ANKARA, 16/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 15 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan,
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
Philadelphia Inquirer
gazetesinin internet sayfasında (15/09) "Türk Kadınları Zina Yasasının
Geri Çekilmesini Sağladı... Eylemcilerin ve AB'nin Uyarıları Tasarıyı
Durdurdu" başlığı altında ve Ken Dilanian imzasıyla yer alan bir
makalede, Türkiye'de politikanın nasıl değiştiğinin bir kanıtı olarak
iktidar partisinin, kadın örgütlerinin protestolarının ve yasa
tasarısının ülkenin AB üyeliği girişimini tehlikeye sokacağı uyarısının
ardından zinanın suç haline gelmesini öngören yasa tasarısından
şimdilik vazgeçtiği belirtilmektedir. Yasa tasarısına karşı çıkan
gruplardan Kadının İnsan Hakları Projesi'nin kurucularından Pınar
İlkkaracan'ın, "Akılları başlarına geldi." diye konuştuğu ifade edilen
makalede, zina yasasının geri çekilmesinin Türkiye'deki ilerici
eylemcilerin, hükümet politikalarında uzun süredir çabalanan
değişikliklerin yapılmasını sağlamak için ülkenin AB amacını nasıl bir
baskı aracı olarak kullanabildiklerinin en son örneği olduğu
kaydedilmektedir. "Çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de bir demokrasi
olsa da vatandaşlarının yıllardır pek çok Batılı ülkede dayanılmaz
olarak görülen insan hakları kısıtlamaları altında yaşadıkları" iddia
edilen makalede, Washington Enstitüsü Türkiye Araştırma Programı
Direktörü Soner Çağatay'ın, gelişmelerin "Türk politikasında, halkın
hükümete karşı daha yüksek sesle konuştuğu ve eylemlerinden sorumlu
tuttuğu, artan bir eğilimi" yansıttığını söylediği kaydedilmekte, son
günlerde söz konusu tasarının, kadın örgütlerinin ve liberallerin
şiddetli eleştirilerinin hedefi haline geldiği, daha da önemlisinin,
Avrupalı yetkililerin, bunun Başbakan Erdoğan'ın gündeminin en önemli
maddesi olan Türkiye'nin AB üyeliğini tehlikeye sokacağını söyledikleri
ifade edilmektedir. Makalede, ABD'nin Türkiye'nin üyeliğini
desteklediği, çünkü 70 milyon nüfuslu Müslüman demokrasinin Batı ile
İslam dünyası arasında bir köprü görevi görmesini umduğu ve kamuoyu
araştırmalarına göre Türklerin yüzde 80'inden fazlasının -hem laikler
hem de dindarlar- AB üyeliğini desteklediği vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun
08.30-09.00 Türkçe yayınında (15/09) "Türk Hükümeti Zina Yasa
Tasarısını Son Dakikada Geri Çekti" başlığı altında ve Alman
radyolarının Türkiye muhabiri York Full imzasıyla yer verilen haberde,
TBMM Genel Kurulu'nda, Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı'na ilişkin
görüşmelerin, zinaya ilişkin düzenlemenin rafa kaldırılması kararının
ardından devam edeceği, hükümetin bu son kararının Alman basınında da
yankı bulduğu ve Financial Times Deutschland'ın konuyla ilgili
yorumunda Ankara'nın düzenlemeyi geri çekmekle müzakere görüşmeleri
kararına kısa süre kala akıllıca bir adım attığını yazdığı
kaydedilmektedir. Bu kararda AB'nin tepkilerinin de etkili olduğunun
belirtildiği, ancak diğer yandan AB'ye hazırlık aşamasında, zinayı suç
olarak kabul eden ya da kabul etme girişiminde bulunan tek ülkenin
Türkiye olmadığı vurgulanan haberde, Avusturya'da, 1995 yılında AB'ye
katılırken, zinanın o zaman geçerli olan ceza yasasına göre hukuken
bir suç, bir cürüm niteliği taşıdığı, oysa o dönemde, Avusturya'yla
sürdürülen üyelik müzakereleri sırasında bu konunun herhangi bir pürüz
teşkil ettiğini anımsayan olmadığına işaret edilmekte ve bu noktadan
yola çıkıldığında, eğer Türkiye'de de zina yasasını suç sayan madde
