ANKARA, 14/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 13 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan,
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (13/09) "İnsan
Hakları Grubu: Müslümanlara Yönelik Düşmanlık AB'de 'Çok Yaygın'"
başlığı altında ve William J. Kole imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Uluslararası Helsinki İnsan Hakları Federasyonu'nun yayınladığı
raporda, İslamcıların sözlü ve fiziksel saldırılara, istihdam ve iskan
konusunda ayrımcılığa maruz kaldıkları Avrupa Birliği'ne üye pek çok
ülkede Müslümanlara yönelik düşmanlığın, "çok yaygın" olduğunun
kaydedildiği belirtilmektedir. Uluslararası Helsinki İnsan Hakları
Federasyonu'nun raporunda, Müslümanlara karşı güvensizliğin, 11 Eylül
2001'de ABD'de ve geçen mart ayında Madrid'de gerçekleşen saldırılardan
beri giderek arttığının kaydedildiği ifade edilen haberde, Federasyon
Başkanı Aaron Rhodes'un, "Terörle mücadele hızlandığı ve kamuoyunda
yaşanan tartışmalar dikkati İslami aşırılığa odakladığı için, Müslüman
azınlıklar bu ülkelerde ve başka yerlerde giderek daha da artan bir
baskı altına girdiler." dediği aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Süddeutsche Zeitung'da
(11/09) "AB, Türkiye'ye Yardım Etmeli" başlığı altında ve Christian
Wernicke imzasıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler
yer almaktadır:
"SORU: Sayın Verheugen,
Türkiye AB üyeliğine hazır mı?
VERHEUGEN: Hayır, her
halükarda Türkiye yarın AB'ye üye olabilecek anlamında hazır değil.
Zaten Türkiye'nin üyeliğe, katılım müzakerelerinin sonunda hazır olması
gerekir. Ve bu müzakereler çok uzun sürecektir. Fakat son iki yıldaki
muazzam reformlar ilerlemeleri şunu kanıtlamıştır: Ülke Avrupa
standartlarına erişebilecek durumdadır.
SORU: O halde, Türkiye AB'ye
yakınlaşıyor mu?
VERHEUGEN: Evet. Size bir
şeyi hatırlatmama izin verin: Devlet ve hükümet başkanları daha 1999
yılında Türkiye'nin Avrupa'ya dahil olabileceğine karar verdiler.
Prensipte bu soru yanıtlanmıştır ve ülke beş yıldan beri AB'ye üye
adayıdır. Şimdi karar vermemiz gereken soru tamamen farklıdır: Türkiye,
önümüzdeki yıl AB'ye üyelik müzakerelerine başlayabilmek için gereken
siyasi koşulları yerine getiriyor mu?
SORU: Bu sorunun yanıtını
belirleyecek olan sizsiniz. Ekim ayının başında AB hükümetlerine,
Avrupa'nın bu tarihi adımı atmaya cesaret edip etmemesi gerektiğini
tavsiye etmek durumundasınız. Gerek Ankara gerekse Brüksel'de,
kesinlikle 'evet' diyeceğiniz konuşuluyor.
VERHEUGEN: Bu doğru değil.
Önce, yardımcılarımın ülkedeki gerçek durumu analiz ettikleri raporu
değerlendirmem gerekiyor ki bu rapor daha tamamlanmadı. Kararımı, tüm
veriler, yani rapor, kendi izlenimlerim, ama aynı zamanda da AB
Komisyonu ve üye ülkelerin hükümetlerinde yapılan tartışmaların
durumuna ilişkin bir tablo masamda toplandığında vereceğim. Daha nihai
kararımı vermedim.
SORU: Berlin, Londra ya da
Roma sizden net bir 'evet' beklerken, siz kendinizi hala Türkiye ile
müzakerelere 'hayır' diyebilecek kadar özgür hissediyor musunuz?
VERHEUGEN: Kesin bir 'hayır'
cevabı kesinlikle haksızlık olurdu. Daha bugünden, 'Türkiye
koşullarımızı yerine getirmeyi asla başaramayacak' diyebilme
sorumluluğunu taşıyamam. Fakat şunu söyleyebilme özgürlüğüm var:
Gördüklerim benim için henüz yeterli değil, Türkiye müzakerelerin
başlatılmasına daha sonra hazır olacak. Avrupa'daki hiçbir hükümet
başkanı bana bu konuda baskı yapmadı. (...)
SORU: Türkiye seyahatiniz
sırasında görüştüğünüz çok sayıda insan hakları savunucularından bir
tanesi, Türkiye'de 'sistematik işkence' yapıldığı suçlamasında
bulundu.
VERHEUGEN: Kötü muamele
olayları şu anki AB üyesi ülkelerde de gözleniyor. Fakat bunlar
münferit şahısların işlediği suçlardır, devlete güç kazandırma amaçlı
bir politika değildir. Ben şunu bilmek istiyorum: Türk Hükümeti, bu tür
yöntemlerle çalışan memurların üzerine kararlılıkla gidiyor mu? Yoksa,
buna göz yumuyor, hatta teşvik ediyor mu? Şayet durum böyle ise, bu
sistematik işkencedir. Bu yüzden, diğer insan hakları savunucuları bana
tersini söyleseler de, hiçbir suçlamayı görmezden gelemem. Bu konunun
tamamen açığa kavuşturulmasını istiyorum. (...)
SORU: Türkiye olmak istediği
şeyi sadece Avrupa elinden tuttuğu sürece mi gerçekleştirebilir?
VERHEUGEN: Hayır,
kalıplaşmış geleneklere karşı tüm bu reformları göze alma kararlılığı
ve cesareti Türkiye'den geliyor. Bu, yukarıdan talimatla değil, halk
tarafından desteklenen bir devrim. Fakat AB'nin bu konuda Türkiye'ye
yardım etmesi gerekiyor.
SORU: Türkiye'nin 2015
yılından önce üye olacağına inanmıyor musunuz?
VERHEUGEN: Hayır. Buna ne
ben, ne de Türkiye'nin kendisi inanıyor."
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (11/09) "Bolkestein'in Konuşması, Fischler'in Mektubu"
başlığı altında ve Horst Bacia imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
Birliği ile Türkiye arasında 40 yıldan beri süregelen ilişkilerde,
gerçeğin söyleneceği anın yaklaştığı, bu durumun, Birliğin kurumlarında
Türkiye tartışmasının birdenbire görülür bir şekilde kızışmasından da
belli olduğu kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun 6 Ekim'de raporlarını
ve tavsiye kararını sunacağı, AB devlet ve hükümet başkanlarının da
aralık ayında yapılacak zirvede, bu raporu esas alarak, Türkiye'ye
katılım müzakerelerinin önerilip önerilmeyeceğine ve önerilecekse bunun
hangi koşullar altında olacağına karar verecekleri hatırlatılan yazıda,
Komisyon görevlilerinin bu üç dokümanın tamamlanması için hararetle
çalışırken, Genişlemeden Sorumlu Komiser Verheugen'in, siyasi
kriterlerin yerine getirildiğini bizzat görmek için Türkiye'ye beş gün
süren son ziyaretini gerçekleştirirken, iki meslektaşının aniden yaptığı
açıklamaların ortalığı karıştırdığı belirtilmekte ve gerek Tarımdan
Sorumlu Avusturyalı Komiser Franz Fischler'in, gerekse İç Pazardan
Sorumlu Hollandalı Komiser Frits Bolkestein'in, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyelik için Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirip
getirmediği sorusuyla yetinmek istemedikleri ve onların, Avrupa'nın dış
çemberindeki büyük ülkenin üyeliğinin yarattığı genel ve temel
kaygıları dile getirdikleri ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde (13/09)
"İkinci Sınıf Bir Üyeliği Kabul Edemeyiz" başlığı altında ve Dietrich
Alexander imzasıyla CHP Milletvekili Kemal Derviş ile yapılan mülakata
yer verilmektedir. Mülakatta, "Ekim ayında AB Komisyonu'nun İlerleme
Raporu'ndan ne bekliyorsunuz?" şeklinde bir soruya, Derviş'in, "Avrupa,
tarihinde çok önemli bir noktada bulunuyor. Sanıyorum olumlu bir rapor
olacak çünkü geçtiğimiz üç yıl içinde Türkiye'de ekonomik, siyasi ve
demokrasi alanında çok büyük ilerlemeler kaydedildi. Günlük hayatta
tabii ki hala eksiklikler var..." dediği, "Türk halkının, AB ile
birlikte nasıl bir işe giriştiğinin farkında olduğuna inanıyor musunuz?
Neticede Türkiye'den acı veren bazı tavizler bekleniyor." şeklindeki
bir diğer soruya ise, "Avrupa'da kazanılacak olan, verilecek olandan
çok daha fazladır. Avrupa bir barış alanı ve dünyanın, toplumların en
demokratik ve en insancıl olduğu bir parçasıdır. Demokrasinin derin
kökleri var, bir barış kültürü mevcut, sorunlar müzakerelerle
çözülüyor. Türk halkı bunu da hissediyor ve çok farklı insanlar ve
halklar arasındaki çağdaş işbirliğine katılmak istiyor. Bunun için
bedel ödemeye hazır." cevabını verdiği belirtilmektedir. Mülakatta,
"Aralık ayında devlet ve hükümet başkanları Türkiye ile üyelik
görüşmelerini reddederlerse ne olur?" şeklindeki bir soruyu da
Derviş'in, "Türkiye'de yaşayan bizler, özellikle de reformcular için
fakat aynı zamanda da Avrupa için bu büyük bir talihsizlik olurdu.
Tabii ki o zaman dünyanın sonu gelmez, ama geleceğimizi Avrupa'da
görüyoruz ve Müslüman Avrupalılar olarak bu harika ve barışsever
projede yer almak istiyoruz." şeklinde cevapladığı, "O halde Türkiye
tam üyelikten daha azına razı olmayacak?" yönündeki bir soruya karşılık
ise, "Hayır, böyle birşey imkansız. Fakat lütfen dikkat edin, aralıkta
karar verilecek olan, henüz müzakerelere başlanmasıdır. Asimilasyon
süreci daha yıllarca sürecektir. 2002 yılında Kopenhag'da bize,
Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi halinde müzakerelere hemen
başlanacağı sözü verildi. Avrupa'nın sözünü tutacağına inanıyoruz."
dediği kaydedilmektedir.
AVUSTRALYA BASINI:
The Australian gazetesinin
internet sayfasında (13/09) "Türkler Avrupa Kıtası'nın Kapısında
Tedirginlikle Bekliyor" başlığı altında ve Nicolas Rothwell imzasıyla
yayımlanan bir makalede, bir aydan daha bir kısa süre içerisinde, Orta
Doğu'nun stratejik ülkesi Türkiye'nin gelecekteki istikameti ve siyasi
kaderinin daha belirgin bir hale geleceği belirtilmektedir. Avrupa
Birliği'nin, AB üyesi devletlerin aralık ayında vereceği karar öncesi,
Türkiye'nin Birliğe üyelik için uygunluğuna ilişkin bir rapor
hazırlamakla meşgul olduğu ve Türkiye'nin sonunda, hükümetinin,
anayasasında ve adli sisteminde yaptığı gayretli reform çabalarının
Avrupa'nın kapısını açmaya yeterli olup olmadığını göreceği kaydedilen
makalede, 6 Ekim tarihinde yayımlanacak kritik önemdeki raporu
öncesinde Türkiye'ye son kez ziyarette bulunan AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komisyon Üyesi Günther Verheugen'in, Avrupa ile Türkiye
arasındaki ilişkilerle ilgili olarak "kaçınılmaz karar zamanının"
yaklaştığını söylediği ifade edilmektedir. Gözlemcilerin çoğunun, AB
raporunun Türkiye lehine olacağını söylediği ve üye ülkelerin ilk defa,
Birliği Avrupa'nın kabul edilen coğrafi ve kültürel sınırları dışına
taşıyacak bir oylamada yer alma ihtimalinin güçlü olduğuna inandıkları
belirtilen makalede, Türkiye'de geçtiğimiz iki yıldır yaşanan değişimin
baş aktörünün, ülkenin çok popüler, İslamcılığı aşikar Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye'de yapılan reformların
olumlu adımlar olarak görülmelerine rağmen Türk kamuoyunun artık
Avrupa'nın kulübüne kendilerini de almasının zamanının geldiği
konusunda son derece kararlı oldukları vurgulanan makalede, Avrupa'nın
17 Aralık tarihinde karar vereceği anın, Türkiye'nin bekleyiş
ıstırabını doruğa ulaştıracağı, ancak bu kararın, taliplerinin kaderini
olduğu kadar AB'nin de akıbetini de etkileyeceği ifade edilmektedir.
