14.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

                                                                

             ANKARA, 14/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  13 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (13/09) "İnsan Hakları Grubu: Müslümanlara  Yönelik Düşmanlık AB'de 'Çok Yaygın'" başlığı altında ve  William J. Kole imzasıyla yer verdiği bir haberde,  Uluslararası Helsinki İnsan Hakları Federasyonu'nun  yayınladığı raporda, İslamcıların sözlü ve fiziksel  saldırılara, istihdam ve iskan konusunda ayrımcılığa  maruz kaldıkları Avrupa Birliği'ne üye pek çok ülkede  Müslümanlara yönelik düşmanlığın, "çok yaygın" olduğunun  kaydedildiği belirtilmektedir. Uluslararası Helsinki İnsan  Hakları Federasyonu'nun raporunda, Müslümanlara karşı  güvensizliğin, 11 Eylül 2001'de ABD'de ve geçen mart ayında  Madrid'de gerçekleşen saldırılardan beri giderek arttığının  kaydedildiği ifade edilen haberde, Federasyon Başkanı Aaron  Rhodes'un, "Terörle mücadele hızlandığı ve kamuoyunda  yaşanan tartışmalar dikkati İslami aşırılığa odakladığı için,  Müslüman azınlıklar bu ülkelerde ve başka yerlerde giderek  daha da artan bir baskı altına girdiler." dediği  aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da (11/09) "AB, Türkiye'ye Yardım  Etmeli" başlığı altında ve Christian Wernicke imzasıyla AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ile yapılan  mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer  almaktadır: 

            "SORU: Sayın Verheugen, Türkiye AB üyeliğine hazır mı? 

            VERHEUGEN: Hayır, her halükarda Türkiye yarın AB'ye üye  olabilecek anlamında hazır değil. Zaten Türkiye'nin üyeliğe,  katılım müzakerelerinin sonunda hazır olması gerekir. Ve bu  müzakereler çok uzun sürecektir. Fakat son iki yıldaki muazzam  reformlar ilerlemeleri şunu kanıtlamıştır: Ülke Avrupa  standartlarına erişebilecek durumdadır. 

            SORU: O halde, Türkiye AB'ye yakınlaşıyor mu? 

            VERHEUGEN: Evet. Size bir şeyi hatırlatmama izin verin:  Devlet ve hükümet başkanları daha 1999 yılında Türkiye'nin  Avrupa'ya dahil olabileceğine karar verdiler. Prensipte bu  soru yanıtlanmıştır ve ülke beş yıldan beri AB'ye üye adayıdır.  Şimdi karar vermemiz gereken soru tamamen farklıdır: Türkiye,  önümüzdeki yıl AB'ye üyelik müzakerelerine başlayabilmek için  gereken siyasi koşulları yerine getiriyor mu? 

            SORU: Bu sorunun yanıtını belirleyecek olan sizsiniz.  Ekim ayının başında AB hükümetlerine, Avrupa'nın bu tarihi  adımı atmaya cesaret edip etmemesi gerektiğini tavsiye etmek durumundasınız. Gerek Ankara gerekse Brüksel'de, kesinlikle  'evet' diyeceğiniz konuşuluyor. 

            VERHEUGEN: Bu doğru değil. Önce, yardımcılarımın ülkedeki  gerçek durumu analiz ettikleri raporu değerlendirmem gerekiyor  ki bu rapor daha tamamlanmadı. Kararımı, tüm veriler, yani  rapor, kendi izlenimlerim, ama aynı zamanda da AB Komisyonu  ve üye ülkelerin hükümetlerinde yapılan tartışmaların durumuna  ilişkin bir tablo masamda toplandığında vereceğim. Daha nihai  kararımı vermedim. 

            SORU: Berlin, Londra ya da Roma sizden net bir 'evet'  beklerken, siz kendinizi hala Türkiye ile müzakerelere 'hayır'  diyebilecek kadar özgür hissediyor musunuz? 

