ANKARA, 17/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 16 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan,
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (16/09) "Türkiye ve Avrupa Birliği"
başlığı altında yer alan başyazıda, Türkiye'nin, Avrupalıların İslam
fobisinin, Türkiye'nin AB ile tam üyelik görüşmelerini başlamasını
istememek ya da ertelemek için bir bahane olamayacağı görüşünde olduğu
belirtilmektedir. Ankara'nın AB'nin Türkiye'yi geri çevirmesini daha da
zorlaştıracak bir çıkışla zinayı suç kapsamına alan yasa tasarısını
rafa kaldırmaya karar verdiği ve Türkiye'nin üyeliğe kabul edilmesinin
hem Amerika'nın hem de Avrupa'nın çıkarına olduğuna göre aslında bunun
bir şans olduğu vurgulanan başyazıda, Türkiye'nin 78 yıllık ceza
yasasında pek çok değişikliği kapsayan bir reformun eşiğinde olduğu,
tecavüz, cinsel taciz, kaçakçılık, işkence ve sübyancılık gibi suçlara
daha katı cezalar içeren bu reformun, evlilikte tecavüz ve cinsel
tacizi de suç kabul ettiği ve namus cinayetleriyle ilgili dava açmayı
da kolaylaştıracak yasal değişiklikleri içerdiği ifade edilmektedir.
Başyazıda şöyle denilmektedir: "Avrupa Komisyonu, 6 Ekim'de Türkiye'nin
AB'ye katılımı için bir tarih önermek konusunda karar verecek. Bu
tarih, uluslararası camia için de oldukça önemli. Doğu ile Batı
arasında kültürel ve coğrafi bir köprü olmasının yanı sıra Türkiye,
muhtemel bir medeniyetler çatışmasına da bir siper olabilir.
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği, Hıristiyan ve İslam alemini bir araya
gelmesi demektir. Hıristiyan ve Müslüman ulusların büyük çapta
çatışmasının kaçınılmazlığı yönünde giderek artan endişeleri de
gidermeye yardımcı olur. Aynı zamanda, İslam dünyasında uzun süredir
ılımlı bir güç olan Türkiye'nin itibarını artırır -hoş bir ihtimal.
Bununla birlikte, Avrupa'da, Türkiye'nin er ya da geç AB'ye üye olacağı
yönünde yaygın bir anlayış var. Türkiye'nin zinayı yasaklama planıyla
ilgili gürültünün gizli bir nedeni varmış meğer; Türkiye ile katılım
görüşmelerine resmen başlanmasını ertelemek. Bununla birlikte,
Avrupalıların Türkiye ile ilgili bazı itirazlarının temelinde kültürel
kaygılar var. Pek çok Avrupa ülkesi, dinin özgürce yaşanma hakkını
ihlal etme pahasına katı bir laikliği savunan bir çizgiye yönelmiş
bulunuyor. Fakat daha muhafazakar ülkelerin Hıristiyan kimliği koruma
konusundaki ısrarlarından ötürü laiklik sorunu Avrupa'yı bölmüş
durumda. Avrupa'nın zina yasasıyla ilgili eleştirileri çok ağırdı,
özellikle namus cinayetlerine neden olacağı yönündeki suçlamaları.
Ancak Ankara akıllı davrandı ve tasarıyı geri çekti. Şu da var ki,
Türkiye'nin AB sunağında ne çok bekletildiği düşünülürse, AB'nin oyunu
dürüst oynamak adına çok daha fazla çaba harcamak zorunda."
