bir şeydir." şeklinde konuştuğu ve Başbakan  Erdoğan'dan, "demokratik ve ekonomik reformların  uygulanmasına devam edilmesi ve yoğunlaştırılmasını" istediği  ifade edilmektedir. Düzenlenen basın toplantısı sırasında,  "Türkiye, AB'nin yasal, idari ve adli kriterlerine uymak  için gerekli olan herşeyi yapmıştır. AB tarafından istenen  kriterlerin esasını yerine getirdik" diyen Erdoğan'ın,  "Türk Ceza Yasası'nda hala yapılacak birkaç değişiklik"  kaldığını da kabul ettiği belirtilen haberde, Fransız siyasi  çevreleri ve kamuoyunun konu hakkındaki çekincelerinin  bilincinde olan Erdoğan'ın, Avrupa Konseyi'nin alacağı kararı  pek önemsemeyerek "Aralık ayında Türkiye'nin üyeliği hakkında  karar verilmeyecek, sadece müzakere sürecinin başlatılıp  başlatılmaması konusunda karar verilecek." dediği  aktarılmaktadır.

            Aynı haber, Le Monde ve Liberation gazetelerinde yer  almaktadır.

            AFP'nin (21/07) "Erdoğan: Ermeni Soykırımının Tanınması,  AB Kriterleri Arasında Yer Almıyor" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  Paris'te yaptığı açıklamada, sözde Ermeni soykırımının  tanınmasının AB'ye üyelik kriterleri arasında yer almadığını  belirttiği ve konuyu "tarihçilere" havale ettiği  belirtilmektedir. Resmi bir ziyarette bulunduğu Paris'te  düzenlediği basın toplantısında Erdoğan'ın, AB'ye üyelik  şartlarını niteleyen Kopenhag Kriterleri'nin, "Ermeni  soykırımının tanınmasını içermediğini" belirterek, "Geçmişte  yaşanmış böyle bir olayda hangi tarafın ne yaptığını bilmeyi  tarihçilerin eline bırakalım. Biz geleceği kurmalıyız,  bardağın boş tarafıyla değil dolu tarafı ile ilgilenmek  lazım." dediği ifade edilen haberde, UMP eski Başkanı Alain  Juppe ile görüşen Erdoğan'ın, İslami kökenli bir parti olan  partisi AKP'nin "yarın PPE'nin (UMP'nin de içinde bulunduğu  Avrupa Halk Partisi) bir üyesi haline gelebileceğini" ve  "aynı çatı altında herşeyin daha kolay olacağını" dile  getirdiği kaydedilmekte ve prensipte Türkiye'nin AB'ye  üyeliğine olumlu bakan Fransa'nın ana muhalefet partisi  Sosyalist Parti'nin, Ermeni soykırımının tanınmasını şart  olarak ileri sürdüğü işaret edilmektedir.

            France Soir gazetesinde (21/07) "Ankara'nın Adaylığının  Olumlu ve Olumsuz Yönleri" başlığı altında ve Thomas  Roctrechouart imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin  AB'ye üyeliğinin olumlu ve olumsuz yönleri ele alınmaktadır.  "AB'ye son üye olan ülkeler ile karşılaştırıldığında Türkiye,  Kafkaslar, Orta Doğu ve nüfusunun çoğunluğu Türkçe konuşan  Orta Asya'da önemli bir siyasi rol oynamaktadır. Türkiye,  Orta Doğu ve Orta Asya'nın kesiştiği bölgede bulunduğu için  birçok boru hattı buradan geçmektedir ve bu ülke petrol  sanayiinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Türkiye'nin  AB'ye üye olması, demokratikleşmesini ve toplumun  modernleşmesini sağlayacaktır." şeklindeki olumlu yönleri ele  alınan yorumda, olumsuzlar ise, "Türkiye'nin üyeliği büyük  dengesizlikler yaratacaktır. Üye olduğu takdirde Türkiye,  AB'nin, yüz ölçümü açısından en büyük ve nüfus açısından  ikinci en büyük ülkesi olacaktır. Siyasi ağırlığı da göz ardı edilemeyecek. Bu durum AB içinde dengesizlikler yaratacaktır.  Türkiye'nin AB üyeliği konusu ayrıca Avrupa'nın kimliği  konusundaki tartışmayı da gündeme getirdi... Türkiye'nin  üyeliği ile AB'nin sınırı, Irak, İran, Suriye ve Kafkaslar'a  dayanacak ve bu istikrarsızlık yaratacaktır. Türkiye, ılımlı  İslamcılar tarafından yönetilmektedir, ancak ileride aşırı  dincilerin iktidarı ellerine geçirmeyecekleri garantisini  kimse veremez. Ayrıca Türkiye'de Kürt sorunu da henüz  çözümlenmiş değildir." şeklinde değerlendirilmektedir.

