ANKARA,
27/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 26 Temmuz 2004 tarihinde
yayımlanan ve Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt
gazetesinde (24/07) "Türkiye'den Elinizi Çekin!" EPM Group'un ortağı ve
analist Erwin Grandinger imzasıyla yayımlanan bir yorumda, CDU/CSU'nun,
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini reddeden tutumunun ne kadar inandırıcı
olduğunu zaman göstereceği belirtilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:
"AB Komisyonu'nun ekim ayında sunacağı olumlu Türkiye raporunun,
aralıkta yapılacak AB zirvesine zemin teşkil edecek. Bizim şu anki
tahminimiz, Türkiye ile katılım müzakerelerinin 2005 yılının ilkbaharında
başlatılması ihtimalinin yüzde 80 olduğu yönünde. Ne SPD ne de CDU/CSU,
Türkiye konusunda dürüst oynuyorlar. Schröder, öncelikle Türklerin
oyuyla seçilmiş bir 'Türk Şansölyesi'dir. SPD, Eylül 2002'de yapılan
Federal Parlamento seçimlerinde, 9 bin oy farkıyla iktidara gelmişti.
Yeni vatandaşlık yasasıyla seçme hakkı kazanan 471 bin 'Alman-Türk'ünün
yüzde 60'ı, oyunu SPD'ye, yüzde 22'si de Yeşiller Partisi'ne, yani yüzde
82'si şimdiki koalisyon hükümetine verdi. Bu durumda koalisyon hükümetine
yükümlülük düşüyor. Kırmızı-Yeşiller için Türkiye'yi desteklemek demek,
daha fazla seçmen kazanmak anlamına geliyor... Schröder hükümeti, dış
politika bakımdan asimetrik bir oyuna girişip sıkıca Paris'e bağlandı.
Orada ise, Berlin'de pek sevilmeyen, ancak oldukça güçlü konumdaki Fransa
Ekonomi ve Maliye Bakanı Nicolas Sarkozy yan çiziyor. Polit güç Sarkozy,
Türkiye'nin AB üyeliğini istemiyor. Fransa'nın kopuk tutumu, şimdi de
doğrudan Almanya'nın Türkiye politikasını etkiliyor. Schröder artık 'şartlı
evet'ten söz ediyor... Bence (Katolik) Polonya ve (Sarkozy'nin yüzünden)
Fransa, AB zirvesinde Türkiye için en büyük riski oluşturacaklar.
Aralıkta alınacak olumsuz bir kararın, sadece siyasi sonuçlar doğurmayıp
aynı zamanda da Türkiye'nin para, borsa ve tahvil piyasasında bir kaosa
neden olacağı şimdiden söylenebilir..."
Frankfurter
Allgemeine Zeitung'da (26/07) "Şartsız Mı?" başlığı altında ve Wolfgang
Günter Lerch imzasıyla yayımlanan bir yorumda, bugünlerde bazı Türk
gazetelerinin en fazla kullandığı kelimenin "şartlı evet" olduğu
belirtilmekte ve Berlin'den alınan duyumların, aralık ayında Türkiye'ye
Avrupa Birliği ile "şartlı evet" temelinde katılım müzakereleri önerileceği
yönünde olduğu öne sürülmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu
olasılığı daha şimdiden öfkeyle geri çevirdiği ve "şartsız evet"te
ısrarlı olduğu ifade edilen yorumda, katılım müzakereleri
başlatıldığında, Ankara'nın tam üyeliği gerçekleşinceye kadar 10 yıl (ya
da daha fazla) süreye ihtiyaç olacağı ve o zamana dek Ren ya da
Kızılırmak nehrinden daha çok suların akacağını zannedenleri, bu ısrarcılığın
düşündürmesi gerektiği ve görüşmeler bir kere başladı mı, Ankara'nın,
daha fazla oyalanmasına izin vermeyeceği vurgulanmaktadır. Türklerin AB
üyeliğine karşı olan kimilerinin ise, hala AB'nin Türkiye raporunu açıklayacağı
sonbahardan medet umdukları, ancak TBMM'nin o zamana dek, Brüksel'in
yerine getirilmesini istediği taleplerin bir kısmını daha, şeklen de
olsa halledeceği belirtilen yorumda, Erdoğan'ın, istediğini kabul
ettirebilmek için herşeyi yapacağı kaydedilmektedir.
BİRLEŞİK ARAP
EMİRLİKLERİ BASINI:
El Haliç
gazetesinin internet sayfasında (26/07) "Türkiye ve Fransız Engeli...
Ekonomik Rüşvet Başarılı Olacak mı?" başlığı altında bir haber-analizde,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'nın Fransa'ya ulaşmasından birkaç gün önce,
Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder'in, aralık ayında yapılacak AB zirvesinde
Türkiye'ye AB üyeliği müzakere tarihi verilmesinin "şartlı onay"
şeklinde olabileceğini söyleyerek Türkleri şok ettiği ve "Türkleri
şaşırtan şey, Almanya'nın son senelerde Türkiye'nin AB üyeliğinin en
güçlü destekçilerinden biri olmasıydı." denilmektedir. Türklerin, diğer
engellerin aşılması ve özellikle de Fransa'nın ikna edilmesinde Schröder'den
çok şey bekledikleri ifade edilen haber-analizde, aslında Schröder'in
sözlerinin, Erdoğan'ın Fransa'da karşılaşacağı atmosfere işaret ettiği
ve öyle de olduğu belirtilmekte ve Fransa'nın daha önce sergilediği
tutumla çakışan ifadeler kullandığı kaydedilmektedir. Paris'in, "Türkiye'nin
AB üyeliğine evet, ancak yol henüz çok uzun." şeklindeki fikrine yer
verilmekte ve şöyle denilmektedir: "Bu diplomatik dil, Fransız
karakterini, bunun da ötesinde Avrupa'nın mizacını yansıtıyordu. Çünkü,
tamamı Hıristiyan olan bir birlikte Müslüman bir devletin yer alması
gerçek bir açmazdı... Fransa'nın Türkiye'ye karşı sergilediği bu çekingen
tutumun ardında önemli birkaç faktör var: Fransa'nın geleneksel laik
yapısı... Bu yapı sadece Müslümanlara karşı değil içindeki Hıristiyan ve
Yahudi gruplara karşı da sergileniyor; nitekim geçenlerde dinsel
motiflerin taşınmasının yasaklanması da bunu gösteriyor... Chirac, deneyimli
bir politikacı olarak iyi biliyor ki, Türkiye'nin AB üyeliğine açıktan
destek vermek, konumu iyice zayıflayan partisine daha çok oy
kaybettirecektir. Kendisi bile bunun siyasi faturasını ödeyebilir.
Üstelik, Türkiye'ye karşıtlığıyla bilinen Maliye eski Bakanı,
Cumhurbaşkanlığı adaylığında Chirac'ın önemli bir rakibi olacak. Buna
bir de Ermeni azınlığın oy kaybı eklenirse Chirac'ın durumu iyice tehlikeye
girecek... Aslında Erdoğan Fransa'ya giderken bütün bunlardan haberdardı.
Bu nedenle Fransızların tutumunda değişiklik yapacağını umduğu birtakım
ticari önerilerle Paris'e gitti... Türkler, AB'ye tam üyelik yolunun
uzun olduğunu itiraf ediyorlar; bu süreç 15-20 yıl sürebilir. Yalnız
onları şu an için ilgilendiren yegane şey, üyelik müzakere tarihinin
belirlenmesi. Kuşkusuz,
aralıkta yapılacak AB zirvesinden çıkacak kararın şekli, Erdoğan'ın
Paris ziyaretinin başarılı olup olmadığı kanıtlayacak yegane kriter olacak."
SURİYE BASINI:
Suriye Haber
Ajansı'nın (SANA) internet sayfasında (26/07) "Türkiye... Amerika ve
İsrail Barışa Karşı" başlığı altında yer alan bir haberde, Pool/WRC
araştırma şirketinin ODTÜ ile işbirliği içinde yaptırdığı anketin
sonuçlarının, Türklerin çoğunluğunun, Orta Doğu'da barışın sağlanmasına
Amerika ve İsrail'in engel olduğunu düşündüğünü gösterdiği
belirtilmektedir. Anket sonuçlarına göre Türklerin çoğunluğunun,
Washington ile işbirliğine karşı çıktığı ve AB ile işbirliğini tercih
ettiği belirtilen haberde, ankete göre, Türklerin yüzde 73'ünün
Türkiye'nin AB ile işbirliği yapmasının daha iyi olacağını düşünürken,
sadece yüzde 9'luk bir kesimin Amerika ile işbirliğini desteklediğini
gösterdiği ifade edilmektedir.
YUNANİSTAN
BASINI:
Kathimerini
gazetesinde (25/07) "Dış Politika, Sağduyu ve Cesaret İster" başlığı
altında ve Atina Üniversitesi Profesörü ve Yunan, Avrupa ve Dış Politika
Vakfı Başkanı Lukas Tsukalis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, 90'lı
yıllardan bu yana, Yunanistan'ın dış politikası büyük ölçüde değiştiği,
artık AB içinde yalnız hissetmediği, yabancıların aleyhine komplolar
düzenlediklerini düşünmediği ve ulusal haklarını savunmak için veto
hakkına dayanmadığı vurgulanmaktadır. Yunanistan'ın Balkan politikasının
da değiştiğinin görüldüğü belirtildiği ifade edilen yorumda,
Yunanistan'ın Türkiye politikasında da ilginç değişiklikler olduğu ve
aradan uzun yıllar geçtikten sonra, AB'nin üyesi diğer ülkelerine "incir
yaprağı" gibi davranmanın ve Türkiye'nin AB yönelimini veto etmenin
yarar sağlamadığını anladığı belirtilmekte, bunu anladıktan sonra daha
da ileriye giderek, komşu ülkenin AB'ye yakınlaşma yolunda uyguladığı
politika vasıtasıyla, Türkiye ile sorunlarını çözmeye karar verdiği,
ayrıca Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını ve bu yönde çaba sarfeden
güçlere destek vererek Türkiye içindeki güç dengesini etkileyebileceğini
keşfettiği kaydedilmektedir. Türkiye'ye yönelik politikanın değişmesiyle
Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşmesini sağladığı ve başka koşullarda
Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının mümkün olmadığı belirtilen yorumda, AB'nin
geleceğinin, Balkan politikası ve Türkiye'ye yönelik politika gibi
önemli konularda iki büyük partinin stratejilerinin artık aynı olduğunu
ve bazen sadece taktik konusunda aralarında sürtüşme yaşandığının görüldüğü
ve önemli dış politika konularında uygulanacak strateji hakkında
partilerin hemfikir olmasının önemli bir gelişme olduğu vurgulanmakta ve
Türk-Yunan sorunlarına değinilmektedir.
Apoyevmatini
gazetesinde (25/07) "Kerry'nin ABD Başkanlığına Seçilmesi Durumunda
Türkiye'nin Avrupa Yöneliminden Uzaklaşması Olasıdır" başlığı altında ve
Nikos Heiladakis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, gelecek kasım ayında
yapılacak olan ABD başkanlık seçimleri nedeniyle, Ankara'da büyük bir
kaygının hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Ankara'nın, Demokratların adayı
John Kerry ile Cumhuriyetçilerin adayı George Bush'un, Türkiye'nin geniş
bölgedeki konumu ve ABD-Türkiye ilişkilerine yönelik tezleri arasındaki
farklılıklarını mercek altına aldığı ifade edilen yorumda, bu seçimlerin,
Türkiye-ABD ilişkileri üzerindeki etkilerine ilişkin tüm olasılıkların,
aynı zamanda Türkiye'nin genel politikası üzerindeki etkilerinin
şimdiden incelendiği kaydedilmektedir. ABD Başkanı Geroge Bush'un aksine,
Demokratların adayı John Kerry'nin, şimdiye kadar Türkiye'nin AB üyesi
olmasına ilişkin stratejik hedefinden söz etmediği ifade edilen yorumda,
Türklerin edindiği bilgilere göre Kerry'nin, özellikle ekonomik ve aynı
zamanda siyasi nedenlerden dolayı, AB ile çatışma ortamı yaratmaya
hazırlandığı, bu nedenle, Başkan Bush'un aksine, kesinlikle Türkiye'nin
Avrupa yönelimini desteklemek niyetinde olmadığı, zira, bu tür bir
gelişmenin Amerikan çıkarları aleyhine olduğuna inandığı
vurgulanmaktadır. Kerry'nin başkan seçilmesi durumunda, bu gelişmenin
Türkiye ile Erdoğan'ın üyelik müzakerelerine yönelik amacı bakımından
bir felaket olacağı öne sürülen yorumda, Türklerin rahatsızlığını
ayrıca, Demokrat adayın ABD'deki Ermeni lobisiyle yakın ilişkilerinin
de artırdığına işaret edilmektedir.
ESKİ SAYILAR