23.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

         ANKARA, 23/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe  yayınında (22/07) "Türkiye'nin Üyeliğine İslam Korkusu  Engel Olmamalı" başlığı altında ve Yusuf Özkan imzasıyla  yer verilen haberde, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın  Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin, Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda güçlü bir destek verdiği belirtilerek, AB  ülkelerine, Türkiye ile müzakereler konusunda dürüst  olunması çağrısı yaptığı ifade edilmektedir. Müzakereler  konusunda izlenecek tutumun 2002 yılında belirlendiğini  anımsatan Balkenende'nin, "Koyduğumuz kurallara saygı  göstermek zorundayız. Bir oyun devam ederken, kuralları  değiştirilmez. Türkiye için yeni koşullar icat edilmemeli"  dediği belirtilen haberde, Peter Balkenende'nin, AB  Konseyi'nin aralık ayında Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini  yerine getirip getirmediğine bakılacağını anımsattığı ve  "Eğer kriterler yerine getirilmişse tam üyelik müzakerelerine başlatacağız" diye konuştuğu kaydedilmektedir. Balkenende'nin,  Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşmasında, Avrupa'daki İslam  korkusundan da söz ettiği, İslam'a karşı korkuya geçit  verilmemesi ve bazı dinlere sınır konulmaması gerektiğini  vurgulayarak, "dinlere değil, dinleri suistimal ederek,  şiddet kullanarak, fikirlerini zorla kabul ettirmek  isteyen kişi ve gruplara karşı tavır alınması" görüşünü  dile getirdiği belirtilen haberde, "Sorun İslam ve din  değildir" diyen Balkenende'nin, Avrupa'daki İslam  korkusunun Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına engel  olmaması gerektiğini vurguladığına işaret edilmektedir.  Balkenende'nin konuşmasının, Avrupa Parlamentosu'nda  görüş ayrılığı yarattığı, Hrıstiyan Demokrat grup adına  konuşan Poettering'in, Türkiye'nin üyeliği konusunda başka  alternatifler düşünülmesi gerektiğini belirterek, Türkiye'ye  tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık önerisini yinelediği,  Yeşiller grubu adına konuşan Frassoni'nin ise, Balkenende'nin  İslam ile ilgili sözlerine katıldıklarını ve Hıristiyan  demokrat bir liderden böyle bir açıklamanın gelmesinin  önemli olduğunu belirttiği ifade edilen haberde,  Balkenende'nin sözlerine en radikal tepkinin ise Belçikalı  Philip Claeys'ten geldiği ve Philip Claeys'in, Türkiye'nin  ne dün, ne bugün, ne de aralıkta kriterleri yerine  getiremeyeceğini savunarak, büyük bir ülke olan Türkiye'nin  AB'ye girmesi halinde tüm Avrupa'ya baskın geleceği  endişesini dile getirdiği vurgulanmaktadır.

           

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (22/07)  "Erdoğan, AB Üyeliğiyle İlgili Yeni Engellere Karşı  Direniyor" başlığı altında ve Rainer Koch imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, Türkiye ile katılım müzakereleri  için "şartlı evet" formülünü öne süren Şansölye Schröder'in,  Türkiye'nin AB perspektifiyle ilgili tartışmayı yeniden  canlandırdığı belirtilmektedir. Gazetelerde yer alan  haberlere göre, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni  koşullar öne sürülmesine karşı çıktığı belirtilen yazıda,  Erdoğan'ın, "şartlı evet ya da benzeri şeyler bize göre  değil" dediği ifade edilmektedir. AB Dönem Başkanı ve  Hollanda Başbakanı Jan-Peter Balkenende'nin, Avrupa  Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, "kararlaştırılan  kriterlerin katı bir şekilde uygulanmasını" talep ettiği  ve "yeni şartlar yaratmamalıyız" dediği kaydedilen yazıda,  Schröder'in, Balkenende ile Berlin'de gerçekleştirdiği  görüşmenin ardından, Almanya'nın Türkiye'yi desteklediğini  bir kez daha vurguladığı, Balkenende'nin, Hristiyan  Demokrat hükümet koalisyonunun, Türkiye meselesinde  bölünmüş durumda olduğu ve liberal sağcı VVD'nin,  şüphecilerin safında yer aldığı ifade edilmektedir.  Türkiye'nin AB üyeliğinin, Fransa'da sadece Chirac'ın  kendi muhafazakar çevresinde tartışılmakla sınırlı  kalmadığı, katılım müzakerelerinin, Schröder'in ima  ettiği gibi geciktirilmesinin, önümüzdeki yıl AB  Anayasası'yla ilgili referandumun üstesinden de gelmek  zorunda olan Chirac için, iç siyasi bakımdan rahatlık  sağlayacağı vurgulanan yazıda, "Şartlı evet"in içeriğine  vurgu yapmamasına karşılık, Şansölye'nin sözlerinin,  Avrupa Konseyi'nin yıl sonunda alacağı müzakerelerin  başlatılmasına ilişkin kararının, yeni şartlara  bağlanabileceği spekülasyonlarına yol açtığı ve  muhtemelen, sonbaharda açıklanacak olan Komisyon  raporunda yer alacak eleştirilerin, bu konuda belirleyici  olacağına işaret edilmektedir.

            Süddeutsche Zeitung'da (22/07) "Balkanende,  Türkiye'ye Adil Şans Tanınmasını Talep Ediyor" başlığı  altında ve Cornelia Bolesch imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin,  kısa bir süre önce 10 yeni üyeyle genişleyen Avrupa  Birliği'ni, yeni devletlerin katılımına hazırlamak  istediği ve AB Dönem Başkanı olarak yaptığı ilk konuşmada,  Avrupa Parlamentosu'nu, yıl sonunda alınması gereken,  Türkiye ile müzakerelerin başlatılıp başlatılmayacağına  ilişkin karara hazırladığı ifade edilmektedir. AB  Komisyonu'ndan, ekim ayında, Ankara'nın siyasi koşulları  yerine getirip getirmediğine dair "objektif ve dürüst bir  rapor" beklediğini söyleyen Balkenende'nin,  "Türkiye için  yeni kriterler yaratmamalıyız" dediği aktarılmaktadır.  Ülkenin İslam'ın etkisinde olduğu gerçeğinin bunda rol  oynamaması gerektiğine değinen Hollanda Başbakanı  Balkenende'nin, "Belirli dinlerden korkmamalıyız. Bu,  Avrupa'ya uymaz, zira sorun İslam değildir. Sorun, şiddet  çağrısı yaparak ve kadınları ezerek İslam'ın istismar  edilmesidir" dediği kaydedilen yazıda, Parlamento'dan  Balkenende'nin çizgisine eleştiri geldiği ve öncelikle de  en büyük parlamento grubunu oluşturan Hristiyan Demokratlar  ve muhafazakarlar arasında, Türklerin AB üyeliğinin çok  sayıda karşıtı olduğu ifade edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (22/07) "Chirac: Ankara'nın  AB'ye Katılımı Arzu Ediliyor" başlığı altında ve Reinhold  Smonig imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, Paris'e yaptığı ilk resmi ziyarette,  baş hedefi konusunda orada hakim olan olumlu havanın üç  gün tadını çıkardığı ve öncelikle de Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın Erdoğan'a, Türkiye'nin AB'ye giriş müzakerelerine  başlaması yolunda açıkça vaatte bulunduğu belirtilmektedir.  Erdoğan'a aynı zamanda ev sahipleri tarafından sabretmesi  gerektiğinin de söylendiği belirtilen yazıda, Chirac'ın  Türkiye coşkusunu yumuşatmak isteyen Dışişleri Bakanı  Michael Barnier'in, "Size gerçeği söylemeliyiz. Türkiye  hemen yarın AB'ye alınamayacaktır" dediği ifade edilmektedir.  Fransa Cumhurbaşkanı şimdiye kadar kullandığından daha  dikkatli bir ifade kullanarak, "Türkiye'nin AB'ye katılımı  mümkün olur olmaz, arzu edilecektir" dediği ve misafirini  "demokratik ve ekonomik reformlara devam etmesi ve bunları yoğunlaştırması" konusunda teşvik ettiği ifade edilen yazıda,  Chirac'ın bu sözleri söylerken bir yandan da, Fransa  kamuoyunun çoğunluğu gibi, yüzde 99'u Müslümanlardan oluşan  70 milyonluk ülkenin AB'ye katılımına şüpheli bakan iktidar  partisi UMP'yi de göz ucuyla izlediği vurgulanmakta ve  Fransa'daki son AB seçimlerinde Türkiye'nin AB katılımına  karşı çıkma konusunun birçok cephe tarafından bir numaralı  konu haline getirildiği hatırlatılmaktadır. Türkiye ile  giriş müzakerelerini memnuniyetle karşılayan Fransa  muhalefetinin, Erdoğan'da, Ankara'nın Osmanlı  İmparatorluğu'nun 1915'te yaptığı sözde Ermenisoykırımını  tanımasını istediği kaydedilen yazıda, AB perspektifinin  açılmasının ön şartı niteliğindeki bu jesti tabii pek  sevinçle karşılamayan Erdoğan'ın, "Bu konuyu tarihçilere  bırakalım, bizim geleceği inşa etmemiz gerekiyor" dediği  vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (22/07) "Kıbrıs Sorunu, Türkiye-AB İlişkilerini  Karmaşık Hale Getiriyor" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Ticaretten Sorumlu Avrupa Komiseri Pascal Lamy'nin,  Ankara'da yaptığı açıklamada, Ankara ile Lefkoşa'nın arasında  diplomatik ilişki bulunmamasından dolayı Kıbrıs'ın AB ile  Türkiye arasındaki gümrük birliğinin dışında bırakılması  sorununun "yakında" çözüleceğine inandığını belirttiği  kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile  görüşmesinin ardından basına yaptığı açıklamada Lamy'nin,  "Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliğinin, diğer AB  üyeleri ile aynı haklara sahip olmasına rağmen Kıbrıs  Cumhuriyeti'ne hala uygulanamıyor olması gerçekten de  bir sorun" dediği belirtilen haberde, Lamy'nin, bu sorunun  "yakında" çözüleceğini ve Kıbrıs'ın AB ile Türkiye arasındaki  gümrük birliğinin bir üyesi haline geleceğini düşündüğünü,  bununla beraber, bu sorunun, Avrupa Komisyonu tarafından  ekim ayında, Avrupa kriterlerine uyup uymadığı konusunda  Türkiye hakkında hazırlanacak olan rapor üzerinde bir  etkisi bulunmayacağını belirttiği ifade edilmektedir.  Haberde, Pascal Lamy'nin, Türkiye'nin, Avrupa'nın  demokrasi ilkelerine yaklaşmak için "büyük ilerleme"  kaydettiğinin altını çizdiği vurgulanmaktadır.

            Le Figaro gazetesinde (22/07) "Türkiye'nin AB'ye  Üyeliği" başlığı altında ve okuyucu mektupları köşesinde  Robert Gros imzasıyla yer alan bir mektupta şöyle  denilmektedir: "Tartışmalı bir konu olan Türkiye'nin  AB'ye girişi ile ilgili olarak Batı Avrupa ülkeleri  yıllardır konunun lehinde ve aleyhinde olmak üzere ciddi  ve dikkate alınmaya değer nedenler ileri sürüyorlar.  Üyeliğe 'hayır' yönünde ileri sürülen nedenlerin başlıcaları  tarihi ve coğrafi temele dayanmaktadır. Bir tez geliştirerek  bu karşıt iki tarafın uzlaşması sağlanamaz mı? Örneğin,  AB'ye Türkiye'nin sadece bir ilinin -Bize göre Boğaz'ın  bu yakasında kalan Trakya- üye alınması gibi bir tez  geliştirilebilir. Böyle bir bölünmenin asla görülmediği  ileri sürülebilir. Hayır, görülmüştür. Zira, Kıbrıs'ın  sadece güney yarısı AB'ye girmiştir. Türk hükümetinin  güçlü merkeziyetçiliği gerekçe gösterilerek, coğrafi  bakımdan Asyalı olan kısmının dışarıda bırakılmasının  yapay ve biraz da teorik olacağı şeklinde de karşı  çıkılabilir bu fikre. Olabilir, ama Türkler buna yakın  bir siyasi çaba içinde değiller. Tam üyeliğin  gerçekleşmemesi halinde, kısmi üyeliği gerçekleştirmek  için devletin merkeziyetçiliği kuşkusuz yumuşatılabilir,  yeniden düzenlenebilir. Uzmanlar bu konuda ne düşünür?"

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'nin (22/07) "Barroso, AB'nin Balkanlar'da Daha  Fazla Genişlememesi Gerektiğini Söyledi" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun yeni seçilen  Başkanı Jose Manuel Durao Barroso'nun, Avrupa Birliği'nin  yakın gelecekte Batı Balkanlar'dan daha fazla yeni üye  almaması gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Avrupa  Parlamentosu'nun atamasını onaylamasının ardından bir  basın toplantısında konuşan Jose Manuel Durao Barroso'nun,  üç Balkan ülkesinin -Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan-  giriş müzakerelerinde önde ilerlerken, Birliğin çok yakında  Türkiye ile görüşmelere başlanıp başlanmayacağına karar  vereceğini söylediği ifade edilmektedir. Genişleyen Birliğin  yeni komşularına, üyelik önermeden ticaret ve diğer alanlarda  ayrıcalıklar verme politikası hakkında konuşan Barroso'nun,  "Diğer ülkelere gelince şu aşamada yakın komşuluk politikası  geliştirmeliyiz. Bir istikrar, refah ve güvenlik kuşağına  sahip olmamız, o ülkelerin de Avrupa'nın da çıkarınadır.  Gelecekte tabii ki AB'nin müstakbel üyelerini dışlamayacağız  ama şu an bu yönde bir taahhütte bulunamayız" dediği  aktarılmaktadır.

 

            LÜBNAN BASINI: 

            El Müstakbel gazetesinde (22/07) "Türkiye'nin AB'ye  Katılması için 'Adım Adım' Politikası" başlığı altında ve  Esad Haydar imzasıyla yayımlanan bir yorumda, muhtelif  siyasi ve sosyal kesimleriyle Fransızların, Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı çıktığı veya bunu arzulamadıkları, buna  rağmen Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, ülke kamuoyunun  karşısında adeta tek başına durarak, Türkiye'nin AB'ye  katılmasını desteklediği belirtilmektedir. Yorumda şöyle  denilmektedir: "Önümüzdeki 10 yıl için 'Chirac'çıların'  iktidarda kalma mücadelesi verirken, kendi kamuoyuna uyması  ve memnun etmesi gerekirdi. Bu durum karşısında sorulacak  soru şudur: Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye'nin AB'ye  katılmasını neden destekliyor? Önümüzdeki yıllarda  Türkiye'nin genişletilmiş Avrupa ailesine katılması  konusunda Fransızları nasıl ikna edecek? Fransız kamuoyunun  tavrını değiştirerek Türkiye'nin AB üyeliğini teyit edenler  sınıfına katılması için Chirac'ın 'adım adım politikasına'  itimat ettiği açık. Dolayısıyla Paris ziyareti sırasında  Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a gösterdiği yakın  ilgi sadece protokol gereği değil, Chirac'ın takip ettiği  uzun bir sürecin parçası... Fransız demokrat sağı, Avrupa  seçimleri propagandası sırasında Türkiye'nin katılımına  karşı olduğunu alenen açıklamıştı. Çünkü onlara göre uzun  vadede AB'nin demografik yapısını tehdit edecek Müslüman  bir ülkenin Birliğe girmesi mümkün değildi... Türkiye'nin  AB üyeliğini teyit eden çevreler, Türkiye'nin AB'deki  konumu ve geleceği ile ilgili olarak, Alman-Fransız barışı,  Avrupa barışını sağlayıp Birliğin kurulması yönünde  köprüleri nasıl kurduysa Türkiye'nin katılması da,  Avrupa'yı 'barışa hizmet eden bir organ' haline getirir  görüşünü taşıyorlar..."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (22/07) "Türkiye, Din  Temelinde Değerlendirilmeyecek" başlığı altında ve Kostandina  Dimitruli imzasıyla yayımlanan bir yorumda, temmuz ayı başında  AB Dönem Başkanı olan Hollanda'nın öncelik tanıyacağı konuların  başında, AB'nin uluslararası alandaki faaliyetlerinin, ekonomik  kalkınma, güvenlik ve Türkiye'nin AB yöneliminin yer aldığı belirtilmektedir. AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı  Jean Peter Balkenende'nin, AB Parlamentosu Genel Kurulu'nda  yaptığı konuşmada, Avrupa'nın, vatandaşlarının güvenini  kazanabilmek için büyük çaba sarfetmesi gerektiğini, ayrıca  "25" üye ülkeden oluşan AB'nin uzun vadeli çıkarları  doğrultusunda hareket edeceği yönünde bağlayıcı bir  açıklamada da bulunduğu ifade edilen yorumda, Balkenende'nin,  Türkiye'nin AB yönelimi ile ilgili olarak, ülkenin AB üyesi  olması ihtimalinin birçok Avrupalıyı düşündürdüğünü, ancak  Avrupa halklarının İslam'a karşı korkularıyla hareket  etmemeleri gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir. Aralık  ayında yapılacak AB Zirvesi'nde Türkiye'nin insan hakları ve demokratikleşme ile ilgili Kopenhag Kriterleri'ni yerine  getirdiği yolunda karar alınırsa, üyelik müzakerelerinin de  başlayacağı ve ilgili kararın, dürüstçe, kriterlerin  uygulanmasında herhangi bir hoşgörü gösterilmeden, yeni  ön şartlar ileri sürülmeden alınması gerektiği vurgulanan  yorumda, din faktörünün sorun teşkil etmediği görüşünde  olduğunu da söyleyen Hollanda Başbakanı'nın, "İslam korkusu  ile hareket etmemeliyiz. Müslümanlar, Hristiyanlar ve başka  mezhebe mensup olanlar pekala birlikte yaşayabilirler. Din  sorun değildir. Sorun olan şey, kin duygusu yaratmak,  kadınlara kötü muamele edilmesini sağlamak amacıyla dinden  çirkin bir şekilde faydalanmaktır" dediği aktarılmaktadır.

            Üç ayda bir yayımlanan Eksoterika Themata dergisinin  Temmuz 2004 sayısında "Yayın İşleri Müdürlüğü Notu" başlığı  altında yayımlanan makalede şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin  AB üyesi olmasının ülkemiz için olumlu bir gelişme oluşturacağı  kesindir. Yunanistan, komşu ülkenin Avrupa yönelimi  çerçevesinde zorunlu olarak değişmesinden büyük kazançlar  sağlayacak, bu kazançlar da olası bazı kayıplardan çok daha  önemli olacaktır. Buna rağmen, Yunanistan'ın, desteği için  gerekli karşılıkları güvence altına almadan, Türkiye'nin  Avrupa yönelimini kayıtsız şartsız destekleyeceğini neden  açıkladığı hususu önemli bir sorudur ve cevap beklemektedir.  Ülkemiz, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin kararın sorumluluğunu  AB'nin diğer ülkelerine devretmek için ne kadar çalışırsa  çalışsın (ve de iyi yapıyor), Türk-Yunan ilişkileriyle  ilgili Türk politikasında özlü (sadece açıklamalar düzeyinde  değil) bir değişikliğin kaydedilip kaydedilmeyeceği konusuna,  biraz ihtiyatla yaklaşmalıydı. Zaten, Avrupa modelinde özlü  bir demokrasi doğrultusundaki yolu hala sabitleşmemiş olan  Türkiye'de bir gerilemenin baş göstermesi, bu bağlamda  Türk-Yunan ilişkilerinde de aniden olumsuz bir gelişmenin  kaydedilmesi olasılığı gözardı edilemez. Bu nedenlerden  dolayı -ayrıca bölgenin siyasi, ekonomik ve askeri  koşullarıyla ilgili olan birçok başka sebepten ötürü-  bizim tarafın daha ihtiyatlı davranması, daha kapsamlı bir  stratejiye sahip olması, hedeflerini netleştirmesi ve daha  esnek davranabileceği bir ortam sağlaması gerekirdi."

 

 

  

 

ESKİ SAYILAR