ANKARA, 03/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 2 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan,
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Bild'de (02/09) "Türkiye
Avrupa'nın Merkezi Yapı Taşıdır" başlığı altında yer alan Rolf Kleine
imzalı ve Federal Almanya Dışişleri Bakanı (Yeşiller) Joschka Fischer
ile yapılan mülakatın, Türkiye ile ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:
SORU: AB Komisyonu beş hafta
içinde Türkiye ile katılım müzakereleri hakkında karar verecek. Çok
sayıda vatandaşın, AB üyesi bir Türkiye'den korkmalarını anlayabiliyor
musunuz?
FİSCHER: Yersiz de olsa,
tabii ki bu endişeleri anlayabiliyorum. İtiraf etmeliyim ki, ben de bu
konuda eskiden çok tereddütlüydüm. Fakat şu anki Türk hükümeti ülkeyi
Avrupa'ya yakınlaştırmak için olağanüstü çaba harcadı. Vatandaşların da
şunu bilmesi gerekir: Şimdi söz konusu olan, müzakerelerin
başlatılmasıdır, AB üyeliğinin kendisi değil. Türkiye de, ülkenin şu
aşamada AB'ye hazır olmadığının bilincinde. Türkiye'nin sonuçta
Avrupa'ya uyum sağlaması gerekiyor ve bunun gerçekleşmesi de katılım
müzakerelerinin sonunda, belki de 10 ya da 15 yıl içinde olacaktır.
Bunun için de Türkiye'nin seçtiği yolda ilerlemeyi enerjik bir şekilde
sürdürmesi, yani reformları somut bir şekilde uygulaması gerekiyor.
SORU: Türkiye bu durumda AB
içinde İslam'ın etkisindeki ilk ülke olacak. Irak'la sınırı olan bir
ülke, gerçekten hala Avrupa mıdır?
FİSCHER: Avrupa bir inanç
meselesi değil, bir değerler birliğidir. Seçim hakkı bizim: Köktendinci
İslama karşı bizi koruyan modern, demokratik ve Avrupalı bir Türkiye
istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Avrupa standartlarına erişmek için
yoğun çaba harcayan Türk hükümeti, daha şimdiden pek çok alanda kayda
değer başarılar elde etti. İdamın kaldırılması, işkencenin
yasaklanması, siyasi tutukluların salıverilmesi... Tüm bunlar Avrupa
istikametinde atılan adımlardır.
SORU: Türkiye'nin AB üyeliği
Avrupa için neden bu kadar önemli?
FİSCHER: Çünkü, çocuklarımız
ve torunlarımızın barış içinde yaşaması, sadece Avrupa'yı güvenilir bir
hale getirirsek mümkündür. Türkiye bunda, merkezi yapı taşı olarak
büyük rol oynuyor. Uluslararası teröre karşı Avrupalı bir Türkiye'den
vazgeçilmez. Aksi taktirde şu geçerlidir: Ülkeye Avrupa kapısının
kapatılması, demokrasi ve Batılı değerleri zaten reddeden odakları
güçlendirecektir. Bu da bizim için tehlikeli olacaktır.
SORU: Uzmanlar, Türkiye'nin
üyeliğinin yılda 17 milyar euroya mal olacağını tahmin ediyorlar. Bu
sizce finanse edilebilir mi?
FİSCHER: Bu rakamlar sadece
spekülasyonlara dayanıyor. Korku tabloları çizilmesini doğru
bulmuyorum. Ben, Türkiye'nin en başta Brüksel'in teşvik imkanlarına
değil, ülkenin çağdaşlaşmasına ilgi duyduğuna inanıyorum.
Die Welt gazetesinde (02/09)
"Adil Bir Türkiye Raporu Olacak" başlığı altında ve Andreas Middel
imzalı yazıda, Verheugen'in ekim ayındaki raporun adil ve objektif"
olacağını ve talimat ile hareket edilmediğini söyleyerek özellikle
Alman Hükümetinin olumlu bir Türkiye belgesi istemesi nedeniyle,
Türkiye hakkında nihai raporun fazlaca olumlu olmasından endişelenen
bazı komiserlerin kaygılarına cevap verdiği belirtilmektedir.
Verheugen'in "Komisyon'un, katılım kriterlerinin yerine getirilip
getirilmediğini incelemesi gerekir ve biz bunu gerçeklere sadık
kalarak yerine getireceğiz" dediği ve durumu yerinde gözlemleyebilmek
amacıyla gelecek hafta Türkiye'ye geleceği ifade edilmektedir.
Verheugen'in 15 kişiden oluşan AB Komisyonu'nda bazı komiserlerin,
Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılması konusunda daha ziyade
çekinceleri bulunduğunu ve "bu konuda canlı bir tartışma yapılıyor ve
bu da gayet doğal. Asıl belirleyici tartışma, rapor zemininde
gerçekleşecektir" dediği aktarılmaktadır. Türkiye'nin olası AB
üyeliğinin büyük tahrip potansiyeli nedeniyle, Komisyon'un 6 Ekim'de
sadece bir ilerleme raporu sunmakla kalmayıp bunun ötesinde ilk kez
Türkiye'nin üyeliğinin AB üzerinde yaratacağı etkiye ilişkin bir de
analiz sunacağı ve bu analizin, tarım ve yapısal politikalar
üzerindeki etkileri de içereceğini ve Türkiye'nin üyeliğinin
jeopolitik önemine çok daha fazla değer verildiğine değinen Verheugen'in
"bu konuda bazı sürprizler olacak" dediği belirtilmektedir. Türkiye'nin
alınmasının AB'yi mali açıdan zorlayacağına ilişkin yaygın endişelere
karşı çıkan Verheugen'in 1 Mayıs'ta tamamlanan ve ilk üç yılda 40
milyar euroya mal olacak olan AB'nin doğuya genişlemesiyle kıyaslama
yapılamayacağını belirttiği aktarılmaktadır. Yazıda, Avrupa
Parlamentosu'ndaki Hristiyan Demokrat EVP'nin Grup Başkanı Hans-Gert
Pöttering'in "Türkiye ile müzakerelere başlama zamanının gelmediğini"
düşündüğünü, bunun başlıca nedeninin ise, ülkedeki insan hakları
konusundaki eksikler olduğunu söylediği de yer almaktadır.
Die Welt gazetesinde (02/09)
"Komisyon Türkiye'ye İlişkin Özel Rapor Hazırlıyor" başlığı altında
Andreas Middel imzası ile yayımlanan yazıda, Verheugen'in; AB
Komisyonu'nun 6 Ekim'de Türkiye'ye ilişkin önemli değerlendirmenin
yanı sıra, Türkiye'nin üyeliğinin AB için sonuçları konusunda da ilk
kez kapsamlı analizler sunacağını ve bu analizin, AB devlet ve hükümet
başkanlarının, üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağına ilişkin
kararına ilerleme raporuyla birlikte zemin teşkil edeceğini açıkladığı,
ayrıca Türkiye raporunun, AB hükümetlerinin zorlamasıyla fazla olumlu
çıkacağı yolunda Komisyon'daki mevcut endişeyi kabul etmediği ve
Türkiye belgesinin "adil ve objektif" olacağını söylediği
belirtilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(02/09) "Türkiye İle Müzakereler Nisan 2005'den İtibaren" başlığı
altında ve Christian Wernicke imzası ile yer alan yazıda, Brüksel'in
genişlemeden sorumlu Komiseri Günter Verheugen'in, Avrupa hükümet
başkanlarının aralık ayındaki zirvede, Türkiye'nin daha sonra
gerçekleşecek üyeliğe ilişkin siyasi kriterleri yerine getirecek
durumda olduğunu saptamaları halinde Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin
müzakerelerin Nisan 2005'den itibaren başlayabileceğini düşündüğü
belirtilerek, Avrupa Konseyi'nin 2002 yılında Türkiye'ye, bu yılın
sonuna kadar karar vermeye ve ardından da "derhal" katılım
müzakerelerini başlatmaya söz verdiğini söyleyen Verheugen'in, daha o
dönemde kendisinin, hükümet başkanlarına "derhal, yani dört ile altı ay
arasında" diye izah ettiğini söylediği ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Der Standard gazetesinde
(02/09) "AB-Türkiye Görüşmeleri Haziran'da Başlayacak" başlığı
altındaki haberde, Verheugen'in, Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye ile
AB'ye katılım konusunda yapılacak müzakerelerin "en geç Haziran 2005"te
başlaması gerektiğini söylediği, müzakerelerin başlaması için AB
Komisyonu'nun olumlu bir rapor vermesinin şart olduğu ve bu raporun da
6 Ekim'de sunulacağı belirtilerek, Verheugen'in, üstü kapalı bir
şekilde, raporun bazı "sürprizler" içereceğini söylediği
aktarılmaktadır.
Die Presse gazetesinde
(02/09) "Türkiye'nin Katılımından Önce Duyulan Korku" başlığı altında
ve Wolfgang Böhm imzalı yorumda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AB
başkentlerini gezerek ülkesinin AB'ye katılımı için çaba harcayacağı
ancak buna şaşmamak gerektiği, çünkü yıl başında birçok AB'li
politikacıdan alınan olumlu sinyallerin arkasının kesildiği ifade
edilerek, ekim ayına kadar ülkenin katılım olgunluğunda olup
olmadığını değerlendirmek zorunda olan Komisyon'da bazı komiserlerin
katılımın mali etkileri gibi hassas konuları da içine alacak bir
raporun hazırlanması konusunda ısrar ettikleri belirtilmektedir. AB
ülkelerinin zaman kazanmaya çalıştığı, ancak geciktirme yönteminin,
sorunu çözmeye yeterli olmadığı ifade edilerek, "AB devletleri şimdi
hamle yapmak zorunda. Giriş müzakerelerine başlayarak büyük bir riske
girebilir, ya da Ankara'yı tamamen gücendirebilirler. Nasıl karar
verirlerse versinler, başları ağrıyacaktır" yorumu yapılmaktadır.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
BASINI:
El Halic gazetesinde (02/09)
"Avrupa Birliği ve Türkiye'nin Bekleyişi" başlığı altında Dr. Hamid el
Sa'duun imzalı yorumda, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı'ya
yönelen Atatürk Türkiyesi'nin kendisine uluslararası politik bir mevki
ve ekonomik refah sağlayacağını zannederek Avrupa Ortak Pazarı olarak
kurulan Avrupa kulübüne girmeye çalıştığı ve NATO ittifakının etkin ve
önde gelen bir üyesi olan Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ne üye olmak
isteyen Türkiye'den farklıymış gibi kabul edilmesinin ilginç olduğu
vurgulanmaktadır. Türkiye'nin Avrupa-Amerikalı Batı'yla olan coşkulu
işbirliği ve kaynaşmasının, karşı taraftan aynı karşılığı göremediği,
Türkiye'nin Avrupa kulübüne üye olmaktaki ısrarını ortaya koymasından
sonra, bu arzunun tüm Avrupalılarca kasıtlı bir ihmal ve duyarsızlıkla
karşılandığı ifade edilerek, Avrupalıların, Türk hükümetlerinden
istedikleri reformları Birliğe hemen kabul edilen kimi Doğu Avrupa
ülkelerinden istemediği belirtilmektedir. Yorumda daha sonra özetle
şöyle denilmektedir: “Avrupa kulübüne girmeye olan dizginlenemez Türk
arzusu, -ki bu arzu Erdoğan Hükümeti'nin en önemli görevi ve başarı
ölçütü haline gelmiştir- yine Avrupa Birliği tarafından bir düzine
koşulla yanıtlanmış ve aktif bir AB üyesi olmak istiyorsa bunları
yapması istenmiştir. Türkiye'den öncelikle Avrupa'yı düşünen bir üye
olması istenmektedir. Ayrıca AB açısından Türkiye'nin açmazlarından ve
konumunu güçleştiren konulardan biri de, insan hakları sicili ve
azınlıklar meselesidir. AB'nin Türkiye'den oynamasını istediği bir
başka rol de bölgesel olup Arap-İsrail anlaşmazlığında hem Araplar hem
de İsrail ile olan iyi ilişkilerini kullanarak dengeli bir politika
izlemesidir. Ayrıca Avrupalılar, Türkiye'nin rolüne Orta Asya
açısından da önem vermekteler; Sovyetler Birliği'nin mirasından kalan
buradaki ülkelerle Türkiye arasında kan, dil ve din bağları vardır, bu
ülkelerdeki çalkantıların dinmesi, istikrara kavuşmaları AB açısından
son derece önemlidir. AB, Türkiye'deki asker baskısından da oldukça
rahatsız olmaktadır; onlar askerin sadece vatanı korumakla görevli
olmasını ve politikaya karışmamasını istemektedirler. Avrupalılar,
Amerika'nın Türk politikasındaki uzantılarından kaygı duyduklarını
Türklere açıkça söylemekten kaçınmıyorlar. Nasıl ki Türkiye AB'ye üye
olmak için ısrarla talip olmaktadır, AB de bir takım çalışması ruhuyla
ekibini takım çalışmasına yatkın olanlardan kurmaya özen
göstermektedir. Acaba Türkiye böyle bir ekip çalışmasında yer almaya
hazır mıdır? Yoksa zihinlerdeki eski-yeni tüm tortular iş ciddiye
bindiğinde mi masaya gelecek? Türklerin de dediği gibi, bu husus Avrupa
Birliği zirvesinde ortaya çıkacak."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (02/09) "Türkiye'nin
AB Adaylığı... Başka Statü Mümkün Değil" başlığı altında yer verdiği
haberinde, Avrupa Birliği'ne başkanlık eden Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard
Bot'un, Birliğin Türkiye ile müzakereleri başlatmaya karar vermemesi
halinde bu ülkeye başka bir statü verilmesinin söz konusu olmayacağını
söyleyerek, "Türkiye üyeliğe adaydır. Özel ilişkilerden veya imtiyazlı
ortaklıktan bahsetmek yakışık almaz. Oyunun ortasında kural
değiştirilmez. Türkiye'nin hazır olup olmaması önemlidir." diye ilave
ettiği ve "Türkiye'ye giden herkes, Türk yetkililerin ilerleme
kaydetmek için ciddi çabaları olduğu kanaatine varıyor. Son 18 ay
içinde yapılanlar takdire şayandır" dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinde
(02/09) "Avrupa Umutları Arttıkça İstanbul Güç Topluyor" başlığı
altında yer alan haberde, Türk hisse senetlerinin, Türkiye'nin AB'ye
üyeliği konusundaki iyimser havanın etkisiyle, mayıs ayından bu yana
en yüksek düzeyine ulaştığı belirtilerek, İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Straw'un AB'nin Türkiye ile görüşmelere başlaması gerektiğini
söylemesi ile Verheugen'in Türkiye'nin ilerlemesinin değerlendirildiği
raporun olumlu olacağını ima eden açıklamasının piyasaları olumlu
etkilediği ifade edilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Nihon Keizai Shimbun
gazetesinde (01/09) "Straw: AB'nin Evrensel Değerleri Yaygınlaşmalı"
başlığı altında yer alan haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'un
"Avrupa'nın bu evrensel değerleri destekleme arzusunu, aralık ayında
Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararından daha iyi
gösterecek bir işaret olamaz" diyerek AB'nin Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlaması gerektiğini vurguladığı aktarılmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı (KİPE)'nın
(02/09) "Hristofias: Türkiye, AB'ye Katılmak İstiyorsa, Taktik
Değiştirmek Zorunda" başlığı altında verdiği haberde, AB Dönem
Başkanlığı'nı yürüten Hollanda'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı
Atzo Nicolai ile görüşen Meclis Başkanı Dimitris Hristofias'ın, Kıbrıs
Rum tarafının AB'nin Kıbrıs Türklerine vereceği herhangi bir ekonomik
yardımı desteklediğini belirttiğini ve Türkiye'nin Kıbrıs'ta hala bir
işgal kuvveti olduğunu ve AB'ye katılmak istiyorsa, taktiğini
değiştirmesi gerektiğini kaydettiği yer almaktadır.
Kıbrıs Haber Ajansı (KİPE)'nın
(02/09) "Nicolai, Kıbrıs Sorununa Bir Çözüm Bulunmasında AB'nin Temel
Rol Oynayamayacağını Söyledi" başlığı altındaki haberinde,
Hollanda'nın Avrupa İşleri Bakanı Atzo Nicolai'ın, uluslararası bir
sorun olduğu için, Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde bir çözüm aranması
gerektiğini ve bu çözümün aranması çerçevesinde, AB'nin temel rol
oynayamayacağını söylediği aktarılmaktadır.
-
-
-
ESKİ SAYILAR