hükümetçe planlandığı biçimiyle Türk Ceza Kanunu'na girmiş olsaydı,
bunun AB kriterleri açısından Türkiye'nin aleyhine bir sonuç vermesinin
zaten mümkün olmadığı belirtilmektedir. Haberde, Buna rağmen AB
çevrelerinden gelen, düzenlemenin çağ dışı olduğuna ilişkin birkaç
eleştirinin, Türk Hükümeti'nin bu niyetinden geri adım atarak konuyu
şimdilik rafa kaldırmasına yettiği ifade edilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(15/09) "Kaçamak Sonrası Pişmanlık" başlığı altında ve Christian
Wernicke imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın, zinanın suç
haline getirilmesinden şimdilik vazgeçtiği ve böylece AB ile kırılmayı
önlediği belirtilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, neyin
riske atıldığını pekala bildiği ifade edilen yorumda, her AB
hükümetinin, ülkesinin Avrupa geleceğini kaybetmek üzere olduğunu
Recep Tayyip Erdoğan'ın kulağına fısıldadığı kaydedilmektedir. AB'nin
Genişleme Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in ise, bu sorunu yüksek
sesle ve net bir şekilde ortaya koyarak, "Türkiye'nin şimdi, yıllarca
süren zorlu reformlardan sonra ve muhtemel üyelik müzakerelerine
ilişkin AB kararına birkaç hafta kala, evli vatandaşların kaçamaklarını
hapis ve para cezasıyla tehdit eden bir maddeyi Ceza Kanunu'na yazmak
istemesi tarihi bir şakadır." dediği aktarılan yorumda, söylenen
şeyde, Türk zinacılarının suçlu haline getirilmesinin, AB ile kırılma
anlamına geldiği kastedilmekte ve Erdoğan'ın şimdi bunu anladığı
kaydedilmektedir. Türk Ceza Kanunu'ndaki bu hassas reformun gündemden
çıkarıldığı, ancak bunun, Türk polislerinin vatandaşların yatak
odasına girmesini tahrik eden bu saçma niyetin tamamen reddedilmesi
anlamına gelmediği belirtilen yorumda, Erdoğan'ın, bu itirafı en kısa
zamanda ve yüzü kızarmadan yapması gerektiği, çünkü Türkiye'nin, yeni
Ceza Kanunu konusunda genel olarak gerçekten utanmasına gerek olmadığı,
aksine, her tarafta ilerlemelerin parıldadığı vurgulanmaktadır.
Yorumda, "Ankara, bu yeni normların her biriyle, birleşik Avrupa'ya
bir parça daha yaklaşıyor. Buna rağmen yine de, Türkiye'nin daha
bugünden AB standartlarını yerine getirip getirmediğine ilişkin kuşku
devam ediyor. Bu, zaten TBMM'nin aydınlatılmış toplantı salonlarında
değil, Türkiye'nin gri günlük hayatında kesinleşecek... Yeni Ceza
Kanunu tüm Türkler için geçerli olana kadar, Erdoğan'ın çok güç
harcaması gerekecektir." denilmektedir.
Nürnberger Nachrichten
gazetesinin internet sayfasında (14/09) "Türkiye Finişte Kendine Çelme
Takıyor" başlığı altında ve Thomas Seibert imzasıyla yer alan bir
yazıda, Türkiye'nin karşı atağa geçtiği ve ülkenin AB üyeliği
konusunda giderek alevlenen tartışmada, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın geniş bir kampanyayla eleştiri getirenleri ikna etmeye
çalıştığı, ancak Türk Hükümeti'nin yoğun bir tartışma yaratan zina
yasasıyla kendi kendine bir çelme takmış olabileceği belirtilmektedir.
AB'nin Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlayıp başlamama kararını
vermesine az bir süre kala Erdoğan'ın iktidar partisi AKP'nin, "Finiş"
sloganıyla İstanbul Kongre Merkezi'nde bir gösteri düzenlediği ve
Başbakan Erdoğan'ın; siyaset, ekonomi, toplum ve spor temsilcilerinden
oluşan iki bin kişilik kalabalığa Türkiye-Avrupa ilişkilerinden söz
ettiği, bu bağlamda, Avusturyalı AB Komiseri Franz Fischler'in
Türkiye'nin üyeliğinin Avrupalı mükelleflere milyarlarca euro değerinde
bir mezar olacağı suçlamasına karşı çıktığı kaydedilmektedir.
Erdoğan'ın yaptığı konuşmada, birçok Avrupalının yeni bir göç dalgası
yaşanacağı korkusuna da değindiği, böyle bir şeyin
gerçekleşmeyeceğini, aksine AB ve Türkiye arasındaki üyelik
müzakerelerinin Ankara'nın talep ettiği gibi önümüzdeki yıl başlaması
halinde, çoğu Türk'ün Avrupa'dan vatanlarına dönerek yatırım yapacağını
iddia ettiği ifade edilen yazıda, Erdoğan'ın, geçtiğimiz aylarda da
Avrupa Birliği içinde Türklerin yerleşmesine uzun yıllar sürecek
sınırlamalar önerdiği hatırlatılmakta ve Başbakan Erdoğan'ın,
Türkiye'deki reformlara rağmen Brüksel'in "hayır" demesi halinde,
ilişkilerin raydan çıkabileceği uyarısında bulunduğu vurgulanmaktadır.
Erdoğan'ın, önümüzdeki hafta ve aylarda ziyaret edeceği 25 AB
ülkesinde bu mesajı vereceği ve karşı atağa kalkacağı ve Erdoğan'ın
ekim ayı başında Berlin'de olmasının beklendiği belirtilen yazıda,
Erdoğan'ın AB politikasına yönelik kutlamalarda şu sıralar Türkiye ve
Avrupa'da yoğun bir tartışma konusu olan AKP'nin zinayı cezalandırma
planına hiç değinilmediğine işaret edilmektedir.
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (15/09) "AB Memurları, Türkiye'deki İşkence İddiaların
İnceleyecek" başlığı altında ve "fri." rumuzuyla yayımlanan bir
haberde, Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'de insan hakları ihlalleri
konusundaki haberler nedeniyle şimdi bu ülkeye uzmanlar göndermek
istediği belirtilmektedir. Komisyon'un bir sözcüsünün yaptığı
açıklamada, "Durumun nasıl olduğunu incelemek üzere Türkiye'ye bir
memur grubu gönderiyoruz." dediği belirtilen haberde, muhtemel AB
üyeliğine ilişkin görüşmelere başlanması konusundaki Komisyon
tavsiyelerinin 6 Ekim'de açıklanmasında bir ertelemenin bu nedenle söz
konusu olamayacağını belirten sözcünün, "Zaman planımızda değişiklik
yok." diye konuştuğu ifade edilmektedir. Haberde, AB Parlamentosu EVP-ED
Grubu Başkanı Hans Gert Pöttering'in (CDU) Strassbourg'da yaptığı
açıklamada, Türkiye'de "sistematik" işkence yapılması halinde,
grubunun Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını reddedeceğini
söylediği kaydedilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinde (15/09)
"AB Türkiye'yi Kaldırabilecek Olgunlukta mı?" başlığı altında ve Balkan
İstikrar Paktı Koordinatörü Erhard Busek imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB'nin Türkiye ile giriş müzakerelerine başlama kararı alması
yaklaştıkça, bu konuda yapılan beyanların da sertleşmeye başladığı ve
bazı noktalar üzerinde durulmasının gerektiği belirtilmektedir.
Türkiye'nin AB'deki adaylık statüsünün kesinleştiği, AB'ye üye
ülkelerin hükümet başkanlarının, bu konuya ilişkin hiç belirgin bir
strateji saptanmadığından, uzun bir sürecin sonunda bu noktaya
vardıkları ifade edilen yorumda, Türkiye'nin yalnız uluslararası
gelişiminin değil, toplumsal gelişiminin de önem taşıdığı ve Orta
Doğu'ya doğru kayması halinde, bunun AB için zorluk çıkarabileceği, bu
yüzden Avrupa yanlısı bir gelişimi desteklemekte fayda olduğu
belirtilmekte ve geleceğe yönelik tahminde bulunmanın mümkün olmadığı,
bunun hem Türkiye'nin hem de AB'nin politikasına bağlı olduğuna işaret
edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "AB halen kültürel
azınlıkların entegrasyonu konusunda kısmen çaresiz durumda. Bu yalnız
Avrupalı bir İslam için değil, "Hıristiyan Avrupa'ya ilişkin, değerler
tartışmasında kendini gösteren güvensizlik için de geçerli. Herşeyden
önce; AB Suriye, Irak, İran, Kafkasya ve Orta Asya'ya komşu olmaya
hazırlıklı mı? Bu konuda ABD bile zorluk çekiyor, hükümeti ve ordusu
olmayan AB ne yapsın? Şimdi bu soruların cevaplarını AB'nin bizzat
araması gerekir. Bu Türkiye'yi reddetmek değil, AB'nin olgunluğunun
sorgulanması anlamına gelmeli. Bunun için gerekli olan program oldukça
geniş kapsamlı: AB'nin güneydoğuya doğru genişlemesi (ne zaman?),
nelere öncelik verilmesi gerekiyor ve Sırbistan-Karadağ, Bosna Hersek,
Kosova vs. sorunları nasıl çözülmeli? Avrupa'nın Rusya, Ukrayna, Beyaz
Rusya, Moldavya ve Akdeniz'in güney sahilleri (Mısır'dan Fas'a kadar)
ile komşuluk ilişkileri nasıl? AB'nin Orta Doğu'daki amacı nedir?
Belirgin öncelikleri olmayan birçok soru... Önemli olan önce Anayasa
anlaşması engelinin aşılması ve ekonomik ve evrensel rekabet
yeteneğinin sağlamlaştırılması. AB'nin vermesi gereken olgunluk sınavı
asıl burada saklı."
BELÇİKA BASINI:
Le Soir gazetesinde (15/09)
"Avrupa Parlamentosu Türk Dosyasına Müdahil Oluyor" başlığı altında ve
Martine Dubuisson imzasıyla yayımlanan bir haberde, Avrupa
Parlamentosu Başkanı İspanyol Josep Borrell'in, Strasbourg'ta
görevinin stratejik vizyonunu, bir başka ifadeyle, önümüzdeki iki buçuk
yıl için büyük siyasi önceliklerini takdim ederken, "Türk sorunu
konusunda Avrupa Parlamentosu'nun görüşüne başvurulmaması ve
Parlamento'nun görüş bildirmemesi düşünülemezdi." şeklinde konuştuğu ve
böylece -Parlamento'nun resmen yetki alanına girmese de- Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne üyeliği konusundaki tartışmalara katılma niyetini
açıkça ortaya koyduğu belirtilmektedir. Joseph Borrell'in, 25'lerin
Ankara ile üyelik müzakerelerinin açılıp açılmayacağına karar
verecekleri Avrupa Zirvesi'nden önce kurumundan Konsey'e bir rapor
sunmasını beklediği ve "Avrupa Parlamentosu'nun diğer hususlarda olduğu
gibi, bu konuda da öncelikli aktör olması gerektiğini" ifade ettiği
kaydedilen haberde, Parlamento'nun vereceği rapora ön yargılı
yaklaşmadan önce, Borrell'in "Birliğin geleceği, Müslüman dünya ve
Avrupa-Akdeniz ortaklığından geçiyor. 10 milyon Müslüman, Avrupa
kıtasına geliyor. Uygarlık çatışmalarına dayalı bir Avrupa oluşturmak
istediğimiz imajını vermememiz gerekir." şeklinde görüşlerini
açıkladığı belirtilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (15/09) "Türk
Piyasaları Karıştı... AB ve IMF ile Görüşmeler İzleniyor" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, yatırımcıların, Ankara'nın AB üyelik
müzakereleri için tarih alma ihtimalini değerlendirmeye devam ederken,
bonolar ve liranın istikrarını korumayı sürdürdüğü ve Türk hisse
senetlerinin kar satışlarıyla rekor seviyelerden düştüğü
belirtilmektedir. Borsada işlem yapanların ayrıca, bir Uluslararası
Para Fonu heyetinin İstanbul'da görüşmeleri başlatmaya hazırlanırken,
IMF ile yeni bir stand-by anlaşması imzalamak üzere yapılacak
görüşmelere odaklandıkları ifade edilen haberde, iktidar partisinin
Avrupa Birliği ile muhtemel bir uzlaşmazlığı ortadan kaldırmaya yönelik
girişimde bulunarak, zina yasasını rafa kaldırdığı ve bu olumlu
gelişmelere verilen reaksiyonla, borsa endeksinde yüzde 0.41 oranında
düşüş yaşandığı, piyasaların şimdi Avrupa Komisyonu'nun 6 Ekim
tarihinde yayımlayacağı Türkiye'nin AB katılım görüşmelerine hazırlık
durumunu ortaya koyacak raporuna odaklanmış durumda olduğu
kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR