23.08.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

           

     ANKARA, 23/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20-22 Ağustos 2004 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            Washington Times gazetesinde (19/08) "Türkiye'nin Amacı  Avrupa'yı Memnun Etmek" başlığı altında ve Claude Salhani  imzasıyla yer alan makalede, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik  hakkını kazanma umuduyla Avrupa Birliği'ni memnun edecek  bir hamle yaparak MGK Genel Sekreterliği'ne bir sivili  atadığı ifade edilerek, aralık ayında yapılacak AB liderleri  zirvesinde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine geçilmesi  yönünde bir karar çıkacağını umduğu ve Türkiye'nin AB'ye  üyeliğini savunan çevreler ülkenin değiştiği inancındayken  muhalif çevrelerin, yeterli değişim olmadığı görüşünde  oldukları belirtilmektedir. Bu değişikliklerle ordunun sahip  olduğu siyasi gücü yitirdiği, ülke siyasetinde daima öncü  -zaman zaman da dengeleyici- bir rol oynayan Türk ordusunun  ise, bu değişiklikten memnun olduğu, Türkiye'nin kendisinden  istenen koşulların çoğunu yerine getirse bile yine de  Avrupalı yetkililerin, bunları yeterli görmeyebilecekleri  ve reform yasalarını uygulamada görmek istediklerini  söyleyebilecekleri ifade edilerek, "oysa Türkiye'yi AB'nin  dışında tutup, Batı ile bütünleşmek yerine Doğu'ya  yönelmesine çanak tutmak kuşkusuz daha vahim sonuçlara gebe"  yorumu yapılmaktadır.

            Washington Post gazetesinde (20/08) "Türkiye ve Batı  İçin Olası Kazanımlar" başlığı altında ve Morton  Abramowitz-Richard Burt imzalarıyla yer alan makalede,  Aralık ayında Avrupalıların Türkiye'ye AB ile üyelik  görüşmeleri için tarih vermek veya vermemek gibi önemli  bir karar karşısında oldukları ancak durumun belirsizliğini  koruduğu, ABD'nin ise konuyla çok ilgilenmesine rağmen söz  hakkı olmadığı ama etkili bir söz hakkının olması gerektiği belirtilmektedir. "Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlaması,  bir yandan Büyük Orta Doğu'da reform çabalarına katkıda  bulunurken, bir yandan da ABD'nin, uzun zamandır hedeflediği  üzere müreffeh ve istikrarlı Avrupa içine önemli bir  müttefikini yerleştirme amacına da hizmet edecektir" denilen  makalede, Türkiye'nin katılımından yana olan Avrupalıların  dahi ABD'nin Türkiye'den yana koyduğu güçlü tavrın ters  tepebileceği yönünde uyarıda bulundukları, ABD'nin bu yönde  etkili olabilmesi için, farklı, dikkatle belirlenmiş ve  belki de ince ayrımları olan bir yaklaşım benimsemek  zorunda olduğu, ABD'nin öncelikle, Türkiye'nin üyeliğini  özellikle de Polonya gibi yeni üye Orta Avrupa ülkelerine  karşı savunması gerektiği, Fransa ve Almanya gibi,  liderleri Türklerin katılımına destek veren ancak bu konuda  güçlü bir halk muhalefeti ile karşı karşıya kalan  ülkelerde ise, ABD'nin stratejisinin teşvik edici bir  çizgide olması vurgulanmaktadır. Makalede, "Türkiye'nin  müzakerelere başlamak için gerekli kriterleri karşılayıp  karşılamadığına karar verebilecek olan sadece AB olmakla  birlikte, ABD daha olumlu bir atmosfer oluşması için  katkıda bulunabilir. Özellikle devam etmekte olan  bölünmüş Kıbrıs konusunun bir sorun olmadığı konusunda  çalışmalarıyla. Türkiye'nin kararlılığını destekleyebilir.  Kıbrıslı Rumları da Türkiye'yi Kıbrıs sorununa tutsak  etmemeye yönlendirebilir. Ayrıca, nisan ayındaki  referandumda BM barış planına muhalefet etmiş olmalarının,  Kıbrıslı Türklerle bir çözüme ulaşmayı istememelerinin  bir göstergesi olmadığını açıkça söylemelidir. Sonuncusu  ve belki de en önemlisi, ABD tüm ülkelere Türkiye'nin  katılımının stratejik boyutlarını vurgulamak zorundadır:  Bu, Türkiye'nin Orta Doğu'daki komşularının aksine, Batı  demokrasileri saflarında bir şekilde yol almasına neden  olacaktır. Böylece ABD, Avrupa'nın bir iç sorunu olan  AB'ye yeni büyük bir üyeyi nasıl katacakları konusunda  değerli bir bakış açısı katabilir. Irak, Suriye ve  İran'la sınırları olan güçlü, demokratik ve müreffeh bir  Türkiye, Amerika'nın ve Avrupa'nın benzer çıkarlarına  hizmet edecek, öte yandan Batı'nın kapsayıcılığını ve  medeniyetler çatışmasına 'hayır' demekteki kararlılığını  ortaya koyacaktır" yorumu yapılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (20/08) "Avrupa Birliği, Ankara  Üzerinden Yeni Pazarlar Açabilir" başlığı altında ve  Dietrich Alexander imzasıyla yer alan yorumda, aralık  ayında Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih  verilmesi durumunda AB için yük ve dezavantajlardan  bahsedildiği, fakat Türkiye'nin AB üyeliğinin fırsat ve  avantajlarının da bulunduğu, Türkiye'nin üyeliği ile  birlikte tüm Avrupalı NATO ülkelerinin aynı zamanda AB  üyesi olacağı bunun da küresel nüfuz konusunda ABD ile  rekabette AB'ye yarar sağlayacağı, AB'nin, Müslüman fakat  laik bir ülkeyi üyeliğe aldığı takdirde, gelecekteki  meydan okumalarla başa çıkmak için kendisine daha iyi  imkânlar yaratacağı ve Ankara sayesinde, Arap-Müslüman  halklara uzanan siyasi, ekonomik ve evrensel köprüler  kurulacağı ifade edilerek, Bilkent Üniversitesi'nde  yapılan bir araştırmada Türkiye'nin üyeliğinin, AB'nin  önemli enerji ve hammadde pazarlarını güvence altına  almasına yardımcı olacağına işaret edildiği, AB'nin,  kendi saflarındaki bir Türkiye ile birlikte, Ankara'nın,  normalde Avrupa'ya kapalı ya da girilmesi zor diğer  ülkeler ve pazarlarla olan ilişki ağından yararlanabileceği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin, toplumsal bir değişim  sürecinde olduğu, bunun şekillenmesine Avrupa açısından  her bakımdan avantajlı olacak şekilde katkıda bulunmak ve  teşvik etmenin AB'nin elinde bulunduğu ve Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlanmasının, orta vadede AB'ye  büyük ve aç bir iç pazar açacağı ifade edilerek, AB'nin,  üyeliğe hazır bir Türkiye'nin katılımıyla birlikte,  kültürler çatışması istemediğini gösterebileceği  belirtilerek, "ayrıca, 68 milyonluk bir halkla üyelik  müzakereleri, AB'yi, geleceğe hazır olmak için kendi  içinde reform yapmaya zorlayacaktır. Belki AB'nin Türkiye  avansından elde edebileceği en büyük kazanç da bu  olacaktır" yorumu yapılmaktadır.

            Die Welt gazetesinde (20/08) "AB Üyeliğinin Yıllık  Maliyeti 17 Milyar Euro" başlığı altında ve Martin Halusa  imzasıyla yer alan yazıda, 6 Ekim tarihinde Türkiye ile  AB arasında üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı  konusunda rapor sunacak olan AB Komisyonu'nun yoğun olarak  çalıştığı ancak dışarıya bilgi sızmasının mümkün olmadığı,  hele Türkiye'nin üyeliğinin maliyeti üzerine yapılan  tahminlerin kamuoyuna açıklanmayacağı belirtilmektedir.  Ancak ekonomistlerin Türkiye'nin üyeliğini maliyetini ve  Almanya'ya etkisini hesapladıkları, "Avrupa'nın Dostları"  adlı düşünce kuruluşunun yeni yaptığı hesaba göre,  Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği durumunda ilk yıllarda  Türkiye'ye yılda 15 milyar euro gidebileceği, Türkiye'nin  Brüksel bütçesinden 45.13 milyar euro almaya hakkı olduğu,  bunun da yeni üye olan 10 ülkenin maliyeti olan 40.8 milyar  eurodan daha fazla olduğu ifade edilmektedir. Bu yeni  hesapların, Münih'teki Doğu Avrupa Enstitüsü'nün Federal  Maliye Bakanlığı için hazırladığı net 14 milyar euroluk  maliyet raporunun bir milyar euro üzerinde olduğu, AB'ye  entegre olması halinde Türkiye'ye yılda yaklaşık brüt  17.4 milyar euro akacağı, bu hesaba göre Türkiye'nin de  3.4 milyar euro Brüksel'e ödeyeceği, ayrıca Almanya'nın da  2.4 milyar euro ile Türkiye'nin üyeliğine en yüksek katkı  yapan ülke olacağı belirtilmektedir. CDU'lu politikacıların  Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin mali çerçevesini yıkacağı  uyarısında bulundukları, Federal Şansölye Gerhard  Schröder'in ise Ankara'nın AB üyesi olması gerektiği  düşüncesinde ısrarlı olduğu kaydedilen yazıda, Brüksel'deki  gözlemcilerin, AB Komisyonu'nun ekim ayı başında  müzakerelere başlanmasını tavsiye edeceği tahminin de  bulundukları ifade edilmektedir. Yazıda, "Avrupa'nın  Dostları" kuruluşunun yaptığı hesaplara göre Türkiye'nin  2025 yılında 87 milyonluk nüfusuyla AB'nin en büyük ülkesi  olacağı ve böylece Türkiye'nin tam üye olarak Almanya'yla  aynı nüfuza sahip olacağı belirtilerek, bilim adamlarının  Almanya'ya Türkiye'den yeni bir göç dalgasının başlayacağı  uyarısında bulundukları da kaydedilmektedir. Türkiye'nin  Maastricht kriterlerini yerine getirmenin çok uzağında  bulunduğu belirtilerek, ekonomist Wolgang Quaisser'nin  Türkiye'nin para birliğine girmesine karşı çıkarak "AB  Türkiye'nin para birliğine entegrasyonu konusunu zorlamasa  iyi olur" dediği aktarılmaktadır. 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Apoyevmatini gazetesinde (20/08) "AB'ye Yönelik Yeni  Türk Açılımı" başlığı altında ve Marianna Andrutsu imzasıyla  yer alan yorumda, MGK Genel Sekreterliği'ne bir sivilin  atanmasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin  Avrupa yöneliminin güçlendirilmesi yönündeki iradesini  bir kez daha ortaya koyduğu, çünkü bu göreve ilk kez bir  sivilin atandığı ve söz konusu atamanın, Avrupa medyalarının  özellikle de, "Bu atamanın, askerlerin kendilerini partiler  üstünde gören ve Atatürk'ün izinde ilerleyen bir elit  saymalarına rağmen, ordunun rolünü güçsüz hale getirdiği"  şeklinde yorumlar yayımlayan Alman basınının dikkatini çektiği belirtilmektedir.

 

 
 
ESKİ SAYILAR