24.08.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 24/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Ağustos 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi tarafından  yayımlanan Washington Quarterly'de (yaz 2004) Graham Fuller  imzasıyla yer alan makalede, Türkiye-AB ilişkileri açısından  şu yorumlarda bulunulmaktadır: "Türkiye'nin AB üyeliği talebi,  ülkedeki siyasi ve ekonomik reformlar için önemli bir  motivasyon olmuştur. Türkiye'deki bazı çevrelerin  karamsarlığına ve AB içerisindeki kuşkulara rağmen AB üyeliği  muhtemelen gerçekleşecektir. Eğer AB'nin genişleme mantığı,  siyasi ve ekonomik olarak çok daha az gelişmiş olan  Bulgaristan ile Romanya'nın üyeliğine izin veriyorsa, Türkiye  de sonunda üye olacaktır. Türkiye'nin dini ve kültürel  nedenlerden ötürü dışarıda bırakılması, Avrupa'nın kültürel  çeşitlilik iddiası ve küresel hedefleri ile bağdaşmaz. AB  ayrıca, Türkiye'nin istikrarsız komşuları İran, Irak, Suriye  ile sınırlarının ve Kafkaslardaki komşularının yarattığı  stratejik sorunlarının ithal edilmesi konusunda da endişeli.  Sonuç olarak, AB aynı zamanda, ABD'nin, siyasi üstünlüğüne  rakip olarak AB'nin ortaya çıkmasını engelleme çabaları  konusunda da endişeli. AB, ABD'nin Türkiye dahil olmak üzere  Birliğe, doğudan pek çok ülke dahil etme yönündeki ısrarının,  kültürel homojenliğini azaltarak Birliğin sorunlarını daha da  artırmayı amaçladığını biliyor. Irak Savaşı sırasında ABD'de  neo-muhafazakâr ideolojinin ve baskıcı arzularının iyice  ortaya çıkmasıyla, uzun zamandan beri pek belirti göstermeyen  ABD-AB gerilimi daha açık bir şekilde ortaya çıktı.  Washington'daki neo-muhafazakâr gündem büyük oranda, ABD'den  stratejik olarak bağımsız hareket eden AB'yi zayıflatmaya  çalışma çabası olarak algılanıyor ki bu da, en azından Fransa,  Almanya ve Belçika gibi en önemli ülkeler tarafından  paylaşılan bir görüş. Bu bağlamda, Washington'un Türkiye'nin  AB'ye üyeliğine verdiği desteğin açıkça, AB kurucularının  Avrupa merkezci görüşüne karşı, AB'nin Atlantikçi doğasını  güçlendirmeyi amaçladığı algılanıyor. Ancak Washington'daki  bazı neo-muhafazakârlar ise, Türkiye'nin ABD'ye sıkı sıkıya  bağlı olmasını sağlama ümidiyle, ihtimalleri ve hatta  Türkiye'nin AB'ye üye olmaya çalışma isteğini açıkça  küçümsüyorlar. Türkiye'nin (ya da başka bir ülkenin) AB'ye  üyelik çabasıyla eşzamanlı olarak ABD ile yürüttüğü sıkı  ilişkileri bağdaştırmak zor olsa da, Brüksel ve Washington  arasında ortaya çıkan rekabet duygusu, Türkiye'nin bazı zor  tercihler yapmasını gerektirecektir. Türk politikasındaki  ABD'ye yönelen elit kesim ile Avrupa'ya yönelen kesim arasında  ortaya çıkan bölünme oldukça açık bir hal aldı. Türkiye'nin  jeopolitik konumu hâlâ ABD ile stratejik bağların devamını  öngörse bile, AB ile ekonomik bağlar giderek güçleniyor. ABD  ile AB arasındaki çekişmenin ne oranda artacağı ABD ve AB'nin  stratejik çıkarlarının önümüzdeki yıllarda ne oranda  birbirinden ayrılacağına bağlı. Türkiye'nin ulusal çıkarları,  ülkenin bölge ve AB ile olan ilişkilerini güçlendirmesi ve  ABD'nin merkezi konumunun dönüştürülmesi yönünde  değişmektedir."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (21/08) "Türkiye'nin Katılımı  Verilere Bağlı" başlığı altında gazetenin muhabiri Friederike  Leibl'in Avusturyalı AB Komiseri Franz Fischler ile yaptığı  mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili  bölümü şu şekildedir:           

            "SORU: Ferrero-Waldner (Avusturya'nın yeni AB Komiseri)  Türkiye gibi hassas konularda da bir pozisyon almak zorunda  mı? 

            FİSCHLER: Türkiye, onun ilgilenmesi gereken bir konu  değil. 

            SORU: Ama Komisyon içinde ilgilenmesi gerekecek? 

            FİSCHLER: Türkiye konusunun kimin tarafından işleneceği,  yıl sonunda hükümet başkanlarının Türkiye ile giriş  müzakerelerine başlanmasına karar verip vermemelerine bağlı.  Eğer müzakerelere başlanacaksa, bu genişlemeden sorumlu yeni  Finlandiyalı AB Komiseri'nin yetki alanına giriyor. Aksi  takdirde Ferrero-Waldner sorumlu oluyor. 

            SORU: Türkiye'yi AB üyesi olarak görmek hoşunuza gider  miydi? 

            FİSCHLER: Burada söz konusu olan, bunun benim hoşuma  gidip gitmeyeceği değil, incelenmesi gereken veriler.  Birincisi siyasi kriterlerin yerine getirilip getirilmediği.  Bu, müzakerelerin başlaması için şart. İkincisi Türkiye'nin  AB üyeliğinin hem şimdiki AB içinde, hem de jeopolitik ve  jeostratejik açılardan yaratacağı etkiler. Öncelikle de  Avusturya'da halkın endişelerine bir cevap verilmesi ve bu  cevabı haklı çıkaracak nedenlerin gösterilmesi gerekir.  Üçüncüsü böyle bir katılımın "kaldırılıp kaldırılamayacağı"  sorunu. Entegrasyon konusunda kaydedilen ilerlemenin  sorgulanmaması gerekir. 

            SORU: Ama belli bir siyasi dinamizm de söz konusu.  Örneğin Polonya konusunda kulisler ardında, katılımın  gerçekleşmemesinin siyasi açıdan düşünülemeyeceği söyleniyordu. 

            FİSCHLER: Bunlar hep bazı kişilerin uydurmaları.  Brüksel'de hiçbir zaman böyle bir şey söylenmedi.  

            SORU: Bunu Brüksel'de bulunan üst düzeydeki diplomatlar  söylediler. 

            FİSCHLER: O zaman bu diplomatlar oldukça saçmalamışlar.  Böyle bir şeyi iddia eden yalan söylemiş olur. Polonya hiçbir  alanda en son sırada değildi. Onun çok arkasında bulunan  ülkeler de var. Türkiye'ye gelince, durum şu: Hükümet  başkanlarınca bize bir görev verildi. Kararı, AB Komisyonu  değil, onlar verecek. Genişleme müzakereleri de şimdiye kadar  yapıldığı gibi yapılmayacak. Bundan önceki genişleme turunda, müzakerelerde her konu, aday ülkeler bu konuyu ulusal  yasalarına dahil etmeyi kabul eder etmez, ya da bu konuya ek  olarak geçici çözümler bulunur bulunmaz, şimdilik halledilmiş  olarak kabul ediliyordu. Bütün bunlar kağıt üzerinde  gerçekleşiyordu. Ama belki de ilerlemenin, bazı konuların  uygulamaya geçirilmesine bağlı olması daha mantıklı olabilir. 

            SORU: Ama amaç aynı kalmak şartıyla? 

            FİSCHLER: Bir kez müzakerelere başlanırsa, müzakerelerin  sonunda, daha baştan beri Türkiye'nin üye olamayacağının  düşünüldüğü tabii ki söylenemez. Böylelikle üyelik ihtimali  açıkça vadedilmiş oluyor. Bu bundan yaklaşık 20 yıl önce de  zaten vadedilmişti..."

 

            JAPONYA BASINI: 

            Mainichi Shimbun gazetesinde (23/08) "Yunanistan Dışişleri  Bakan Yardımcısı Barnakis İle Mülakat...Türkiye'nin AB  Üyeliğine Destek" başlığı altında ve Eiji Maeda imzasıyla yer  alan yazıda, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yanis  Barnakis'in Türkiye-AB üyelik müzakereleri konusunda, "Biz,  aralık ayından itibaren müzakerelere başlanmasına olumlu  bakıyoruz. Türkiye, Avrupa'ya doğru ilerliyor" şeklinde görüş  belirttiği ifade edilmektedir. Yazının soru-cevap kısmında şu  ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: AB'ye üyeliği hedefleyen Türkiye'nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

            BARNAKİS: Başbakan Erdoğan'ın göreve başlamasından bu  yana geçen 1.5 yıl içersinde Türkiye'de geçen 10 yıllar  boyunca yapılan reformlardan daha fazlası gerçekleştirildi.  Kopenhag Kriterlerine yaklaşma konusunda büyük gayret sarf  edildi ve cesur siyasi kararlar alındı. Biz, Türkiye'nin  üyelik şartlarını yerine getirmesini ve gelecekte AB'ye üye  olmasını diliyoruz. Aralık ayından sonra da, üyelik  müzakerelerinin başlaması konusuna olumlu bakıyoruz. 

            SORU: Türkiye'nin üyeliğine tepkiler de var. Bu konudaki  görüşleriniz nedir? 

            BARNAKİS: Almanya ve Fransa gibi ülkelerde tepkilerin  bulunduğu bir gerçek. Fakat Türkiye'nin belirgin bir ilerleme  kaydettiği de şüphe götürmez bir gerçek. Daha önceleri  düşünülemeyecek şekilde birçok ülke dostça yaklaşımlar  sergilemeye başlamıştır. AB içinde, Türkiye ile sınırlı  -İsviçre gibi özel ilişki- bir ilişki kurulmasını talep  edenler de bulunuyor. Fakat her şey Türkiye'nin tutumuna  bağlıdır. Reformlara devam ederek askeriyeyi kontrol altına  alırsa, karşı tepkiler de, şüpheler de azalacak ve tam üye  olabilecektir. Ben, Erdoğan yönetimine cidden güveniyorum. 

            SORU: Kıbrıs sorununda zıtlaşmanın devamına rağmen  Türkiye'ye üyelik konusunda destek vermenizin sebebi nedir? 

            BARNAKİS: İki ülke arasında hâlâ çözümlenmemiş sorunlar  bulunmakla birlikte, şu anki ilişkiler çok iyi durumdadır.  Biz, komşumuzun Avrupa gibi olmasını diliyoruz ve Türkiye  dahil diğer yakın komşularımızın AB üyeliğine de destek vermek  istiyoruz. Çünkü bu, yakın komşularımıza Avrupai hareket  tarzını benimsetecektir. Avrupai hareket tarzını benimsemiş  ülkeler hava sahası ihlali yapmaz. Asker gücüne güvenmeden  oturup müzakerelere soyunurlar. Türkiye, Avrupa yolunda  ilerlediği sürece, doğal olarak Avrupai hareket tarzını  benimseyecek ve diğer Avrupa ülkeleri gibi olabilecektir."

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Kosmos tu Ependiti gazetesinde (21/08) "Türk Ordusunun  Gücü Sınırlandırılıyor" başlığı altında yer alan haber-yorumda,  MGK Genel Sekreterliği'ne yapılan ilk sivil atamanın Büyükelçi  Yiğit Alpogan olduğu ifade edilerek, Milliyet gazetesinde  yayımlanan mülakatında yeni Genel Sekreterin, Türkiye'nin  Kopenhag Kriterlerini yerine getirdiğini ve aralık ayında  yapılacak olan AB zirvesinde Avrupa'nın, Türkiye'yi tarafsız  şekilde değerlendirmesi halinde, üyelik müzakereleri için  tarih vereceğine inandığını belirttiği, MGK Genel  Sekreterliği'ne yapılan sivil atamanın ise AB'nin talep ettiği  reformlar çerçevesinde olduğu ve ordunun ülkenin siyasi  hayatına etkisini sınırlandırmayı amaçladığı konusunda ise  görüş belirtmediği vurgulanmaktadır.

            Elefteros Tipos gazetesinde (22/08) "Biz, Türkiye ve  Avrupa" başlığı altında ve Hrisathos Lazaridis imzasıyla yer  alan yorumda, AB'nin federasyona dönüşmesini isteyen ülkelerin  Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasına tepki gösterdikleri, AB'nin  federasyona dönüşmesine karşı çıkan ülkelerin ise (İngiltere  ve ABD) Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdikleri,  Yunanistan'ın AB'nin federasyona dönüşmesi taraftarı olurken,  Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediği bu yüzden AB içinde  yalnızlığa itilme tehlikesi ile karşı karşıya bulunabileceği belirtilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğinin  Yunanistan'ın lehine olacağının düşünüldüğü, Avrupa'nın ise  Türkiye'nin bünyesine katılmasını istemediği, ayrıca  Türkiye'nin AB üyesi olması için uygulaması gereken reformların  ağırlığını kaldıramayabileceği ve böyle bir durumda da ülke  içinde istikrarsızlık yaşanabileceği ifade edilmektedir.  Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen Yunanistan'ın AB içinde  yalnızlığa itilmesinin sezilmesine karşın dikkate alınması  gereken dört hususun bulunduğu belirtilmektedir:

            "1. Şimdiye kadar uyguladığımız politikanın gelecekte gerçekleşmeyecek çok iyimser senaryolara dayandığını dikkate  almalıyız.

            2. En iyi senaryonun değil de, en kötü senaryonun  gerçekleşmesi olasılığını göz önünde bulundurarak  hazırlanmalıyız.

            3. Türkiye'nin AB üyeliği uğruna AB içinde yalnızlığa  itilmemeye dikkat etmeliyiz.

            4. Uygulanan politikanın bedelinin gelecekte ağır  olmaması için alternatif politikalar üretmeliyiz."

            Elefteros Tipos gazetesinde (22/08) "Türkiye İçin Avrupa  Sınavları" başlığı altında ve Angeliki Spanu imzasıyla yer  alan yorumda, MGK Genel Sekreterliği'ne yapılan ilk sivil  atamanın aralık ayında AB üyelik müzakerelerine başlamak için  tarih verilmesini heyecanla bekleyen Türkiye'nin Avrupa  geleceğiyle ilgili çok önemli bir gelişme olduğu, çünkü AB teknokratlarının Kopenhag kriterlerine uyum sağlanıp  sağlanmadığını tespit etmek için Türkiye'yi ziyaret edecekleri  ve ekim ayında ilerleme raporunun açıklanacağı, bu prosedürün,  aslında bir gayrıresmi onaylama prosedürü olduğu ve ilk kez  bir aday ülke için uygulandığı belirtilmektedir. Türkiye'nin  AB üyeliğinin, yoğun nüfus ve ABD'nin desteği nedeniyle Fransa  ve Almanya gibi hızla ilerlemekte olan ülkelerin ya  stratejilerinin birçok noktalarını yeniden gözden geçirmek ya  da çıkmaza girmiş olan konularla başetmek zorunda kalacakları  ifade edilmekte ancak diplomatik çevrelerin tahminlerinin  aralık ayında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlama  kararı alınacağı fakat ne zaman sona ereceği konusunda bir  tarih verilmeyeceği vurgulanmaktadır. Müzakerelerin mümkün  olduğu kadar uzatılması düşüncesine karşın tarih alınmasının  Başbakan Recep Tayip Erdoğan açısında en uygun gelişme olacağı belirtilmektedir. Yazının devamında, "Öte yandan, AB içinde  daha sert görüşler savunan bir ekol de var. Bu ekol, bilinen  'tarih için tarih' modeli bağlamında, üyelik prosedürünün  yeniden ertelenmesinden yanadır. Bu teoriyi savunanlar belirli  bir zaman çizelgesinde yerine getirilmesi gereken belirli  kriterlerin konulmasını, müteakiben de müzakereler için yeşil  ışık yakılmasını öneriyorlar. Bu durumda Erdoğan siyasi  yaşamını sürdürememe tehlikesiyle, Yunanistan ise geçmişte de  olduğu gibi (ve sadece bir kez değil) Türkiye'deki iç krizin  ihraç edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya gelecek" yorumu  yapılmaktadır.  

 
 
ESKİ SAYILAR