ANKARA, 08/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 7 Eylül
2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve
yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (07/09) "Verheugen:
AB Türkiye'nin Üyeliğini Değerlendirirken Adil Olacak" başlığıyla yer
verdiği haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in Türkiye ziyareti ele alınmakta, Avrupa Komisyonu,
Türkiye'nin AB'ye katılım kriterlerini karşılamak için yeterli ilerleme
kaydedip kaydetmediğini değerlendirecek önemli raporunu yayımlamadan
önce Türkiye'ye son ziyaretini gerçekleştiren Verheugen'in Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından muhabirlere, AB'nin
değerlendirmesinin "Türkiye'deki etkileyici ilerlemeyi dikkate
alacağını ve adil, nesnel ve dürüst olacağını" söylediği
aktarılmaktadır.
Aynı haber Almanya'nın Sesi
Radyosu'nun (07/09) 08.30-09.00 Türkçe yayınında da yer almaktadır.
The New York Times
gazetesinin internet sayfasında (07/09) "Avrupa Temsilcisi Kürtlerin
Durumunu Değerlendirmek İçin Türkiye'yi Ziyaret Etti" başlığı ve Sachs
imzasıyla yayımlanan yazıda, "Türkiye'nin AB'ye katılma umutları
aşikarken üst düzey Avrupalı bir temsilci dün, Kürt azınlığın
statüsünü değerlendirmek ve yerel insan hakları örgütleriyle görüşmek
üzere ülkenin sıkıntılı güneydoğu bölgesine gitti." denilerek AB
Komiseri Günther Verheugen'in Türkiye ziyareti ele alınmaktadır.
Yazıda şöyle denilmektedir: "Verheugen'in ziyareti, AB'nin Türkiye'ye
yönelik artan inceleme ve gözlemlerinin bir göstergesi niteliğinde.
Türkiye, 25 üye ülkenin liderlerinin, çoğunluğu Müslüman olan bu ülke
ile üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı konusunda oylama
yapacakları aralık ayı zirvesi için hazırlıklarını sürdürüyor. En
iyimser Türk yetkililer bile, Türkiye'nin en az 10 ila 15 seneden önce
Birliğe katılmaya hazır olacağını tahmin etmediklerini söylüyorlar.
Ancak hükümet, işadamları ve kamuoyu araştırmalarına göre halkın büyük
bir çoğunluğu müzakerelerin başlaması için belki de gelecek yıl kesin
bir tarih almayı umuyor... Hala, bazı politikacıların açıkça
Türkiye'nin çok kalabalık, çok yoksul olduğu ve Hristiyan olmadığı
için Avrupa'ya ait olmadığını söyledikleri pek çok AB ülkesinde kayda
değer bir direniş var. Diğer taraftan, üyelik müzakereleri konusunda
bir kararı ertelemenin ya da reddetmenin Türkiye'yi uzaklaştıracağına
dair de artan bir inanış var. Eski Finlandiya Cumhurbaşkanı ve panel
başkanı Ahtisaari, Brüksel'de yaptığı açıklamada, 'Türkiye son
yıllarda, AB üyeliği için gerekli olan siyasi kriteri karşılama çabası
çerçevesinde sessiz bir devrim gerçekleştirdi. Daha fazla bir erteleme
AB'nin güvenilirliğini sarsacaktır' dedi. Dört günlük Türkiye ziyareti
sırasında Verheugen'in, Türkiye'nin güneydoğusunda bulunan ve bir
zamanlar ayrılıkçı faaliyetlerin merkezi olan ana Kürt kenti
Diyarbakır'da sivil liderlerle görüşmesi planlanıyor."
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Rundschau
gazetesinin (07/09) "Avrupa Birliği... Fırsat Kaçırıldı" başlığı ve
Martin Winter imzasıyla yayımladığı yorumda şu ifadeler yer almaktadır:
"Eski devlet adamları da ellerine geçen fırsatı kaçırabiliyorlar. Bu
fırsat, Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'nin etrafındaki
grubun eline pekala geçmişti. Zira, Türkiye ile katılım müzakerelerinin
başlatılmasına ilişkin tartışmalarda, üyeliğin AB'ye gerçekten neler
getireceği ve AB vatandaşlarının bunu gerçekten isteyip istemediği ve
kabul edip etmeyeceği ciddi bir şekilde ele alınmadı. AB hükümetleri,
güncel duruma göre ilaveler yapılan, tarihi ve devlet politikasını
ilgilendiren şu gerekçelerle yetiniyorlar:
1- Türklere söz verdik, o
halde bunu yerine getirmek zorundayız.
2- Türkiye bizim için uzun
vadede ekonomik bir kazanımdır.
3- Jeostratejik bakımdan
Türkiye bizi Arap dünyasındaki huzursuzluktan korur.
4- Türkiye Müslüman
dünyasına bir köprü oluşturabilir (yeni).
5- Türkiye'yi almazsak,
İslam dünyası Avrupa tarafından geri çevrildiği hissine kapılır (çok
yeni). Her gerekçe başlı başına düşünmeye değer. Ancak AB'nin ne
yapabileceği ve AB'deki insanların neye göz yumabileceklerinin
değerlendirilmesi çok daha önemliydi. On yıl sonra da olsa, Türkiye'nin
alınması, diğer genişlemelerle aynı değil. Bu katılım AB'yi öylesine
köklü bir şekilde değiştirecek ki, bu ameliyattan kurtulması sadece
vatandaşlarının arka çıkmasıyla mümkün olacaktır. AB'nin siyasi olduğu
kadar coğrafi sınırlarını da konuşmanın zamanı gelmiştir."
Die Welt gazetesinin
internet sayfasında (07/09) "Türkiye İçin Gerçekle Yüz Yüze Gelme
Vakti" başlığı ve Andreas Middel imzasıyla yer verdiği yazıda şöyle
denilmektedir: "Bu uzun süreli bir misyonun sona ermesi. AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen, 1999 yılından bu yana,
Türkiye dosyası üzerinde çalışıyor, ülkedeki reformların ne kadar
ilerlediğine yönelik yıldan yıla rapor hazırlıyor ve Ankara'nın AB
normlarına ne ölçüde uyum sağladığını bildiriyor. Bu zamana kadar
raporlar hep olumsuz çıktı. Ancak şimdi 6 Ekim tarihinde ülkenin
olgunlaşma karnesini sunacak ve ne zaman hangi tarihte üyelik
müzakerelerine başlanacağı konusunda açık bir beyan vermek zorunda
kalacak. Daha sonra nihai kararı aralık ayında AB Hükümet ve Devlet
Başkanları verecek. Verheugen, raporun son hazırlıklarının
tamamlanmasına kısa bir süre kala bir kez daha Türkiye'ye geldi. Bu
gezinin Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformların ne kadarını uygulamaya
dönüştürdüğüne yönelik bir durum değerlendirmesi olacağı belirtiliyor.
Bu gezi aynı zamanda Verheugen'in genişlemeden sorumlu üye olarak
Türkiye'ye bir veda ziyareti niteliğinde. Verheugen, 1 Kasım tarihinden
itibaren yeni AB Komisyonu'nun Başkan Yardımcısı olarak ekonomi ve
sanayiden sorumlu üye görevinde olacak. Bu gezinin sonuçları
Türkiye'nin durum değerlendirilmesinde bir kez daha belirleyici
olacak. Verheugen, beş günlük ziyaretinin başında, 'Gerçekle yüz yüze
gelme vakti' açıklamasında bulundu. Verheugen, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Ankara'daki
görüşmelerden sonra adil, objektif ve dürüst bir değerlendirme
yapılacağı sözünü verdi. Ayrıca üst düzey muhataplarına övgüde
bulundu. Verheugen, Abdullah Gül ile yaptığı görüşmede, son yıllardaki
en önemli olayın şimdiki hükümetin iktidara geldiği o anın olduğunu
dile getirdi. O tarihten bu yana AB ve Verheugen'i olumlu yönde
şaşırtan bir reform maratonu Türkiye'de yaşanıyor... Verheugen'in
yapmış olduğu açıklamalara göre Erdoğan hükümetinin çok sayıdaki
reform paketine rağmen halen bazı alanlarda zorluklar var. Bu anlamda
AB Komisyonu'nun Türk Ceza Kanunu'ndaki yeni düzenlemelere yönelik
büyük çekinceleri var. Çünkü gelecekte TCK'da zinaya yeniden ceza
öngörülüyor. Verheugen yaptığı görüşmelerde bu tür bir hukuk
reformunun ülkenin itibarına ve AB perspektifine pek bir yararı
olmayacağını vurgulamaya çalıştı. Ayrıca Verheugen kendi ifadesine
göre Gül ve Erdoğan ile yaptığı görüşmelerde işkence konusunu bol bol
tartıştı; çünkü halen insan hakları örgütleri Türk cezaevlerinde
işkence ve kötü muamelenin var olduğu suçlamasını yöneltmekte. Hatta
eleştiri getirenlerin bazıları işkence olaylarında azalma olmadığı
iddiasında. Polis ve adli mercilerin özellikle ülkenin güneydoğusunda
Ankara'dan verilen talimatlara pek uymadığı belirtiliyor. Ülkedeki din
özgürlüğü de henüz güvence altına alınmış değil. Kiliseler hukuki bir
kişiliğe sahip olmadıkları şikayetinde bulunuyor. Verheugen
İstanbul'daki görüşmelerde bu konu üzerinde de bir izlenim edinmeye
çalışacak. Verheugen'in raporda neler yazacağını yoklamak isteyen sadece
Ankara hükümeti değil. AB başkentlerinde de Türkiye raporuna yönelik
talepler yüksek. Orada da Verheugen'in raporunda Türkiye üyeliğinin AB
üzerinde nasıl bir etkisi olacağı sorusunun cevabı isteniyor. AB
Komisyonu üyeliğin tarım ve AB'nin bölgesel politikası için ne anlama
geldiğinin yanı sıra olası göç akınını da araştırmak niyetinde. Bu
konuda yıllık bir gözetim mekanizması gündemde. Zaten beklentilere göre
müzakerelerin 2005 ilkbaharında başlaması durumunda en az 10 yıl
süreceği şeklinde. 2015 yılından önce Türkiye'nin üyeliği bir
illüzyondan ibaret."
Nürnberger Zeitung'un
internet sayfasında (07/09) "Genişleme AB'nin Sonu Olur Mu?" başlığı
altında ve Martin Schabenstiel imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'in 6 Ekim tarihinde
Türkiye'nin AB'ye hazır olup olmadığı konusundaki raporunu sunacağı,
eğer karar olumlu çıkarsa o zaman Türkiye'nin AB'ye katılımının artık
sadece zamana bağlı olacağı, başlamış olan resmi müzakerelerdeki
başarısızlığın AB-Türkiye ilişkilerini sonu kestirilemeyecek şekilde
yıllar süren bir kötüleşmeye götüreceği, Türkiye'nin üyeliğini
istemeyen Avrupa'daki bazı siyasetçilerin bile bunu göze almak
istemeyecekleri ifade edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin gemiye binmesi halinde AB'nin alabora olacağı sonucuna
varmak için, kültürel ve dinsel geçimsizliklere ya da insan haklarına
yönelik sorular sormaya gerek yok. Ancak ABD'nin Türkiye'nin AB
üyeliğini savunmasının arkasında belki de bu yatıyor.
Federal Hükümet de
Türkiye'nin üyeliğini savunuyor ve henüz bunu kendi isteğiyle mi
yapıyor, yoksa Washington'dan puan kazanmak için mi yapıyor belli
değil. Şimdi burada sorulması gereken soru, bir Alman AB Komiserinin
Alman hükümetinden ne kadar bağımsız kalabileceğidir. Bu öyle bir
soru ki Avrupa'nın geleceği buna bağlı."
AVUSTURYA BASINI:
Salzburger Nachrichten
gazetesinin (07/09) "Türkiye'den Korkmayın" başlığı ve Manfred Perterer
imzasıyla yayımladığı yazıda, AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine
başlama ihtimaline ilişkin tartışmanın kızışmaya başladığı,
uzmanlardan oluşan bir grubun, adil ve tarafsız bir tutum tavsiye
ettiği ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Finlandiya eski Devlet
Başkanı Martti Ahtisaari pazartesi günü Brüksel'de, Avrupa ülkelerinde
yaşayanların Türkiye'nin AB'ye katılımı konusundaki bazı endişelerinin
haklı olduğunu, ancak bu korkuların çoğunun son derece mübalağalı
olduğunu ve tarafsız bilgi ve tartışmalar yoluyla bertaraf
edilebileceğini söyledi. Ahtisaari bağımsız uzmanlardan oluşan bir
grubun başkanı olarak, 50 sayfadan oluşan bir rapor sundu. Raporda
Türkiye'nin katılım ihtimalinin getireceği fırsat ve riskler
değerlendiriliyor. Sonuç: AB jeopolitik, ekonomik ve askeri açıdan
büyük kazanç sağlayacak ve özgür, demokratik ve hukukun üstünlüğü
ilkesine bağlı bir birliğe Müslüman bir ülkenin katılmasının mümkün
olduğunu gösteren dünya çapındaki tek örnek olacak. Raporda zorlukların
bertaraf edilebileceği belirtiliyor: Geçiş süreleri ve her iki
taraftaki entegrasyon çabalarının yoğunlaştırılması sonucu göç
dalgası önlenebilecek, masraflar yeni yardım sistemleri sayesinde
sınırlı tutulabilecek ve büyük nüfuslu Türkiye'nin AB kuruluşlarında
ağırlıklı rol oynaması da, daha yeni kararlaştırılan oylama sistemi
sayesinde söz konusu olmayacak...
Ahtisaari, 'Ülke Kopenhag
Kriterleri'ni (demokrasi, hukukun üstünlüğü ilkesi, insan hakları,
pazar ekonomisi, AB müktesebatının devralınması) yerine getirirse,
hükümet başkanlarının müzakereleri onaylamaktan başka çaresi kalmaz.'
diyor. Ahtisaari müzakerelerin on yıl ya da daha fazla sürebileceğini,
ancak aday ülkelere farklı davranılmayacağını söylüyor."
İNGİLTERE BASINI:
Independent gazetesinin
internet sayfasında (07/09) "Türkiye'nin Zinayı Yasaklama Planları AB
Görüşmelerilerini Tehdit Ediyor" başlığı ve Stephen Castle imzasıyla
yer verilen bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin zinayı suç
kapsamına alma planlarına karşı muhalefetini ortaya koyduğu, söz
konusu yasa tasarısının, Ankara'nın AB ile üyelik müzakerelerine
başlama girişimine zarar verebileceği ifade edilmektedir. Genişlemeden
Sorumlu AB Komiseri Günther Verheugen'in Türkiye'nin üyelik
görüşmelerine hazır olup olmadığı konusundaki değerlendirmesini
sunmadan önce ülkeye yaptığı son gezisinde, bu sorunu ülkenin Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüştüğü,
Verheugen'in dün alenen yorum yapmayı reddettiği fakat sözcüsü Jean-Christophe
Filori'nin zina meselesinin "AB'nin Türkiye'nin reformlarını
algılamasını etkileyebileceğini" söylediği aktarılmaktadır. Haberde
şöyle denilmektedir: "AB yetkilileri, sorunun AB'de Türkiye'nin
üyeliğinden kuşku duyanların ekmeğine yağ süreceğinin Erdoğan ve Gül
ile yapılan görüşmelerde kendilerine iletildiğini doğruladı. Bazı AB
yetkilileri, zinanın yasaklanmasının Avrupa Konvansiyonu'nun insan
haklarıyla ilgili sekizinci maddesini ihlal ederek üyelik
görüşmelerine başlanmasında yeni bir yasal engel oluşturabileceğini
belirtiyorlar. Mesele oldukça hassas bir anda ortaya çıktı. Avrupa
Komisyonu önümüzdeki ay, Ankara'nın görüşmelere başlamak için AB insan
hakları standartlarına uygun olup olmadığı konusunda uzun süredir
beklenen kararını yayımlayacak. Komisyonun tavsiyesine göre, hükümet
liderleri aralık ayında nihai kararı verecekler."
İSVİÇRE BASINI:
Neue Zürcher Zeitung'un
internet sayfasında (06/09) "Türkiye'nin AB Üyeliği İçin Şansı Var"
başlığı altında yayımlanan yazıda şöyle denilmektedir: "AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen'ın Ankara
ziyaretiyle eşzamanlı olarak, Avrupa'nın önde gelen siyasetçi ve
devlet adamlarının Türkiye'nin AB'ye katılımının olumlu ve olumsuz
yanlarını araştırmak üzere eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Ahtisaari'nin
başkanlığında kurdukları komisyon, pazartesi günü Brüksel'de,
Türkiye'nin AB üyesi olması konusunda bir rapor sundu. Aralarında eski
Hollanda Dışişleri Bakanı Hans van den Broek, eski Polonya Dışişleri
Bakanı Bronislaw Gremek ve eski Fransa Başbakanı Michel Rocard'ın da
bulunduğu Bağımsız Türkiye Komisyonu, diğer aday ülkeler gibi siyasi
kriterleri yerine getirmesinden sonra Türkiye ile AB müzakerelerinin
hemen başlatılmasını istiyor. AB liderleri, 2002 yılının Aralık
ayında, müzakerelerin başlatılması konusunda söz vermişlerdi.
Dolayısıyla müzakerelerin ertelenmesi AB'nin inandırıcılığını
kaybettirir. 'Türkiye koşulları yerine getirmiş mi?' sorusuna
uzmanlar cevap vermek istemiyorlar. Ahtisaari, kendisinin ve komisyon
üyelerinin ihtiyatlı davranmalarının sebebinin, AB Komisyonu'nun 8
Ekim'de vereceği rapordan önce davranmak istemedikleri olduğunu
belirtti... Raporu hazırlayanlar, aralık ayında yapılacak görüşmelerin
Türkiye'nin AB üyeliği hakkında olmayacağını, sadece Türkiye'nin AB
üyelik müzakerelerinin başlayıp başlamayacağına dair olacağını
belirttiler. Bu müzakereler yaklaşık 8-10 yıl sürebilir. Üyelik
maliyeti hesaplamaları Türkiye'nin bugünkü ekonomik durumuna bağlı
olduğundan, üyelik maliyeti ile ilgili verilen bilgiler tahmin
niteliğindedir. Rapor ayrıca, göç tehlikesini göreceli kılıyor.
Uzmanlara göre, her genişlemede olduğu gibi, Türkiye'nin üyeliği bir
yandan AB'nin çeşitliliğini güçlendirecek diğer yandan AB'nin yapısını
pek değiştirmeyecek."
İTALYA BASINI:
Il Sole 24 Ore gazetesinde,
(07/09) "AB Genişlemesi... Avrupa Raporu Türkiye'nin Lehinde" başlığı
altında yayımlanan haberde şöyle denilmektedir: "'Şayet AB Komisyonu,
ekim ayında yayımlayacağı raporunda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını tavsiye edecek olursa, AB liderleri de buna yeşil ışık
yakmak durumunda kalacaktır.' Bağımsız Türkiye Komisyonu (Akil Adamlar
Komisyonu) dün Brüksel'de sunduğu raporunda bunları dile getirdi. Emma
Bonino (eski AB Komisyonu üyesi), Michel Rocard (eski Fransa Başbakanı)
ve Bronislaw Gremek (eski Polonya Dışişleri Bakanı) gibi Avrupa
parlamenterlerinin de üyesi olduğu Komisyonun Başkanı olan eski
Finlandiya Cumhurbaşkanı Ahtisaari, 'Türkiye AB tarafından saptanan
parametrelere uyduğu takdirde, diğer aday ülkeler gibi adil muamele
görmelidir.' dedi. Bu arada, genişlemeden sorumlu AB Komiseri Günther
Verheugen de hayati bir ziyaret için Türkiye'de bulunuyor."
İtalya'da iktidar ortağı
olan Kuzey Ligi Partisi'nin (yabancı düşmanı ve ırkçı) yayın organı La
Padania'nın (07/09) "Bu Yüzyılın Sonundaki Avrupa İslamileştirilmiş
Olacak" başlığı altında yayımladığı haberde, "'Avrupa, gitgide büyüyen
bir Müslüman cemiyetinin gelişiyle, 'İslamileşiyor'...' Bunu söyleyen,
Hollanda'daki Leida Üniversitesi'nin akademik yılının açılışı nedeniyle
yaptığı bir konuşmada aşağıdaki tabloyu çizen AB Komisyonu'nun iç
pazardan sorumlu Üyesi Frits Bolkestein. Bolkestein'a göre, 'ABD, tek
süper güç olmayı sürdürüyor, Çin bir ekonomi devine dönüşüyor ve Avrupa
da... İslamlaştırılıyor.' Bu görüşünü desteklemek isteyen Komisyon
üyesi, bu yüzyılın sonunda Avrupa'nın 'İslami' olacağını ve 'Magrip'in
bir parçasına dönüşeceğini düşünen Amerikalı İslam uzmanı Bernard Lewis
ile hemfikir olduğunu söylüyor. Bolkenstein, Brüksel'de yayımlanan
konuşma metninde, Türkiye'nin üyeliği konusunda da bazı eleştirilerde
bulundu. Bolkenstein, 'Türkiye'nin AB'ye girmesinden önce bir değişim
yaşaması ve bütünüyle farklı bir kimliğe bürünmesi' gerektiği görüşünü
savunuyor. Bolkestein'a göre, 68 milyon nüfuslu bir ülkenin girişi
'Avrupa Birliği'ni de ciddi anlamda değiştirecektir.'"
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinin (07/09)
"Verheugen'den Ankara'ya: Kıbrıs'ı Tanımanıza Gerek Yok" başlığı
altında yayımladığı haber-yorumda, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri sıfatıyla son kez Türkiye'yi ziyaret etmekte olan
Verheugen'in, Türkiye'nin AB yolunun çok uzun olduğunu söylediği, ancak
bu arada Türkiye'de yapılan reformlar konusunda iyimserliğini ifade
ettiği aktarılmaktadır. Haber-yorumda şu ifadeler yer almaktadır:
"Kıbrıs konusunda AB'nin Türkiye'den yeni iyi niyet hareketlerinde
bulunmasını talep etmeyeceğini de söyleyen Verheugen, AB'nin Kıbrıs
konusunda hazırladığı önerilerin -hukuki açıdan farklı görüşlerin ileri
sürülmesine rağmen- değiştirilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.
AB yetkilisi, 'Kıbrıs'ta karşılaştığımız zorluklar Türkiye'yi
etkilememelidir' diyerek ekim ayına kadar AB üyesi ülkelerin gereken
şekilde hareket etmeleri için çağrıda bulundu. Verheugen sözlerine
şöyle devam etti: 'AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu referandumlardan
sonra, ekonomik yalnızlıktan kurtulmaları için Kıbrıslı Türklere yardım
etme vaadinde bulundular. AB Komisyonu vaadinde duracaktır. Bu yönde
nihai kararın alınması için AB üyesi ülkeleri ikna etmeye
çalışacağız.'... Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması
konusunda Verheugen'in yaptığı açıklamayı değerlendiren Yunan Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri, 'Haziran ayında yapılan AB zirvesi kararlarında
Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti dahil olmak üzere, AB'ye yeni üye olmuş
tüm ülkelerle Gümrük Birliği Anlaşması imzalaması için Türkiye'ye
çağrı yapılmaktadır' diyerek, Verheugen'in Türklere hoş görünmek
amacıyla böyle konuştuğunu ifade ediyorlar."
-
-
ESKİ SAYILAR