13.08.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 13/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  11-12 Ağustos 2004 tarihleri arasında yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            The Wall Street Journal gazetesinde (11/08)  "Saldırıların Türkiye'de Büyümeyi Durdurması Olası Değil"  başlığı altında ve Hugh Pope imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Avrupa'nın Orta Doğu'ya açılan kapısının eşiğindeki   Türkiye'de, İstanbul'da gerçekleşen patlamalar ve Irak sınırı   yakınında Türk askerlerine yönelik saldırıların rahatsızlık   verici olduğu belirtilmektedir. Eylemlerin bu noktada,  Türkiye'nin halihazırdaki canlı ekonomik değişimini, güçlü  büyümeyi ve Avrupa Birliği liderlerinin, aralık ayında üyelik görüşmelerine başlama tarihi vermeleri yönünde artmakta olan  olasılığı yolundan çıkarmasının muhtemel olmadığı vurgulanan  yazıda, PKK/KONGRA-GEL'in saldırılarla ilgisi olup olmadığına  yer verilmektedir. Türk yetkililerin, bu saldırıların, otuz  yıldan bu yana görülen en düşük enflasyon oranını, IMF'nin  Türkiye'yi izleme programını Şubat 2005 sonrasına kadar  uzatmasını, gelişmekte olan turizmi ve bir üye olarak kabul  etmesi için Avrupa Birliği'ni ikna etmek maksadıyla uygulanan  istikrarlı siyasi reformları yolundan çıkarmayacağından emin  oldukları ifade edilen yazıda, bunun nedeninin, Türkiye'nin  güneydoğusunda atmosferi değiştirmiş olan reformların  bazılarının da kendisi olduğu, söz konusu reformlarla, Kürtçe  eğitim veren birkaç kurs açıldığı, önde gelen bazı Kürt  mahkumların serbest bırakıldığı ve Türkiye'nin Avrupa'ya daha  yakınlaşıp büyüdüğü, daha zengin bir geleceğe dair bir inanç  oluştuğu kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (11/08) "Uğursuz  İttifak" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, İstanbul'daki iki otele yönelik saldırılar ve bu  saldırıların PKK/KONGRA-GEL ile bağlantısı ele alınmaktadır.  PKK/KONGRA-GEL radikallerinin tam da şimdi, Ankara hükümetinin  Kürtlere daha fazla kültürel haklar verdiği bir dönemde ihtilafı kızıştırmaya çalışmasının hiç de tesadüf olmadığı ve Kürtlerin  ne kadar fazla vatandaşlık hakkı elde ederlerse, KONGRA-GEL  gibi militan örgütlere de o denli az katılım olacağına işaret  edilen yorumda, bu örgütlerin şimdi 90'lı yılların terör  stratejisine geri dönmeleri halinde, Ankara'daki Erdoğan  hükümetinin reform çizgisini ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yakınlaşmasını istemeyenlerin ellerine koz vermiş olacakları,  bu reform düşmanlarının ise, güvenlik sisteminin büyük bir  bölümünü kontrol eden sağcı milliyetçiler arasında bulunduğu  öne sürülmekte ve KONGRA-GEL'in aşırılık yanlılarının, bu  güçlerle birlikte aynı ipi çektikleri vurgulanmaktadır.

            Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinde (10/08) "Avrupa'nın  Sınırları" başlığı altında ve Markus Schwering imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Avrupa Anayasası'nın AB Devlet ve  Hükümet Başkanları tarafından kabul edilmesinin "Avrupa  nedir? ve sınırları nerede biter?" sorusunu ortadan  kaldıramadığı belirtilmekte ve tam aksine bu konunun   entellektüel fikir alışverişinin gözde tartışma konusu  haline geldiği ifade edilmektedir. Bir tarafta, örneğin  muhafazakar partiler gibi, Avrupa'yı kültürel köklerine  göre tanımlamak isteyenler olduğu, -Antik çağ, Yahudi ve  Hıristiyan gelenekler, aydınlanma- kaydedilen haberde, diğer   tarafta ise örneğin Jürgen Habermars gibi bu köklere   odaklanmanın AB'deki birçok insanı dışlayacağını görenler  olduğu ve bunu arzu etmedikleri için de Avrupalılığın sadece  siyasi olarak tanımlanmasını istediklerine işaret edilmektedir.  Bu tartışmanın özellikle de AB'nin Türkiye ile katılım  görüşmelerine başlayıp başlamaması konusunda alevlendiği  belirtilen haberde, bu tartışmayı Bielefeld'li tarihçi Hans  Ulrich Wehler ve Köln'lü felsefeci Friedrich Balke'nin yaptığı,   solcu Wehler'in katılım görüşmelerine başlanmasına hatta  Türkiye'nin AB'ye katılmasına oldukça militan bir şekilde  karşı olduğu vurgulanmaktadır. Haberde, Boğazı "kültürel  bir sınır" olarak gören Wehler'in, Türkiye'yi "Avrupa'nın   tarihi bağlamı içerisinde" görmediği, Balke'nin ise,  kültürlerin dışa kapalı yapılar olmadıklarını, net olmayan  sınırlara sahip olduklarını, milyonlarca Türk kökenli vatandaş  vasıtasıyla Türkiye'nin zaten fiili olarak Avrupa'ya ulaştığını  ifade ettiği ve ayrıca katılımın değil, katılım görüşmeleri   kapısının kapatılıp kapatılmamasının söz konusu olduğunu   söylediği kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Times gazetesinde (12/08) "Vatikan Türkiye'nin AB  Üyeliğine Karşı Çıkıyor" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Vatikan'ın en üst düzeydeki teoloğunun, AB'nin  Hıristiyan kimliği hakkındaki tartışmayı alevlendirecek bir  ifadeyle, Türkiye'nin Avrupa'ya ait olmadığını, geleceğini  Müslüman ulusların yanında araması gerektiğini söylediği  belirtilmektedir. Roma Katolik Kilisesi'nin öğretilerinden  sorumlu en üst düzey yetkilisi Kardinal Joseph Ratzinger'in,  Fransa'nın Le Figaro Magazin'e verdiği mülakatta, Türkiye'nin  Avrupa'yla sürekli tezat halinde olduğunu ve AB'ye katılmasının  hata olacağını kaydettiği ifade edilen haberde, nüfusunun  çoğunluğu Müslüman, laik bir ülke olan Türkiye'nin, katılım müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağına aralık ayında  karar verecek olan AB'ye girmek amacıyla bir süredir siyasi  reformlar yaptığı hatırlatılmaktadır. Haberde, Kardinal  Ratzinger'in, "Türkiye her zaman için, Avrupa'yla sürekli  zıt düşen başka bir kıtayı temsil etmiştir." dediği  aktarılmaktadır.

            Reuter'in (12/08) "Vatikan Yetkilisi: Türkiye Araplara  Katılmalı, AB'ye Değil" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Vatikan'ın üst düzey bir teoloğunun, çoğunluğu   Müslüman olan Türkiye'nin Hıristiyan kökenlere sahip bir   Avrupa toplumuna katılmaya çalışmaktan ziyade, geleceğini   bir İslam ülkeleri birliğinde araması gerektiğini söylediği  ifade edilmektedir. Roma Katolik Kilisesi'nin dini doktrinle  ilgili bir numaralı yetkilisi olan Kardinal Joseph  Ratzinger'in, Türkiye'nin her zaman "Avrupa ile sürekli bir  ters düşme halinde olduğunu" söylediği ve bu ülkeyi Avrupa'ya  bağlamanın bir hata olacağını belirttiği kaydedilen haberde,  Kardinal Ratzinger'in ayrıca, Fransa'da yayımlanan Le Figaro  Magazin'e verdiği demeçte, Avrupa Birliği'nin, Hıristiyanlıktan  herhangi bir şekilde bahsedilmesinden kaçınan bir anayasanın benimsenmesiyle haziran ayında kapanmış görünen Hıristiyan  mirası meselesini tartışmaya devam etmesi gerektiğini söylediği  belirtilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun bir kere Viyana'yı  tehdit ettiğine ve Balkanlar'da savaştığına işaret eden  Ratzinger'in, "Tarihte Türkiye her zaman Avrupa'ya sürekli  ters düşen farklı bir kıtayı temsil etti. Bu iki kıtayı bir  tutmak hata olacaktır. Bu, zenginliğin kaybedilmesi, ekonomi   için kültürün yok olması anlamına gelecektir." dediği aktarılan  haberde, Almanya doğumlu Kardinalin, Türkiye'nin "komşu Arap   ülkelerle kültürel bir kıta oluşturmaya ve kendi kimliğiyle  bir kültürün önde gelen bir figürü haline gelmeye  çalışabileceğini" belirttiği vurgulanmaktadır.

            Reuters'in (12/08) "Reuters'in Kamuoyu Araştırması: AB  Türkiye ile Giriş Görüşmelerine 2005'te Başlayacak" başlığı  altında ve Natalie Harrison imzasıyla yer verdiği bir haberde,   Reuters'in yaptığı bir kamuoyu araştırmasına göre, Türkiye  Avrupa Birliği'ne katılmak için görüşmelere resmi olarak  muhtemelen 2005 yılında başlayacağı, fakat üyelik için gereken  reformları tamamlamasının en az 10 yıl alacağı belirtilmektedir. Uzmanların önümüzdeki yıl katılım müzakerelerine başlama   şansının iktidardaki merkez sağ Adalet ve Kalkınma Partisi'nin  son birkaç ay içinde gerçekleştirdiği siyasal ve ekonomik  reformlardan sonra büyük ölçüde arttığını söyledikleri ifade  edilen haberde, 9-11 Ağustos'ta yapılan kamuoyu araştırmasının,  AB'nin yüzde 70 tahminle Türkiye ile 2005'te görüşmelere   başlayacağını gösterdiği, reform hareketlerinin Avrupa  Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı Türkiye ile ilgili  raporunun, AB'nin 25 ülkesinin aralık zirvesinde müzakerelere  başlamaya karar vermesini sağlayacağına dair beklentileri  artırdığı kaydedilmektedir. Türkiye'nin son hareketlerinin  AB'yi görüşmelere başlama konusunda daha açık hale getirse  de üyeliğin hala uzakta olduğu öne sürülen haberde şöyle  denilmektedir: "Kamuoyu araştırmasındaki tahminlerin medyanı  daha önceki araştırmalardaki gibi Türkiye'nin AB'ye 2015  yılında katılacağını gösteriyor. Tahminler, 2010'da  girecekten asla giremeyeceğe kadar değişiyor. Soruları  cevaplayan 31 ekonomistin 25'i, Türkiye'nin müzakerelere  başlama şartının yeni reformlar yapması olduğunu söyledi.  Altısı ise bunun söz konusu olmadığını söyledi. Türkiye  insan hakları sicilini de AB'ninkine yakın bir çizgiye  getirdi... Türkiye'nin AB'ye 2015'ten önce katılmasını  beklemeyen Bank Austria'dan Walter Pudschedl, Türkiye'nin  fazla olan nüfusunun üyelik yolunu geciktirebileceğini  söyledi. Pudschedl, 'Nüfusunun büyüklüğü, Türkiye'nin üye  olması halinde Fransa ve Almanya gibi diğer ülkelerden  politikacıların karar alma sürecindeki güçlerini  kaybedecekleri anlamına geliyor. Türkiye'nin Avrupa  Parlamentosu'nda çok sayıda temsilcisi bulunacak.'"

 

            İTALYA BASINI:  

            La Repubblica gazetesinde (11/08) "İstanbul, İtalya'ya   Tehditler" başlığı altında ve Marco Ansaldo imzasıyla  yayımlanan haberde, Türkiye'nin, kendisini terör karmaşası  içerisine itmeyi ve AB üyeliği hedefinden uzaklaştırmayı  amaçlayan yeni birtakım saldırılarla sarsıldığının  vurgulandığı ve olayın hem gönderdikleri mesajla İtalya'yı  bir kez daha tehdit eden Ebu Hafız el Masri Tugayları hem  de adı ilk kez duyulan "Kürdistan Özgürlük Şahinleri" örgütü  tarafından üstlenildiğinin belirtildiği kaydedilmektedir.

 

            RUSYA BASINI: 

            Kommersant gazetesinde (12/08) "Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti Başbakanı Mehmet Ali Talat" başlığı altında  yayımlanan bir yazıda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  (KKTC) Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, "Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti'ne uygulanan uluslararası izolasyon hakkında  kesin karar aralık ayına kadar alınmalı." yönünde bir  çağrıda bulunduğu belirtilmekte ve Talat'a göre KKTC'nin  izolasyonunun Türkiye'nin AB'ye katılması konulu görüşmeler  başlamadan önce sona ermesinin önemli olduğuna dikkat  çekilmektedir. Talat'ın, "Avrupa Birliği aralık ayı   zirvesinde Türkiye'nin AB'ye katılması konulu görüşmelerin   başlangıç tarihini tespit ettikten sonra KKTC'ye karşı   uygulanmakta olan yaptırımların kaldırılması konusunda   Türkiye'nin tutumu eskisi gibi kesin olmayacak." şeklindeki  ifadesine yer verilen yazıda, Türkiye'nin AB'ye katılımı  konulu görüşmelerin başlangıç tarihinin bu aralık ayında  açıklanacağından emin olan KKTC Başbakanı Talat'ın "Olumsuz  kararın alınma ihtimali az." diyerek, aynı zamanda Türkiye'nin  Kıbrıs'tan askeri birliklerini çekmesinin Türkiye'nin katılım  konusunda AB ile yapacağı anlaşmanın şartlarından biri  olacağına inanmadığını ifade ettiği kaydedilmektedir.  

  

 
 
ESKİ SAYILAR