            La Croix gazetesinde (21/07) "Türk Mantığı" başlığı  altında ve François Ernenwein imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, aralık ayında üyelik müzakerelerine başlama kararı  alınsa bile, Türkiye'nin AB'ye ancak 15 yıl sonra girebileceği  ve bunun tamamen bir zaman sorunu olduğu vurgulanmaktadır.  "Bu zaman, pedagojik açıdan gereklidir. Öncelikle belirtilmesi  gereken, Avrupa Birliği'nin demokrasiye ve insan haklarına  saygılı siyasi bir birlik olduğu, sadece coğrafi bir yapı  olmadığıdır." denilen yorumda, bu zamanın, tüm çözümler içinde  Türkiye'nin üyeliğinin dolaylı olarak da olsa iyi bir çözüm  olduğunu anlatmak için gerekli olduğu, zira bu ülkenin üye  olmamasının Avrupa'ya maliyeti düşünüldüğünden daha fazla  olacağı kaydedilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:  "Avrupalıların çekincelerini ortadan kaldırmak için de  zamana ihtiyaç vardır. Birçok kişi, Valery Giscard d'Esteing,  François Bayrou ya da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi  UMP'nin çoğunluğu gibi, Türkiye'nin AB'ye girişinin Birliğin  sonu olacağını düşünüyor. Bu aynı zamanda bir doğruluk ve  dürüstlük sorunudur. Türkiye'nin adaylığı konusunda mevcut  birçok sorun var. İktidarda İslamcı bir partinin bulunması,  Türkiye'nin, tarihinin bir bölümünün sorumluluğunu almaması  ve Türkiye'nin Avrupa ülkeleri ile arasındaki kültürel fark,  Avrupa kamuoyunun başlıca endişelerini arasında  bulunmaktadır... Artık tartışılması gereken, bu ülkenin  Avrupalı olup olmadığı değil, demokrasi ve insan hakları  konularında Kopenhag Kriterleri'ne uyup uymadığıdır. Ancak  kaydedilen ilerlemelere rağmen Türkiye'nin daha yapacak  çok işi var."

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (21/07) "Chirac, Türkiye'nin AB'ye Girme  İsteği Konusunda Kamuoyunun ve Partisinin Öfkesini Çekebilir"  başlığı altında ve Jon Boyle imzasıyla yer verilen haberde,  Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, partisinin  Türkiye'nin AB'ye katılmasına karşı çıkmasına ve kamuoyu  yoklamalarının Fransızların da bu fikre karşı olduğunu  göstermesine rağmen, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım  müzakerelerine başlamasına yeşil ışık yakmasının beklendiği  ifade edilmektedir. Chirac'ın, Türkiye ile katılım  müzakerelerinin başlamasını desteklemesi durumunda,  kamuoyunu kızdıracağından korktuğu, fakat karşı çıktığında  ise, aralık ayında, Ankara ile görüşmelere başlayıp başlamama  konusunda karar verecek olan AB içinde bir krize neden  olabileceği belirtilen haberde, İngiltere, Almanya ve  İspanya'nın, halen Türkiye'nin katılımına ilişkin  görüşmelerin başlamasına destek verdikleri vurgulanmaktadır.  Merkezi Paris'te bulunan Uluslararası ve Stratejik İlişkiler  Enstitüsü Direktör Yardımcısı ve Türkiye konusunda uzman  Didier Billion'un, "Fransa'nın, Avrupa Birliği içinde bir  krize yol açacak bir konum alma riskine gireceğini  düşünmüyorum." dediği kaydedilen haberde, bazı Fransız medya  organlarının, Chirac'ın katılım müzakerelerini destekleme  sinyali verdiğini ileri sürdüklerine işaret edilmektedir.  Chirac'ın tarihsel, kültürel ve jeostratejik nedenlerde  ötürü Türkiye'nin Avrupa yöneliminin geri döndürülemez  olduğunu düşünüyor gözüktüğü ifade edilen haberde,      Billion'un, "Chirac pragmatiktir ve Türkiye'yi AB içine  almanın jeostratejik önemini anlamıştır." dediği  aktarılmaktadır.

            Reuter'in (21/07) "AB Başkanlığı: Türkiye'nin Birliğe  Katılma Olasılığı Avrupalıları Rahatsız Ediyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Hollanda Başbakanı Jan  Peter Balkenende'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme  olasılığının Avrupa vatandaşlarını rahatsız ettiğini, ancak  İslam korkusuyla hareket edilmemesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın altı aylık  görev süresi için oluşturduğu programı Avrupa Parlamentosu'na  anlattığı bir konuşmada Balkenende'nin, "Türkiye ile ilgili  karar yine de birçok kişiyi endişelendiriyor ve rahatsız  ediyor." dediği ifade edilen haberde, Ankara'nın müzakerelere  hazır olup olmadığı konusunda dürüstçe hükme varılmasının,  ama bu kararın mevcut insan hakları, demokrasi ve hukuk  kriterlerine göre alınması gerektiğini söyleyen Balkenende'nin,  "Karar dürüstçe, önceden 2002'de söz verdiğimiz kurallara  dayanarak alınmalı. Bu da, ortaya konan kriterlerin, yeni  kriterler yaratılmadan sıkıca uygulanması anlamına geliyor."  dediği aktarılmaktadır. İngiltere, Almanya, İtalya ve  Yunanistan Türkiye'nin AB üyeliğine destek sözü verdiği,  ancak en çok Fransa, Avusturya ve bir dereceye kadar da  Hollanda'da güçlü bir muhalefetin söz konusu olduğuna işaret  edilen haberde, Fransa'nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan  reformlara devam etmesini istediği, ancak tam üyeliğin çok  uzakta olduğunu da söylediği ve Türk mali piyasalarının,  "hayır" cevabının yeni bir ekonomik krize sebep olabileceği,  hükümeti devirebileceği ve belki de bazı reformları tersine  çevirebileceği korkusuyla aralık ayını beklediğine işaret  edilmektedir. Haberde, Fransa'da politikacıların, NATO  müttefiklerini AB'ye alma konusunda bölünmüş durumda oldukları,  üyeliğe karşı olanların, Türkiye'nin yoksulluğunu, Orta  Doğu'ya yakın coğrafi konumunu ve insan hakları sicilini  engel olarak ortaya koydukları vurgulanmaktadır.

            The Financial Times gazetesinin internet sayfasında  (21/07) "Erdoğan'ın Paris Ziyareti, Fransız Muammasını Gün  Işığına Çıkardı" başlığı altında ve Jo Johnson imzasıyla yer  alan makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üç günlük  Paris ziyaretinin, Fransız siyasetinde birbirine uzak  partilerin alışılmadık beraberliğine dikkat çektiği  belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği taraftarı Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, sadece seçmenlerin çoğu ile  değil, kendi merkez-sağ partisi Halkçı Hareket Birliği Partisi  (UMP) de dahil olmak üzere ülkesinin siyasi yapılanmasının  da büyük çoğunluğuyla görüş farklılığı yaşadığına işaret  edilen makalede, Erdoğan ile görüşmesinin ardından Chirac'ın,  Türkiye'nin AB üyeliğinin "istendiğine" ilişkin tutumunu  yinelediği ve üyeliğe giden yolun 10-15 yıl alabileceği  uyarısında bulunduğu kaydedilmektedir. Fransız Uluslararası  İlişkiler Enstitüsü'nden araştırmacı Eddy Fougier'in,  "Cumhurbaşkanı Chirac'ın içinde bulunduğu durum aşırı  derecede tuhaf ve çok kritik. Son birkaç seçimde zaten  Fransız seçmenler kaygıları dikkate alınmadığı için kızgın  olduklarını gösterdiler. Eğer hükümet Türkiye'nin üyeliği  konusunda ısrar ederse bu problem yaratabilir." dediği  aktarılan makalede, Chirac'ın inançlarının, AB liderlerinin  1999'dan bu yana üye adayı olan Türkiye ile üyelik  görüşmelerinin başlayıp başlamayacağına karar verecekleri  aralıktaki AB zirvesinde gerçek bir testten geçeceğine  dikkat çekilmekte ve zamanlamanın, Chirac hükümeti için  daha kötü olamayacağı belirtilmektedir. Makalede şöyle  denilmektedir: "Türkiye gelecek yılın sonunda yapılması  planlanan Avrupa Anayasası referandumu üzerine büyük gölge  düşüreceğe benziyor. Genişlemeye en fazla karşı çıkan ülke  Fransa'da yapılan son 20 kamuoyu yoklaması, halkın yaklaşık  yüzde 60'ının Türkiye'nin adaylığına karşı çıktığını  gösteriyor... Türkiye'ye kayda değer destek sadece  Sosyalistler ve Yeşiller'den geliyor. Türkiye'nin üyeliğine  ilişkin en büyük kaygılar siyasi yelpazenin sağ tarafında  yaşanıyor. İktidardaki UMP partisi, Chirac'ın en yakın  müttefiki ve eski parti başkanı Alain Juppe'nin Türkiye'nin  üyeliğinin AB'nin doğasını bozacağı uyarısında bulunmasıyla,  Türkiye'nin üyeliğine kategorik olarak karşı çıktığını  gösterdi. Juppe'nin, 'Herkesin fikri kendine' sözleriyle,  şu an için Cumhurbaşkanı ve partisi arasındaki fikir  ayrılıkları fazlaca önemsenmiyor, ancak savunma zor  olabilir."

           

            JAPONYA BASINI: 

            Asahi Shimbun gazetesinde (21/07) "Türkiye Başbakanı  ile Görüşen Fransa Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin AB Üyeliğini  Desteklediğini Yineledi" başlığı altında ve Kaku Tominaga  imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Erdoğan'ın Fransa  Cumhurbaşkanı Chirac ile görüşmesi ele alınmakta ve  Chirac'ın, Türkiye'nin hedeflediği AB üyeliğini  desteklediğini yinelediği belirtilmektedir. Fransa  Cumhurbaşkanlığı'nın verdiği bilgiye göre, görüşmede  Cumhurbaşkanı Chirac'ın, "Şartlar yerine getirildiği  takdirde Türkiye'nin AB üyesi olmasını istiyoruz" dediği ve  Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformları överek daha da  Cesaretlendirdiği belirtilen haberde, görüşme ve öğle  yemeğinin ardından Cumhurbaşkanlığı konutundan ayrılan  Başbakan Erdoğan'ın, "Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'ye desteği  devam ediyor." açıklamasında bulunduğu ve "Cumhurbaşkanı'na  olumlu tutumu için teşekkür ederim. Öncelikle hedeflediğimiz  şey üyelik müzakereleri. Gerçek üyelikle karıştırarak buna  tepki gösterenler var." diye konuştuğu kaydedilmektedir.

 

            VATİKAN BASINI: 

            Avvenire gazetesinde (21/07) "Fransa'da Hem Siyasi  Partiler Arasında Hem de Kamuoyunda Türkiye'nin Üyeliği  Konusunda Fikir Ayrılıkları Bulunuyor" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep Tayyip Edoğan'ın  Fransa'ya yaptığı uzun ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Chirac,  Başbakan Raffarin, parti başkanları ve Fransız  işadamlarıyla yaptığı görüşmeler ele alınmakta ve Erdoğan'ın  bu ziyaretinin, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin  başlatılma kararının alınacağı aralık ayından önce atılmış  önemli bir adım olduğu belirtilmektedir. Ankara'nın, Paris'i  AB'deki en sağlam müttefiklerinden biri olarak gördüğü ve  iki ülke arasında önemli ticari bağlar bulunduğu ifade  edilen haberde, "Türkiye'nin AB'ye üyeliğine ilk desteği  veren liderin General de Gaulle olduğu da unutulmamalıdır.  İstanbul'da yapılan NATO Zirvesi'nde Chirac da, Türkiye'nin  AB'ye üyelik yolunda 'geriye dönülemez' bir yola girdiğini  kaydederek desteğini açıkça ifade etti. Halen 400 bin Türkün  yaşadığı Fransa'da ise hem siyasi partiler arasında hem de  kamuoyunda Türkiye'nin üyeliği konusunda fikir ayrılıkları  bulunuyor. Bu durum son yapılan AP seçimleri kampanyasında  da gözlendi" denilmektedir.

 

 

 

  

 

ESKİ SAYILAR