ANKARA,
31/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 27-30 Ağustos 2004
tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Berliner Zeitung'da (27/08)
"Kriz Ocağının Sıcak Işığında" başlığı altında ve Harald Jaehner imzalı
yorumda, "Türklerin yüzde 70'inden fazlası AB'ye katılımdan yana. Bu,
üye olmak isteyen ülkeler arasında Avrupalılık düşüncesinin en yüksek
olduğu oran. Türkiye'de, varsa bile, AB üyeliğinden en fazla şüphe
duyanlar halkın arasındaki aydınlar. Aydınların küçük bir kesimi,
kendini hala iki üç nesil önceki, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türk
ulusunun neslinden sayıyor. Türkiye'nin Batı örneğine göre ilerlemesi
için her zaman zemin oluşturan, devlet memurları ve ordu içindeki bu
laik tabaka, paradoks bir şekilde hala, Türklerin siyasi Avrupa'nın bir
parçası olma isteğine en fazla direnen kesim" olduğu ifade edilerek,
Milliyet gazetesi yazarı Yavuz Baydar, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji
Doçenti Müge İplikçi ve Türk Sanayicileri Derneği'nden Cem Duna'nın
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki görüşleri aktarılmakta ve
"Türkiye, çoğulculuk örneği mi olacak? Bu ifadelerden, AB üyeliğinin
Türkiye için bir onur meselesinden çok daha fazla anlama geldiği
görülüyor. İstanbul'un her köşesinde dile getirilen tipik gerekçeyi
duyan herkes, önce, üyeliğin sadece bir onur meselesi olduğu
izlenimine kapılmadan edemiyor: 'İstediğiniz her şeyi yaptık. İdareyi
reforme ettik, ekonomiyi dinamikleştirdik, mahkemeleri
demokratikleştirdik, azınlık haklarını artırdık, ordu ve polisi
denetim altına aldık. Peki bunun ödülü ne olacak? Sadece nankörlük!'
Demek ki, Türkiye kendini içinden gelerek demokratikleştirmedi diye
şüphelenenler, diğer yandan da Türklerin çoğunda demokratik bir din
anlayışını fark edebilirler, ki bu anlayış Türkiye'yi neredeyse Avrupa
değerleriyle özdeşleşmiş gibi gösteriyor. Bunun gerekçeleri gerçi
tarihi bakımdan sadece Atatürk'ün 30'lu yıllardaki reformlarına kadar
uzanıyor. Fakat buna karşılık Türkiye'de modern devlete duyulan saygı,
dini inancın izlerini taşıyor. Her ne kadar demokrasiye, demokratik
olmayan eğitim tedbirleriyle mütemadiyen yardımcı olunmak zorunda
kalındıysa da, dinin kişisel bir mesele olduğu inancını, dindarlar da
dahil neredeyse Türklerin hepsi paylaşıyor. Üyeliği reddetmek ya da
geciktirmek için AB hangi ekonomik sorunu öne sürerse sürsün, ret
cevabı Türkiye'de, çok eski din ihtilafında yeni bir raund olarak
algılanacak" yorumu yapılmaktadır.
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun
Türkçe yayınında (28/08) "Chirac, Türkiye'nin AB'ye Girişinin Her İki
Tarafın da Yararına Olacağını Söyledi" başlığı altında yer verilen bir
haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin
gelecekte aynı yolda buluşmalarının her iki tarafın da çıkarına
olacağını, ancak Ankara'nın Avrupa Birliği üyeliğinin çok acele
gerçekleşmemesi gerektiğini ve bu sürenin de uzun ve zorlu olacağını
söylediği aktarılmaktadır.
Süddeutsche Zeitung'da
(28/08) "Türkiye, Avrupa Birliği'ni Güçlendirmek İstiyor" başlığı
altında ve Christiane Schlötzer imzalı yazıda, AB tarafından sürekli
eleştirilen MGK'nın sivil bir genel sekreter atanmasından sonra artık
Türkiye'nin AB şansını zayıflatamayacağı ifade edilerek, MGK Genel
Sekreteri Yiğit Alpogan'ın gazeteye verdiği demeçte, MGK'nın görevinin
Türkiye'ye AB yolunda katkıda bulunmak olduğunu, MGK'nın artık
uzlaşarak karar alan bir kurul olmasını arzu ettiğini ve
Avrupalılardan, ülkesine bakış açılarını artık değiştirmelerini talep
ettiği belirtilerek, "AB, Avrupa'nın gelecekte nasıl bir görünüme
sahip olacağına artık kesin karar vermelidir. Eğer Avrupa, ABD'nin
yanında, varlığı hissedilen global bir güç olmak istiyorsa, o zaman
Türkiye'yi almalıdır. Bu sayede Avrupa daha da güçlenecektir" dediği
aktarılmaktadır.
Financial Times Deutschland
gazetesinde (30/08) "Türkiye, AB Üyeliğine İlişkin Mali İhtiyacını
Daha Az Hesaplıyor" başlığı altında Rainer Koch-Thomas Klau
imzalarıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'nin AB nezdindeki Büyükelçisi
Oğuz Demiralp ile yapılan söyleşiye yer verilmektedir. Büyükelçi
Demiralp'in Ankara'nın Brüksel kasalarından yılda en fazla 7 ila 8
milyar euro bekleyeceğini söylediği belirtilerek, "Birliğe üye
ülkelerdeki çekinceler, diğerlerinin yanı sıra, Türkiye'ye yapılacak
telafi edici ödemelerde muhtemelen ek bir finansman ihtiyacına yönelik.
AB Komisyonu, Türkiye'nin üyeliğinin maliyeti konusunda henüz bir
değerlendirme yayımlamadı. Bağımsız uzman ve kuruluşların tahminleri
yılda yaklaşık 15 milyar euro civarındaydı" yorumu yapılmaktadır. Üye
devletlerin 2013 yılından sonra yeni bir mali çerçeve konusunda
anlaşmak zorunda oldukları belirtilerek, Büyükelçi Demiralp'in, bunun
sonrasında ülkesinin, AB bölgesel fonlarından yapılan ödemelerin en
büyük bölümünü alacağını tahmin ettiğini, fakat AB'nin yardımları ile
Türkiye'nin kendi katkısının karşılıklı olarak birbirini geniş ölçüde
dengeleyeceğini ayrıca Türkiye'nin, Avrupa'nın savunması için daha
fazla harcama yapacağını söylediği aktarılmaktadır. AB'nin istediği
reformların yapıldığını ve geriye önemli bir hususun kalmadığını
belirten Büyükelçi Demiralp'in müzakerelerin sonunda Türkiye ile
AB'nin, tam üyelik yerine özel bir ilişki konusunda pekala
uzlaşabilecekleri ihtimalini kapattığı ve "müzakerelerin hedefi
üyeliktir, başka bir şey değil" dediği vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da (27/08)
"Türkiye Avrupa Olgunluğunda" başlığı altında ve Michael Schmölzer
imzalı yazıda, AB devlet ve hükümet başkanlarının aralık ayında,
Türkiye ile giriş müzakerelerine başlanıp başlanmayacağına karar
verecekleri ve burada Hollandalı AB Konseyi Başkanı'nın önemli bir rol
oynayacağı belirilerek, Lahey'deki nüfuz sahibi Dış Politika
Konseyi'nin (AIV) açıkça Türkiye'nin uzun vadede AB'ye katılımından
yana olduğu ancak, kesin bir başlangıç tarihi saptamayı reddettiği,
böyle bir tarihin belirlenmesinin yanlış beklentiler uyandıracağını
açıkladığı ifade edilerek, Hollandalı Konsey üyelerinin, Türkiye'nin
çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke olmasının AB'ye katılımına
bir engel teşkil etmediğini açıkladıkları belirtilmektedir.
Yazıda, Konsey'in,
görüşmeler için bir dizi şartların öne sürülmesini tavsiye ettiği ve
Ankara'nın bunları yerine getirmemesi halinde, görüşmelerin yarıda
bırakılabileceğini belirttiği yer almaktadır. Ayrıca, UNICEF'in
Türkiye'de 600 bin kız çocuğun okula gitmediğine işaret ettiği ve bunun
Türkiye'nin AB'ye katılım yönündeki çabaları açısından bir sorun teşkil
edebileceği ifade edilmektedir.
Der Standard gazetesinde
(28/08) "Türkiye Dosyası... Nihayet Görüşmeler Başlıyor mu?" başlığı
altında gazetenin Albüm ekinde Jürgen Gotschlich imzalı yazıda,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Türkiye'nin üzerine düşen görevleri
yaptığını, sıranın AB'de olduğunu ve Başbakan Erdoğan'ın Avrupa
başkentlerinden olumlu sinyaller aldığını söylemesine karşın sert
tondaki reddedici seslerin artması üzerine, Türkler arasında bu yıl da
müzakerelere başlanamayacağı konusundaki endişelerin yoğunlaşmaya
başladığı belirtilmektedir. Vatikan'ın baş engizisyoncularından olan
Kardinal Joseph Ratzinger'in AB hükümet başkanlarının aralıkta giriş
müzakerelerine başlama kararı alması halinde, Batı dünyasının nasıl
çökeceğine ilişkin yaptığı açıklamanın Türkiye'de, Kardinalin
Avusturya, Almanya ve Fransa'daki muhafazakar çevrelerin düşüncelerini
dile getirdiği kanısı yaygınlaştığı, bu yüzden, Türk halkının büyük
bir kısmı kendini içten içe ret cevabına hazırladığı, Ankara'nın
diplomatik ataklara hazırlandığı, Başbakan Erdoğan'ın Fransa'ya ikinci
bir ziyaret yapacağı, TÜSİAD'ın Viyana'da bir toplantı
gerçekleştireceği ifade edilerek, "bütün bu çabalar eğer AB'nin
aralıkta Türkiye ile müzakerelere başlamayı onaylamasına yetmezse,
Erdoğan hükümetini zorlu günler bekliyor demektir" yorumu
yapılmaktadır.
Der Standard gazetesinde
(28/08) "Türkiye Dosyası... Avrupa'dan Çok Farklı Değil" başlığı
altında gazetenin Albüm ekinde yer alan Gerhard Plott'un eski Avusturya
Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Albert Rohan ile yaptığı mülakatın
çevirisi şöyledir:
DER STANDARD: Martti
Ahtisaari, Michael Rocard, Kurt Biedenkopf ya da Emma Bonino gibi
Avrupalı politikacılardan oluşan "Bağımsız Türkiye Komisyonu"nuz eylül
başında nihai raporunu sunacak. Tavsiyeniz ne olacak?
ROHAN: Ben şahsen Türkiye'de
tepeden sessiz bir devrim, tümden bir değişim gerçekleştirildiği gibi
muazzam bir izlenime kapıldım. Toplumsal, kurumsal ve siyasi sistem
tümden değişti. Yasal alanda ise dokuz reform paketi, Türkiye'yi
AB'ye yakınlaştırdı. Ancak uygulamada tabii bazı zayıflıklar var.
Halkın büyük bir çoğunluğu AB projesinin arkasında yer alıyor. İşte bu
yüzden bürokrasi, yargı ve ordudaki direniş zayıf kalıyor, bunların hiç
şansı yok. Ancak reform süreci tamamen AB'ye bağlı. Bu yakınlaşma
dinamizmi canlı tutulabildiği sürece, reform süreci de devam
edecektir. AB Türkiye'yi reddederse, her şey tehlikeye düşebilir.
DER STANDARD: Türkiye'nin
(üye olması halinde) Avrupa Parlamentosu'nda ekonomik açıdan güçlü
Almanya kadar sandalyesi olacak.
ROHAN: Komisyon için nüfusun
çokluğu bir rol oynamıyor, her ülkenin bir komiseri var, sonra dönüşüm
sistemi uygulanıyor. AB Parlamentosu'nda ise nasıl oy kullanılacağı,
ulusal çizgiye değil, mensup olunan partiye bağlı. Türk
parlamenterler bir blok kurmayacaktır, bu pek yapıcı bir tutum olmaz.
Konsey'de ise yeni Anayasa'ya göre çifte çoğunluk olacak. Birinci
çoğunlukta ülkenin büyüklüğü önem taşımayacak, her ülkenin tek oy
kullanma hakkı var. İkinci çoğunlukta ise, ki bu AB'nin kurumsal
sisteminde bunun söz konusu olabileceği tek alan, nüfusun çokluğu bir
rol oynayacak, Türkiye yasaları bloke edebilir. Ama burada bile
çoğunluklar konuya göre değişiyor.
DER STANDARD: Sizce (Avrupa)
göç dalgasından korkmakta haklı mı?
ROHAN: Göç son derece az
olacak ve ancak 2025'te kendini hissettirecek. Ama o zaman Avrupa'nın da
tıpkı 60'lı yıllarda olduğu gibi, acilen göçmene ihtiyacı olacak.
Güvenilir tahminler, AB'nin tümüne 2.7 milyon göçmenin geleceğinden
yola çıkıyor. Ancak Türklerin çoğu, tabii diğer Türklerin yaşadığı
ülkelere göç edecektir.
DER STANDARD: Türklerin bu
kadar çok Avrupa'ya yönelmelerinin nedeni nedir?
ROHAN: Bu 19. yüzyıldan,
Tanzimat zamanından, yani Osmanlı sultanlarının Fransa'yı örnek alarak
batılı reformlar yaptığı değişim zamanından kalma bir şey. Kemal
Atatürk sonra laikliği tamamlamış oldu.
DER STANDARD: Bizde neden bu
kadar yoğun bir duygusal direniş var?
ROHAN: Avusturya'daki siyasi
liderler korkuları alevlendirmek değil, gerçeği söylemek ve
aydınlatıcı olmak sorumluluğunu taşıyor. Türkiye bugün yaşam stiliyle
Avrupa'dan çok farklı değil. Anadolu'daki bir çiftçi, Sicilya ya da
Polonya'dakiyle rahatlıkla kıyaslanabilir. Asıl sorun "kültürel
farklılık" süsü arkasına gizlenen din. Ama Avrupa'nın değerleri
arasında din unsuru yok.
DER STANDARD: "İmtiyazlı
ortaklık" konusunda ne düşünüyorsunuz?
ROHAN: Bu anlaşılması güç
bir plan. Türkler Gümrük Birliği'ne üye, ayrıca Avrupa Konvansiyonu ve
konseylere katılıyorlar. CDU'nun Başkanı Angela Merkel böyle bir
ortaklığın nelerden oluşacağını açıklayamadı.
DER STANDARD: Ankara AB'ye
katılması halinde, devletin önemli haklarını Brüksel'e devretmeye hazır
mı?
ROHAN: Şu an için evet.
DER STANDARD: Türkiye'nin
Birliğe alınması diğer Müslüman ülkelere örnek teşkil edebilir mi?
ROHAN: Bu bence en önemli
noktalardan biri. Gerçi modernleşme ve laiklik diğer Müslüman
ülkelerden önce başladığı için Türkiye otomatikman örnek alınacak
diye bir şey yok. Asıl ikilem, radikal İslam ile demokrasinin
bağdaşmaması. Bu yüzden Cezayir, Fas ve Tunus gibi ılımlı ülkeler
Kuran'a modern toplumsal sistemi mümkün kılacak bir yorum arıyorlar.
Bu ülkeler için Türkiye örneği büyük önem taşıyor.
DER STANDARD: Kürtlerin
AB'ye yaklaşımı nasıl?
ROHAN: Kürtlerin yüzde 78'i
AB'den yana, Türklerden yüzde üç daha fazla.
DER STANDARD: Bu raporun ne
getirmesini umuyorsunuz?
ROHAN: Raporumuz 6 Ekim'de
Brüksel'de açıklanacak. Böylece mantıksız endişeler doğru boyutlara
kavuşacak.
FRANSA BASINI:
Dernieres Nouvelles d'Alsace
gazetesinde (28/08) "Türkiye'nin AB Üyeliğiyle İlgili Rapor 6 Ekim'de"
başlığı altında yer alan haberde, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye ile
üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili tavsiyesini 6 Ekim'de
sunacağı, AB'nin, insan haklarına saygı gösterilmesi ve kişisel
özgürlükler alanında Ankara tarafından gerçekleştirilen ilerlemelere
göre Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatıp başlatmayacağına da
aralık ayında karar vereceği, Türkiye'nin hazırlık durumunu
özetleyecek olan raporun, Türkiye'nin muhtemel üyeliğinin AB'ye
belirgin etkisi olacağı alanları belirleyeceği ve Jacques Chirac'ın
talep edilen tüm şartları yerine getirdiği takdirde Türkiye'nin AB
üyeliğine verdiği desteği yinelediği belirtilmektedir.
İNGİLTERE
BASINI:
Reuter'in (27/08) "Chirac:
AB ve Türkiye Birlikte İlerleyecek Ancak Yakın Zamanda Değil" başlığı
altında verdiği bir haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın,
Türkiye ve Avrupa Birliği'nin ileride aynı doğrultuda ilerlemekten
çıkarları bulunduğunu ancak Ankara'nın çok hızlı bir şekilde bloğun tam
üyesi olmaması gerektiğini söylediği, bu açıklamasıyla Türkiye'nin
üyeliği konusunda Fransız seçmenlerin endişelerini gidermeyi amaçladığı
ifade edilerek, Türkiye'nin AB üyeliğinin Fransa'da destek görmediği
ve Chirac'ın muhafazakar UMP partisinin bu yıl Türkiye ile
müzakerelerin başlaması aleyhinde oy kullandığı belirtilmektedir.
Financial Times'da (30/08)
"Komisyon, AB Ülkelerini Türkiye Konusunda Temin Etmeye Çalışıyor"
başlığı altında, Daniel Dombey ve Rainer Koch imzalarıyla yer alan
haberde, AB Komisyonu'nun AB'ye üye ülkelere, Türkiye'yi büyük bir
ihtimalle üyelik yoluna sokacak görüşmeler için yeşil ışık yakmalarını
önermesinin beklendiği, Türkiye'nin son beş yılda kaydettiği
ilerlemelerin değerlendirileceği raporun yanı sıra, Komisyon ayrıca,
Türkiye'nin üyeliğinin AB için ne anlama geleceği hakkında ek bir rapor
daha yayımlayacağı, Komisyonu'nun tarımdan sorumlu üyesi Franz Fischler
ve tek pazardan sorumlu üyesi Frits Bolkestein gibi bazı üyelerin,
Türkiye'nin üyeliği konusundaki endişelerini açıkça dile getirdikleri
belirtilmektedir. Yapılan tahminlerde, Türkiye'nin üyeliğinin AB
bütçesine maliyetinin yılda 17 milyar euroya kadar çıkabileceğini
gösterdiği, ancak Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenlerin, gerçek
maliyetin daha düşük olacağını ve bunun 2013 bütçesine bağlı olduğunu
savunduklarının yer aldığı haberde, Türkiye'nin, AB kriterlerine uyduğu
takdirde, müzakerelerin Nisan 2005'ten daha geç başlamaması gerektiği,
görüşmeler için öngörülen muhtemel tarihler arasında 2005 ve 2006 yılı
başlarının bulunduğu, müzakerelerin sonuçlandırılmasının ve daha sonra
AB Parlamentosu'nun onayının ise 10 yıl alabileceği ifade
edilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'da
(26/08) "Türkiye AB'nin Eşiğinde" başlığı altında ve Siegfried Schultz
imzalı yazıda, Türkiye'nin gerçekleştirdiği siyasi reformlar konusunda
aralık ayında yapılacak olan AB Bakanlar Konseyi ikna olursa, ekonomik
faktörler önemli bir ölçüt olmasına karşın Türkiye'yle AB'ye üyelik
müzakerelerine başlamada ekonomik kriterlerin bir engel
oluşturmayacağı, son iki yılda ekonomik büyüme sağlandığı ancak
geçmişte ekonomik büyümede devamlılık olmadığı, hala fiyatların yüksek
olduğu, yüksek oranda işsizliğin devam ettiği, ülkenin gelişiminin iç
piyasaya dönük yapısı nedeniyle zorlaştığı, Türkiye'nin ekonomik
olarak etkin bölgelerinin hiç gelişmemiş bölgeleriyle tezat
oluşturduğu, dış ticarette de ihracattan çok ithalat yapıldığı, enerji
ithalatı fazla olduğu ve turizm gelirleri artmadığı müddetçe
bilançoların eksiyi göstereceği ve Türkiye'nin Birliğe katılmakla
AB'yle dış ticaretten fazla bir kazanç beklenmemesi gerektiği ifade
edilmektedir.
Yazıda, "yabancıların (IMF,
AB, Dünya Bankası) desteğiyle makro ekonomik istikrar politikası şu
ana kadar başarılı oldu, ancak ekonomik olarak AB seviyesine gelebilmek
için yapısal özellikli bir dizi sorun daha çözümlenmelidir. Bu
müdahalede bulunmanın yanı sıra zaman da gerektiriyor. Türkiye şimdilik
krize dayanıklı bir ekonomi yolunda ilerliyor. Dünya Bankası'na göre,
reform süreci açısından üyelik perspektifi bunun stratejik yönü.
Türkiye'ye girdiği yolda sonuna kadar gitme şansının verilmesi
gerektiği belirtiliyor. Bu, Avrupa'nın da çıkarınadır. AB Bakanlar
Konseyi aralık ayında üyelik müzakerelerine başlanması kararı verirse
ekonomik alandaki uyum süreci orta vadede başarılabilir. Siyasi
içerikli engel çıkarılması beklenmiyor. Ne olursa olsun ülkenin
modernleşmesi açısından çaba sarfedilmesi şart ve bundan kaçış yok"
denilmektedir.
Tagblatt gazetesinde (27/08)
"AB'nin Ankara'ya Yönelik Yeni Talepleri" başlığı altında ve Jan
Keetman imzalı yazıda, geçen ilkbahardan bu yana Ankara'nın, aralık
ayında yapılacak AB zirvesinden sonra üyelik müzakerelerine başlanması
konusunda artık sadece olumlu işaret alınmasına kendini alıştırdığı
ancak Brüksel'den sızan haberlere göre, Türkiye'nin ilerleme
kaydetmesi gereken beş noktanın daha bulunduğu belirtilerek,
"Türkiye'nin AB'nin eksiklikler listesini zamanında tamamlamak için
fazla bir şansı kalmamış gibi görünüyor. AB Komisyonu'nun raporu eylül
ayında yazılacak ve ekim ayı başında ilan edilecek. Türk Parlamentosu
14 Eylül tarihinde yaz tatilinden erken dönerek yeni Ceza Yasası'nı
görüşecek. Bunun birkaç gün içinde gerçekleştirilip
gerçekleştirilemeyeceği şüpheli. Diğer eksiklikleri de tamamlamak için
Türkiye'nin birkaç aya daha ihtiyacı var" denilmektedir.
Der Bund gazetesinde (27/08)
"Askerler Etkilerini Yitiriyor" başlığı altında Birgit Cerha imzalı
yorumda, MGK genel sekreterliğine bir sivilin getirildiği, askerlerin
YÖK ve RTÜK'de de artık üyelerinin bulunmayacağı ancak görüşmelere
başlanması yolunda, özellikle insan hakları konularında bazı
eksiklikler bulunduğu belirtilerek AB Komisyonu'nun Ankara üzerinde,
kadın haklarının güçlendirilmesi ve 90'lı yıllarda Türk ordusu
tarafından köyleri boşaltılan onbinlerce Kürdün geri döndürülmesi
amacıyla artık bir plan hazırlanması için baskı uyguladığı ifade
edilmektedir.
Neue Zürcher Zeitung'da
(28-29/08) "Lahey ve Türkiye'nin AB Üyeliği" başlığı altında "vau"
rumuzuyla yer alan yorumda, Hollanda Hükümeti'nin dış politika
konularında danışmanlığını yapan Hollandalı danışmanlık bürosunun "Adviesraad
Internationale Vraagstukken (AIV)" hazırladığı bir raporda, aralık
ayında AB devlet ve hükümet başkanları zirvesinde kararlaştırılacak
olan AB-Türkiye üyelik görüşmelerinin en geç iki yıl içinde başlaması
gerektiği, ayrıca Ankara'nın demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti
konularında büyük ilerlemeler kaydettiği ve görüşmelerin daha da erkene
alınabileceği belirtilerek, polis ve yargıda bazı eksikliklerin hala
söz konusu olduğu, en büyük sorun olarak da şiddete yatkın bir kültürde
kadının konumunun olduğu vurgulanmaktadır.
İTALYA
BASINI:
La Repubblica gazetesinin
haftalık eki Il Venerdi'de (27/08) "Avrupa Türkiye ile İtalya'ya Sınav
Yapacak" başlığı altında ve Andrea Bonanni imzası ile yer alan
makalede, Brüksel'de Prodi devrinin bittiği, Barroso devrinin başladığı
belirtilerek Türkiye ile ilgili olarak şöyle denilmektedir:
"Komisyon'un Konsey'e Ankara'nın üyelik müzakerelerinin başlatılıp
başlatılmaması konusunda bir öneri sunması gerekiyor. Avrupa Birliği
tarafından talep edilen siyasi kriterleri karşılamak adına Türk
hükümetinin sarf ettiği büyük gayretler de gözönünde tutulduğunda,
bugün daha olası görünen çözüm: 'Uzun yıllar sürecek bir üyelik
müzakeresinin başlatılmasının tercih edilmesidir.' Lakin hükümetlerin
mecburi saydığı ama Avrupa kamuoyunun büyük bir bölümüne sevimsiz
görünen bu tür bir karar, Türkiye'nin her şeye rağmen dış çemberle
sınırdaş kalacağı iki vitesli bir Birlik perspektifinde hafife
alınabilir."
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı (KİPE)'nın
(27/08) "Türkiye'nin AB Üyeliğinin Maliyetinin Düşündürdükleri" başlığı
altında yer alan haberde, AB'nin üyelik görüşmeleri için Türkiye'ye
tarih verilip verilmemesi konusunda alacağı karar öncesinde Alman
kamuoyunun Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin maliyeti üzerinde durduğu ancak
AB'nin, askeri bakımdan çok güçlü olan Türkiye'nin üye olmasıyla bu
askeri gücünden olduğu kadar, hammadde, AB'nin yeni pazarlara açılması
ve AB'nin Arap dünyasıyla daha iyi irtibat kurması bakımından
Türkiye'den yararlanacağı belirtilmektedir.
Simerini gazetesinde (27/08)
"Kıbrıs, Türkiye'nin Geleceğini Tayin Ediyor" başlığı altında "K.A."
rumuzlu yorumda, Kıbrıs Rum tarafının en etkili silahı elinde tuttuğu,
bunu da Kıbrıs'ın AB üyeliğinin sunduğu ifade edilerek, Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin geleceğini ve Avrupa perspektifini tayin ettiği, bunu da
Türkiye'nin AB üyeliğine ve hatta üyelik müzakerelerine başlama tarihi
verilmesine veto hakkını kullanarak veya kullanmayarak yapacağı
belirtilerek, "işgal altındaki bir devletin işgalciye, AB'ye şiddet
yoluyla girmesi için izin vermesi sinir bozucu olur. Eğer bunu
yaparsak, oyunu ve haysiyetimizi sonsuza kadar kaybederiz" yorumu
yapılmaktadır.
KUVEYT BASINI:
El Kabes gazetesinde (27/08)
"Eylülde Bir Dizi Reform... Türkiye ve AB İçin Belirleyici 40 Gün"
başlığı altında ve Hüsnü Mahalli imzalı haberde, AB'nin şart koştuğu
son anayasal ve hukuki düzenlemeler için hükümetin 14 Eylül'de TBMM'yi
olağanüstü toplantıya çağırdığı belirtilerek, ancak Avrupa'da bazı
çevrelerin Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması ve Avrupa'nın
Hristiyan kültürüyle uyum göstermesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle
Ankara'nın AB'ye tam üyeliğine karşı çıkmaya ve çekince koymaya devam
ettikleri ancak bu çekince ve itirazların, Ankara'yı Avrupa
başkentlerinin onayını almak için çaba sarf etmekten alıkoymadığı ifade
edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia gazetesinde (27/08)
"Tarih İçin Tarih" başlığı altında ve Yorgos Kapopulos imzalı yorumda,
Ankara'nın, AB ile üyelik müzakerelerinin 2005 yılının ilkbaharında
başlamasını istediği, Hollanda'daki AIV adlı dış politika enstitüsünün
Aralık 2004'ün ardından, 24 ay içinde Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlama olasılığının Avrupa Birlği tarafından korunması
ve Türkiye'nin AB üyesi olacağı tarihin belirlenmemesi şeklindeki
tavsiyesinin daha gerçekçi göründüğü ifade edilerek, "Türkiye'nin hangi
tarihte AB üyesi olacağı belirtilmeden üyelik müzakerelerinin başlaması
yolunda yapılan tavsiye aslında, '25'lerin tam üyelik konusunda
kendilerini bağlamak istemediklerini, ancak aynı zamanda 'hayır'ın
ağırlığını kaldıracak güçte olmadıklarını ortaya koyuyor. Çünkü,
'hayır' ile hem Erdoğan hükümeti sarsılacak hem de AB Helsinki ile
Kopenhag kriterlerini ihlal etmiş olacağından, saygınlığı darbe
alacaktır" denilmektedir.
Üyelik müzakerelerinin
başlama tarihinin Avrupa Birliği Anayasası'nın onaylanması konusu ile
bağdaştırılacağından, tarih için tarih verilmesinin söz konusu olduğu,
böyle bir durumda da, üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı
yolunda Ankara'da var olan heyecanın devam edeceği ve Ankara'nın
Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlama çabalarını sürdüreceği, ikinci
noktanın ise üyelik müzakerelerinin ne zaman son bulacağı ile ilgili
olduğu, sadece Ankara'nın AB kriterlerine uyum sağlama çabalarına
değil, AB genişlemesinin yarattığı şok aşılmadan ve AB içinde yapılan
kurumsal değişiklikler algılanmadan, AB'nin Türkiye'nin üyeliğini ne
derecede desteklemek isteyeceğine bağlı olacağı belirtilmektedir.
Yunanistan Radyo-TV
Kurumu'nun (ERT) (28/08) "Papadopulos, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin
Avrupalaşma Sürecine Engel Olmayacağını Söyledi" başlığı altındaki
haberde, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile Panhellenik
Sosyalist Hareketi (PASOK) Başkanı Yorgo Papandreu arasında Atina'da
yapılan görüşmede, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin AB'ye üyeliği
konularının ağırlıklı olarak ele alındığı ve Papadopulos, Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin Avrupalaşma sürecine engel olmayacağını ve Türkiye'nin AB
üyeliğinin, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasına katkıda bulunacağını
belirttiği yer almaktadır.
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (28/08) "AB'ye Doğru Yol Lefkoşa'dan Geçer" başlığı altında
Hristina Pulidu imzalı yorumda, Ankara'nın AB adaylığını güçlendirmek
için yapıcı bir tavır takındığı, Yunan Hükümeti'nin son beş yılda
sistematik bir şekilde Türkiye'ye dostluk eli uzatarak, Kıbrıs'ın AB
üyeliğini güvence altına almayı ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesini
ilerletmeye çalıştığı gibi, Ankara'nın da Türk ulusal stratejisinin
tabu saydığı konularda daha esnek davrandığı, bunu da Kıbrıs Türk
tarafının tepkisine rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği
Anlaşması çerçevesinde siyasi tanıma anlamına gelmeden ekonomik ve
ticari ilişkilerde bulunma kararını almasıyla gösterdiği
vurgulanmaktadır.
Kosmos tu Ependiti
gazetesinde (28/08) "Lefkoşa'dan İyi Niyet Tavrı" başlığı altında ve
Dimitri Konstantakopulos imzalı yorumda, Lefkoşa'daki üst düzey
yetkililerin, Lefkoşa'nın AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerini
veto etmek konumunda bulunmayı istemediği, ancak bunun Türkiye ne
yaparsa yapsın, Lefkoşa'nın takınacağı tavrın olumlu olacağı anlamına
gelmediğini söyledikleri gerek Atina gerekse Lefkoşa'nın Türk talebini
desteklemeye yöneldikleri, bununla birlikte, iki hükümetin bu
niyetinin yanı sıra Ankara'nın da iyi niyet göstermesinin gerekli
olduğu, Ankara bu asgari iyi niyeti gösterirse, Yunanistan ile
Kıbrıs'ın, aralık ayındaki "zorluğun" aşılmasından sonra Kıbrıs
konusunu doğal olarak AB-Türkiye ilişkileri gündemine dahil etmek
niyetinde oldukları ifade edilmektedir.
Kathimerini gazetesinde
(29/08) "Kapalı Kapılar Ardındaki Yönetim Kurumları Tarafından
Yönetilen Bir Avrupa'nın Aleyhindeyiz" başlığı altında yer alan, Marilia
Papathanasiu'nun İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos ile
yaptığı mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:
SORU: Türkiye'nin AB
üyeliğini nasıl görüyorsunuz? Sizce AB zirvesinde Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verilecek mi?
MORATİNOS: İspanya'da gerek
bizler gerekse muhalefet, Türkiye'nin AB üyesi olmasından yanayız. Zor
bir girişim olduğunu biliyoruz. Ancak, AB dışında kalan bir Türkiye
felaket oluşturacak. Türkiye Kopenhag Kriterleri'ne saygı göstermeli,
bir İslam ülkesi olarak saygı gösterdiğini ve herhangi bir Avrupa
ülkesiyle aynı kalkınma yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamak için
gerekli siyasi, ekonomik ve sosyal reformları ilerletmelidir. Üyelik
tarihine gelince, AB tarafından gelecek aralıkta Türkiye'ye
verileceğini ümit ediyorum.
-
-
-
ESKİ SAYILAR