26.07.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 26/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23-25 Temmuz 2004 tarihleri arasında yayımlanan ve Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Wiener Zeitung'da (23/07) "Türkiye Umut Etmeyi  Sürdürüyor" başlığı altında yayımlanan haberde, Başbakan  Erdoğan'ın Fransa ziyaretinin ardından, Ankara'da "Açıkça  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan AB ülkesi artık kalmadı."  şeklinde iyimser bir ifade kullandığı belirtilmektedir.  Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın hafta başında, Türkiye ile  müzakerelere başlama konusundaki olumlu bir oylamayı bloke  etmeyeceğini açıkladığı hatırlatılan haberde, Erdoğan'ın,  Fransız Airbus firmasından Türk Hava Yolları için 36 uçak  satın alınmasını istediği ve Airbus'un, bunun Türkiye'nin  AB'ye katılımıyla bağlantısı olmadığını belirttiği  kaydedilmektedir.

 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Halk Cephesi gazetesinde (23/07) "Fransızlar Türklere  'AB Vizesi' Verdiler mi?" başlığı altında ve Vügar Mesimoğlu  imzasıyla yayımlanan makalede, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın  Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin Avrupa Parlamentosu'nda  yaptığı konuşmada, AB'nin kapılarını Türkiye'nin yüzüne  kapatma olasılığının tek nedeninin din olduğunu ve Avrupa'da  bazı siyasilerin bunu açıkça dile getirmekten çekinmediklerini  belirttiği kaydedilmektedir. Balkenende'nin, Türkiye'nin AB'ye  üye olma ihtimalinin birçok insanı rahatsız ettiğini ifade  ederek, "Rahatsızlığın nedeni aramıza Müslüman bir ülkeyi  kabul ediyor olmamızdır. Aslında biz İslam'dan korkmamalıyız.  Çeşitli dinlere inanan insanlar AB'de çok rahat bir şekilde  bir arada yaşayabilirler." dediği belirtilen makalede,  Balkenende'nin, Müslüman bir ülke olması nedeniyle Türkiye'nin  AB'ye kabul edilmemesinin doğru olmadığını da ifade ederek,  "Bizim için önemli olan Ankara'nın yükümlülüklerini yerine  getirmesidir. Bizimle müzakerelere İslam dini değil Ankara  hazırlanıyor. Üyeliğe almadan önce Birliğin Ankara'nın önüne  yeni şartlar koyması gerektiğini düşünüyorum." dediği ifade  edilmektedir. Türkiye'nin önüne "Kopenhag Kriterleri" gibi  bir engel koyan AB'nin, bunlarla yetinmek istemediği ve  Ankara'nın tüm yükümlülüklerini yerine getirdiği için Avrupalı  siyasilerin Türkiye'nin önüne yeni şartlar koymak istedikleri  öne sürülen makalede, sözde Ermeni soykırımına değinilmekte  ve Başbakan Erdoğan'ın Fransa ziyareti sırasında sözde Ermeni  soykırımının tanınmasının Fransız parlamenterlerce birkaç  kez dile getirildiği belirtilmekte, Erdoğan'ın Fransa  ziyaretini protesto etmek amacıyla Ermeni diasporası  tarafından düzenlenen gösterilerde, "Soykırımı tanımıyorsan  AB üyeliğini unut" sloganının kullanılmış olmasının da  dikkatlerden kaçmadığı vurgulanmaktadır. Avrupa Komisyonu'nda  Türkiye'ye yönelik yumuşamanın, Türkiye karşıtı tutumuyla öne  çıkan Fransa Dışişleri Bakanı Michel Barnier'i de etkilemiş  bulunduğu ve Barnier'in Le Figaro'ya yaptığı açıklamada,  "Türkiye AB üyeliği konusunda önemli adımlar attı. Ancak,  Avrupa ailesine tam üye olabilmek için önünde katetmesi  gereken uzun bir yol mevcut." dediği, Le Parisien gazetesinde  yer alan haberlerde ise Erdoğan'ın Fransa'da AB mücadelesi  verdiğinin belirtildiği ve bu mücadelede Türklerin zafer  kazandıkları ortada olduğu kaydedilen makalede, Chirac'ın,  "Türkiye'nin AB üyeliği konusu gecikebilir, ancak gündemden  düşmez." demesinin de bu görüşü doğruladığına işaret  edilmektedir. Makalede, AB içerisinde Türkiye karşıtı  tutumuyla bilinen Fransızların ikna edilmesinin gerçekten de  olumlu bir adım olacağı ve Türkiye'nin Fransa'yla ekonomik  ilişkileri yeniden kurmasının olumlu bir sonuç vereceği  belirtilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            La Voix du Nord gazetesinin internet sayfasında (24/07)  "Sıcak Dosya: Türkiye" başlığı altında yer alan bir haberde,  Hollanda'nın, AB Dönem Başkanlığı ele alınmakta ve bu dönem  içinde ekonomi, bütçe, anayasa ve Türkiye hakkında karara  yer verilmektedir. Haberde, Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili  şöyle denilmektedir: "25'lerin devlet ve hükümet  başkanlarının aralık ayında Türkiye ile AB'ye üyelik  müzakereleri başlatıp başlatmamaya karar vermeleri gerekiyor.  Bu kararı, Türkiye'nin insan hakları, azınlıklar ve hukuk  devletinin oluşturulması konularında gerçekleştirdiği  ilerlemeyi inceleyecek olan Avrupa Komisyonu'nun yayımlayacağı  bir rapora dayanarak alacaklar. Hollanda Başbakanı Jan Peter  Balkenende, adil bir karar alınmasını dilediğini hatırlattı.  Başbakan, 'Dürüst hareket etmeliyiz. Birden bire yeni  kriterler eklememeliyiz.' dedi. Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin başlatılması ihtimali bazı ülkelerde tartışma  konusu. Almanya'da Hıristiyan Demokratlar ve Fransa'da  Cumhurbaşkanı Chirac'ın partisi (UMP) muhalif olduklarını  ifade ettiler. Jacques Chirac ise, uzun vadede ve zor da olsa  bu üyeliğin gerçekleşeceğini belirtti."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (23/07)  "Erdoğan, Fransa Ziyaretinin Ardından Türkiye'nin AB Üyeliği  Konusunda İyimser" başlığı altında ve Vincent Boland imzasıyla  yer alan bir yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  Ankara'nın Avrupalı kimliğine en şüpheci yaklaşan AB üyesi  olarak addedilen Fransa'ya gerçekleştirdiği ziyaretin ardından,  ülkesinin AB üyeliği çabasının önündeki son diplomatik engelin  de üstesinden gelindiğini ileri sürdüğü belirtilmektedir.  Başbakan Erdoğan'ın, Türkiye'nin kendinden emin bir şekilde  üyelik görüşmeleri için bir başlangıç tarihi verilmesini  beklediği aralık ayındaki zirvede tüm AB ülkelerinin artık  ülkesi lehinde bir tavır sergileyeceğinden emin olduğu ifade  edilen yorumda, ziyareti ardından açıklamada bulunan  Erdoğan'ın, "Türkiye'nin üyeliğine açıkça karşı çıkan başka  ülke kalmadı." dediği ve eğer AB yeni üyeler için belirlediği  Kopenhag Kriterleri'ne bağlı kalırsa "müzakerelerin gelecek  yıl başlaması gerektiğini" söylediği kaydedilmektedir.

 

            PAKİSTAN BASINI: 

            The News gazetesinde (23/07) "Türkiye ve Ermeni Miti"  başlığı altında ve Masud Akhtar Shaikh imzasıyla yayımlanan  bir yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye 30 yıldan fazla bir  süre önce Avrupa Birliği üyeliği yolunda zor yolculuğa  başladığından beri, Birliğin Türkiye'nin adına bile alerjisi  olan üyeleri, Türkiye'nin büyük ölçüde Hıristiyan kulübü  niteliğinde olan bu Birliğe girişini engellemek için birbiri  ardına engeller çıkarmaktadır. Türkler, AB kapılarının kendi  ülkelerine kapatılması amacıyla özellikle icat edilen  önkoşulları işin peşini bırakmadan, sabırla aşmaya çalışmaları  nedeniyle iltifatı hak etmektedirler. Türkiye'nin krizden  kurtulan ekonomisi, tatmin edici olmadığı iddia edilen insan  hakları sicili ve Kürt azınlığa kötü muamele, medeni ve ceza  kanunlarının AB standartlarına uygun olmaması ve daha birçok  karşı çıkma gerekçesi birbiri ardına giderildi. Ancak bütün  bunlara yeni önkoşullar eklendi. Bu serideki önkoşulların  sonuncusu, Türkiye'nin AB'ye girişiyle ilgili katılım  müzakerelerinin gelecek aralık ayında başlatılmasının,  Türkiye Hükümeti'nin, Ermenilerin 1915'te Osmanlı  kuvvetlerince kitle halinde öldürülmesi suçlamalarını  'soykırım' olarak tanıması şartına bağlanmasını isteyen  Fransız Sosyalist Partisi liderinin talebidir. Bu saçma  önkoşul, Ermeniler ve onların Türkiye'den nefret eden Batılı destekçilerinin suçlamalarını güvenilir delillerle  ispatlayamamasına, fakat bu yönde yıllardır işletilen büyük  ve güçlü propaganda mekanizması sayesinde bunların başarılı  bir şekilde cahil insanların zihinlerine gerçekmiş gibi  yerleştirilmesine dayanmaktadır... Dünya toplumuna acı  gerçeği unutup herkes için mutlu bir gelecek hakkında  konuşmayı söylemek yerine Türkiye hükümeti şimdi, olayların  gerçek belge ve delillere dayalı doğru halini sunmak  suretiyle Ermeni soykırımı mitini çürütmek için bütün  kaynaklarını kullanmalıdır. Ermenilere, Ermeni soykırımı  sahte öyküsü arkasına saklanarak binlerce masum Türk'ü kitle  halinde öldürmelerinin sorumluluğundan kurtulma imkanı  verilmesin. Türk dostlarımız, Türkiye'nin AB'ye katılımına  fazla ümit bağlamamalıdır."

 

            ULUSLARARASI BASIN: 

            Newsweek International'in internet sayfasında (02/08)  "Chirac Doktrini" başlığı altında ve Christopher Dickey  imzasıyla yer alan makalede şöyle denilmektedir: "Fransız  cumhurbaşkanları 'ulusal çıkardan' dem vurduklarında bu,  çoğunlukla, açıklamayı tercih etmeyecekleri bir anlaşma  yapmış oldukları anlamına gelir. Nitekim geçen hafta Türk  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gönülsüz Fransızların  Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermelerini sağlayabilmek  umuduyla Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a kur yapmak için  Paris'e geldiğinde, 'parayı veren düdüğü çalar' diplomasisi  çoktan işe koyulmuştu. Üst düzey bir Türk yetkili Newsweek'e  verdiği demeçte, niyetlerinin Chirac'ın önüne 'Fransa'nın  reddedemeyeceği bir ekonomik çıkar paketi koymak' olduğunu  söyledi. Gerçekten de Türk Hava Yolları, Airbus şirketinden  1.5 milyar dolar tutarında 36 uçak alacağını duyurdu. Erdoğan  ayrıca, Türkiye'nin Fransa'nın nükleer teknolojisinden de  faydalanmak isteyebileceğinin işaretlerini verdi ve yıllardan  beri üstü kapalı bir şekilde muhalefet eden ve ayak direyen  Fransa'nın Cumhurbaşkanı Chirac, birdenbire Türkiye'nin  adaylığına destek vermenin Fransa'nın 'ulusal çıkarlarına'  hizmet ettiğine karar verdi. Hayır bu güzel bir resim değil,  ancak görünen de resmin tümü değil. Avrupa sınırlarını  genişlettikçe, Fransa'nın Birlik dahilinde o ezeli ve ebedi  güç ve nüfuz elde etme oyunu Birlik haricindeki ülkelere kaydı.  Türkiye, İsrail ve Irak ile ilişkiler ve aslında Orta Doğu ve  Kuzey Afrika'nın tümü bu oyunun içinde yer alıyor... Chirac'ın,  Türkiye konusunda aldığı son tutum ise sembolik. Sinik ya da  devlet adamlığının gerektirdiği bir tavır olabilir. Ancak  kesinlikle Fransız halkının desteklediği bir tutum değil.  Fransız seçmeninin yüzde 60'ından fazlası Türkiye'nin AB  üyeliğine karşı ve bunların çoğu da, Chirac'ın koalisyondaki  partisinin de aralarında bulunduğu Fransız sağ kesiminden.  Chirac her zaman, sürücü koltuğunda Fransa'nın oturduğu sıkı  entegre olmuş bir Avrupa'yı savunmuştur. Kalabalık,  milliyetçi, Müslüman bir ülkenin kabulü, Paris'in nüfuzunu  tabii ki azaltacaktır. Ayrıca bugünlerde Fransa ve Almanya  sıcak bir dayanışma ve işbirliği gösterisi sergiliyor olsalar  da, aralarındaki o ezeli rekabet devam etmektedir.  Türkiye'nin Almanya ile olan yakın ekonomik ve tarihsel  bağları Avrupa'nın temel güç dengesinin Berlin lehine  bozulmasına neden olabilir... Karar vakti geldiğinde Türk  sorunu, AB'nin, İngiltere ve İskandinav ülkeleri gibi  euroseptikler -genel anlamda genişleme yanlısı, özellikle de  Ankara'ya doğru- ile Birliğin çok daha sıkı, birleşik yapıda  ve Fransa-Almanya ekseninde ilerlemesini isteyen Fransa gibi  entegrasyon yanlıları arasında bölünmesine yol açabilir..."

 

 

  

 

ESKİ SAYILAR