03.08.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 03/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  2 Ağustos 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:  

            ALMANYA BASINI 

            Bild gazetesinde (02/08) "Siz Avrupalı mısınız Sayın  Erdoğan?" başlığı altında ve Kai Diekman imzasıyla Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmektedir.   Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:

 

            SORU: Sayın Başbakan, tüm Avrupa, Türkiye'nin ilk Müslüman  ülke olarak Avrupa Birliği'ne üye olup olamayacağını tartışıyor.  Siz Avrupalı mısınız?

 

            ERDOĞAN: Öncelikle; Türkiye bir İslam devleti değil,  nüfusunun büyük bir bölümü Müslüman olan demokratik bir ülkedir.  'İslam devleti' büyük yanlış anlamalara yol açabilir. Avrupalı  olup olmadığıma gelince, bunda herhangi bir şüpheniz mi var?

 

            SORU: Türkiye; tarihi, coğrafi ve kültürel olarak Avrupa'ya  ait mi?

 

            ERDOĞAN: Tabii ki Türkiye coğrafi ve kültürel olarak   Avrupa'ya aittir. Avrupa, tarihi bakımdan kendini Türkiye'de  bulmuştur. Türkiye de kendini Avrupa'da bulmuştur, yani iki  taraf da birbirine aittir.

 

            SORU: Avrupa, Türkiye'den ne öğrenebilir?

 

            ERDOĞAN: Avrupa, Türkiye'de kendi köklerini yeniden  bulacaktır, çünkü Avrupa'nın tarihi, Türkiye'nin tarihiyle  sıkı sıkıya bağlıdır. Avrupa'nın karar verirken bunu dikkate  alacağından ve kültürlerimizi Avrupa Birliği içinde yeniden birleştireceğinden eminim. AB, üyelikten her açıdan istifade  edecektir. (...)

 

            SORU: AB'ye üyelik Türkiye için neden bu kadar önemli?

 

            ERDOĞAN: Avrupalı olduğumuz için! Yani biz de Avrupa  devletler topluluğuna aidiz.

 

            SORU: Peki Türkiye'nin AB üyesi olması Avrupa için neden  önemli?

 

            ERDOĞAN: Avrupa Birliği bizim için artık, eskiden olduğu  gibi çelik ve kömür ticaretini içeren bir ekonomik topluluktan   çok daha fazlasını ifade ediyor. Birliği, kültürlerin, çok   çeşitli örgütlerin gerçek bir birlikteliği ve siyasi bir ittifak   olarak görüyoruz. Türkiye bunun içinde yerini almalıdır..." 