AVUSTURYA
BASINI:
Der Standard gazetesinde
(13/09) "Türkiye Kimseye Yük Olmaz" başlığı altında yayımlanan bir
haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB Komiseri Franz
Fischler'in Türkiye'ye yapılacak milyarlar tutarındaki AB
sübvansiyonları konusundaki uyarısını reddettiği belirtilmektedir.
Erdoğan'ın, Avrupa politikası konulu bir panelde, "Türkiye şimdiye
kadar kimseye yük olmadı, gelecekte de olmayacak." dediği ifade edilen
haberde, önümüzdeki yıl giriş müzakerelerinin başlaması halinde de
AB'nin Türkiye'ye mali destekte bulunmayacağına değinen Erdoğan'ın,
zaten bunun gerekli olmadığını söylediği ve "Biz Türkler kendi
kendimize yetecek kadar güçlüyüz." dediği aktarılmaktadır. Haberde,
Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in, Türkiye'nin AB'ye katılımı
konusunda olumlu bir ifade kullandığı ve "Biz Yunanlılar Avrupalı bir
Türkiye istiyoruz." dediği kaydedilmektedir.
Der Standard gazetesinde
(13/09) "Türkiye Davası" başlığı altında ve Thomas Mayer imzasıyla
yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "'Avrupa Birliği, Türkiye'yi
yakın bir zamanda tam üye yaparsa mı, yoksa AB dışında bırakırsa mı
daha iyi eder' sorusuna verilecek basit bir cevap yok. Bunun hem
lehinde hem de aleyhinde olanların ciddi argümanları var. Örneğin: bu
NATO ülkesinin Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ile Orta Asya arasındaki
jeostratejik konumunun Avrupalılar açısından büyük (ve giderek artan)
önemini kimse inkar edemez. Türkiye'nin AB anlaşmaları doğrultusunda
'Avrupalılaştırılması' da işte bir o kadar Avrupa'nın çıkarınadır.
Burada Doğu ve Orta Avrupalı yeni AB üyesi ülkelerde de kullanılmış
olan ve aday ülkenin Birlik tarafından (mali açıdan da) oldukça bonkör
bir şekilde desteklendiği reform süreci anlamına gelen, 'giriş süreci'
yöntemi kullanılabilir. Slovakya'da bu başarılı oldu. Kuşkulu
bakışlarla bunun biraz saflık olduğunu öne sürenlerin tezini
destekleyici bazı rakamlar mevcut. Türkiye'deki nüfus artışı böyle
devam edecek olursa, ülke yakında 100 milyonluk nüfusu ile en büyük AB
ülkesi konumuna gelebilir. Türkiye'deki çiftçi sayısı, bugün bütçesinin
yarısını tarımı teşvik için kullanan Birliğin içindeki çiftçi
sayısından çok daha fazla. Ayrıca, Birliğin genişlemeden dolayı acilen
sağlamlaştırılmaya ihtiyacı olacağını da hesaba katmak gerekir...
Türkiye'nin Avrupalı değil de Asyalı olduğu, bu yüzden de kültürel
açıdan Avrupa'ya uyum sağlayamayacağı gibi açıklamalar popülizmden
başka birşey değil. Şu anda söz konusu olan yalnız müzakerelere erken
mi yoksa daha geç mi başlanacağı. Müzakerelerin tabii ki sonucu
belirlenmeden yürütülmesi gerekir. Ama Türkiye'ye tamamıyla sırt
çevirme, AB'nin inanılırlığına zarar verme anlamına gelir."
FRANSA BASINI:
AFP'nin (13/09) "Zina Konusu
Türk Ceza Yasası Reformunu Etkiliyor" başlığı altında ve Burak Akıncı
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türk Parlamentosu'nun, Türkiye'nin
AB'ye üye olma şansını desteklemeye yönelik olmak üzere, ceza yasası
reformu konusunu görüşmeye başlayacağı, ancak zina ile ilgili
tartışmalı düzenlemenin, bunu savunan hükümetin Avrupalı olma
özlemlerine zarar verebileceği ileri sürülmektedir. Adalet ve Kalkınma
Partisi (AKP) hükümetinin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları
üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından üç yıl sonra, 1926
yılında kabul edilen Ceza Yasası'nın 348 Maddesi'nin neredeyse
tamamının değiştirilmesini amaçladığı belirtilen haberde, ne var ki
İtalyan Ceza Yasası'ndan esinlenen Türk yasasının, yıllar içinde
değişikliklere uğramamış olmasına karşın, demokratik Avrupa
standartlarını yerine getirmekten uzak olduğu ve yeni yasanın,
Türkiye'nin uluslararası arenada eleştirilmesine neden olan kişisel
özgürlükleri genişlettiği ve işkenceyi cezalandırdığı, ayrıca, "yüz
kızartıcı suçlara" da ağır cezalar öngördüğü kaydedilmektedir. Yeni
yasa tasarısının, Müslüman, ancak kesinlikle laik bir rejime sahip olan
bu ülkede, liberal çevreler, kadın örgütleri ve basının önemli bir
kesiminin tepkilerine neden olduğu ifade edilen haberde, söz konusu
tartışmanın, Avrupa Komisyonu'nun 6 Ekim'de Ankara ile üyelik
görüşmelerine başlanıp başlanmamasını tavsiye edeceği bir zamana
rastladığı ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in,
Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaret sırasında, zinanın
cezalandırılması ile ilgili yasa tasarısına açıkça karşı çıktığı ve
hatta bu konuyu bir "şaka" olarak nitelemeye kadar vardırdığı
kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (13/09) "AB
Komisyonu Sözcüsü Filori: Türkiye'nin AB Standartlarını Karşılaması
İçin Çalışması Gerekiyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde,
Avrupa Komisyonu Sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin, Türkiye'nin
kendisini AB üyeliğine hazırlamak için yaptığı reformlarda önemli
ilerlemeler kaydettiğini, ancak AB'nin talep ettiği standartları
karşılaması için daha çok çalışması gerektiğini söylediği
belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun 6 Ekim tarihinde Türkiye'nin
katettiği ilerleme konusunda yayımlayacağı raporun, AB liderlerinin
aralık ayında Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlayıp başlamama
konusundaki kararına temel oluşturacağı belirtilen haberde, Filori'nin
düzenlediği basın toplantısında, "Geçmiş yıllarda Türkiye'de büyük
ilerlemeler kaydedildi, bu ülkede yeni bir canlılık söz konusu.
Türkiye'de etkileyici reformlar gerçekleştirildi. Öte yandan, bunların
uygulanması konusunda daha çok şeyin yapılması gerekiyor." dediği ifade
edilmektedir.
Reuter'in (13/09)
"İngiltere, AB-Türkiye Görüşmeleri İçin Tarih Alma Taahhüdünde Bulundu"
başlığı altında ve Marie-Louise Moller imzasıyla yer verdiği bir
haberde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın, Avrupa Birliği
liderlerinin aralık ayında konu hakkında karar vermek üzere
toplandıklarında İngiltere'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerini
başlatmak üzere kesin bir tarih almak için mücadele edeceğini söylediği
belirtilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun, Ankara'nın AB'ye katılıma
hazırlanmak için yaptığı reformlarda ilerleme kaydettiğini, ancak
Türkiye'nin gerekli standartları uygulamak için daha fazlasını yapması
gerektiğini açıkladığı hatırlatılan haberde, Straw'ın, AB dışişleri
bakanlarının Brüksel'deki toplantısı öncesinde gazetecilere yaptığı
açıklamada, "İngiltere, aralık ayında bu müzakerelere başlama tarihini
belirlemeye kesinlikle kararlıdır. Aralık ayında elde etmek
istediğimiz Türkiye ile müzakerelere başlamak için bir tarih. Bir son
tarih değil. Türk Hükümeti dahil herkes Türkiye'nin nihayet AB'ye
girmeye hazır olmasının uzun yıllar alacağını kabul ediyor." dediği
aktarılmaktadır.
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (13/09) "Avrupa Birliği Türkiye'yi Zina Yasası
Konusunda Uyarıyor" başlığı altında ve Daniel Dombey-Vincent Boland
imzalarıyla yayımlanan makalede, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye, zinayı
yasaklayan yasa tasarısını iptal etmesi için bir ay verdiğini aksi
taktirde uzun yıllardır katılmayı beklediği AB yolunda aksamayla
karşılaşacağını kaydettiği belirtilmektedir. Zinayı hapis cezasıyla
cezalandırılacak bir suç kapsamına alacak olan tasarının Meclis'te
tartışılacağı ve Türkiye'nin muhafazakar Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın yasanın kadınları korumaya hizmet edeceğini ileri sürdüğü
ifade edilen makalede, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye, zinayı
yasaklayan tasarının Ankara'nın AB'yle üyelik müzakerelerine başlama
planlarına zarar verebileceğini kaydettiği belirtilmektedir. Yasanın
kadın ve erkeğe eşit olarak uygulanacak olmasına rağmen
eleştirmenlerin yasanın çoğunlukla kadınlara karşı kullanılacağını
ileri sürdükleri, konuya yakın olan kişilerin, Türkiye'nin yasa
tasarısını reddetmemesi ya da tasarıdan vazgeçmemesi durumunda
Komisyon'un, muhtemelen Ankara'nın aradığı açık onayı vermeyeceğini
söyledikleri kaydedilen bu durum müzakerelere başlanmasında bir
gecikmeyle sonuçlanabileceği, hatta AB liderlerinin müzakerelere
başlanması kararını ertelemeleri yönünde bir harekete yol açabileceği
öne sürülmektedir.
İTALYA BASINI:
La Stampa gazetesinde
(12/09) "Emma Bonino, Müslüman Ülkenin AB'ye Girişi Konusunda
Şüphecileri Yanıtlıyor" başlığı altında ve Francesca Paci imzasıyla
Avrupa Parlamenteri ve AB Akil Adamlar Komisyonu üyesi Emma Bonino ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: German Marshall
Fund'ın yapmış olduğu ankete göre, Avrupalıların sadece yüzde 30'u
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesine olumlu bakıyor. Sizce neden
böyle?
BONINO: Bilgi eksikliğine
dayanan güçlü bir önyargı var. Üyesi olduğum komisyon, muhtemel yeni
üyelerin demografik yapılarını değerlendirdi. 2015 yılında 25 üyeli
Avrupa'nın nüfusu 456 milyon olacak. Şayet Romanya, Bulgaristan ve
Türkiye de girerlerse, o zaman 567 milyon olacağız. Türkiye 82 milyon
nüfusuyla, toplam nüfusun yüzde 14.4'ünü temsil edebilir. Ben burada
bir işgal alarmı görmüyorum!
SORU: Bununla birlikte, bir
'kuşkuculuk' da hakim. Türkler de gerçekten çok istekli gözükmüyor.
Yüzde 73'ü AB'yi ekonomik nedenlerle istiyor. Yüzde 52'si de Avrupa
hakkında olumlu yargılara sahip. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
BONINO: Yaşlı Kıta kimlik
sorununa sahip: Bizler kültürümüzden, o eski 'Anneciğim, Türkler
geliyor' korkusunu yeniden ortaya çıkartacak derecede emin değiliz.
Türkiye'de durum farklı. Kendilerini kabul edilmiş hissetmiyorlar ve de
tepki gösteriyorlar...
SORU: Türkiye'den çekinen
biri onu yüzde 66.8'i Müslüman olan bir ülke olarak görüyor ve bugünse
İslam korkutuyor. Peki siz neden bunun asılsız bir korku olduğunu
düşünüyorsunuz?
BONINO: Çünkü Avrupa'da
halihazırda 15 milyon Müslüman var ve bana pek de öyle birlikte iyi
yaşıyormuşuz gibi gelmiyor. Dini politikadan uzun zaman önce ayırmış
olan Türkiye gerçekten de ılımlı tek Müslüman ülkedir. Onlar bizim
terörle mücadeledeki ortaklarımızdır.
SORU: Peki bu savaş nasıl
kazanılır?
BONINO: Silahlar bir işe
yaramıyor. Politika ile çözülür... Türkiye de, tıpkı bizim gibi,
tamamen köktendincilerin hedefi. Birlikte mücadele verme zamanıdır.
Gizlenmenin de bir yararı yoktur. Açık ve kapalı toplumlar arasında
halihazırda bir çarpışma mevcuttur."
KIBRIS RUM BASINI:
Kıbrıs Haber Ajansı'nın
(KİPE) internet sayfasında (13/09) "Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye
Üyelik Süreci Konusunda Değişik Görüşler Olduğunu Söyledi" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un,
Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci konusunda değişik görüşler bulunduğunu
ve bir sonuç çıkarmak için henüz erken olduğunu söylediği
belirtilmektedir. Papadopulos'un, Türkiye'nin Avrupa yolunun bütün
sürecinde, Kıbrıs konusunun, doğrudan veya dolaylı olarak, açıklansın
veya açıklanmasın, devamlı olarak karşısına çıkacak sorunlardan biri
olduğunu açıkladığı ifade edilen haberde, BM, ABD ve İngiltere'nin,
Annan planının yeniden referanduma sunulmasından başka Kıbrıs konusunda
herhangi bir girişime yer olmadığını iddia ettiklerini bildiren
Papadopulos'un, ancak Kıbrıs'ta hiçbir siyasi partinin bu görüşü
desteklemediğini söylediği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (11/09)
"Fischler: Türkiye'nin AB Üyesi Olması Halinde Bu AB İçin 'Felaket'
Demektir" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, AB'nin Tarım
Politikasından Sorumlu Komiser Franz Fischler'in, siyasi ve ekonomik
gerekçeler öne sürerek, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin
başlamasına ve de Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı
belirtilmektedir. AB Komisyonu üyelerine gönderdiği dokuz sayfalık bir
raporda Fischler'in, "Ankara'nın demokrasi ve laikliğe bağlılığının
devam edeceği konusunda kaygılar var." dediği ve raporun bir başka
bölümünde ise gelecekte Türkiye'nin "fundamentalizm görüşe
dönebileceğini" de kaydettiği ifade edilen yorumda, raporda,
Türkiye'nin AB üyesi olması halinde, bunun AB bütçesi için "felaket"
olacağı uyarısında da bulunan Fischler'in, Türkiye'nin AB'ye üyesi
olması halinde, AB'nin Türkiye'ye tarım için 11.3 milyar euro vermesi
gerekeceğini belirttiği, ancak birçok AB yetkilisinin Fischler'in
görüşlerini abartılı bulduklarını söyledikleri kaydedilmektedir.
İmerisia gazetesinde (11/09)
"Papandreu: Hiçbir Zaman Eleştirilmekten Korkmadım" başlığı altında ve
Vasilis Skuris imzasıyla PASOK lideri Yorgo Papandreu ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Aralık ayında AB
Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilip verilmemesi gerektiği
konusunda karar alacak. Sizce Yunanistan bu konuda nasıl bir tavır
takınmalıdır?
PAPANDREU: PASOK'un son
yıllarda Türkiye'ye yönelik uyguladığı politika, Türkiye'nin AB'ye
yakınlaşmasını ve böylece ülkenin Avrupa ilkelerini benimsemesini
hedefliyordu. Güçlü demokratik ilkelere, uluslararası yasalara ve insan
haklarına saygı duyan, yetkileri sınırlandırılmış bir orduya sahip bir
Türkiye, bölgede güvenliğin, istikrarın, ekonomik refahın hüküm
sürmesine yol açacaktır. Bu da Yunanistan'ın çıkarınadır. Bu nedenle,
1999 yılında, Helsinki'de Türkiye'nin AB adaylığına tam destek verdik.