            VERHEUGEN: Kesin bir 'hayır' cevabı kesinlikle haksızlık  olurdu. Daha bugünden, 'Türkiye koşullarımızı yerine getirmeyi  asla başaramayacak' diyebilme sorumluluğunu taşıyamam. Fakat  şunu söyleyebilme özgürlüğüm var: Gördüklerim benim için henüz  yeterli değil, Türkiye müzakerelerin başlatılmasına daha sonra  hazır olacak. Avrupa'daki hiçbir hükümet başkanı bana bu konuda  baskı yapmadı. (...) 

            SORU: Türkiye seyahatiniz sırasında görüştüğünüz çok  sayıda insan hakları savunucularından bir tanesi, Türkiye'de  'sistematik işkence' yapıldığı suçlamasında bulundu. 

            VERHEUGEN: Kötü muamele olayları şu anki AB üyesi  ülkelerde de gözleniyor. Fakat bunlar münferit şahısların  işlediği suçlardır, devlete güç kazandırma amaçlı bir politika  değildir. Ben şunu bilmek istiyorum: Türk Hükümeti, bu tür  yöntemlerle çalışan memurların üzerine kararlılıkla gidiyor  mu? Yoksa, buna göz yumuyor, hatta teşvik ediyor mu? Şayet  durum böyle ise, bu sistematik işkencedir. Bu yüzden, diğer  insan hakları savunucuları bana tersini söyleseler de, hiçbir  suçlamayı görmezden gelemem. Bu konunun tamamen açığa  kavuşturulmasını istiyorum. (...) 

            SORU: Türkiye olmak istediği şeyi sadece Avrupa elinden  tuttuğu sürece mi gerçekleştirebilir? 

            VERHEUGEN: Hayır, kalıplaşmış geleneklere karşı tüm bu  reformları göze alma kararlılığı ve cesareti Türkiye'den  geliyor. Bu, yukarıdan talimatla değil, halk tarafından  desteklenen bir devrim. Fakat AB'nin bu konuda Türkiye'ye  yardım etmesi gerekiyor. 

            SORU: Türkiye'nin 2015 yılından önce üye olacağına  inanmıyor musunuz? 

            VERHEUGEN: Hayır. Buna ne ben, ne de Türkiye'nin kendisi  inanıyor." 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (11/09) "Bolkestein'in  Konuşması, Fischler'in Mektubu" başlığı altında ve Horst Bacia  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa Birliği ile Türkiye  arasında 40 yıldan beri süregelen ilişkilerde, gerçeğin  söyleneceği anın yaklaştığı, bu durumun, Birliğin kurumlarında  Türkiye tartışmasının birdenbire görülür bir şekilde  kızışmasından da belli olduğu kaydedilmektedir. AB  Komisyonu'nun 6 Ekim'de raporlarını ve tavsiye kararını  sunacağı, AB devlet ve hükümet başkanlarının da aralık ayında  yapılacak zirvede, bu raporu esas alarak, Türkiye'ye katılım müzakerelerinin önerilip önerilmeyeceğine ve önerilecekse  bunun hangi koşullar altında olacağına karar verecekleri  hatırlatılan yazıda, Komisyon görevlilerinin bu üç dokümanın  tamamlanması için hararetle çalışırken, Genişlemeden Sorumlu  Komiser Verheugen'in, siyasi kriterlerin yerine getirildiğini  bizzat görmek için Türkiye'ye beş gün süren son ziyaretini gerçekleştirirken, iki meslektaşının aniden yaptığı  açıklamaların ortalığı karıştırdığı belirtilmekte ve gerek  Tarımdan Sorumlu Avusturyalı Komiser Franz Fischler'in,  gerekse İç Pazardan Sorumlu Hollandalı Komiser Frits  Bolkestein'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik için  Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirip getirmediği sorusuyla  yetinmek istemedikleri ve onların, Avrupa'nın dış çemberindeki  büyük ülkenin üyeliğinin yarattığı genel ve temel kaygıları  dile getirdikleri ifade edilmektedir.