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (16/09)
"Türkiye'nin AB Üyeliğine İtirazlar Giderek Artıyor" başlığı altında ve
Ansgar Graw-Andreas Middel imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu'nun Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılmasına
ilişkin kararı arifesinde, AB'nin en büyük ülkesinde Türkiye'ye karşı
şüphelerin arttığı belirtilmektedir. TNS Emnid kuruluşunun yaptığı
kamuoyu araştırmasının sonucuna göre, Türkiye'nin AB'ye katılmasını
destekleyen Almanların oranı sadece yüzde 34 olduğu, -nisan ayında bu
oranın yüzde 39- üyeliğe karşı olanların oranının ise bu arada altı
puan artarak yüzde 57'ye çıkmış bulunduğu belirtilen yazıda,
Türkiye'nin katılımının sadece Alman halkının büyük bir kesimince
reddedilmediği, siyasi ve toplumsal alanda da rahatsızlığın giderek
yayıldığı öne sürülmektedir. Türk Hükümeti'nin zinayı cezaya tabi tutma
tasarısından vazgeçmiş olsa da AB Komisyonu'nun, Türkiye'deki insan
haklarının durumundan hala endişeli olduğu ifade edilen yazıda,
Hıristiyan Birlik Partilerinin, AB Komisyonu'nun buna rağmen katılım
müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye edeceğinden endişeli olduğu, bu
durumun, ülkenin şimdiye dek iddia edildiğinden çok daha erken üye
olmasına neden olabileceği ileri sürülmekte ve CDU/CSU grubunun Avrupa
Parlamentosu Başkan vekili ve EVP milletvekili Markus Ferber'in,
"Müzakereler kesinlikle 10-15 yıl sürmez." dediği aktarılmaktadır.
Brüksel'de daha ziyade, müzakerelerin başlamasıyla birlikte
"Türkiye'den aşırı bir birleşme baskısı geleceği ve görüşmelerin beş
yıl sonra kesinlikle tamamlanacağı" konusunda görüş birliği
bulunduğunu belirten Ferber'in, "kamuoyunda Türkiye'nin üyeliğinin
daha çok uzakta olduğu izlenimi yaratmak için" daha uzun bir zaman
çerçevesinden bahsedildiğini söylediği kaydedilen yazıda, CSU'nun
Avrupa Grubu Başkanı'nın, ülkenin AB'ye tam üye olmasının, partisi için
hiçbir zaman gündemde olmayacağını bir kez daha vurguladığı ifade
edilmekte, CDU Genel Başkanı Angela Merkel'in ise, AB'nin muhafazakar
ve Hıristiyan demokrat hükümet başkanlarına gönderdiği yazıyla, sadece
AB içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı bir direniş organize etmeyi
amaçlamadığı aynı zamanda Avrupalı ortakları nezdinde "ayrıcalıklı
ortaklık" modeli üzerinde düşünmeleri için de girişimde bulunduğu
vurgulanmaktadır. Yazıda, Merkel'e göre, müzakereler başlasa bile, en
azından Türkiye ile AB arasında tam üyelik dışında başka işbirliği
modellerinin söz konusu olup olmayacağının düzenli olarak incelenmesi
gerektiği belirtilmektedir.
Rheinische Post gazetesinin
internet sayfasında (15/09) "Eski Başbakan Schmidt: AB'nin Yeni Üye
Almadan Önce Dinlenmeye İhtiyacı Var" başlığı altında yer alan bir
yazıda, Die Zeit gazetesi editörlerinden ve Almanya eski Başbakanı Helmut
Schmidt'in, Avrupa Birliği'nin genişleme planlarına değinerek, "AB'nin,
yeni üyelikler gerçekleştirmeden önce dinlenmeye ihtiyacı var. İlk
etapta, şu an var olan ekonomik ve siyasi alanlardaki eksikliklerin
üstesinden gelinmeli. AB'nin hüsrana uğraması ya da sade bir serbest
ticaret bölgesi olarak küçülmesi olasılıkları var." dediği
belirtilmektedir. Yazıda, Eski Başbakan Schmidt'in, Birliğin yeni
üyeliklerle fazlasıyla zorlanabileceği yönündeki düşüncelerini, AB
Komisyonu'nun aday ülke Türkiye hakkındaki ilerleme raporunu
açıklamasına üç hafta kala dile getirdiği ifade edilmektedir.