Bizler 'sanal' değil, özlü bir adaylığı destekledik. Türkiye'nin AB
yükümlülüklerini yerine getirmesini, Türkiye'nin AB üyeliğinin
Yunanistan'ı ilgilendiren konularla bağdaştırılmasını; başka bir
deyişle, biz, Türk-Yunan sorunlarının ve Kıbrıs sorununun çözüme
bağlanmasını ve Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını sağlayacak bir adaylığı
destekledik. Yunan halkı, Türkiye'ye yönelik uyguladığımız politikanın
doğru bir politika olduğunun bilincine varmıştır ve neticelerini de
görmektedir; Yunanistan ile Türkiye arasında ekonomik alanda önemli
ilerleme kaydedilmiştir. İki halk arasındaki ilişkiler çok iyidir,
hatta Başbakan Karamanlis'in sağdıç olmasında iki halk arasındaki iyi
ilişkilerin etkili olduğunu da söyleyebiliriz. Kıbrıs sorunu
çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olması ve AB ortaklarımızın tepki
vermemesi de izlediğimiz politikanın neticesidir. Buna paralel olarak,
Türk-Yunan sorunlarının tamamen giderilmesi ve Kıbrıs sorununun çözüme
bağlanması yolunda çaba harcamalıyız. YDP Hükümeti'nin Türkiye'nin AB
yönelimini, Kıbrıs meselesinden ayrı tutması PASOK'u kaygılandırıyor.
Oysa, PASOK 1999 yılında Helsinki'de iki konuyu bağdaştırmayı
başarmıştı. PASOK Hükümeti'nin Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerinde
izlediği politika sürdürülmelidir, çünkü bu politika somut neticeler
getirmiştir.
SORU: Lefkoşa, aralık ayında
Türkiye'ye üyelik müzakereleri için AB'nin tarih vermesi konusunda veto
hakkını kullanma olasılığını açık bırakıyor. Siz Lefkoşa'nın bu
tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
PAPANDREU: Aralık ayı
uzaktadır. Müzakerelerde 'kartları kapalı tutmakta' ve herşeyi başta
vermemekte yarar vardır. Türkiye'nin AB yönelimini, Türk-Yunan
ilişkileri ve Kıbrıs meselesinden ayrı tuttuğunu hemen açıklayan YDP
Hükümeti için bu bir uyarıdır."
Elefterotipia gazetesinde
(13/09) "AB-Türkiye İlişkilerinde Üçüncü Yol" başlığı altında ve
Mihalis Moronis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'e göre, AB tarafından Türkiye'ye
üyelik müzakereleri için tarih verilip verilmeyeceği konusunda karar
alma zamanı, başka bir deyişle bu konuda "gerçeklerin söylenmesi
gereken an" yaklaşırken, Avrupalıların farklı görüşler sergilemeye
başladıkları belirtilmektedir. Türkiye'nin AB yöneliminden yana olan
ile olmayan ülkelerin görüşlerinin sadece hükümet düzeyinde
yansıtılmadığının gözlendiği belirtilen yorumda, birçok AB Komiserinin,
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını söyledikleri, çeşitli
Avrupa ülkelerindeki, muhalefet partileri ve hükümet yanlısı parti
hükümetlerinin Türkiye yanlısı politikasına tepki gösterdikleri ifade
edilmekte ve AB'nin Tarımdan Sorumlu Komiseri Fischler'e göre, AB
Anayasası'nın referandumlarla onaylanacağı sırada Türkiye konusunun
gündeme gelmesi halinde, AB Anayasası'na karşı tepkiler olabileceği ve
böylece AB'nin bütünleşmesinin tehlikeye girebileceği, böyle bir gelişme
karşısında Ankara'nın, özellikle de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
zorda kalacağının malum olduğu kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR