10.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                        

            ANKARA, 10/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  9 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            The Wall Street Journal  gazetesinin (09/09) "Türklerin  ABD'ye Karşı Tavrı Bozuluyor" başlığı altında Hugh Pope ve, Marc Champion imzalarıyla yayımladığı yazıda, bir kamuoyu  yoklamasına göre, Türklerin, AB üyeliği yönünde ilerledikleri  bir esnada, ABD'ye karşı Fransızlardan dahi olumsuz bir  yaklaşım sergiledikleri, bu sonuca göre, ABD Hükümeti'nin  yoğun destek verdiği Türkiye'nin AB üyeliği girişiminin AB'ye  katılımla sonuçlanması durumunda, ABD'nin Orta Doğu'daki  liderliği konusunda soru işaretlerine neden olacağı, Irak  savaşından bu yana ABD'nin evrensel liderliğinden kaygı duyan Avrupalıların, ABD'nin girişimlerini destekleme olasılığı daha  da azalmış olan büyük bir Müslüman ülkesiyle bütünleşmiş  olacakları ifade edilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir:  "ABD merkezli German Marshall Fund ve Italya'nın Compagnia  di San Paolo enstitüleri tarafından gerçekleştirilen söz  konusu kamuoyu yoklaması, Irak'ta süregelen sorunların,  bölgede askeri, bulunan Avrupalı ülkeler arasında, ABD dış   politikasına olan güveni azalttığını da ortaya koymaktadır...  Türkiye bu yıl ilk defa dokuz ülke ile birlikte yoklamaya dahil  edilmiş ve katılan ülkeler arasında ABD'ye karşı en olumsuz  görüşe sahip ülke olduğu ortaya çıkmıştır. Yoklama, Türklerin  yüzde 47 oranıyla, ABD'nin küresel rolünün 'çok az tercih  edileceği' görüşünde olduklarını ortaya çıkarmıştır. Sonuçlar,  Türklerin  -Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 40- yüzde 67 ile,  Başkan Bush'un politikalarını hiç desteklemediklerini ortaya  koymuştur. Türkler, -ABD için yüzde 6- yüzde 70 ile AB'yi,  Türkiye'nin hayati çıkarı için çok önemli olarak kabul  etmişlerdir. ABD'ye karşı ne kadar sıcak baktıkları yönünde  bir ila 100 arasında bir değerlendirme yapmaları istendiğinde  ise Türkler, Fransızların 51 puanına karşılık, 28'lik bir  ortalamayla cevap vermişlerdir. ABD, uzun zamandır Türkiye'yi  tam üye olarak kabul etmesi için AB'ye baskı yapmaktadır. Bu,  dünyanın en laik Müslüman demokrasisini Batıya bağlama konusuna  destek olarak değerlendirildiği gibi, bazı diplomatlarca,  ABD'nin Fransa ve Almanya'nın gücünü sulandırmayı da hedeflediği  şeklinde de değerlendirilmektedir. German Marshall Fund Başkanı  Craig Kennedy, 'Türkiye'nin  ABD için, AB içinde bir Truva Atı  olmayacağı kesindir.' diyor. Ankara'daki ABD Büyükelçisi Eric  Edelman, Türklerin  ABD'ye karşı tavırlarının öteki Müslüman  ülkelere oranla daha hızlı gerilediğini gösteren araştırmalara  işaret ediyor. Edelman, 'Araştırmada ne kadar olumsuz bilgi  olursa olsun, bunlar, kötü şahsi ilişkiler anlamına  gelmemektedir.' diyor.”

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinin (09/09) "Türkler Geliyor" başlığı  ve Thomas Gack imzasıyla yayımladığı yazıda, Avrupa Birliği'nin  büyük bir olasılıkla Türkiye ile  katılım müzakerelerini  başlatacağı bildirilmekte, AB'nin genişlemeden sorumlu Komiseri  Günter Verheugen'in, 6 Ekim'de açıklanacak  Türkiye raporunda  25 devlet ve hükümet başkanına bunu tavsiye edeceğinden artık  Brüksel'de de hiç kimsenin kuşku duymadığı ifade edilmektedir.  Yazıda, bu arada Brüksel'de direnişin arttığı, Avrupa  Parlamentosu'ndaki Alman Hristiyan Demokrat bir milletvekilinin, "bu süreç giderek bir komediye dönüşüyor" dediği kaydedilmekte, Türkiye'nin AB'ye alınmasına şüpheyle bakanların, sadece Avrupa Parlamentosu'ndaki çoğunluk olmadığı, AB komiserleri arasında  da Türkiye raporunun açıklanmasına kısa bir süre  kala  eleştirel sesler yükseldiği belirtilmektedir. Yazıda şöyle  denilmektedir: "Brüksel'de konuşulanlara göre, Avusturya'nın  AB Komiseri Franz Fischler, mevkidaşlarına birer mektup  yazarak, Türkiye'nin alınmasının getireceği olumsuz sonuçlar  konusunda uyarmış. Fransız Jacques Barrot, İspanyol Loyola de  Palacio, Kıbrıslı Markos Kyprianou ve Lüksemburglu Viviane  Reding'in de üyeliğe ilişkin çekinceleri var. Brüksel'de olduğu  kadar Strasbourg'da da AB'nin zorlanacağı konusunda uyarılar  yapılarak, 'daha ekonomik açıdan zayıf olan Doğu Avrupalıların  üyeliğinin getireceği olumsuzlukların üstesinden gelinmeden,  yeniden bir şantiye kurulmak isteniyor.' deniliyor.” 

            Süddeutsche Zeitung'un (09/09) "Ankara'ya Yönelik Yeni  Suçlamaların Ardından... AB, Türkiye'deki İnsan Haklarının  Durumunu İnceliyor" başlığı altında ve Christian Wernicke  imzasıyla yayımladığı yazıda, İnsan hakları savunucularının son günlerdeki, "Türkiye'de hala sistematik işkence yapıldığına"  ilişkin suçlamalarının etkisi altında kalan AB'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Verhegen'in ülkedeki insan haklarının durumuna   ilişkin tüm bilgilerin "yeniden ve titizlikte incelenmesi"  talimatını verdiği bildirilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI: 

            La Libre Belgique gazetesinde, (09/09) "Verheugen'in  Ziyaretinin Ardından Ümit Doğdu"  başlıklı Nükte Ortacq imzalı  haberde, AB  Komiseri Verheugen'in Türkiye ziyareti çerçevesinde  Diyarbakır gezisi ele alınmakta, Diyarbakır'ın, Verheugen'in  Türkiye ziyaretinin üç ayağından en önemlisi olduğu, Avrupa  Komiseri'nin, Kürtlerin hükümetin Kürtçe dilinde yayını ve  eğitimi serbestleştiren son kararlarına tepkilerini yerinde  görmek istediği ifade edilmektedir. Verheugen'in bölgede  yetkililer ve halkla yaptığı görüşmelerinin aktarıldığı haberde, adil ve objektif bir rapor yazacağı sözünü vererek, kaydedilen  reformları dikkate alacağını ifade ettiği belirtilmekte ve   Verheugen'in bu sözlerinin, reform trenine sıkı sıkıya sarılan  hükümet üyelerini cesaretlendirdiği, gazetelerin de "AB, hiç bu  kadar ümit vermemişti" gibi başlıklar atarak, bu ziyaretin  yarattığı olumlu atmosferi dile getirdikleri aktarılmaktadır. 

           

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial  Times gazetesinin (09/09) "AB Üyelerinin Hala  Kazanılması Gerek" başlığı ve Daniel Dombey imzalı haberinde,   Almanya'da Marshall Amerikan Vakfı tarafından yapılan bir  kamuoyu yoklamasına göre, Fransızların sadece yüzde 16'sının, Almanların yüzde 26'sının, İngilizlerin de yüzde 33'ünün  Türkiye'nin AB'ye katılmasının iyi olduğuna inandığı  bildirilmekte, Türkiye'nin ise, hem AB, hem de ABD'ye kuşkuyla  baktığı  değerlendirmesinde bulunulmaktadır. Haberde devamla  şöyle denilmektedir: "Kamuoyu yoklamasına göre, mevcut AB  üyeleri arasında, halkı Türkiye'nin AB üyeliğine en çok destek  veren ülke yüzde 45 ile İtalya. Türkiye'de halkın yüzde 73'ü  bu fikri  desteklerken, ABD'de Türkiye'nin AB'ye katılması  gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 43. Ancak AB içinde geniş  bir kesimin, daha hala, Türkiye'nin üyeliğinin iyi olacağına   ikna edilmesi gerekiyor -bunun ne iyi, ne de kötü olacağını  söyleyenlerin oranı yüzde 40 dolaylarında.Türkiye'nin AB  üyeliğine muhalefet Fransa'da yüzde 35'ten İngiltere'de yüzde 9 arasında değişiyor. Bizzat Türkiye'de halkın sadece yüzde  40'ı AB'nin ABD gibi bir süper güç olması gerektiğine inanırken  Avrupa'da bu oran, yüzde 71. Türkiye aynı zamanda ABD'ye en  az yakınlık duyan NATO ülkesi. ABD'ye duydukları yakınlığa 1  ile 100 arasında puan vermeleri istendiğinde, yoklamaya  katılan Türklerin verdiği puanların ortalaması sadece 28'de  kaldı. Avrupa ortalaması ise 55 puan ve Avrupalıların ABD'ye  daha fazla yakınlık duyduklarını gösteriyor. General Marshall  Amerikan Vakfı Başkanı William Drozdiak, 'Türkler hem AB, hem  de ABD'ye kuşkuyla bakıyor ve bence bu, çok çirkin bir bölgede  yaşıyor olmalarından kaynaklanıyor, üstelik 40 yıldır da AB  üyeliği için bekliyorlar'. dedi.” 

            REUTER'in (09/09) "AB'nin Türkiye'nin Katılım Müzakereleri  İçin Yeşil Işık Yakacağı Garantilendi" başlığı ve Yves Clarisse  ve Paul Taylor imzalarıyla bildirdiği haberde, AB yetkilileri  ve diplomatlarının, Türkiye'nin önümüzdeki ay yayımlanacak  kritik önemdeki Avrupa Komisyonu raporunda, Avrupa Birliği ile  katılım görüşmelerine başlanması iznini garantilediğini, ancak  ülkenin, AB ile katılım müzakerelerine başlayacağı kesin  tarihin halen belirsiz olduğunu söyledikleri bildirilmektedir.  AB yetkililerinin, Ankara'nın AB ile zorlu müzakerelere  başlaması için, demokrasi, insan hakları ve yasal düzenlemelerle  ilgili kriterleri karşılama yönünde yeterli ilerlemeyi  kaydettiği yönünde tavsiyede bulunmaya hazırlandıkları belirtilen  haberde, kaynakların, nihai tartışmanın müzakerelere en erken  gelecek yıl başlanıp başlanmaması ya da müzakerelere başlamadan  önce Türkiye'ye insan hakları reformlarını tamamlayabilmesi  için altı ay daha süre tanınıp tanınmaması konusunda olduğunu  söyledikleri aktarılmaktadır. 

            The Independent gazetesinin  (09/09) "Avrupa Şimdi  Türkiye'yi Reddetmemeli" başlığı ve Adrian Hamilton imzasıyla   yayımladığı makalede şöyle denilmektedir: "Avrupa  Komisyonu'nun Türkiye'nin AB'ye üyelik başvurusu hakkında karar  vermesi için herhalde en kötü zaman. Beslan katliamının,  Müslüman bir ülkeyi, Batılı ve Hristiyan bir birliğe dahil  etme fikrine kuşkuyla yaklaşan pekçok Avrupalının kuşkularını  gidermede pek de etkili olduğu söylenemez. Keza Türkiye'deki  İslami hükümetin zinanın suç sayılmasına ilişkin eski  yasaları canlandırmaya çalışması ve Türk ordusuyla ayrılıkçı   Kürt örgütü PKK arasındaki çatışmaların tekrar patlak vermesi  de...

            Avrupa Komisyonu'nun, görev süresi yakında dolacak olan  tek pazardan sorumlu üyesi Frits Bolkestein bu hafta,  Türkiye'nin AB üyeliğinin beraberinde getireceği dev göç  dalgası nedeniyle Avrupa'nın 'İslamlaşma' tehlikesiyle  karşılaşacağı yorumunu yaparken  ve ardından kibirli bir  ifadeyle '1683'te Viyana'nın kurtarılması  hiçbir işe  yaramamış olur' derken, sadece Komisyon'daki birçok üyenin  değil, aynı zamanda Fransa, Almanya, Avusturya ve AB'nin  yeni Orta Avrupalı üyelerindeki çoğu politikacının da  hislerine tercüman oldu... Türkiye'nin  AB'ye katılma  başvurusunun can alıcı noktası, Kürtlere karşı davranışlarının  sorun yaratmaması değil. Sorun yaratıyor, PKK bildiğini okursa, bu durum iyiye gitmeden önce, kötüye de gidebilir. Bu nokta  İslamcı olduğunu açıkça dile getirmekten  çekinmeyen yeni  hükümetin ülkeyi Avrupa'nın laik kültürüyle çelişkiye  düşürecek sosyal ve yasal reformlar yapmayacak olması da değil. Hatta Türklerin, İsveçliler ve Polonyalılarla aynı şekilde  'Avrupalı' sayılmaması bile meselenin özü değil. Meselenin  özü şu: Türkiye AB'ye katılmak istiyor, ılımlı bir Müslüman  hükümetiyle, laik bir anayasası var ve Birliğe katılmak için  Brüksel'e olduğu kadar kendi halkı için de değişiklikler  yapmaya hazır. Karşı tarafta da, bütün hatalarına rağmen,  ulus devlet kavramının ötesine geçen bir çerçevede her türlü  etnik ve dini görüşü birleştirme imkanı sunan bir devletler  birliği var. Komisyonun gelecek ay, Türkiye'nin AB'ye  katılmaya uygun  olup olmadığına dair bir değerlendirme raporu  yayımlaması bekleniyor. Ancak müzakerelere başlamakla ilgili  kararın alınmasına, daha yıl sonuna kadar vakit var, ondan  sonra bile Türkiye'nin AB'ye katılmak için gerekli koşulları  yerine getirmesi on yıl sürebilir, yani Kürtlerin haklarından  zinaya  kadar herşeyi tartışacak bol bol vakit olacak”.

 

            RUSYA BASINI:           

            Kommersant gazetesinin (09/09) "AB İslamlaşma Tehlikesiyle  Karşı Karşıya" başlığı ve Leonid Gankin imzasıyla yayımladığı  yazıda, AB Komisyonu üyesi Frits Bolkestein'ın Hollanda'nın  Leiden Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB'ye  kabul edilmesinin Birliğin iflasına yol açabileceğini  belirttiği aktarılmaktadır. AB Komisyonu'nda iç pazardan  sorumlu olan Bolkestein'e göre, Ankara'nın AB'ye katılması  Avrupa'nın İslamlaşmasına yol açacağı ve Birliğin kaderinin  Avusturya-Macaristan'ın parçalanmasındaki kaderine benzeyeceği  ifade edilen haberde, Bolkestein'ın "Demografik gelişmeler  göz önüne alınırsa, AB bu yüzyılın sonuna doğru Kuzey Afrika  ve Orta Doğu'nun uzantısına dönüşebilir." dediği  aktarılmaktadır. Haberde, Bolkestein'ın bu beyanının, AB  Komisyonu'nun diğer yetkililerinin son açıklamalarından farklı  olduğu, AB'nin bu yıl sonuna kadar Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  kabulüyle ilgili sürecin başlangıcı konusunda kesin bir karar  almasının gerektiği ve AB Komisyonu üyelerinin çoğunun Birliğin  kapılarını  Ankara'ya açmaktan yana olduğu kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI:           

            Kathimerini gazetesinin (09/09) "Ankara'nın Yükümlülüğü"   başlığı ve K. Angelopulos imzasıyla yayımladığı yorumda şu  ifadelere yer verilmektedir: "AB Komisyonu'nun Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Verheugen'in Ankara'daki Türk yetkililerine  hoş görünmeye çalışması doğaldır. Ancak, bunu yaparken aynı  zamanda Türkiye'nin AB yönelimi konusunda yaptığı her gafın  da şahsen sorumluluğunu üstlenmelidir. Türkiye'nin, AB ile  arasında bir an önce üyelik  müzakerelerinin başlamasını çok  arzuladığı bir sırada, AB yetkilisinin 'AB üyesi Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni tanıması yolunda Türkiye'ye bir talebin  yöneltilmesi söz konusu değildir.' şeklindeki açıklamasını  ciddiye almak mümkün değildir. Çünkü, AB ile (dolayısıyla  Kıbrıs Cumhuriyeti ile de) Türkiye arasında üyelik  pazarlıklarının yapılacağı sırada, Türkiye'nin Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni tanımıyor olması siyasi açıdan mümkün değildir. Ankara, AB'ye yeni üye olan tüm ülkelerle Gümrük Birliği   Anlaşması imzalamakla yükümlü olduğunun bilincindedir. Türk   diplomasisi için bu olay hoş olmayabilir ancak 'sorunu  halledecek' olan kişi Verheugen değildir. Ayrıca, Verheugen'in   çelişkili açıklamalar yaparak, Türkiye'nin AB üyeliği  konusunda Avrupa ülkelerinde var olan kaygıları da etkilemesi   mümkün değildir. Aralık ayında yapılacak olan AB zirvesinde  Türkiye için alınacak karar hem Türkiye'nin geleceği hem de  Başbakan Erdoğan'ın kaderi açısından büyük önem taşıyor. Durum   böyleyken, Erdoğan hükümetinin yükümlülüğünü görmezden gelip   Kıbrıs Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği Anlaşması imzalamaması,   her şeyden önce mantıklı değildir. Zira, Başbakan Erdoğan  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların bahane aradıklarının bilincindedir."

 

 

                 

 
ESKİ SAYILAR