Die Welt gazetesinde (16/09)
"Merkel, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Harekete Geçiyor" başlığı
altında ve Ansgar Graw-Andreas Middel imzalarıyla yayımlanan bir
yazıda, CDU Genel Başkanı Angela Merkel'in, Avrupa Birliği'ndeki
muhafazakar partilerin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı ortak bir tutum
takınmaları için uğraştığı ve tüm Hükümet Başkanlarına, Komisyon
üyelerine ve muhafazakar Avrupa Halk Partisi (EVP) sıralarında yer alan
partilerin Genel Başkanlarına gönderdiği bir mektupta, Türkiye'ye,
üyelik yerine "imtiyazlı ortaklık" konsepti sunulmasını istediği
belirtilmektedir. Merkel'in mektubunda, Hıristiyan Birlik Partilerinin
bu konuyu yeniden Alman Federal Meclisi'ne getireceklerini belirttiği
ve "Bu mektubum aracılığıyla, partinizin de bu konsepti yeniden ele
almasını ve bu çözüm modelini benimsemesini teşvik etmek istiyorum."
dediği belirtilen yazıda, Merkel tarafından gönderilen mektubu alan
Başbakanlar arasında Silvio Berlusconi (İtalya), Wolfgang Schüssel
(Avusturya), Jean-Pierre Raffarin (Fransa), Jean-Claude Juncker (Lüksemburg),
Jan-Peter Balkenende (Hollanda), Pedro Lopes (Portekiz), Kostas Karamanlis
(Yunanistan), Juhan Parts (Estonya) ile Komisyon Başkanı Jose Manuel
Barraso'nun bulunduğu kaydedilmektedir. Yazıda, "Atlantik Paktı ortağı
ve aynı zamanda İslam dünyasında laik ve demokratik bir ülke olarak
Türkiye'nin öneminden kuşku duyulmadığı" belirtilen mektupta Merkel'in,
bu yüzden imtiyazlı ortaklık konseptinin "Türkiye'yi reddetmediğine"
dikkat çekerek, "Tam tersine, ortaklığın özel karakterini
vurgulamaktadır." dediği ifade edilmektedir.
Aynı habere, AFP ve Reuter
ajanlarında da yer verilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da (16/09)
"Avusturyalı Partiler Türkiye'nin AB'ye Katılımına Eleştirel Gözle
Bakıyor... Viyana, Kibarca Araya Mesafe Koyuyor..." başlığı altında ve
Walter Haemmerle imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Avusturya'daki
partilerin çok ender olarak aynı görüşte birleştiği ve Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılma ihtimaline ilişkin duygusal tartışmanın, işte
böyle ender rastlanan olaylardan biri olduğu belirtilmektedir. ÖVP, SPÖ,
FPÖ ve Yeşillerin böyle bir girişime eleştirel bakma konusunda
birleştikleri, ancak dikkat edildiğinde, takınılan reddedici tavır ile
gösterilen argümanların farklı yoğunlukta olduğunun anlaşıldığı ifade
edilen yazıda, Parlamento Başkanı Andreas Khol'un, Başbakan Schüessel'in,
AB'nin Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz Fischler tarafından da
paylaşılan çizgisini "kararlı" bulduğu, Türkiye ile müzakerelere
başlama yolundaki bir kararın, "Kopenhag Kriterleri'nin gerçekten
yerine getirilip getirilmediğini gösteren, kanıtlanabilecek, somut bir
zemin gerektirdiğini" açıkladığı ve ayrıca Fischler'in de değindiği
gibi katılım masraflarının da tamı tamına hesaplanması gerektiğini
belirttiği kaydedilmektedir. Khol'un, Türkiye'den hala çok sayıda
sığınmacı geldiğini ve bunun, ülkedeki insan hakları durumunun pek iyi
olmadığını gösterdiğini söylediği ifade edilen yazıda, "AB, son on yıl
içinde değişti. Bugün sayıları 25'e çıkan üyeler, bir zamanlar 11 üye
tarafından alınan kararların yükümlülüğü altına sokulamaz." şeklinde
konuşan Khol'un, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlaması halinde,
müzakerelerin sonunun açık bırakılmasının kendisi açısından önem
taşıdığını söylediği vurgulanmaktadır.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (16/09) "Danimarka
ve Polonya, Kopenhag Kriterleri Konusunda Israrlı" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Danimarka ve Polonya başbakanlarının yaptıkları
açıklamada, AB ile üyelik müzakerelerine başlaması için Türkiye'nin
demokrasi ve insan hakları alanlarında Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmesi gerektiğini vurguladıkları belirtilmektedir. Polonya Başbakanı
Marek Belka'nın, Danimarkalı mevkidaşı Anders Fogh Rasmussen ile
yaptığı görüşmenin ardından, "Polonya ve Danimarka, Ankara yönetiminin
ekonomi, hukuk ve demokrasi alanlarında Kopenhag Kriterleri'ni yerine
getirmesi gerektiğini düşünüyor." dediği belirtilen haberde,
Rasmussen'in de, "Türkiye tüm kriterleri yüzde yüz yerine getirmelidir.
Kriterlerden taviz vermemiz söz konusu değildir." dediği ifade
edilmekte ve "Kopenhag Kriterleri, AB'ye üyelik kriterleri olarak da
yorumlanabilir. Birliğe üye olacak tüm ülkelerin bu kriterleri yerine
getirmesi gerekmektedir. Kriterler, istikrarlı bir demokrasiye, pazar
ekonomisine sahip olmayı ve hukuk devleti anlayışına, insan haklarına
saygı duymayı öngörüyor." şeklinde bir değerlendirmeye yer
verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times gazetesinin
internet sayfasında (16/09) "Avrupa Halk Partisi Lideri, Türkiye'nin
AB'ye Katılımının Sınırlanmasını Önerdi" başlığı altında ve Raphael
Minder-Daniel Bombey imzalarıyla yer alan makalede, Avrupa
Parlamentosu'nun en büyük siyasi grubunun liderine göre, Avrupa
Birliği'nin Türkiye'ye, AB'ye katılımı için muhtemel görüşmelerin,
üyelikten çok özel bir ortaklık anlaşmasına yönlenebileceğini açık bir
şekilde ifade etmesi gerektiği belirtilmektedir. Avrupa Halk Partisi
lideri Hans-Gert Pöttering'in, "Müzakere varsa müzakere sonunda
varılacak sonuç da açık olmalıdır. Müzakere kararında, sonucun katılım
olabileceği gibi özel bir ortaklıkla da sonuçlanabileceğinin açık bir
şekilde belirtilmesinden memnuniyet duyacağım." dediği belirtilen
makalede, daha önce aday ülkelerle yapılan tüm görüşmelerin, AB üyeliği
ile sonuçlandığı, fakat Pöttering'in partisi Alman Hıristiyan
Demokratların, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıktığı ifade edilmektedir.
Makalede, Pöttering'in, 6 Ekim tarihinde raporunu yayımlamayı istiyorsa
Komisyon'un iddiaları bir an önce incelemesi gerektiğini söyleyerek,
"Belirsizlik mevcutsa ve insan haklarıyla ilgili şüpheler sürüyorsa,
bunlara açıklık getirilmek zorundadır. Bunun anlamı 6 Ekim tarihinin
kesin olmadığı ve ihtiyaç olursa daha fazla zaman vermemiz
gerektiğidir." dediği aktarılmaktadır.
Reuter'in (16/09) "AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Yeni Komiseri, Batı Balkan Ülkelerine Umut Verdi"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu
yeni Komiseri Olli Rehn'in, önceliklerine ilişkin sorulara verdiği
yazılı cevaplarında, Batı Balkanlar'daki ülkelerin AB'ye katılmak üzere
için er geç davet edileceklerini söylediği ve "Genişleme portföyü Batı
Balkanlar için sorumluluğu da kapsayacak şekilde genişletilecek." diye
yazdığı kaydedilmektedir. Üyelik için gerekli siyasi koşullardan
bahseden Rehn'in, "Batı Balkanlar'daki ülkelerin Kopenhag Kriterleri'ni
karşılamaları ne kadar zaman alırsa alsın AB üyesi olma istidadına
sahipler." dediği belirtilen haberde, Rehn'in, Türkiye'nin AB'yle
üyelik müzakerelerine hazır olup olmadığına ilişkin bir raporun
yayımlanacağı 6 Ekim tarihinden kısa bir süre sonra 1 Kasım'da görevi
devralacağı ifade edilmekte ve Türkiye konusunda bir fikir beyan
etmemeye özen gösteren Rehn'in, geçmişteki Komisyon raporlarının adil
olmalarından dolayı övgü topladıklarını ve AB Komisyonu'nun "açıkça
gerekli objektifliği gösterdiğini" ve kendisinin de bunu sürdürmek
arzusunda olduğunu söylediği vurgulanmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI:
İmerisia gazetesinde (16/09)
"AB Tarafından Türkiye'de İşkenceler için Olağanüstü Araştırma" başlığı
altında ve Yorgos Daratos-Dina Zavra imzalarıyla yayımlanan bir
haber-yorumda, Türkiye'de sistemli şekilde işkencelerin yapıldığı
yolundaki yeni şikayetler üzerine AB Komisyonu'nun, Türkiye raporunu
açıklayacağı tarihten (6 Ekim) üç hafta önce, Türkiye'ye bir araştırma
heyeti göndereceğini açıkladığı belirtilmektedir. AB Komisyonu
açıklamasında, Human Rights Foundation of Turkey adlı sivil toplum
örgütü tarafından Günter Verheugen'e işkenceler konusunda şikayetlerin
yapıldığını, anılan örgütün saygın bir kuruluş olmasından dolayı
Verheugen'in şikayetleri dikkate aldığını belirttiği kaydedilen
haber-yorumda, AB Komisyonu Sözcüsü'nün yaptığı açıklamada, "Bir sivil
toplum örgütü Türkiye'de sistemli şekilde işkencelerin devam ettiği
yolunda ciddi şikayetlerde bulundu. Böylesine önemli bir rapor (Türkiye
raporu) hazırlamadan önce her tür istihbaratı araştıracağız." dediği
aktarılmaktadır. AB temsilcisi Hans Krechmer'in, Türkiye'nin işkenceler
konusunda önemli adımlar attığını, ancak yeni şikayetler üzerine
araştırmaların yapılması gerektiğini kaydettiği belirtilen
haber-yorumda, AB heyetinin, her şeyden önce Türkiye'de, işkencenin
sistemli ve devamlı mı, yoksa belirli zamanlarda mı yapıldığını ve de
işkencecilerin resmi makamlar tarafından cezalandırılıp
cezalandırılmadığını araştıracağı, Ankara'nın, AB ile üyelik
müzakerelerin 2005 yılı içinde başlaması amacıyla zinanın suç
sayılmasını öngören yasa tasarısını geri çekerken, şimdi yeni bir
engelle karşı karşıya bulunduğuna işaret edilmektedir. Haber-yorumda,
Brüksel'deki siyasi gözlemcilerin, Türkiye'nin zina konusunda AB'nin
tavsiyesine uyduğunu, ancak ülkede sistemli bir şekilde işkencelerin
devam ettiği yolundaki şikayetleri, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan
Hıristiyan demokratların ve Avrupalı parlamenterlerin gerekçe olarak
ileri sürebileceklerini söylediği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR