06.08.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

    

     ANKARA, 06/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  05 Ağustos 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (05/08) "Türkiye'de AB Yanlısı Bir General  Terfi Etti" başlığı altında ve Gareth Jones imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Türkiye'de Yüksek Askeri Şura  toplantısı ve sonuçlarına yer verilmekte ve Orgeneral Yaşar  Büyükanıt'ın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirildiği,  böylelikle iki sene içinde Genelkurmay Başkanlığı görevini  yürüten Hilmi Özkök'ün yerine geçmesinin yolunun açıldığı belirtilmektedir. Büyükanıt'ın, Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın siyasi reformlarını sessiz sedasız kabullenen  ılımlı yapıdaki Özkök'e yakın biri olduğu belirtilen  haberde, Türkiye'nin nihai olarak Avrupa Birliği üyeliğine  hazır hale gelmesi amacıyla gerçekleştirilen söz konusu  reformlara, "orduyu dizginleyecek" yeni düzenlemelerin de  dahil edildiği ifade edilmektedir. Mayıs ayında yaptığı  bir konuşmasında Büyükanıt'ın, "Türk Silahlı Kuvvetleri,  Türkiye'nin modernizasyonu açısından hem jeopolitik hem de  jeostratejik alanda bir gereksinim olması nedeniyle Avrupa  Birliği'ne karşı olamaz." dediği hatırlatılan haberde,  Ankara Üniversitesi'nden Doğu Ergil'in, "Silahlı kuvvetler  doğru yolda ilerlemeye devam ediyor." diyerek, ordunun  Özkök'ün komutasında Türkiye'nin AB emellerini ve bu  anlamda siyasi reformları desteklediğini belirttiği  kaydedilmektedir.

            The Guardian gazetesinde (05/08) "İyileşmenin Gücü"  başlığı altında ve John Kolesidis imzasıyla yayımlanan  makalede, Olimpiyat Oyunları ve bu vesilesiyle Türk-Yunan  ilişkileri ele alınmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan  ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in, Erdoğan'ın  kızının düğününde samimi bir görüntü çizmeleri ve  Karamanlis'in 11 Temmuz'da yapılan düğünden ayrılırken,  "Birkaç yıl önce bunun olabileceğini hayal bile edemezdik.  Bu, yaptığımız harika işlerin bir işareti." dediği  hatırlatılan ve bu uzlaşının iki ülke halkı arasındaki  ilişkilere de yansıdığı vurgulanan makalede, Atina'da  politikacıların şimdi bu uzlaşıda kendi paylarının  olduğunu göstermek için uğraştıkları ve birçoğunun Türkiye  ile barışma fikrinin kendilerinden çıktığında ısrar ettiği kaydedilmektedir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros  Molivyatis'in verdiği bir mülakatta, "Son yıllarda Türkiye  ile ilişkilerimizde olumlu bir dinamik gelişti ve olumlu  bir ortam yaratıldı. Çok da uzak olmayan geçmişin  sürtüşmeleri ve gerginliklerine geri dönülmesini  engelleyecek bir ortam. Artık yavaş yavaş tamamen normale  dönecek ilişkilerimizi geliştirme isteğine sahibiz" diye  konuştuğu hatırlatılan makalede, Molivyatis'in dediğine  göre Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma arzusunun  ilişkilerin normalleşmesine yardımcı olacağı  vurgulanmaktadır. Yeni Demokrasi'nin zaferinden beri geçen  beş ay içinde Karamanlis'in, Türkiye'nin AB üyeliği için  destek verme zahmetine katlandığı ifade edilen makalede,  Türk lidere duyduğu sevgiyi ender olarak gösteren Yunan  Başbakan Karamanlis'in bir açıklamasında, "Ona büyük saygı  duyuyorum. Yeni bir rüzgar olduğunu bana kanıtladı. Avrupa  vizyonu hakkında konuştuğunda samimi olduğuna inanıyorum.  Türkiye'nin reform yapması ve bir Avrupa toplumuna  dönüşmesi için AB üyeliği teşvik edici olacaktır" dediği  aktarılmaktadır. Makalede, Kıbrıs'ta çözüm umudu her  zamanki gibi çok uzaktayken, Papadopulos'un Türkiye'nin  AB üyeliğini veto etmesi durumunda Kıbrıs'ın bölgenin  değişen politikasını daha kötü bir duruma sokacağına dair  endişelerin olduğuna dikkat çekilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Aylık Diplomatia dergisinin son sayısında (05/08)  "Türkiye-AB İlişkileri... En Kritik Dönem Başlıyor"  başlığı altında ve Sotiris Sideris imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, "Aralık ayında yapılacak AB Zirvesi'nde  Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmemesi  halinde ne olacak?" şeklindeki bir soruya, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın verdiği cevabın, "Böyle bir şeyi düşünmek  bile istemiyorum" olduğu belirtilmekte ve Başbakan  Erdoğan'ın bu cevabının, aralık ayında Türkiye konusunda  AB tarafından alınacak kararın hem kendisi hem de ülkesi  için taşıdığı büyük önemi ortaya koyduğu vurgulanmaktadır.  Bu konunun basit ya da kolay olmadığından Türkiye-AB  arasındaki ilişkilerde en kritik dönemin başladığının  ifade edildiği yazıda, Türkiye konusunda Avrupa  başkentlerinde var olan senaryoların, ancak Olimpiyat  Oyunlarına Yunanistan'ın gerektiği gibi hazırlanıp  hazırlanmayacağı yolunda dolaşan senaryolarla  kıyaslanabileceği, yüzlerce bakan, teknokrat ve diplomatın,  aldıkları talimatlar doğrultusunda hareket ederek, Türkiye  konusunda bir dizi senaryo ürettikleri kaydedilmektedir.  Yazıda şöyle denilmektedir: "Siyasi düzeyde AB-Türkiye  ilişkileri konusunda AB içinde önemli görüşmelerin yapıldığı  ve özellikle ilk ikisi üzerinde çok durulan şu üç senaryodan  söz ediliyor:

            1) AB üyesi çoğu ülke tarafından desteklenen senaryoya  göre, aralık ayında yapılacak olan AB Zirvesi'nde Türkiye'ye  üyelik müzakereleri için tarih verilecektir. Bununla birlikte,  bu senaryonun bir özelliğine göre, AB, Türkiye ile başlatacağı  üyelik müzakereleri sürecinin ne zaman son bulacağını  açıklamayacak ve müzakerelerin başlamasından bir süre sonra  Türkiye'ye, AB ile ekonomik, güvenlik ve siyasi açıdan güçlü  bir 'imtiyazlı ortaklık' önerecektir. Böylece Türkiye, AB'nin  karar alma mekanizmasının dışında kalacaktır. Ankara, AB ile  imtiyazlı bir ortaklık istemediğinden, bu senaryoya tepki  gösteriyor.

            2) Bazı Avrupa başkentlerinde yoğun bir şekilde dile  getirilmekte olan diğer senaryo ile aslında, aralık ayında  tarih için tarih verilmesi öneriliyor. AB, üyelik  müzakerelerinin başlaması için karar alacak, ancak  Ankara'dan, önce, bazı Kopenhag kriterlerini uygulaması,  müteakiben de üyelik müzakerelerine başlaması talep  edilecek. Bu öneri, doğal olarak Türkiye'nin üyeliğe  ilişkin amaçlarını zora sokuyor ve Ankara tarafından  reddediliyor.

            3) Açıkça pek tartışılmayan, ancak kapalı kapılar  ardında masaya getirilmekte olan üçüncü bir senaryo ile  büyük bir ülkenin (örneğin, Fransa'nın) ya da küçük bir  ülkenin (örneğin Kıbrıs'ın) müzakerelerin başlamasını  'veto' etmesi öneriliyor. Fransa, bilinen birçok  nedenlerden, özellikle siyasi, kültürel ve ekonomik  nedenlerden dolayı Türkiye'nin üyeliğini istemediği için;  Kıbrıs ise, adada işgal ordusunun varlığı nedeniyle,  müzakerelerin başlamasını veto edebilir. Bu senaryonun  uygulanması durumunda sahne kökten değişecek ve gelişmeler  Yunan çıkarları için tehlikeli olacak.

            Tartışmaların temel, aynı zamanda da ilginç konularından  birini, AB tarafından verilecek cevabın net olmaması ya da  Hükümet ile askeri kurulu düzenin istediği şekilde olmaması  durumunda, Başbakan Erdoğan için ertesi günün nasıl olacağı  konusu oluşturuyor. AB'deki perde arkası konuşmalar hakkında  bilgisi olan deneyimli diplomatların değerlendirmelerine  göre, aralık ayına kadar hükümetin serbestçe hareket  edebilmesi yönünde Erdoğan hükümeti ile generaller arasında  bir anlaşma yapıldı. Gelişmelerin olumsuz olması durumunda,  sadece Erdoğan'a itirazlar dile getirilmeyecek ve bu ortamda  sorunların düzensiz bir şekilde çözümlenmesi, Türkiye'de  derin bir krize yol açabilecek. Bu olasılık, Avrupalıları,  Amerikalıları ve aynı zamanda da Yunanistan'ı kaygılandırıyor.  Çünkü komşu ülkede bir krizin cereyan etmesi ülkemiz ile  ilişkileri de etkileyebilir, bunu da kimse istemiyor." 

  

 
 
ESKİ SAYILAR