08.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                

            ANKARA, 08/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  7 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            AP'nin (07/09) "Verheugen: AB Türkiye'nin Üyeliğini  Değerlendirirken Adil Olacak" başlığıyla yer verdiği haberde,  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in  Türkiye ziyareti ele alınmakta, Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin  AB'ye katılım kriterlerini karşılamak için yeterli ilerleme  kaydedip kaydetmediğini değerlendirecek önemli raporunu  yayımlamadan önce Türkiye'ye son ziyaretini gerçekleştiren  Verheugen'in Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin  ardından muhabirlere, AB'nin değerlendirmesinin "Türkiye'deki   etkileyici ilerlemeyi dikkate alacağını ve adil, nesnel ve   dürüst olacağını" söylediği aktarılmaktadır.

            Aynı haber Almanya'nın Sesi Radyosu'nun (07/09)  08.30-09.00 Türkçe yayınında da yer almaktadır.

            The New York Times gazetesinin internet sayfasında  (07/09) "Avrupa Temsilcisi Kürtlerin Durumunu Değerlendirmek  İçin Türkiye'yi Ziyaret Etti" başlığı ve Sachs imzasıyla  yayımlanan yazıda, "Türkiye'nin AB'ye katılma umutları  aşikarken üst düzey Avrupalı bir temsilci dün, Kürt azınlığın  statüsünü değerlendirmek ve yerel insan hakları örgütleriyle  görüşmek üzere ülkenin sıkıntılı güneydoğu bölgesine gitti."  denilerek AB Komiseri Günther Verheugen'in Türkiye ziyareti   ele alınmaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir: "Verheugen'in  ziyareti, AB'nin Türkiye'ye yönelik artan inceleme ve  gözlemlerinin bir göstergesi niteliğinde. Türkiye, 25 üye  ülkenin liderlerinin, çoğunluğu Müslüman olan bu ülke ile  üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı konusunda   oylama yapacakları aralık ayı zirvesi için hazırlıklarını   sürdürüyor. En iyimser Türk yetkililer bile, Türkiye'nin en  az 10 ila 15 seneden önce Birliğe katılmaya hazır olacağını  tahmin etmediklerini söylüyorlar. Ancak hükümet, işadamları  ve kamuoyu araştırmalarına göre halkın büyük bir çoğunluğu   müzakerelerin başlaması için belki de gelecek yıl kesin bir   tarih almayı umuyor... Hala, bazı politikacıların açıkça  Türkiye'nin çok kalabalık, çok yoksul olduğu ve Hristiyan  olmadığı için Avrupa'ya ait olmadığını söyledikleri pek çok  AB ülkesinde kayda değer bir direniş var. Diğer taraftan,  üyelik müzakereleri konusunda bir kararı ertelemenin ya da  reddetmenin Türkiye'yi uzaklaştıracağına dair de artan bir  inanış var. Eski Finlandiya Cumhurbaşkanı ve panel başkanı  Ahtisaari, Brüksel'de yaptığı açıklamada, 'Türkiye son  yıllarda, AB üyeliği için gerekli olan siyasi kriteri  karşılama çabası çerçevesinde sessiz bir devrim  gerçekleştirdi. Daha fazla bir erteleme AB'nin  güvenilirliğini sarsacaktır' dedi. Dört günlük Türkiye  ziyareti sırasında Verheugen'in, Türkiye'nin güneydoğusunda  bulunan ve bir zamanlar ayrılıkçı faaliyetlerin merkezi olan  ana Kürt kenti Diyarbakır'da sivil liderlerle görüşmesi  planlanıyor."

 

            ALMANYA BASINI:           

            Frankfurter Rundschau gazetesinin (07/09) "Avrupa Birliği...  Fırsat Kaçırıldı" başlığı ve Martin Winter imzasıyla yayımladığı  yorumda şu ifadeler yer almaktadır: "Eski devlet adamları da  ellerine geçen fırsatı kaçırabiliyorlar. Bu fırsat, Finlandiya  eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'nin etrafındaki grubun eline  pekala geçmişti. Zira, Türkiye ile katılım müzakerelerinin  başlatılmasına ilişkin tartışmalarda, üyeliğin AB'ye gerçekten  neler getireceği ve AB vatandaşlarının bunu gerçekten isteyip  istemediği ve kabul edip etmeyeceği ciddi bir şekilde ele  alınmadı. AB hükümetleri, güncel duruma göre ilaveler yapılan,   tarihi ve devlet politikasını ilgilendiren şu gerekçelerle  yetiniyorlar: 

            1- Türklere söz verdik, o halde bunu yerine getirmek  zorundayız.

            2- Türkiye bizim için uzun vadede ekonomik bir kazanımdır.

            3- Jeostratejik bakımdan Türkiye bizi Arap dünyasındaki huzursuzluktan korur.

            4- Türkiye Müslüman dünyasına bir köprü oluşturabilir  (yeni).

            5- Türkiye'yi almazsak, İslam dünyası Avrupa tarafından  geri çevrildiği hissine kapılır (çok yeni). Her gerekçe başlı  başına düşünmeye değer. Ancak AB'nin ne yapabileceği ve AB'deki  insanların neye göz yumabileceklerinin değerlendirilmesi çok  daha önemliydi. On yıl sonra da olsa, Türkiye'nin alınması,  diğer genişlemelerle aynı değil. Bu katılım AB'yi öylesine  köklü bir şekilde değiştirecek ki, bu ameliyattan kurtulması  sadece vatandaşlarının arka çıkmasıyla mümkün olacaktır.  AB'nin siyasi olduğu kadar coğrafi sınırlarını da konuşmanın  zamanı gelmiştir." 

            Die Welt gazetesinin internet sayfasında (07/09) "Türkiye  İçin Gerçekle Yüz Yüze Gelme Vakti" başlığı ve Andreas Middel   imzasıyla yer verdiği yazıda şöyle denilmektedir: "Bu uzun  süreli bir misyonun sona ermesi. AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Üyesi Günther Verheugen, 1999 yılından bu yana, Türkiye dosyası  üzerinde çalışıyor, ülkedeki reformların ne kadar ilerlediğine  yönelik yıldan yıla rapor hazırlıyor ve Ankara'nın AB normlarına  ne ölçüde uyum sağladığını bildiriyor. Bu zamana kadar raporlar   hep olumsuz çıktı. Ancak şimdi 6 Ekim tarihinde ülkenin   olgunlaşma karnesini sunacak ve ne zaman hangi tarihte üyelik müzakerelerine başlanacağı konusunda açık bir beyan vermek  zorunda kalacak. Daha sonra nihai kararı aralık ayında AB  Hükümet ve Devlet Başkanları verecek. Verheugen, raporun son hazırlıklarının tamamlanmasına kısa bir süre kala bir kez daha  Türkiye'ye geldi. Bu gezinin Türkiye'nin gerçekleştirdiği  reformların ne kadarını uygulamaya dönüştürdüğüne yönelik bir  durum değerlendirmesi olacağı belirtiliyor. Bu gezi aynı zamanda Verheugen'in genişlemeden sorumlu üye olarak Türkiye'ye bir veda  ziyareti niteliğinde. Verheugen, 1 Kasım tarihinden itibaren  yeni AB Komisyonu'nun Başkan Yardımcısı olarak ekonomi ve  sanayiden sorumlu üye görevinde olacak. Bu gezinin sonuçları  Türkiye'nin durum değerlendirilmesinde bir kez daha belirleyici  olacak. Verheugen, beş günlük ziyaretinin başında, 'Gerçekle yüz   yüze gelme vakti' açıklamasında bulundu. Verheugen, Dışişleri   Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a   Ankara'daki görüşmelerden sonra adil, objektif ve dürüst bir  değerlendirme yapılacağı sözünü verdi. Ayrıca üst düzey   muhataplarına övgüde bulundu. Verheugen, Abdullah Gül ile   yaptığı görüşmede, son yıllardaki en önemli olayın şimdiki   hükümetin iktidara geldiği o anın olduğunu dile getirdi. O   tarihten bu yana AB ve Verheugen'i olumlu yönde şaşırtan bir   reform maratonu Türkiye'de yaşanıyor... Verheugen'in yapmış  olduğu açıklamalara göre Erdoğan hükümetinin çok sayıdaki  reform paketine rağmen halen bazı alanlarda zorluklar var.  Bu anlamda AB Komisyonu'nun Türk Ceza Kanunu'ndaki yeni   düzenlemelere yönelik büyük çekinceleri var. Çünkü gelecekte   TCK'da zinaya yeniden ceza öngörülüyor. Verheugen yaptığı   görüşmelerde bu tür bir hukuk reformunun ülkenin itibarına   ve AB perspektifine pek bir yararı olmayacağını vurgulamaya   çalıştı. Ayrıca Verheugen kendi ifadesine göre Gül ve Erdoğan  ile yaptığı görüşmelerde işkence konusunu bol bol tartıştı;  çünkü halen insan hakları örgütleri Türk cezaevlerinde işkence  ve kötü muamelenin var olduğu suçlamasını yöneltmekte. Hatta  eleştiri getirenlerin bazıları işkence olaylarında azalma  olmadığı iddiasında. Polis ve adli mercilerin özellikle  ülkenin güneydoğusunda Ankara'dan verilen talimatlara pek  uymadığı belirtiliyor. Ülkedeki din özgürlüğü de henüz güvence  altına alınmış değil. Kiliseler hukuki bir kişiliğe sahip  olmadıkları şikayetinde bulunuyor. Verheugen İstanbul'daki  görüşmelerde bu konu üzerinde de bir izlenim edinmeye çalışacak. Verheugen'in raporda neler yazacağını yoklamak isteyen sadece  Ankara hükümeti değil. AB başkentlerinde de Türkiye raporuna  yönelik talepler yüksek. Orada da Verheugen'in raporunda Türkiye üyeliğinin AB üzerinde nasıl bir etkisi olacağı sorusunun cevabı isteniyor. AB Komisyonu üyeliğin tarım ve AB'nin bölgesel  politikası için ne anlama geldiğinin yanı sıra olası göç  akınını da araştırmak niyetinde. Bu konuda yıllık bir gözetim  mekanizması gündemde. Zaten beklentilere göre müzakerelerin  2005 ilkbaharında başlaması durumunda en az 10 yıl süreceği  şeklinde. 2015 yılından önce Türkiye'nin üyeliği bir illüzyondan  ibaret."

            Nürnberger Zeitung'un internet sayfasında (07/09)  "Genişleme AB'nin Sonu Olur Mu?" başlığı altında ve Martin  Schabenstiel imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen'in 6 Ekim tarihinde  Türkiye'nin AB'ye hazır olup olmadığı konusundaki raporunu  sunacağı, eğer karar olumlu çıkarsa o zaman Türkiye'nin AB'ye   katılımının artık sadece zamana bağlı olacağı, başlamış olan   resmi müzakerelerdeki başarısızlığın AB-Türkiye ilişkilerini   sonu kestirilemeyecek şekilde yıllar süren bir kötüleşmeye   götüreceği, Türkiye'nin üyeliğini istemeyen Avrupa'daki bazı siyasetçilerin bile bunu göze almak istemeyecekleri ifade  edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin gemiye  binmesi halinde AB'nin alabora olacağı sonucuna varmak için,  kültürel ve dinsel geçimsizliklere ya da insan haklarına  yönelik sorular sormaya gerek yok. Ancak ABD'nin Türkiye'nin  AB üyeliğini savunmasının arkasında belki de bu yatıyor.

            Federal Hükümet de Türkiye'nin üyeliğini savunuyor ve   henüz bunu kendi isteğiyle mi yapıyor, yoksa Washington'dan   puan kazanmak için mi yapıyor belli değil. Şimdi burada   sorulması gereken soru, bir Alman AB Komiserinin Alman   hükümetinden ne kadar bağımsız kalabileceğidir. Bu öyle bir  soru ki Avrupa'nın geleceği buna bağlı."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Salzburger Nachrichten gazetesinin (07/09) "Türkiye'den  Korkmayın" başlığı ve Manfred Perterer imzasıyla yayımladığı   yazıda, AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine başlama  ihtimaline ilişkin tartışmanın kızışmaya başladığı,  uzmanlardan oluşan bir grubun, adil ve tarafsız bir tutum  tavsiye ettiği ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Finlandiya eski Devlet Başkanı Martti Ahtisaari pazartesi  günü Brüksel'de, Avrupa ülkelerinde yaşayanların Türkiye'nin  AB'ye katılımı konusundaki bazı endişelerinin haklı olduğunu,  ancak bu korkuların çoğunun son derece mübalağalı olduğunu  ve tarafsız bilgi ve tartışmalar yoluyla bertaraf  edilebileceğini söyledi. Ahtisaari bağımsız uzmanlardan  oluşan bir grubun başkanı olarak, 50 sayfadan oluşan bir  rapor sundu. Raporda Türkiye'nin katılım ihtimalinin  getireceği fırsat ve riskler değerlendiriliyor. Sonuç: AB  jeopolitik, ekonomik ve askeri açıdan büyük kazanç sağlayacak  ve özgür, demokratik ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı bir  birliğe Müslüman bir ülkenin katılmasının mümkün olduğunu  gösteren dünya çapındaki tek örnek olacak. Raporda zorlukların  bertaraf edilebileceği belirtiliyor: Geçiş süreleri ve her iki  taraftaki entegrasyon çabalarının yoğunlaştırılması sonucu göç   dalgası önlenebilecek, masraflar yeni yardım sistemleri   sayesinde sınırlı tutulabilecek ve büyük nüfuslu Türkiye'nin  AB kuruluşlarında ağırlıklı rol oynaması da, daha yeni  kararlaştırılan oylama sistemi sayesinde söz konusu olmayacak...

            Ahtisaari, 'Ülke Kopenhag Kriterleri'ni (demokrasi,   hukukun üstünlüğü ilkesi, insan hakları, pazar ekonomisi, AB müktesebatının devralınması) yerine getirirse, hükümet   başkanlarının müzakereleri onaylamaktan başka çaresi kalmaz.'  diyor. Ahtisaari müzakerelerin on yıl ya da daha fazla  sürebileceğini, ancak aday ülkelere farklı davranılmayacağını  söylüyor."

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Independent gazetesinin internet sayfasında (07/09)   "Türkiye'nin Zinayı Yasaklama Planları AB Görüşmelerilerini  Tehdit Ediyor" başlığı ve Stephen Castle imzasıyla yer verilen  bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin zinayı suç  kapsamına alma planlarına karşı muhalefetini ortaya koyduğu,  söz konusu yasa tasarısının, Ankara'nın AB ile üyelik  müzakerelerine başlama girişimine zarar verebileceği ifade  edilmektedir. Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Günther  Verheugen'in Türkiye'nin üyelik görüşmelerine hazır olup  olmadığı konusundaki değerlendirmesini sunmadan önce ülkeye  yaptığı son gezisinde, bu sorunu ülkenin Başbakanı Recep  Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüştüğü, Verheugen'in dün alenen yorum yapmayı reddettiği fakat sözcüsü  Jean-Christophe Filori'nin zina meselesinin "AB'nin Türkiye'nin reformlarını algılamasını etkileyebileceğini" söylediği  aktarılmaktadır. Haberde şöyle denilmektedir: "AB yetkilileri,  sorunun AB'de Türkiye'nin üyeliğinden kuşku duyanların ekmeğine  yağ süreceğinin Erdoğan ve Gül ile yapılan görüşmelerde  kendilerine iletildiğini doğruladı. Bazı AB yetkilileri,  zinanın yasaklanmasının Avrupa Konvansiyonu'nun insan  haklarıyla ilgili sekizinci maddesini ihlal ederek üyelik  görüşmelerine başlanmasında yeni bir yasal engel   oluşturabileceğini belirtiyorlar. Mesele oldukça hassas bir  anda ortaya çıktı. Avrupa Komisyonu önümüzdeki ay, Ankara'nın  görüşmelere başlamak için AB insan hakları standartlarına uygun  olup olmadığı konusunda uzun süredir beklenen kararını  yayımlayacak. Komisyonun tavsiyesine göre, hükümet liderleri  aralık ayında nihai kararı verecekler."

 

            İSVİÇRE  BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'un internet sayfasında (06/09)  "Türkiye'nin AB Üyeliği İçin Şansı Var" başlığı altında   yayımlanan yazıda şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu'nun  Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen'ın Ankara  ziyaretiyle eşzamanlı olarak, Avrupa'nın önde gelen  siyasetçi ve devlet adamlarının Türkiye'nin AB'ye   katılımının olumlu ve olumsuz yanlarını araştırmak üzere  eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Ahtisaari'nin başkanlığında  kurdukları komisyon, pazartesi günü Brüksel'de, Türkiye'nin   AB üyesi olması konusunda bir rapor sundu. Aralarında eski  Hollanda Dışişleri Bakanı Hans van den Broek, eski Polonya  Dışişleri Bakanı Bronislaw Gremek ve eski Fransa Başbakanı  Michel Rocard'ın da bulunduğu Bağımsız Türkiye Komisyonu,  diğer aday ülkeler gibi siyasi kriterleri yerine  getirmesinden sonra Türkiye ile AB müzakerelerinin hemen  başlatılmasını istiyor. AB liderleri, 2002 yılının Aralık  ayında, müzakerelerin başlatılması konusunda söz vermişlerdi.  Dolayısıyla müzakerelerin ertelenmesi AB'nin inandırıcılığını  kaybettirir. 'Türkiye koşulları yerine getirmiş mi?' sorusuna   uzmanlar cevap vermek istemiyorlar. Ahtisaari, kendisinin ve  komisyon üyelerinin ihtiyatlı davranmalarının sebebinin, AB  Komisyonu'nun 8 Ekim'de vereceği rapordan önce davranmak   istemedikleri olduğunu belirtti... Raporu hazırlayanlar, aralık  ayında yapılacak görüşmelerin Türkiye'nin AB üyeliği hakkında olmayacağını, sadece Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin  başlayıp başlamayacağına dair olacağını belirttiler. Bu  müzakereler yaklaşık 8-10 yıl sürebilir. Üyelik maliyeti  hesaplamaları Türkiye'nin bugünkü ekonomik durumuna bağlı  olduğundan, üyelik maliyeti ile ilgili verilen bilgiler tahmin niteliğindedir. Rapor ayrıca, göç tehlikesini göreceli kılıyor.  Uzmanlara göre, her genişlemede olduğu gibi, Türkiye'nin üyeliği  bir yandan AB'nin çeşitliliğini güçlendirecek diğer yandan AB'nin  yapısını pek değiştirmeyecek."

 

            İTALYA BASINI: 

            Il Sole 24 Ore gazetesinde, (07/09) "AB Genişlemesi...  Avrupa Raporu Türkiye'nin Lehinde" başlığı altında yayımlanan   haberde şöyle denilmektedir: "'Şayet AB Komisyonu, ekim ayında yayımlayacağı raporunda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  başlatılmasını tavsiye edecek olursa, AB liderleri de buna  yeşil ışık yakmak durumunda kalacaktır.' Bağımsız Türkiye  Komisyonu (Akil Adamlar Komisyonu) dün Brüksel'de sunduğu  raporunda bunları dile getirdi. Emma Bonino (eski AB Komisyonu  üyesi), Michel Rocard (eski Fransa Başbakanı) ve Bronislaw  Gremek (eski  Polonya Dışişleri Bakanı) gibi Avrupa  parlamenterlerinin de üyesi olduğu Komisyonun Başkanı olan  eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Ahtisaari, 'Türkiye AB tarafından  saptanan parametrelere uyduğu takdirde, diğer aday ülkeler gibi   adil muamele görmelidir.' dedi. Bu arada, genişlemeden sorumlu  AB Komiseri Günther Verheugen de hayati bir ziyaret için  Türkiye'de bulunuyor."

            İtalya'da iktidar ortağı olan Kuzey Ligi Partisi'nin  (yabancı düşmanı ve ırkçı) yayın organı La Padania'nın (07/09)   "Bu Yüzyılın Sonundaki Avrupa İslamileştirilmiş Olacak" başlığı  altında yayımladığı haberde, "'Avrupa, gitgide büyüyen bir  Müslüman cemiyetinin gelişiyle, 'İslamileşiyor'...' Bunu söyleyen, Hollanda'daki Leida Üniversitesi'nin akademik yılının açılışı  nedeniyle yaptığı bir konuşmada aşağıdaki tabloyu çizen AB  Komisyonu'nun iç pazardan sorumlu Üyesi Frits Bolkestein.  Bolkestein'a göre, 'ABD, tek süper güç olmayı sürdürüyor, Çin  bir ekonomi devine dönüşüyor ve Avrupa da... İslamlaştırılıyor.'  Bu görüşünü desteklemek isteyen Komisyon üyesi, bu yüzyılın  sonunda Avrupa'nın 'İslami' olacağını ve 'Magrip'in bir  parçasına dönüşeceğini düşünen Amerikalı İslam uzmanı Bernard  Lewis ile hemfikir olduğunu söylüyor. Bolkenstein, Brüksel'de  yayımlanan konuşma metninde, Türkiye'nin üyeliği konusunda da  bazı eleştirilerde bulundu. Bolkenstein, 'Türkiye'nin AB'ye  girmesinden önce bir değişim yaşaması ve bütünüyle farklı bir  kimliğe bürünmesi' gerektiği görüşünü savunuyor. Bolkestein'a  göre, 68 milyon nüfuslu bir ülkenin girişi 'Avrupa Birliği'ni  de ciddi anlamda değiştirecektir.'"

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinin (07/09) "Verheugen'den Ankara'ya:  Kıbrıs'ı Tanımanıza Gerek Yok" başlığı altında yayımladığı  haber-yorumda, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri   sıfatıyla son kez Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Verheugen'in, Türkiye'nin AB yolunun çok uzun olduğunu söylediği, ancak bu   arada Türkiye'de yapılan reformlar konusunda iyimserliğini   ifade ettiği aktarılmaktadır. Haber-yorumda şu ifadeler yer  almaktadır: "Kıbrıs konusunda AB'nin Türkiye'den yeni iyi  niyet hareketlerinde bulunmasını talep etmeyeceğini de  söyleyen Verheugen, AB'nin Kıbrıs konusunda hazırladığı  önerilerin -hukuki açıdan farklı görüşlerin ileri sürülmesine  rağmen- değiştirilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti. AB  yetkilisi, 'Kıbrıs'ta karşılaştığımız zorluklar Türkiye'yi etkilememelidir' diyerek ekim ayına kadar AB üyesi ülkelerin  gereken şekilde hareket etmeleri için çağrıda bulundu.  Verheugen sözlerine şöyle devam etti: 'AB Komisyonu ve Avrupa  Parlamentosu referandumlardan sonra, ekonomik yalnızlıktan  kurtulmaları için Kıbrıslı Türklere yardım etme vaadinde  bulundular. AB Komisyonu vaadinde duracaktır. Bu yönde nihai  kararın alınması için AB üyesi ülkeleri ikna etmeye  çalışacağız.'... Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından  tanınması konusunda Verheugen'in yaptığı açıklamayı  değerlendiren Yunan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, 'Haziran  ayında yapılan AB zirvesi kararlarında Türkiye'nin Kıbrıs   Cumhuriyeti dahil olmak üzere, AB'ye yeni üye olmuş tüm   ülkelerle Gümrük Birliği Anlaşması imzalaması için Türkiye'ye  çağrı yapılmaktadır' diyerek, Verheugen'in Türklere hoş  görünmek amacıyla böyle konuştuğunu ifade ediyorlar."

 

 

                 

 
ESKİ SAYILAR