ANKARA,
19/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 18 Ağustos 2004
tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die
Tageszeitung'da (18/08) "Sivil Yönetimdeki Askeri Kale" başlığı altında
ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Milli Güvenlik
Kurulu'nun başına bir sivilin atanmasıyla birlikte Ordunun Türkiye'deki
siyasi nüfuzu azaltılacağı ve Ankara'nın böylece AB ile üyelik müzakerelerine
başlama şansını artırmak istediği belirtilmektedir. Türkiye'de uzun
süredir heyecanla beklenen kararın verildiği ve Milli Güvenlik
Kurulu'nun başına Atina Büyükelçisi olan Yiğit Alpogan'ın getirildiği
belirtilen yazıda, MGK'nın başına bir sivilin atanmasıyla birlikte, ordunun
siyasi araç olarak kullandığı bu mercii diğer Avrupa ülkelerindekilerle
kıyaslanabilir bir kurul haline getirmek için önemli bir adım atıldığı
ve Alpogan'ın atanmasının ise, Kıbrıs sorunu ve Yunanistan ile
ilişkilerin Ankara'da büyük öncelik taşıdığına ilişkin de bir sinyal
olduğu vurgulanmaktadır. Alpogan'ın atanma zamanının da tesadüf olmadığı
ifade edilen yazıda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in eylül ayı başında birkaç günlüğüne Türkiye'ye geleceği,
bunun, AB Komisyonu'nun eylül sonunda Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanması konusunda hazırlayacağı belirleyici raporun tamamlanması
öncesinde, Türk Hükümeti açından reform sürecinin durumunu ve son
yıllarda çıkarılan yasaların uygulanmasını anlatmak için son fırsat olacağı
kaydedilmektedir.
AVUSTURYA
BASINI:
Haftalık Profil
dergisinde (18/08) "Huntington: Türkiye Hiçbir Zaman Avrupa'nın Bir
Parçası Olarak Görülmedi, Zaten Coğrafi ve Öncelikle de Kültürel Açıdan
Avrupa'nın Bir Parçası Değil" başlığı altında ve Sebastian Heinzel
imzasıyla "Medeniyetler Çatışması" adlı kitabın yazarı, Harvard'da
Siyasal Bilimler Uzmanı Samuel Huntington ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: 'Medeniyetler
Çatışması' adlı kitabınızda, kültürel açıdan Meksika'nın ABD'ye,
Türkiye'nin Avrupa'ya olduğundan daha yakın olduğunu yazmıştınız.
Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda ne düşünüyorsunuz?
HUNTINGTON: AB'nin
aralıkta Türkiye ile giriş müzakerelerine başlama kararı alması halinde,
AB'nin yapısı tamamen değişecektir. Türkiye hiçbir zaman Avrupa'nın bir
parçası olarak görülmedi, zaten coğrafi ve öncelikle de kültürel açıdan
Avrupa'nın bir parçası değil.
(...)
SORU: Türkiye'nin
Batı'ya daha sıkı bağlanarak, 'Medeniyetler Çatışması'nın önlenmesi,
Türkiye'nin AB'ye katılımı lehinde bir argüman olabilirdi. FPÖ'nün eski
Başkanı Jörg Haider de bu yüzden Türkiye'nin katılımından yana çıkıyor.
HUNTINGTON:
FPÖ'nün ne yaptığını bilmiyorum. Ama Türk Hükümeti ve Türkiye'deki
elit tabaka 20'li yılların sonlarından bu yana Türkiye'nin
Avrupalılaşmasını teşvik ettiler. Kemal Atatürk Arap harflerinin yerine
Latin alfabesini getirdi, halifeliği kaldırdı ve Türkiye'yi modern bir
Avrupa devleti yapmak istedi. 70 yıl sonra bu amaca sadece kısmen
ulaşıldı. Türklerin büyük bir çoğunluğu hala eski Müslüman kültürüne sadık
kalıyor.
SORU: Yani
Avrupalılaşmanın mümkün olmadığını mı kastediyorsunuz?
HUNTİNGTON: Böyle bir şey
söylemedim. Sadece, Türk Hükümeti'nin 70 yıllık enerjik çabalarına
rağmen bunu başaramadığını söyledim."
Avusturya
Radyosu Ö1'in (13/08) "Özdemir: Türkiye'nin Üyeliği Avrupa'nın
Çıkarınadır" başlığı altında ve Avrupa Bülteni adlı programının Yaz
Sohbetleri dizisinde Birgit Schwarz imzasıyla Almanya'daki Yeşiller
partisinden AB Parlamenteri Cem Özdemir ile yapılan bir mülakata yer verilmektedir.
"Türkiye'nin gün gelip de Avrupa Parlamentosu'na parlamenter gönderip
göndermeyeceği, ya da ne zaman göndereceği henüz belli değil. Şu anda
Avrupa Birliği, yıl sonundan önce Ankara ile müzakerelere başlama tarihini
verecek gibi görünüyor. Buna rağmen Avrupalı politikacıların çoğu,
üyeliğin ancak uzun yıllar sonra gerçekleşeceği konusunda hemfikirler"
değerlendirmesi yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde, "Almanya'da
Türkiye'nin AB katılımına ilişkin yapılacak bir oylama nasıl bir sonuç
verirdi sizce?" şeklindeki bir soruya, Özdemir'in, "Bunu söylemek çok
güç. Bu tabii ki şimdi yaptığımızı, daha da yoğunlaştırarak yapmamızı
gerektirebilirdi. Yani Türkiye'nin Suudi Arabistan ya da Suriye gibi
olmamasının öncelikle Avrupa'nın çıkarına olduğunu halka açıklamayı
kastediyorum. Türkiye'nin Fransa ya da Almanya gibi olmayı yeğlemesinin,
insan haklarını kabul ettirmesinin, ekonomisini reforma tabi tutmasının,
sosyal adalet için çaba harcamasının ve işkence ile mücadele etmesinin
neden bizim yararımıza olduğunu açıklamamız gerekir. Bütün bunlar
Avrupa'nın çıkarınadır. Türkiye'yi en sert dille eleştirenler, AB'ye
kesinlikle karşı olanlar bile şu günlerde Türkiye'de gerçekleşenlerin
nefes kesici olduğunu söylüyorlar. Bütün bunlar birkaç yıl önce tasavvur
bile edilemezdi. Bunu en iyi ben biliyorum, çünkü Türkiye konusunda ben
de eleştirici bir cepheden geliyorum. Türkiye'de hapis yatmış, insan
hakları savunucusu olan arkadaşlarım var. Onlarla hep konuşuyoruz.
Hepsi de şu anda yapılacak en büyük yanlışın, bu süreci durdurmak
olduğunu söylüyorlar." dediği, "Türkiye'deki reform rotasının kalıcı olabileceğine
inanıyor musunuz?" şeklinde bir başka soruyu ise Özdemir'in, "Kalıcı
olmak zorunda, çünkü Türkiye'nin başka bir seçeneği yok. Ayrıca ben
bunun, geriye dönülmesi imkansız bir süreç olduğunu düşünüyorum.
Türkiye'de yaşayan insanlar Avrupa'ya dahil olmak istiyor..." şeklinde
cevapladığı kaydedilmektedir. Mülakatta, "Neden Türkiye'ye tam üyelik
yerine, Almanya'daki CDU ve CSU'nun istediği gibi önce imtiyazlı bir
ortaklık teklif edilmesin?" sorusuna, Özdemir'in, "Bunun cevabı çok
basit, çünkü zaten böyle bir ortaklık var. Türkiye Gümrük Birliği
üyesi. Türkiye ekonomik kriterler konusunda büyük adımlar attı...
Türkiye ayrıca NATO'nun kurucu üyelerinden, keza Avrupa Konseyi'nin de.
Yani birçok Avrupa kuruluşunun zaten içinde yer alıyor ve ayrıcalıklarından
yararlanıyor. Bir Avrupa ordusu kurulacak olsa Türkiye'ye askerlerini
yolla deyip, karar sürecinde ona söz hakkı tanımamak dürüst bir
davranış olmaz. O zaman açıkça Türkiye'yi istemediğimizi söylememiz
gerekir." şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir.
FRANSA
BASINI:
Radio France
Internationale'in (RFI) internet sayfasında (18/08) "Türkiye, Askerin
Üstünlüğünü Yeniyor" başlığı altında ve Valerie Lainé imzasıyla yer
alan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa Komisyonu'ndan olumlu bir
düşünce çıkmasını isteyen Türkiye için bu son depar. 25'lerin, ekim ayında
Ankara ile üyelik müzakerelerinin başlamasından yana karar vermeleri
durumunda, hükümet başkanları için iki ay sonra bunun tersini söylemek
kesinlikle zor olacaktır. 25'ler beklenen yeşil ışığı (müzakerelerin
başlamasına ilişkin) aralık ayının ortalarında yakacaklar ya da
yakmayacaklar. Müzakerelerin başlamasının bütünleşme sözünü sağladığı
biliniyor; zaman alsa da. Türkiye, bu son sağ çizgide varını yoğunu
ortaya koyuyor. Hükümet, kısa süre önce bir üstünlüğü yendi. Bu,
birçoğu için ülkenin demokratikleşmesi anlamına geliyor. Bundan böyle,
ordunun şimdiye kadar hakim olduğu Milli Güvenlik Kurulu'na bir sivil
başkanlık edecek. Askerlerin etkisinin azaltılması, ordunun sivil
kurumlardaki kontrolüne yeni bir şekil vermek amacıyla Brüksel
tarafından talep edilmişti... Bir dizi kanun ve anayasa reformu, üç
yılda ülkenin kurumlarını altüst etti. Yeni bir Medeni Kanun yoluyla
cinsiyet eşitliği, uluslararası anlaşmaların Türk hukuku üzerindeki
üstünlüğü, idam cezasının kaldırılması, siyasi suçların ele alındığı
Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kaldırılması ve Kürt azınlığın
kültürel haklarının tanınması. Ülkeyi demokratikleştirmeyi amaçlayan
büyük değişikliklerin listesi hayli uzun. Bütün sorun bunların
uygulanmasında... Avrupa biletini almak için verdiği olağanüstü
mücadelede mevcut Türk Hükümeti, kesinlikle diğerlerinin yaptığının
daha fazlasını yapmış olacak. Ancak toplumun böylesi geniş çaplı altüst
oluşu, bizzat Türklerin buna sahip çıkmaları için zaman gerektiriyor. Bu,
Avrupalıları bekleyen bahsin boyutunu yansıtıyor."
-
-
-
ESKİ SAYILAR