            Die Welt gazetesinde (31/07) "CDU, Türkiye'nin AB Üyeliğini Değerlendiriyor" başlığı altında ve Ansgar Graw imzasıyla  yayımlanan bir yazıda, AKP ile CDU arasında gerçekleşen   görüşmelerde, Ankara'nın AB üyeliği konusunda biraz hareketlilik gözlendiği, ancak hangi tarafın pozisyonunu değiştirdiğini  söylemenin şimdiye kadar mümkün olmadığı belirtilmektedir. CDU   Genel Sekreteri Laurenz Meyer'in, AKP'li İdris Naim Şahin ile  AKP Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç'in görüşmelerinin  ardından basının karşısına çıktıklarında her halükarda uyumun  hakim olduğu ifade edilen yazıda, CDU'nun, şimdiye kadar  edinilen tecrübelerin tam üyeliğe götüren bir otomatiğe bağlı  oluşu yüzünden, bugüne dek AB'nin Türkiye ile katılım  müzakerelerini başlatmasını kesinlikle reddettiği, şimdi ise  Meyer'in, "sonu açık müzakereler" ihtimaline kapıyı tamamen  kapatmadığı kaydedilmektedir. CDU'nun, Ankara'ya  "ayrıcalıklı  ortaklık" perspektifi verirken, AKP hedefinin AB üyeliği  olduğunu bir kez daha vurguladığı belirtilen yazıda, Meyer'in  bununla birlikte, görüşme ortaklarının, AB'nin katılım  müzakerelerine başlanmasını reddetmesinin, Türkiye için büyük  bir darbe anlamına geleceği yönündeki endişelerine katıldığı,  bu nedenle de, AKP'nin bu görüşmelerin her ihtimali göz önünde bulundurarak, sonucun tam üyelik mi yoksa "ayrıcalıklı ortaklık"  mı olacağına, müzakerelerin sona ermesinden sonra karar verilecek  şekilde yapılması fikrini benimsediğini söylediği ifade  edilmektedir. Yazıda, Meyer'in, AB'nin aralık ayında açıklaması  beklenilen kararının, katılım müzakerelerinin başlatılmasından  yana olması halinde, "O zaman biz de CDU içinde, bu yolu izleme   konusunu görüşmeliyiz." dediği aktarılmaktadır. 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinde (01/08) "Bölünmüşlük Ne Kadar  Sürerse, Tanınma Tehlikesi O Kadar Büyür" başlığı altında ve  Hollanda'nın Kıbrıs'taki Büyükelçisi Max Gevers ile yapılan  mülakatta, Kıbrıs konusu ele alınmaktadır. "Aralık ayında,  Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihinin belirlenmesi tartışılacak. Bunun Kıbrıs sorununda rol oynayacağını öngörüyor  musunuz?" şeklindeki bir soruyu, Gevers'in, "Avrupa Konseyi'nin  kararı aralık ayında; ekim-kasım ayında yayımlanacak olan  Komisyon raporu temelinde alınacak. Bu rapor, Türkiye'nin  Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirip getirmediği üzerinde   duracak. Karar alınmasındaki temel budur." şeklinde cevapladığı  belirtilen mülakatta, "Doğal olarak kriterler içinde, insan  haklarına saygı, devlet hukuku vs. ifade ediliyor. Bir üye  ülkeyi tanımayan ve üye ülke topraklarında ordu bulunduran  bir ülkeyle müzakerelere nasıl başlanacak? Bu parametreler   kriterleri belirlemez mi?" şeklindeki bir soruya ise, Gevers'in,  "Kolay olmaz, ancak Türkiye'yle ilgili karar, aralık ayındaki  en zor kararlarımızdan biri olacağı için Kopenhag Kriterleri'ne  dayalı doğru bir karara ihtiyacımız olduğunu söylemeyi tercih  ederim. Şu an ile aralık ayı arasındaki dönemde herhangi bir  gelişme hakkında faraziye yapmayalım." dediği aktarılmaktadır. 

            IRAK BASINI: 

            El Ahali gazetesinin internet sayfasında (28/07-03/08)  "Türkiye... İleriye Doğru Atılmış Bir Adım, Ama..." başlığı  altında ve Ruşdi Fendi imzasıyla yer alan bir yazıda, mevcut  Türk Hükümeti'nin Türkiye'de yaşayan milliyetlerin, özellikle  de Kürtler konusunda doğru yönde ve yerinde bir adım attığı belirtilmektedir. Bu adımın, Türkiye'nin AB'ye girme çabaları  çerçevesinde ve Avrupa'nın bütün Türk Hükümetlerine uyguladığı   baskı ve koyduğu koşullar sonucunda atılmış bir adım olsa da   nedenleri ve sonuçları ne olursa olsun doğru bir adım olduğu  ifade edilen yazıda, bunun aynı zamanda Türk halkının,  hükümetinin ve çıkarlarının da yararına olduğu, ayrıca  arzuladıkları AB üyeliği açısından da yararlı olduğu ve bu  arada ülkedeki Kürt sorununun askeri çözüm ve şiddete  başvurulmadan barışçı ve demokratik yollarla çözüme  kavuşturulmasına da katkı sağlayacağı kaydedilmektedir. 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Basler Zeitung'da (30/07) "Türkiye'siz Bir AB için"  başlığı altında yayımlanan bir haberde, CSU Başkanı Edmund  Stoiber'in, Paris'te AB anayasası için Avrupa çapında bir  referandum ve Alman-Fransız ekseninin genişletilmesi çağrısında  bulunduğu belirtilmektedir. Fransa Ekonomi ve Maliye Bakanı  Sarkozy ile buluşmasından sonra Stoiber'in, yaptığı açıklamada, Sarkozy'nin kendi görüşlerini desteklediğini belirttiği, ayrıca  Almanya ve Fransa arasındaki ittifakın Polonya, İtalya, İngiltere  ve İspanya'yı da içine alacak şekilde genişletilmesi şeklindeki Sarkozy'nin önerisini de desteklediğini ifade ettiği  kaydedilmektedir. CSU Başkanı Edmund Stoiber'in, 25 üyeli bir  AB içinde güçlenmiş bir motora ihtiyaç olduğunu da vurguladığı  belirtilen yorumda, "Her iki taraf da Türkiye konusunda aynı  düşünceyi paylaşıyor: Avrupa Türkiye'nin tam üyeliğe alınmasıyla güçlenemez. 'Kim Avrupa'nın siyasi bir birlik olmasını istiyorsa,  açıkça hayır demeli.'" denilmektedir. 

            İTALYA BASINI:  

            Il Foglio gazetesinde (30/07) "Neden Kaddafi Şimdi  'Anneciğim Türkler' Diye Bağırıyor? Bunun Nedenini Bir  İngilizin Kitabı Açıklıyor" başlığı altında ve Marina Vaalensise  imzasıyla yayımlanan makalede, Muammer Kaddafi'yi Türkiye'nin  AB'ye üye olması tehlikesi karşısında Avrupalıları uyarmaya  sevkeden sadece asil idealler olmadığı belirtilmekte ve Albayın, Türkiye'nin Usame'nin Truva Atı olabileceği uyarısında bulunduğu   öne sürülmektedir. Kaddafi'nin, birkaç yıl önce, basında yer alan  diğer bir makalesinde de milyonlarca Türk'ün bir İslam partisine yaklaştıklarını yazdığı hatırlatılmakta ve şimdi de "Türkiye  Avrupa Birliği'ne girdiği takdirde Bin Ladin bundan memnun olacak   ve muzaffer çıkacak." dediği ifade edilen makalede, ortaya attığı  iddiaya göre, yılda yüzde 1.6 oranında büyüyerek 2010 yılında 90  milyon nüfusa ulaşacak olan Müslüman Türkiye'nin Avrupa'ya dahil olmasından ziyade, Kaddafi'yi endişelendiren bir başka tehlikenin  mevcut olduğu, bu tehlikenin de, Irak olayının ortasında kitle  imha silahlarından vazgeçtiğini belirtip mevcut yasak silahlarını  Batılı ülkelerin denetimine açması karşılığında büyük Batılı   ülkelerden yatırım bekleyen Kaddafi'nin, Türkiye'nin üyeliği ile  bu beklentisinin gerçekleşmeyeceği endişesinden kaynaklandığı  ifade edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "Kaddafi'nin  öfkesinin nedeni işte budur. Türkiye AB'ye girmesi halinde  milyarlarca euroluk yardım ve yatırım alacaktır. Pek çok yatırım  diğer Akdeniz ülkeleri yerine AB üyesi Türkiye'ye yönelecektir.  İtalya'nın Kaddafi konusundaki özel siyasi-diplomatik konumuna  rağmen, Libya'nın silahsızlanması konusundaki müzakerelerin  başarısı İngiliz gizli servisine aittir. Başbakan Silvio  Berlusconi'nin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a  dostluğunu ilan ettiği şu sırada, Türkiye'deki stratejik  yatırımlardan en büyük payı alanlar İtalyan iş adamları değil,  İngilizler, Almanlar ve hatta Türkiye'nin AB'ye üyeliğine burun  kıvıran pek çok ülkeden gelen işadamlarıdır."

            Liberazione gazetesinde (01/08) "Okuyucu Mektubu:  Türkiye-AB... Aşırılık Taraftarlarının Truva Atı mı?" başlığı  altında ve Gianni Toffali imzasıyla yayımlanan okuyucu mektubunda  şöyle denilmektedir: "'Avrupa Birliği'ndeki Türkiye, İslam  dünyasının ve Bin Ladin'in Truva Atı olabilir. Türk İslamcılar  ve dünyadaki İslami çevreler sadece Batıyı inandırmak istedikleri  gibi bölünmüş değiller, aynı zamanda Avrupa'nın ve Amerika'nın İslamlaştırılması amacıyla birlikte çalışıyorlar.' Bunlar, ırkçı  bir yabancı düşmanının, katolik bir köktendincinin ya da Kuzey  Ligi'nden birinin değil, Kaddafi'nin sözleri! Bunların 'dolabında  öyle pek de az sayıda iskelet bulunmayan' bir şahıs tarafından  telaffuz edilmesi gerçekten de paradoksal! Laik Türkiye'nin esasen   bir tür dengeleme odası ya da Batı ve daha radikal İslam arasında  'yumuşak bir duvar' mı, yoksa Kaddafi'nin de dediği gibi,  küçümsenmemesi gereken tehlikeli bir 'Truva Atı' mı olduğu  konusundaki kuşkular ise devam ediyor..."           

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Kathimerini gazetesinde (01/08) "Valery Giscard D'estaing:  Türkiye, AB Üyelik Sürecinde Çok Büyük Engellerle Karşılaşacak"  başlığı altında ve Ritsa Masura-Eleni Trandafilidi imzalarıyla  Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye'ye ilişkin bölümünde  şu ifadeler yer almaktadır: 

            SORU: AB'nin sonuç itibarıyla sınırları nasıl belirlenecek  ve Türkiye ile ne olacak? Aralık ayında Ankara'ya çok arzuladığı  üyelik müzakereleri ile ilgili tarih verilecek mi? 

            VALERY GISCARD d'ESTAING: Türkiye konusunda önemli olan  tarih değildir. Önemli olan Helsinki'de insan haklarına saygı  gibi, aday ülkeler için belirlenen ön şartların yerine  getirilmesidir. İlkelere saygı gösterilmediği takdirde  müzakereler yapamayız. Ancak söz konusu ilkelere saygı  gösterildiği takdirde de şu soru gündeme gelecek: Ortak çıkar  neyi gerektiriyor? İmtiyazlı ortaklık ilişkisi mi, yoksa üyelik  mi? Türkiye AB üyelik sürecinde çok büyük engellerle karşılaşacak.  Çünkü her şeyden önce Türkiye Avrupa ülkesi olamayan, ancak AB  üyesi olmak isteyen tek ülke değildir. Bize daha yakın olan Rusya,  Ukrayna ve Fas da AB üyesi olmak istiyor. Bu noktada şunu da  söylemek isterim: AB Anayasası'nı hazırlarken karşılaştığımız  sorunlardan bir tanesi de ufak ülkelerin güçlü ülkelerin  gölgesinde kalma hissine kapılmaları olasılığı idi. Dolayısıyla Türkiye'nin nüfus oranını dikkate aldığımızda Türkiye bir gün  AB üyesi olursa nüfusu 90 milyona ulaşmış olacaktır. Bu da  Türkiye'nin Avrupa içinde en güçlü ülke konumuna gelmesi demektir.  AB Anayasası uyarınca üye bir ülkenin karar mekanizmasına katılım  oranı o ülkenin nüfusuna bağlıdır. Böylece Avrupa'ya ait olmayan  bir ülke AB'nin karar mekanizmasını en çok etkileyen ülke  olacaktır. Bu haliyle tepkiler yaratacaktır. Bu arada, Fransa ve Almanya'ya komşu olan küçük ülkelerin gelecekte AB Parlamentosu  içinde Türkiye'nin en güçlü konuma gelmesi olasılığından kaygı  duymamaları bizleri şaşırtmaktadır. Bunun ötesinde başka bir  hususa daha değinmek isterim: Halkın, Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda o dönemde ne düşüneceklerini ne ben ne de başkaları  biliyor. Türkiye'deki yaşam seviyesi, genişlemiş olan AB'nin  yaşam seviyesinin yüzde 20'sine tekabül ediyor. AB'ye yeni üye  olan ülkelerin yaşam seviyesi AB'nin yaşam seviyesinin yüzde  40'ına tekabül ediyordu. Bu, Türkiye'nin AB'ye uyumunun büyük  karışıklık yaratacağını gösteriyor.  

            SORU: Son olarak şunu sormak istiyorum: AB üyesi diğer  ülkeler, dört özgürlükten, başka bir deyişle insan, mal, kurum  ve sermayenin serbest dolaşımından Türkiye'nin yararlanmasına   razı olacaklar mı?  

            VALERY GISCARD d'ESTAING: Dolayısıyla AB ile Türkiye  arasında nasıl bir ilişki istediğimiz konusunda düşünmemiz  için çağrıda bulunuyorum. Avrupa dışında olan, en yoğun  nüfusa sahip olan ve bu arada ekonomisi Avrupa'nın ekonomisinin  orta düzeyinden daha düşük düzeyde bulunan bir ülke için belki  de özel olarak hazırlanacak bir formül temelinde ilişki kurmak  gerekecek. Her şey mantık temelinde değerlendirilmelidir. Ayrıca  geçmişte olduğu gibi Türklere yalan söylememiz gerekir. Yerine getiremeyeceğimiz vaatlerde bulunuyoruz. Türkiye'ye ilk başlarda  AET'ye üye olması yönünde öneri yapılmıştı. Ancak, 90'lı yıllarda  AB siyasi boyut kazanmaya başladı ve siyasi açıdan bütünleşme  Avrupalıları ilgilendiren bir konudur. Böyle bir durumda geriye  çözüm olarak ne kalıyor? Akdeniz'de BM tipinde bir bölgesel  örgütün oluşması. Böylece yine büyük tartışmalara yol açacak  olan bütünleşme noktasına geliyoruz. Öyle görülüyor ki AB ile  siyasi açıdan bütünleşmek isteyecek olan ülkeler bunu tek  başlarına yapacaklardır." 

            Ethnos gazetesinde (01/08) "Valinakis: AB'de Kıbrıs için  Ortam Şimdi Daha Sakin" başlığı altında ve Nikos  Meletis  imzasıyla Dışişleri Bakan Yardımcısı Valinakis ile yapılan  mülakatta Kıbrıs konusu ele alınmaktadır. Mülakatta,  "Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlaması talebine  olumlu bir cevabın verilmesi sizce Kıbrıs sorununun çözümlenmesi olasılıklarını olumlu yönde etkileyebilir mi? (Türkiye Avrupa  pasaportunu alırsa Kıbrıs konusunun canlı tutulması nasıl  mümkün olacak?)" şeklindeki bir soruyu, Valinakis'in,  "Bildiğiniz gibi, 25 AB üyesi ülkenin gelecek aralık ayında  Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili  değerlendirme kolay bir iş olmayacak. Biz elbette Türkiye'nin  Avrupa yönelimini destekleyenler arasında bulunuyoruz. Çünkü,  Türk treninin Avrupa raylarında ilerlemeye başlayacağı andan  itibaren davranışının daha Avrupai olacağına inanıyoruz.  Türkiye'nin geçmişteki aşırı tavrı takınmayacağına, gerginlik  ve tehditlere son vereceğine inanıyoruz. Türk politikasının Avrupalılaşması doğal olarak Kıbrıs konusuna ilişkin tavrını  da olumlu yönde etkileyecek. Bununla birlikte yeni nesil  Kıbrıslı Türk politikacıların, Denktaş'ın uzlaşmaz, savaş  yanlısı tavrından çok farklı bir tavır takınmış oldukları,  sabit bir şekilde Avrupa yöneliminden yana oldukları  belirtileri veriliyor." ifadeleriyle cevapladığı  kaydedilmektedir.  

 
 
ESKİ SAYILAR