ANKARA, 05/08(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 04 Ağustos 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Seattle Times
gazetesinin internet sayfasında (04/08) "Türkiye'nin Üyeliği Konusu AB
için Ciddi Soruları Gündeme Getiriyor" başlığı altında ve Rebecca
Goldsmith imzasıyla yer alan bir makalede, AB'nin genişlemesi ele
alınmakta ve Avrupalıların bir kimlik krizi yaşadığı belirtilmektedir.
Gelecek birkaç ay içinde Birliğin, NATO ittifakının tek Müslüman
ülkesi Türkiye'nin büyüyen 25 üyeli AB'ye katılım müzakerelerine
başlayıp başlamayacağına dair karar verecek olmasının AB'nin yaşadığı
kimlik krizini muhtemelen daha da kötüleştireceği ifade edilen makalede,
riskin büyük olduğu ve Batının Orta Doğu'daki önemli bir müttefiki olan
Türkiye'nin kabul edilmesinin, dünyadaki en büyük istikrarlı Müslüman
demokratik toplumun siyasal durumunu ve ekonomik profilini
güçlendirmeye yardımcı olabileceği, reddedilmesi halinde ise hükümete
zarar vererek, ülkeyi tecrit edebileceği ve Batı karşıtı aşırılıkçı
hiziplerin güçlenmesine neden olabileceği ileri sürülmektedir.
Türkiye'nin adaylığını yüksek sesle destekleyenlerin, -Amerikalılar,
İngilizler ve Türklerin kendileri- Brüksel'deki gücü denetimlerinde
tutan Avrupalılar üzerinde pek nüfuza sahip olmadıkları kaydedilen
makalede, Kıta Avrupasında çok az ülkenin Türkiye'nin adaylığına
tereddütsüz destek verdiğine işaret edilmektedir. Hollanda'nın
Dışişleri eski Bakanı Hans van den Broek'un, "Sorun Türkiye'nin AB'ye
katılıp katılmayacağı değil, ne zaman katılacağıdır. Avrupalıların 50
yıllık işbirliğiyle geçen yüzyılın ilk yarısından sonra
gerçekleştirdikleri, Avrupa Topluluğu'nun kurucuları tarafından asla
tahmin edilemezdi." dediği belirtilen makalede, "Bununla birlikte,
Türkiye'nin adaylığı kültürel farklılıklar yüzünden gölgelenebilir.
Türkiye'nin üyeliğine gösterilen direnç, gerici ve yabancı korkusu
taşıyan unsurlar içermekte. Türkiye ile ilgili tartışmaların büyük bir
parçasını, Avrupa'nın sadece coğrafi bir sınırlama mı yoksa bir ortak
Yahudi-Hıristiyan değerler ve fikirler topluluğu mu olduğu konusu
oluşturuyor." denilmektedir.
FİNLANDİYA BASINI:
Sosyal Demokrat Parti Parlamento Dış
İlişkiler Grubu Sekreteri Sebastian Sass'ın Helsingin Sanomat
gazetesinin görüş mektupları bölümünde (03/08) "Türkiye'nin Üyeliği AB
için Önemli Bir Köprü" başlığı altında yayımlanan makalede, Avrupalı
liderlerin aralık ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatıp
başlatmama kararı alacağı belirtilmekte ve Türkiye'nin 1999'da Helsinki
Avrupa Konseyi'nde üye adayı olarak kabul edildiği hatırlatılmaktadır.
Türkiye sayesinde Avrupa'nın, nihayet Birliğin son genişlemesinden önce
zaten görüşülmesi gereken meseleler hakkında bir tartışma açmış olduğu
belirtilen makalede, "Avrupa'nın Bütünlüğü: Bu nedir? Avrupa'nın
Değerleri: Hangi değerleri paylaşıyoruz? Avrupa'nın Sınırları: Neresi?"
sorularına cevap aranmaktadır. 1964'te, Türkiye ile Avrupa Ekonomik
Topluluğu arasında Ortaklık Anlaşması imzalandığında o zamanki Avrupa
Komisyonu Başkanı Walter Hallstein'in (Batı Almanya Dışişleri eski
Bakanı) "Türkiye Avrupa'nın bir parçasıdır. Bir gün Türkiye tam üye
olarak Birliğe katılacaktır." şeklindeki sözlerine yer verilen
makalede, AB'nin sınırlarının Türkiye'ye yaklaştıkça, Avrupalı
muhafazakarların kültürel ve dini farklılıkları vurgulamaya
başladıkları ifade edilmektedir. Makalede şöyle denilmektedir: "AB'nin
üyelik kriterleri yine de kültür ve din temelinde kimseyi elemiyor.
Geçerli kriterler demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarının
yanı sıra azınlıklara saygı, işleyen bir piyasa ekonomisi, AB
yasalarının uygulanması ve Birliğin hedeflerinin desteklenmesiyle
ilgili. Türkiye'nin şu anda kriterleri karşılayıp karşılamadığı
konusunda doğal olarak farklı görüşlere sahip olabiliriz. Ancak
kriterler karşılanırsa başa çıkılamayacak kültürel zıtlıkları
tartışmamalıyız, değil mi? Dini hoşgörü, din özgürlüğü Avrupa'nın en
saygın geleneği değil mi? Herkes aynı dinden olacaksa din özgürlüğünün
ne anlamı kalır ki?... AB'nin yakınlarda kararlaştırdığı ikinci bir
köprü kurma projesi, eski demir perdeyi aşan köprüydü. Avrupa'nın
birleştirilmesi neredeyse bütün kıtanın mevcudiyetini tehlikeye atan
çatışmalara bir son verdi. Batı ile İslam arasındaki çatışma, bugünkü
tartışmaların odak noktası. Bu çatışma maalesef bize Viyana
kuşatmasını ve Kavimler Göçü'nü anımsatan uzun bir geçmişe sahip.
AB'nin kuracağı üçüncü bir köprü Doğu ile Batı'yı birleştirmelidir.
Laik bir Türkiye, Birlik için boğazı aşan seçkin bir köprü olacaktır...
Türkiye'ye karşı kültürel ya da dini kriterlere dayanılarak ayrımcılık
yapılmasına karşı olan Avrupa'daki Sosyal Demokratlar, demokrasi,
insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerinde duruyorlar. Bu kriterler
karşılanmazsa üyelik mümkün olmaz..."
KIBRIS RUM BASINI:
Mahi
gazetesinde (04/08) "İşte Avrupalı!" başlığı altında ve Ath.
Alistratlis imzasıyla yayımlanan başyazıda, Fransa'nın eski
Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'in Türkiye'nin AB üyeliğine ya
da aslında üye olmamasına ilişkin olarak yaptığı açıklamanın açık ve
kesin olduğu belirtilmekte ve Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı ve meşhur
Helen dostunun gerçeklerden bahsettiği -diğer Avrupalı liderlerinin
aynı zamanda Yunanlı ve Kıbrıs Rum tarafındaki siyasi parti
liderlerinin konuşmaya cesaret edemediği gerçeklerden...- ifade
edilmektedir. Giscard d'Estaing'in, Yunanistan'da yayımlanan Kathimerini
gazetesine verdiği demeçte, güçlü argümanlarla Türkiye'nin AB'ye niye
üye olmaması gerektiği ile ilgili nedenleri izah etmeye çalışarak,
bütün ciddiyet ve tecrübesi ile Türkiye'nin Avrupa'ya olası
üyeliğinden ortaya çıkacak panik ile ilgili tehlike çanlarını çaldığı
kaydedilen başyazıda, Giscard d'Estaing'in, Avrupa'ya üye ülkelerin
liderlerini konu üzerinde düşünmeye ve küçük ya da büyük ülkeler için
sonuçları hesaplamaya çağırdığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin
üyeliğinin, büyük ülkelere kıyasla küçük ülkeler için daha kötü
olacağı, çünkü Türkiye'nin elde edeceği güçle, bütün direniş çabalarını
etkisiz hale getireceği ve gölgede bırakacağı vurgulanan başyazıda,
"Henüz erkenken, AB üyesi bütün ülkeler Giscard d'Estaing'e kulak
versinler, Türkiye'ye 'kırmızı ışık' yaksınlar ve AB'nin İngiltere'si
ile birlikte fetih ile ilgili planlarına engel koysunlar. Hemen
şimdi... Çünkü yarın geç olacaktır." denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in
(04/08) "Yatırımcılar Türkiye'nin AB'ye Üyeliği Konusunda Temkinli Bir
İyimserlik İçindeler" başlığı altında yer verdiği bir haberde, mali
kuruluşlar tarafından yapılan ve sonuçları yayımlanan bir araştırmaya
göre, aralık ayında Türkiye Avrupa Birliği'ne üyelik müzakereleri için
şartlı olarak tarih alabileceği belirtilmektedir. Merkezi Londra'da
bulunan HSBC Bankası'nın 2 Ağustos'ta internet sayfasında yer alan
araştırmasında pekçok yatırımcının Türkiye'nin 2015 yılına kadar tam
bir AB üyesi olabileceğinden emin olamadıklarına da yer verildiği ifade
edilen haberde, HSBC'nin, "Araştırmanın neticesine bakarak yaptığımız
değerlendirme, yatırımcılar arasında çok büyük bir heves görülmediği
yönündedir ve pazarın bu konuya bakışını tarif etmek için
söylenebilecek en doğru söz temkinli bir iyimserlik havasının hakim
olduğudur." şeklinde bir açıklamaya yer verdiği kaydedilmektedir.
Türkiye ile iş yapan 100'ün üstünde kurumun görüşlerine yer veren
araştırmanın, bunlardan yüzde 58'inin Türkiye'nin şartlı olarak
müzakere tarihi alacağı tahmininde bulunduklarını söylediği, bunun da
Türkiye'nin reform konusunda daha fazla şartı yerine getirmesi
gerektiği anlamına geldiği ifade edilen haberde, araştırmaya
katılanların sadece dörtte birinin Türkiye'nin 2005 yılında üyelik
müzakerelerine başlayabileceğine ihtimal verdiği, ancak araştırmaya
katılanlardan çok azının AB'nin Türkiye'yi doğrudan reddedeceğine
ihtimal verdiği vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
Ayrılıkçı ve Yabancı düşmanı Kuzey
Ligi'nin (Lega Nord) yayın organı niteliğindeki La Padania
gazetesinde (03/08) "Adalet Bakanı Castelli: 'Türkiye AB'de mi? İyi
Düşünelim'" başlığı altında ve Giulio Ferrari imzasıyla yayımlanan bir
haberde, Adalet Bakanı Roberto Castelli'nin, "Irak'ta Hıristiyanlara
karşı girişilen katliamlar, Türkiye'nin AB'ye girmesini destekleyenleri
yeniden düşünmeye sevk etmelidir. Biz gözlerimizi açmadan önce daha ne
olmasını beklemek gerek bilmiyorum. Ayrıca Kilise de bu İslami köktendincilik
üzerinde düşünmelidir." şeklinde bir uyarıda bulunduğuna yer
verilmektedir. Adalet Bakanı Castelli, Özgür Padania Radyosu'nda
yaptığı konuşmada, artmakta olan İslam tehdidi karşısında uygar dünya
tarafından takınılan pasif ve mazoşist tavrı ortaya koyarak,
"Avrupalılar şevki olmayan, tembel ve gözlerini açmayan yaşlı bir
halk... Oysaki büyük bir çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'yi AB'ye
almaya hazırlanmakta olduğumuz gerçeği hakkında iyice düşünmek gerekir.
Bu da üzerinde durulması gereken bir konudur." dediği aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Aylık Diplomatia dergisinde
(04/08) "Molivyatis: Yunanistan'ın 'Altın Çağı'" başlığı altında ve
Grigoris Tziovaras imzasıyla yayımlanan bir yorumda, 23 Haziran'da
yapılan Milli Savunma ve Dış Konular Daimi Komisyonu'nun
toplantısında, Yunanistan'ın dış politikanın stratejik hedefleri,
Kıbrıs'ın birleşmesi ve Türk-Yunan ilişkileri ele alındığı
belirtilmekte, Milli Savunma ve Dış Konular Daimi Komisyonu toplantısı
sırasında Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda Komisyon üyesi
milletvekillerinin şu konuşmalarına yer verilmektedir:
DIŞİŞLERİ BAKANI PETROS
MOLİVYATİS: (...) Helsinki'de, Aralık ayında Türkiye'ye üyelik
müzakerelerine başlayacak tarihin verilip verilmeyeceği kararının
alınması kararlaştırıldı... Sayın arkadaşlar, her kelimenin önemi
büyüktür, bu nedenle dikkatle ve derinlemesine incelemenizi istiyorum.
Size büyük bir samimiyetle konuşuyorum, ancak kolay anlaşılır
nedenlerden dolayı, tezlerimi açıklamamda bazı sınırlamalar da var.
Türkiye'nin Avrupa yönelimini destekliyoruz. Herhangi bir konunun diğer
herhangi bir konuyla bağlantısını kesmiş olduğumu hiçbir zaman
söylemedim. Bölgemizde büyük değişiklikler kaydediliyor. Bölgemizin
jeopolitik haritası kökten değişiyor. Bu değişikliğin neden
kaydedildiği hakkında konuşmak istiyorum. Herşeyden önce, Soğuk Savaşın
bundan on yıl önce bitmiş olduğunu söylemem gerekir. AB, bölgemizin
bütün ülkelerine cazip görünüyor. Bu ülkelerin, kuzeydeki
komşularımızın ve Türkiye'nin AB üyeliği, Avrupa'da herşeyi kökten
değiştirecek olan katalizör rolü oynayacak. Bu değişiklikler bir gün
içinde gerçekleşemez. Uzun bir zamanın geçmesi gerekecek, ancak geriye
dönüşü olmayan bir yolda ilerlemeye başlamış bulunuyoruz. Böylece,
Balkanlar artık Avrupa'nın barut deposunu oluşturmayacak, birbirimizi
katletmeye son vereceğiz, hepimiz için bir işbirliği ve barış dönemi
başlayacak. Stratejik hedefimiz budur. Türkiye'yi bu hedefe dahil
ediyoruz. Türkiye'nin AB'ye kabul edilip edilmeyeceğini bilmem mümkün
değildir.
EVANGELOS VENİZELOS:
Başbakan'ın yaptığı açıklamalardan Yunan Hükümeti'nin Türkiye ile AB
arasında üyelik müzakerelerinin başlamasından yana olduğunu ve Aralık
ayına kadar ne olursa olsun Yunan hükümetinin bu tavrından
vazgeçmeyeceği izlenimini edindim. Bu konuya ayrıntılı bir şekilde
değinmenizi rica ediyorum. Hükümetin bu konudaki tavrı netleşmiş midir,
yoksa Aralık ayında mı Yunanistan AB üyesi ülke olarak tavrını ortaya
koyacaktır?
PETROS MOLİVYATİS: Bu
soruyu sorduğunuz için size teşekkür ederim; çünkü bu şekilde,
söylediklerimi daha açıkça belirtme fırsatı verdiniz. Başbakan, sizlere
daha önce söylediklerimden ne daha fazla ne de daha az bir şey
söyledi. Başbakan, 'Türkiye'nin AB yönelimini destekliyoruz' dedi.
Sizlere bu politikayı hangi stratejik çerçeve içinde uyguladığımızı da
anlattım. Bana izin verirseniz, söylediklerim üzerinde durmak
istiyorum. Nedenini ise sanırım anlıyorsunuzdur. Onların, bizim
takındığımız tavra karşı olduklarını sanmıyorum. Zira, bizim
takındığımız tavır yeni değildir. AB'nin üyelik müzakereleri için
Türkiye'ye tarih verip vermeyeceği, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ni
uygulayıp uygulamadığı konusunda alacağı karara bağlıdır. AB Komisyonu,
Kasım ayı başlarında ilgili raporunu AB'ye sunacak. Daha sonra bu
rapor AB Bakanlar Kurulu'nda ele alınacak. AB Komisyonu tarafından
hazırlanacak olan raporun içeriğinin ne olacağını bilmiyoruz.
Dolayısıyla, daha önce bu konuda söylediklerimle yetinmek istiyorum.
Sanırım, sorunuza tatmin edici cevap vermiş bulunuyorum."
Elefteros Tipos
gazetesinde (04/08) "Erdoğan 25 'Evet' Elde Etmeyi Amaçlıyor" başlığı
altında ve Yorgo Kuvaras imzasıyla yayımlanan bir yorumda, aralık
ayında Türkiye'ye müzakere tarihinin verilip verilmeyeceği yönündeki
kararın alınması için AB Komisyonu'nun Türkiye'nin ilerleme raporunu
25 üye ülkenin her birine ayrı sunması kararının, Avrupalıların,
Ankara'nın Avrupa yönelimini ihtiyatlı karşıladıklarını ortaya koyduğu
belirtilmektedir. Yunanistan'da politikacılar sınıfının hemen hemen
tümünün Türkiye'nin Avrupa yönelimini desteklerken, Avrupa'nın birçok
başkentinde, kültürel ya da ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye'nin
gelecekte AB üyesi olmasına karşı itirazların dile getirildiği ifade
edilen yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa'da özellikle de Amerika'nın
Avrupa üzerindeki etkisinin artmasını istemeyen ülkeler (Fransa gibi)
tarafından dile getirilen itirazlara rağmen, AB ülkelerinde hakim olan
görüş şudur: Türkiye tarafından sarfedilmekte olan çabaların
desteklenmesi ve gelecek aralık ayında 'yeşil ışığın' yakılması; ancak,
Ankara'nın Avrupa'ya yönelik amaçlarını gerçekleştirmesi için gerekli
kriterlerin yerine getirilmesi konusunda AB'nin, 'şarabına su katmayı'
kabul etmemesi. Brüksel'in teknokratları, 25 AB üyesi ülkenin her
birine ayrı ayrı Türkiye'nin ilerleme raporunu sunmakla, dolaylı bir
şekilde, Avrupa başkentlerindeki Türkiye'ye yönelik kaygıları
güçlendiriyorlar ve Erdoğan'ı da zor konumda bırakıyorlar.
Sorumluluğun 25'ler arasında paylaştırılması, AB kriterlerine tam uyum
sağlamamış olmasına rağmen, gerekli siyasi desteği elde etmek için uzun
zamandır metotlu bir şekilde çalışmakta olan Türk Başbakan için olumlu
bir gelişme sayılamaz."
-
-
-
ESKİ SAYILAR