            Die Welt gazetesinde (13/09) "İkinci Sınıf Bir Üyeliği  Kabul Edemeyiz" başlığı altında ve Dietrich Alexander  imzasıyla CHP Milletvekili Kemal Derviş ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatta, "Ekim ayında AB Komisyonu'nun  İlerleme Raporu'ndan ne bekliyorsunuz?" şeklinde bir soruya,  Derviş'in, "Avrupa, tarihinde çok önemli bir noktada bulunuyor.  Sanıyorum olumlu bir rapor olacak çünkü geçtiğimiz üç yıl  içinde Türkiye'de ekonomik, siyasi ve demokrasi alanında çok  büyük ilerlemeler kaydedildi. Günlük hayatta tabii ki hala  eksiklikler var..." dediği, "Türk halkının, AB ile birlikte  nasıl bir işe giriştiğinin farkında olduğuna inanıyor musunuz?  Neticede Türkiye'den acı veren bazı tavizler bekleniyor."  şeklindeki bir diğer soruya ise, "Avrupa'da kazanılacak olan,  verilecek olandan çok daha fazladır. Avrupa bir barış alanı  ve dünyanın, toplumların en demokratik ve en insancıl olduğu  bir parçasıdır. Demokrasinin derin kökleri var, bir barış  kültürü mevcut, sorunlar müzakerelerle çözülüyor. Türk halkı  bunu da hissediyor ve çok farklı insanlar ve halklar arasındaki  çağdaş işbirliğine katılmak istiyor. Bunun için bedel ödemeye  hazır." cevabını verdiği belirtilmektedir. Mülakatta, "Aralık  ayında devlet ve hükümet başkanları Türkiye ile üyelik görüşmelerini reddederlerse ne olur?" şeklindeki bir soruyu da  Derviş'in, "Türkiye'de yaşayan bizler, özellikle de reformcular  için fakat aynı zamanda da Avrupa için bu büyük bir talihsizlik  olurdu. Tabii ki o zaman dünyanın sonu gelmez, ama geleceğimizi  Avrupa'da görüyoruz ve Müslüman Avrupalılar olarak bu harika ve  barışsever projede yer almak istiyoruz." şeklinde cevapladığı,  "O halde Türkiye tam üyelikten daha azına razı olmayacak?"  yönündeki bir soruya karşılık ise, "Hayır, böyle birşey  imkansız. Fakat lütfen dikkat edin, aralıkta karar verilecek  olan, henüz müzakerelere başlanmasıdır. Asimilasyon süreci  daha yıllarca sürecektir. 2002 yılında Kopenhag'da bize,  Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi halinde  müzakerelere hemen başlanacağı sözü verildi. Avrupa'nın  sözünü tutacağına inanıyoruz." dediği kaydedilmektedir.

 

            AVUSTRALYA BASINI: 

            The Australian gazetesinin internet sayfasında (13/09)  "Türkler Avrupa Kıtası'nın Kapısında Tedirginlikle Bekliyor"  başlığı altında ve Nicolas Rothwell imzasıyla yayımlanan bir  makalede, bir aydan daha bir kısa süre içerisinde, Orta  Doğu'nun stratejik ülkesi Türkiye'nin gelecekteki istikameti  ve siyasi kaderinin daha belirgin bir hale geleceği  belirtilmektedir. Avrupa Birliği'nin, AB üyesi devletlerin  aralık ayında vereceği karar öncesi, Türkiye'nin Birliğe  üyelik için uygunluğuna ilişkin bir rapor hazırlamakla meşgul  olduğu ve Türkiye'nin sonunda, hükümetinin, anayasasında ve  adli sisteminde yaptığı gayretli reform çabalarının Avrupa'nın  kapısını açmaya yeterli olup olmadığını göreceği kaydedilen  makalede, 6 Ekim tarihinde yayımlanacak kritik önemdeki  raporu öncesinde Türkiye'ye son kez ziyarette bulunan AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Günther Verheugen'in,  Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkilerle ilgili olarak  "kaçınılmaz karar zamanının" yaklaştığını söylediği ifade  edilmektedir. Gözlemcilerin çoğunun, AB raporunun Türkiye  lehine olacağını söylediği ve üye ülkelerin ilk defa, Birliği  Avrupa'nın kabul edilen coğrafi ve kültürel sınırları dışına  taşıyacak bir oylamada yer alma ihtimalinin güçlü olduğuna  inandıkları belirtilen makalede, Türkiye'de geçtiğimiz iki  yıldır yaşanan değişimin baş aktörünün, ülkenin çok popüler,  İslamcılığı aşikar Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olduğu  vurgulanmaktadır. Türkiye'de yapılan reformların olumlu  adımlar olarak görülmelerine rağmen Türk kamuoyunun artık  Avrupa'nın kulübüne kendilerini de almasının zamanının geldiği  konusunda son derece kararlı oldukları vurgulanan makalede,  Avrupa'nın 17 Aralık tarihinde karar vereceği anın,  Türkiye'nin bekleyiş ıstırabını doruğa ulaştıracağı, ancak bu  kararın, taliplerinin kaderini olduğu kadar AB'nin de  akıbetini de etkileyeceği ifade edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (13/09) "Türkiye Kimseye Yük  Olmaz" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın, AB Komiseri Franz Fischler'in Türkiye'ye  yapılacak milyarlar tutarındaki AB sübvansiyonları konusundaki  uyarısını reddettiği belirtilmektedir. Erdoğan'ın, Avrupa  politikası konulu bir panelde, "Türkiye şimdiye kadar kimseye  yük olmadı, gelecekte de olmayacak." dediği ifade edilen  haberde, önümüzdeki yıl giriş müzakerelerinin başlaması halinde  de AB'nin Türkiye'ye mali destekte bulunmayacağına değinen  Erdoğan'ın, zaten bunun gerekli olmadığını söylediği ve "Biz  Türkler kendi kendimize yetecek kadar güçlüyüz." dediği  aktarılmaktadır. Haberde, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in,  Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda olumlu bir ifade  kullandığı ve "Biz Yunanlılar Avrupalı bir Türkiye istiyoruz."  dediği kaydedilmektedir.

            Der Standard gazetesinde (13/09) "Türkiye Davası" başlığı  altında ve Thomas Mayer imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "'Avrupa Birliği, Türkiye'yi yakın bir zamanda  tam üye yaparsa mı, yoksa AB dışında bırakırsa mı daha iyi  eder' sorusuna verilecek basit bir cevap yok. Bunun hem  lehinde hem de aleyhinde olanların ciddi argümanları var.  Örneğin: bu NATO ülkesinin Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ile  Orta Asya arasındaki jeostratejik konumunun Avrupalılar  açısından büyük (ve giderek artan) önemini kimse inkar edemez.  Türkiye'nin AB anlaşmaları doğrultusunda 'Avrupalılaştırılması' da işte bir o kadar Avrupa'nın çıkarınadır. Burada Doğu ve  Orta Avrupalı yeni AB üyesi ülkelerde de kullanılmış olan ve  aday ülkenin Birlik tarafından (mali açıdan da) oldukça bonkör  bir şekilde desteklendiği reform süreci anlamına gelen, 'giriş  süreci' yöntemi kullanılabilir. Slovakya'da bu başarılı oldu.  Kuşkulu bakışlarla bunun biraz saflık olduğunu öne sürenlerin  tezini destekleyici bazı rakamlar mevcut. Türkiye'deki nüfus  artışı böyle devam edecek olursa, ülke yakında 100 milyonluk  nüfusu ile en büyük AB ülkesi konumuna gelebilir. Türkiye'deki  çiftçi sayısı, bugün bütçesinin yarısını tarımı teşvik için  kullanan Birliğin içindeki çiftçi sayısından çok daha fazla.  Ayrıca, Birliğin genişlemeden dolayı acilen sağlamlaştırılmaya  ihtiyacı olacağını da hesaba katmak gerekir... Türkiye'nin  Avrupalı değil de Asyalı olduğu, bu yüzden de kültürel açıdan  Avrupa'ya uyum sağlayamayacağı gibi açıklamalar popülizmden  başka birşey değil. Şu anda söz konusu olan yalnız  müzakerelere erken mi yoksa daha geç mi başlanacağı.  Müzakerelerin tabii ki sonucu belirlenmeden yürütülmesi  gerekir. Ama Türkiye'ye tamamıyla sırt çevirme, AB'nin  inanılırlığına zarar verme anlamına gelir."

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (13/09) "Zina Konusu Türk Ceza Yasası Reformunu  Etkiliyor" başlığı altında ve Burak Akıncı imzasıyla yer  verdiği bir haberde, Türk Parlamentosu'nun, Türkiye'nin AB'ye  üye olma şansını desteklemeye yönelik olmak üzere, ceza yasası  reformu konusunu görüşmeye başlayacağı, ancak zina ile ilgili  tartışmalı düzenlemenin, bunu savunan hükümetin Avrupalı olma  özlemlerine zarar verebileceği ileri sürülmektedir. Adalet ve  Kalkınma Partisi (AKP) hükümetinin, Osmanlı İmparatorluğu'nun  yıkıntıları üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından  üç yıl sonra, 1926 yılında kabul edilen Ceza Yasası'nın 348  Maddesi'nin neredeyse tamamının değiştirilmesini amaçladığı  belirtilen haberde, ne var ki İtalyan Ceza Yasası'ndan  esinlenen Türk yasasının, yıllar içinde değişikliklere  uğramamış olmasına karşın, demokratik Avrupa standartlarını  yerine getirmekten uzak olduğu ve yeni yasanın, Türkiye'nin  uluslararası arenada eleştirilmesine neden olan kişisel  özgürlükleri genişlettiği ve işkenceyi cezalandırdığı, ayrıca,  "yüz kızartıcı suçlara" da ağır cezalar öngördüğü  kaydedilmektedir. Yeni yasa tasarısının, Müslüman, ancak  kesinlikle laik bir rejime sahip olan bu ülkede, liberal  çevreler, kadın örgütleri ve basının önemli bir kesiminin  tepkilerine neden olduğu ifade edilen haberde, söz konusu  tartışmanın, Avrupa Komisyonu'nun 6 Ekim'de Ankara ile üyelik görüşmelerine başlanıp başlanmamasını tavsiye edeceği bir  zamana rastladığı ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, Türkiye'ye gerçekleştirdiği bir ziyaret  sırasında, zinanın cezalandırılması ile ilgili yasa tasarısına  açıkça karşı çıktığı ve hatta bu konuyu bir "şaka" olarak  nitelemeye kadar vardırdığı kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (13/09) "AB Komisyonu Sözcüsü Filori:  Türkiye'nin AB Standartlarını Karşılaması İçin Çalışması  Gerekiyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa  Komisyonu Sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin, Türkiye'nin  kendisini AB üyeliğine hazırlamak için yaptığı reformlarda  önemli ilerlemeler kaydettiğini, ancak AB'nin talep ettiği  standartları karşılaması için daha çok çalışması gerektiğini  söylediği belirtilmektedir. AB Komisyonu'nun 6 Ekim tarihinde  Türkiye'nin katettiği ilerleme konusunda yayımlayacağı raporun,  AB liderlerinin aralık ayında Türkiye'yle üyelik müzakerelerine  başlayıp başlamama konusundaki kararına temel oluşturacağı  belirtilen haberde, Filori'nin düzenlediği basın toplantısında,  "Geçmiş yıllarda Türkiye'de büyük ilerlemeler kaydedildi, bu  ülkede yeni bir canlılık söz konusu. Türkiye'de etkileyici  reformlar gerçekleştirildi. Öte yandan, bunların uygulanması  konusunda daha çok şeyin yapılması gerekiyor." dediği ifade  edilmektedir.

            Reuter'in (13/09) "İngiltere, AB-Türkiye Görüşmeleri İçin  Tarih Alma Taahhüdünde Bulundu" başlığı altında ve Marie-Louise  Moller imzasıyla yer verdiği bir haberde, İngiltere Dışişleri  Bakanı Jack Straw'ın, Avrupa Birliği liderlerinin aralık  ayında konu hakkında karar vermek üzere toplandıklarında  İngiltere'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatmak  üzere kesin bir tarih almak için mücadele edeceğini söylediği belirtilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun, Ankara'nın AB'ye  katılıma hazırlanmak için yaptığı reformlarda ilerleme  kaydettiğini, ancak Türkiye'nin gerekli standartları uygulamak  için daha fazlasını yapması gerektiğini açıkladığı hatırlatılan  haberde, Straw'ın, AB dışişleri bakanlarının Brüksel'deki  toplantısı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada,  "İngiltere, aralık ayında bu müzakerelere başlama tarihini  belirlemeye kesinlikle kararlıdır. Aralık ayında elde etmek  istediğimiz Türkiye ile müzakerelere başlamak için bir tarih.  Bir son tarih değil. Türk Hükümeti dahil herkes Türkiye'nin  nihayet AB'ye girmeye hazır olmasının uzun yıllar alacağını  kabul ediyor." dediği aktarılmaktadır.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (13/09)  "Avrupa Birliği Türkiye'yi Zina Yasası Konusunda Uyarıyor"  başlığı altında ve Daniel Dombey-Vincent Boland imzalarıyla  yayımlanan makalede, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'ye, zinayı  yasaklayan yasa tasarısını iptal etmesi için bir ay verdiğini  aksi taktirde uzun yıllardır katılmayı beklediği AB yolunda  aksamayla karşılaşacağını kaydettiği belirtilmektedir. Zinayı  hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç kapsamına alacak olan  tasarının Meclis'te tartışılacağı ve Türkiye'nin muhafazakar  Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yasanın kadınları korumaya  hizmet edeceğini ileri sürdüğü ifade edilen makalede, Avrupa  Komisyonu'nun Türkiye'ye, zinayı yasaklayan tasarının  Ankara'nın AB'yle üyelik müzakerelerine başlama planlarına  zarar verebileceğini kaydettiği belirtilmektedir. Yasanın  kadın ve erkeğe eşit olarak uygulanacak olmasına rağmen  eleştirmenlerin yasanın çoğunlukla kadınlara karşı  kullanılacağını ileri sürdükleri, konuya yakın olan kişilerin,  Türkiye'nin yasa tasarısını reddetmemesi ya da tasarıdan  vazgeçmemesi durumunda Komisyon'un, muhtemelen Ankara'nın  aradığı açık onayı vermeyeceğini söyledikleri kaydedilen bu  durum müzakerelere başlanmasında bir gecikmeyle  sonuçlanabileceği, hatta AB liderlerinin müzakerelere  başlanması kararını ertelemeleri yönünde bir harekete yol  açabileceği öne sürülmektedir.

           

            İTALYA BASINI: 

            La Stampa gazetesinde (12/09) "Emma Bonino, Müslüman  Ülkenin AB'ye Girişi Konusunda Şüphecileri Yanıtlıyor" başlığı  altında ve Francesca Paci imzasıyla Avrupa Parlamenteri ve AB  Akil Adamlar Komisyonu üyesi Emma Bonino ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: German Marshall Fund'ın yapmış olduğu ankete göre, Avrupalıların sadece yüzde 30'u Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  girmesine olumlu bakıyor. Sizce neden böyle? 

            BONINO: Bilgi eksikliğine dayanan güçlü bir önyargı var.  Üyesi olduğum komisyon, muhtemel yeni üyelerin demografik  yapılarını değerlendirdi. 2015 yılında 25 üyeli Avrupa'nın  nüfusu 456 milyon olacak. Şayet Romanya, Bulgaristan ve  Türkiye de girerlerse, o zaman 567 milyon olacağız. Türkiye  82 milyon nüfusuyla, toplam nüfusun yüzde 14.4'ünü temsil  edebilir. Ben burada bir işgal alarmı görmüyorum! 

            SORU: Bununla birlikte, bir 'kuşkuculuk' da hakim.  Türkler de gerçekten çok istekli gözükmüyor. Yüzde 73'ü AB'yi  ekonomik nedenlerle istiyor. Yüzde 52'si de Avrupa hakkında  olumlu yargılara sahip. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? 

            BONINO: Yaşlı Kıta kimlik sorununa sahip: Bizler  kültürümüzden, o eski 'Anneciğim, Türkler geliyor' korkusunu  yeniden ortaya çıkartacak derecede emin değiliz. Türkiye'de  durum farklı. Kendilerini kabul edilmiş hissetmiyorlar ve de  tepki gösteriyorlar...  

            SORU: Türkiye'den çekinen biri onu yüzde 66.8'i Müslüman  olan bir ülke olarak görüyor ve bugünse İslam korkutuyor. Peki  siz neden bunun asılsız bir korku olduğunu düşünüyorsunuz? 

            BONINO: Çünkü Avrupa'da halihazırda 15 milyon Müslüman  var ve bana pek de öyle birlikte iyi yaşıyormuşuz gibi  gelmiyor. Dini politikadan uzun zaman önce ayırmış olan  Türkiye gerçekten de ılımlı tek Müslüman ülkedir. Onlar bizim  terörle mücadeledeki ortaklarımızdır. 

            SORU: Peki bu savaş nasıl kazanılır? 

            BONINO: Silahlar bir işe yaramıyor. Politika ile  çözülür... Türkiye de, tıpkı bizim gibi, tamamen  köktendincilerin hedefi. Birlikte mücadele verme zamanıdır.  Gizlenmenin de bir yararı yoktur. Açık ve kapalı toplumlar  arasında halihazırda bir çarpışma mevcuttur."

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında  (13/09) "Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye Üyelik Süreci  Konusunda Değişik Görüşler Olduğunu Söyledi" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un,  Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci konusunda değişik görüşler  bulunduğunu ve bir sonuç çıkarmak için henüz erken olduğunu  söylediği belirtilmektedir. Papadopulos'un, Türkiye'nin Avrupa  yolunun bütün sürecinde, Kıbrıs konusunun, doğrudan veya  dolaylı olarak, açıklansın veya açıklanmasın, devamlı olarak  karşısına çıkacak sorunlardan biri olduğunu açıkladığı ifade  edilen haberde, BM, ABD ve İngiltere'nin, Annan planının  yeniden referanduma sunulmasından başka Kıbrıs konusunda  herhangi bir girişime yer olmadığını iddia ettiklerini  bildiren Papadopulos'un, ancak Kıbrıs'ta hiçbir siyasi  partinin bu görüşü desteklemediğini söylediği kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (11/09) "Fischler: Türkiye'nin AB  Üyesi Olması Halinde Bu AB İçin 'Felaket' Demektir" başlığı  altında yayımlanan bir yorumda, AB'nin Tarım Politikasından  Sorumlu Komiser Franz Fischler'in, siyasi ve ekonomik  gerekçeler öne sürerek, AB ile Türkiye arasında üyelik  müzakerelerinin başlamasına ve de Türkiye'nin AB üyeliğine  karşı çıktığı belirtilmektedir. AB Komisyonu üyelerine  gönderdiği dokuz sayfalık bir raporda Fischler'in, "Ankara'nın  demokrasi ve laikliğe bağlılığının devam edeceği konusunda  kaygılar var." dediği ve raporun bir başka bölümünde ise  gelecekte Türkiye'nin "fundamentalizm görüşe dönebileceğini"  de kaydettiği ifade edilen yorumda, raporda, Türkiye'nin AB  üyesi olması halinde, bunun AB bütçesi için "felaket" olacağı  uyarısında da bulunan Fischler'in, Türkiye'nin AB'ye üyesi  olması halinde, AB'nin Türkiye'ye tarım için 11.3 milyar euro  vermesi gerekeceğini belirttiği, ancak birçok AB yetkilisinin  Fischler'in görüşlerini abartılı bulduklarını söyledikleri kaydedilmektedir.

            İmerisia gazetesinde (11/09) "Papandreu: Hiçbir Zaman  Eleştirilmekten Korkmadım" başlığı altında ve Vasilis Skuris  imzasıyla PASOK lideri Yorgo Papandreu ile yapılan mülakata  yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Aralık ayında AB Türkiye'ye üyelik müzakereleri  için tarih verilip verilmemesi gerektiği konusunda karar  alacak. Sizce Yunanistan bu konuda nasıl bir tavır  takınmalıdır? 

            PAPANDREU: PASOK'un son yıllarda Türkiye'ye yönelik  uyguladığı politika, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını ve  böylece ülkenin Avrupa ilkelerini benimsemesini hedefliyordu.  Güçlü demokratik ilkelere, uluslararası yasalara ve insan  haklarına saygı duyan, yetkileri sınırlandırılmış bir orduya  sahip bir Türkiye, bölgede güvenliğin, istikrarın, ekonomik  refahın hüküm sürmesine yol açacaktır. Bu da Yunanistan'ın  çıkarınadır. Bu nedenle, 1999 yılında, Helsinki'de Türkiye'nin  AB adaylığına tam destek verdik. Bizler 'sanal' değil, özlü  bir adaylığı destekledik. Türkiye'nin AB yükümlülüklerini  yerine getirmesini, Türkiye'nin AB üyeliğinin Yunanistan'ı  ilgilendiren konularla bağdaştırılmasını; başka bir deyişle,  biz, Türk-Yunan sorunlarının ve Kıbrıs sorununun çözüme  bağlanmasını ve Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını sağlayacak bir  adaylığı destekledik. Yunan halkı, Türkiye'ye yönelik  uyguladığımız politikanın doğru bir politika olduğunun  bilincine varmıştır ve neticelerini de görmektedir; Yunanistan  ile Türkiye arasında ekonomik alanda önemli ilerleme  kaydedilmiştir. İki halk arasındaki ilişkiler çok iyidir,  hatta Başbakan Karamanlis'in sağdıç olmasında iki halk  arasındaki iyi ilişkilerin etkili olduğunu da söyleyebiliriz.  Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olması ve AB  ortaklarımızın tepki vermemesi de izlediğimiz politikanın  neticesidir. Buna paralel olarak, Türk-Yunan sorunlarının  tamamen giderilmesi ve Kıbrıs sorununun çözüme bağlanması  yolunda çaba harcamalıyız. YDP Hükümeti'nin Türkiye'nin AB  yönelimini, Kıbrıs meselesinden ayrı tutması PASOK'u  kaygılandırıyor. Oysa, PASOK 1999 yılında Helsinki'de iki  konuyu bağdaştırmayı başarmıştı. PASOK Hükümeti'nin Kıbrıs ve  Türk-Yunan ilişkilerinde izlediği politika sürdürülmelidir,  çünkü bu politika somut neticeler getirmiştir. 

            SORU: Lefkoşa, aralık ayında Türkiye'ye üyelik  müzakereleri için AB'nin tarih vermesi konusunda veto hakkını  kullanma olasılığını açık bırakıyor. Siz Lefkoşa'nın bu  tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

            PAPANDREU: Aralık ayı uzaktadır. Müzakerelerde 'kartları  kapalı tutmakta' ve herşeyi başta vermemekte yarar vardır.  Türkiye'nin AB yönelimini, Türk-Yunan ilişkileri ve Kıbrıs  meselesinden ayrı tuttuğunu hemen açıklayan YDP Hükümeti için  bu bir uyarıdır."  

            Elefterotipia gazetesinde (13/09) "AB-Türkiye  İlişkilerinde Üçüncü Yol" başlığı altında ve Mihalis Moronis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen'e göre, AB tarafından Türkiye'ye  üyelik müzakereleri için tarih verilip verilmeyeceği konusunda  karar alma zamanı, başka bir deyişle bu konuda "gerçeklerin  söylenmesi gereken an" yaklaşırken, Avrupalıların farklı  görüşler sergilemeye başladıkları belirtilmektedir.  Türkiye'nin AB yöneliminden yana olan ile olmayan ülkelerin  görüşlerinin sadece hükümet düzeyinde yansıtılmadığının  gözlendiği belirtilen yorumda, birçok AB Komiserinin,  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını söyledikleri,  çeşitli Avrupa ülkelerindeki, muhalefet partileri ve hükümet  yanlısı parti hükümetlerinin Türkiye yanlısı politikasına  tepki gösterdikleri ifade edilmekte ve AB'nin Tarımdan Sorumlu  Komiseri Fischler'e göre, AB Anayasası'nın referandumlarla  onaylanacağı sırada Türkiye konusunun gündeme gelmesi halinde,  AB Anayasası'na karşı tepkiler olabileceği ve böylece AB'nin bütünleşmesinin tehlikeye girebileceği, böyle bir gelişme  karşısında Ankara'nın, özellikle de Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın zorda kalacağının malum olduğu kaydedilmektedir.

 

 

 

                 

 
ESKİ SAYILAR