ANKARA, 27/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 26
Ağustos 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen
haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (26/08)
"Türkiye'nin Üyeliği AB'yi Tehlikeye Sokar" başlığı altında, Gunnar
Matthiesen imzalı okuyucu mektubu ile gazetenin yazarı Dietrich Alexander'in
cevabi yazısı yer almaktadır. Okuyucu mektubunda; jeopolitik
avantajlarına rağmen Türkiye'nin üyesi olduğu AB'nin işlevine hâlâ
sahip olup olamayacağı sorularak, AB'ye katılacak devlet sayısının
sınırlı olduğu ve altı üyeli bir birlik için oluşturulan karar
mekanizmalarının halen geçerli olduğu, Türkiye'nin Bakanlar
Konseyi'nde gerekli olan ağırlığın neredeyse üçte birine tek başına
sahip olacağı ve bunun da oybirliği zorunluluğu nedeniyle AB dış
politikasını felce uğratabileceği belirtilmektedir. Yazarın cevabında;
AB'nin sınırsız bir şekilde genişleyemeyeceğine katıldığını, fakat
Türkiye'nin katılımı konusunun ciddi şekilde tartışılması gerektiği
ileri sürülerek zaten AB'nin şimdiden iş göremez hale gelen bir
bürokrasi azmanı olduğu, buna rağmen birçok ülkenin Birliğe katılmak
için beklediği ifade edilmekte ve "Avrupa'nın devasa gemisinin
yönlendirilmeye ve yönetilmeye izin verip vermeyeceğinin kanıtlanması
gerekecektir. Bunun için zaman ve reformlara olduğu kadar, geliri tüm
AB vatandaşlarının cüzdanını dolduran bir ortak pazar perspektifinden
ziyade, birleştirici bir kimliğe ihtiyaç vardır." yorumu yapılmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinde (26/08) "Türk Generalleri Geri Çekiliyor" başlığı altında
yer alan Ankara çıkışlı haberde, ordunun, MGK Genel Sekreterliği'nin
sivilleştirilmesine ve Müslüman politikacıların ağırlıkta olduğu bir
hükümet döneminde giderek nüfuzunu azaltmasına ve sivil bir otoriteye
tabi kılınmasına şaşılacak derecede az bir direnme göstererek boyun
eğdiği, böylece AB ile müzakereler konusunda önemli bir şartın yerine
getirildiği ifade edilmektedir. Haberde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın seleflerinin çoğunun başaramadığını başardığı, çünkü Avrupa
Birliği'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine başlamanın ancak ordunun
siyasi yaşamdan geri çekilmesi halinde mümkün olabileceğini açıkça
belirttiği ve bugünkü ordu yönetiminin AB'ye katılıma öncelik tanıdığı,
yeni MGK Genel Sekreteri'nin de AB'ye katılımın ateşli savunucularından
olduğu yazılmaktadır.
Die Presse gazetesinde
(26/08) "AB Parlamenteri Swoboda: Türkiye'nin 2014'ten Önce AB'ye
Katılımı Tümüyle Hayal" başlığı altında kj rumuzlu haberde, sonbaharın
Türkiye'nin AB'ye katılımı tartışması ile geçeceği ifade edilerek,
Avusturyalı AB Parlamenteri Hannes Swoboda'nın (SP) yaptığı basın
toplantısında, hiçbir aday ülkeyle böyle zor bir durumun yaşanmadığını
ve Türkiye ile giriş müzakerelerinin başlaması halinde bunun nasıl
sonuçlanacağının bilinmediğini belirterek müzakerelerin yarıda
kalabileceği ya da muhakkak AB'ye katılım ile sonuçlanmayabileceğine
dikkat çekiyor. Haberde, Swoboda'nın, AB'nin Türkiye'ye yıl sonunda
"olumlu bir cevap vermesi gerektiğini" vurguladığı ancak bunun hemen
müzakerelere başlanması anlamına gelmeyeceğini ifade ettiği yer
almaktadır. Avusturya'dan çıkan eleştirici seslerin ciddiye alınması ve
Türkiye'de de yanlış beklentilerin uyanmasına neden olunmaması
gerektiğine dikkat çeken Swoboda'nın "Türkiye'nin 10 yıldan önce AB'ye
katılımının tümüyle hayal olduğu" görüşünde olduğu belirtilmektedir.
Swoboda'nın aralık ayında müzakerelere başlama tarihinin belirlenmesi
düşüncesinde olduğu, ama bunun "iki-üç yıl içinde bir tarih" olması ve
önce açıkça tanımlanan şartların yerine getirilmesini gerektiğini
vurguladığı ve öncelikle de insan hakları, Kürtlerin durumu, yolsuzluk
ve işkence konularında sorun çıkabileceği görüşünde olduğu ifade
edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Simerini gazetesinde (26/08)
"Vetomuzun Gücü" başlığı altında yer alan yorumda, dört aylık sürecin
Türkiye ve buna bağlı olarak Kıbrıs sorunu için belirleyici olacağı,
Ankara'nın, Avrupa talimatlarına uyum sağladığı ve siyasi kurumsal
çerçevenin yeniden düzenlenmesi için Avrupa direktiflerine uyduğu
konusunda ikna etmeye çalıştığı ancak Ankara'nın hergün
gerçekleştirdiği faaliyetlerin, Avrupai davranış ve özgür toplumların
demokratik ideolojisiyle çatıştığı ifade edilerek, Kıbrıs'ın 1 Mayıs
2004 tarihinden beri AB'nin eşit üyesi olarak söze ve oya sahip olduğu,
bu oyun, Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi
verilmesi konusu gündeme geldiği zaman, diğer 24 ülkenin oyu gibi
sayılacağı belirilmektedir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nın, Kıbrıs'ın
Türkiye'nin üyelik sürecini veto etmek istemediğini söylediği, ancak
Kıbrıs'ın veto kullanmaması için, Türkiye'nin, Avrupa Mevzuatı
kurallarına uyması ve adadaki bölücü eğilimleri sonsuza dek sürdürecek
taktik ve politika kullanmaması gerektiği konusunda da açık bir
şekilde tavsiyede bulunduğu aktarılmaktadır. Yazının devamında,
"Kıbrıs sorununun çözümü, Avrupa hukuku ve uluslararası mahkemelerin
Kıbrıs hakkındaki kararlarıyla çatışamaz. Yani Avrupa'yı savunan ve
saygı gösteren bir çözüm olmalıdır. Ne daha az ne daha çok...
Türkiye'nin ve özellikle de sözde Avrupai Erdoğan ve onun işgal
bölgelerindeki provokatörü sahte Talat karşısında ağzı sulanan
yabancıların ve yerlilerin bunları anlaması gerekiyor. Avrupa ideoloji
ve değerlerine uymamaları halinde, bizi önlerinde güçlü olarak
bulacaklarından emin olsunlar." yorumu yapılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(26/08) "AB Dönem Başkanı Hollanda'ya Sunulan Raporda, Türkiye'nin AB
Üyeliğine 'Hayır' Deniliyor" başlığı altında yer alan Lahey çıkışlı
haber-yorumda şöyle denilmektedir: "Hollanda'nın Uluslararası
İlişkilerde Danışma Konseyi'nin, AB Dönem Başkanı Hollanda'ya sunduğu
raporda, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için 24 ay içinde tarih
verilmesi tavsiye ediliyor, ancak Türkiye'nin hangi tarihte AB üyesi
olacağının belirtilmemesi gerektiği kaydediliyor. Daha ayrıntılı
olarak; Danışma Konseyi tarafından hazırlanan raporda, önümüzdeki iki
yıl içinde Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesi
gerektiği vurgulanmasına rağmen, yanlış beklentilere yol açmaması
nedeniyle, Türkiye'nin hangi tarihte AB üyesi olacağının
belirtilmemesinin yararlı olacağı telaffuz ediliyor. Konsey başkanı Ben
Knappen, Türkiye büyük bir ülke olduğundan AB'ye üye olması halinde,
AB'nin nasıl etkileneceği konusunda çok iyi değerlendirmelerin
yapılması gerektiğini söyleyerek, 'Türkiye çok büyük bir ülke
olduğundan, doğaçlamalarla hareket etmememiz gerekir' dedi. Konuyla
ilgili olarak yapılan açıklamada, üyelik müzakerelerine ilişkin
kriterlerin belirlenmesi gerektiği ve Türkiye'nin söz konusu kriterlere
uyum sağlamaması halinde görüşmelerin kesilmesi gerektiği kaydediliyor.
Kriterlerden biri, Türkiye'deki demokrasinin ne derecede istikrarlı
olduğu ve yeterli derecede insan haklarının korunması yolunda adımların
atılıp atılmadığının tespit edilmesidir. Aynı açıklamada, Türkiye'de
ilgili yeni yasaların, halen bürokrasinin alt düzeyini etkilememiş
olmasından dolayı, insan haklarının ihlal edildiği, özellikle polis
karakollarında gözaltına alınanlara işkence yapıldığı, ifade
özgürlüğünün sınırlı olduğu, kadınların tacize uğradıkları
belirtiliyor. Danışma Konseyi'nde insan haklarından sorumlu olan
yetkili Peter Ber, 'Kadın hakları ihlal ediliyor. Yüzbinlerce kadın
dayak yiyor ya da işkence görüyor, hatta intihara zorlanıyor' şeklinde
konuştu. Öte yandan, Konsey tarafından hazırlanan raporun bir başka
bölümünde, 'Türkiye'nin farklı bir kültüre sahip, Müslüman bir ülke
olmasının AB üyesi olmasına engel olmadığı' vurgulanıyor. Raporda bu
konuda şöyle deniliyor: 'Müslüman bir ülkenin AB üyesi olması AB için
bir yenilik olabilir, ancak geçmişte yapılan genişlemelerden farklı bir
genişleme sayılmamalıdır. Şu ya da bu şekilde, AB içinde İslam'a yer
verilmelidir. AB üyesi ülkelerde 20 milyon Müslüman'ın yaşaması buna
olanak tanıyabilir.'"
-
-
-
ESKİ SAYILAR