ANKARA,
21/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 20 Eylül 2004 tarihinde
yayımlanan iye- umlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI:
The Washington Times
gazetesinin internet sayfasında (20/09) "Sınır Kontrolü İçişleri
Bakanlığı'na Devredildi" başlığı altında ve Andrew Borowiec imzasıyla
yer alan makalede, Türkiye'nin, ülkenin geniş sınırlarının kontrolünü
ordunun elinden alıp İçişleri Bakanlığı'na vererek AB üyeliğine doğru
büyük bir adım attığı ve yine de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,
"Türkiye, AB ile üyelik görüşmelerine başlamak için gereken her şeyi
yapmıştır." şeklindeki sözleri ve Avrupalılara, ülkesinin iç işlerine
karışmaktan vazgeçmelerini tavsiye etmesinin, Türkiye'nin AB ile
ilişkisinde bir aksaklık yarattığı belirtilmektedir. Türk hisse
senetlerinin ve Türk Lirası'nın değerinde düşüşe yol açan açıklamanın
aslında, Avrupalıların, başta zinayı yasaklayan madde olmak üzere,
genel olarak yeni Ceza Kanunu tasarısı üzerinde yürütülen ateşli
tartışmalara dahil olmasına verilen bir tepki olduğu ve pek çok
Avrupalı için söz konusu tasarının, Avrupalı anlayışla bağdaşmayan
ortaçağ zihniyetini hatırlattığı kaydedilen makalede, Türk basınının
geçen hafta sınırlarda güvenliği sağlama görevinin el değiştirdiği
yolundaki haberle yankılandığı, ancak ülkenin odaklanması gereken daha
büyük mücadele alanları olduğu ve Avrupa'nın, Müslüman Türkiye'yi kabul
etmesi için 15 yıl kadar beklemek gerekeceğinin hatırlatıldığı ifade
edilmektedir. AB'ye uyumunu değerlendirecek bir AB raporunun
yayımlanmasına haftalar kala Türkiye'nin, sınırları yeniden sivillerin
eline bırakmanın zamanı geldiğine karar verdiği belirtilen makalede,
bugünlerde diplomatların, Türkiye'nin, Hıristiyan nüfusun hakim olduğu
Avrupa kulübüne katılmak için gerekli kriterlere sahip olmadığı
yolundaki açıklamalardan duyduğu rahatsızlığın arttığını söyledikleri
işaret edilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Welt am Sonntag gazetesinde
(19/09) "Merkel'in, Türkiye'nin AB Üyeliğine Karşı Mektubu Sonrasında
Brüksel'in Muhafazakarları Derinden Bölündü" başlığı altında ve Miriam Hollstein-Katja
Ridderbusch imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
muhafazakarlarının (EVP) Grup Başkanı Hans Gert Pöttering'in, parti
arkadaşlarını gelecek hafta için Brüksel'e davet ettiği
belirtilmektedir. CDU lideri Angela Merkel'in geçtiğimiz hafta Avrupa
Birliği'nin önde gelen muhafazakar politikacılarına gönderdiği mektupta
bir kez daha, Türkiye'ye üyelik değil, çok daha az bağlayıcı olan
"ayrıcalıklı ortaklık" modeli perspektifinin verilmesini istediği
hatırlatılan yazıda, AB Parlamentosu Türkiye Komisyonu'nun Başkan
vekili ve CDU milletvekili Renate Sommer'in, Avrupalı muhafazakarların
Brüksel'deki buluşmasında konunun, "Türkiye tartışmasında EVP'nin
nerede durduğuna artık netlik kazandırmak" olduğunu söylediği, zira EVP
derin bir şekilde bölünmüş durumda -Grup Başkanı Pöttering'in tahminine
göre 268 milletvekilinin yaklaşık yüzde 50'si Türkiye ile müzakerelere
başlanmasından yana, yüzde 50'si ise karşı- olduğu ifade edilmektedir.
EVP'deki Yunan, İngiliz, İtalyan, Portekizli ve İspanyol
milletvekillerinin çoğunluğu Türkiye'nin üyeliğinden yana olduğu
kaydedilen yazıda, İskandinav ülkelerinin yanı sıra yeni AB üyesi
ülkelerin milletvekillerinin çoğunluğunun eğilimi müzakerelerin
başlatılması yönünde olduğu, Alman ve Avusturyalı muhafazakarların
çoğunluğu ile, kendisi muhafazakar olan Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın
taraftarlığına rağmen çok sayıda Fransız muhafazakarın görüşmelere
başlanmasını reddettiği belirtilmektedir. Angela Merkel'in mektubunun
bu durumu değiştirmeyeceği öne sürülen yazıda, Renate Sommer'in,
temkinli bir şekilde, AB üyesi çoğu ülkede "Türkiye konusuna ilişkin
düşünce oluşumu neredeyse tamamlanmış gibi." dediği, fakat CDU
liderinin mektubunun, Türkiye'nin üyeliği tartışmasını yeniden
alevlendirerek bu arada görüş farklılıklarının ne kadar derin olduğunu
bir kez daha ortaya koyduğuna işaret edilmekte ve EVP içindeki Alman
grubunda Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olunduğu konusunda görüş
birliğinin hüküm sürdüğü, fakat bunlar arasında da derece
farklılıkları olduğu ifade edilmektedir.
Die Tageszeitung'da (20/09)
"Zina O Kadar Önemli Değil" başlığı altında ve Jürgen Gottschlich
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB'ye üyeliği gibi, karar
öncesinde bir kez daha büyük bir krizin yaşanmasının da belki tarihi
bir sürecin oyunları arasında olduğu, zira gerçekçi bir şekilde
düşünüldüğünde, Türk Hükümeti ile AB Komisyonu arasında yaşanan şu anki
ihtilafa başka türlü akıl erdirmenin mümkün olmadığı belirtilmektedir.
Türkiye'yi AB'ye taşımayı, siyasi yaşamının eseri olarak gören Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın, şimdi bununla ilgili katılım müzakerelerinin
başlatılmasını, Ceza Kanunu'nda "cinsel sadakatsizliğin" suç olarak
cezalandırması için riske atmasının anlaşılır bir şey olmadığı, diğer
yandan da, müzakerelerin başlamasından yana olan AB Komiseri Günther
Verheugen'in, Türkiye'nin Avrupa yönünü, zinanın cezasız kalmasıyla
ölçmesinin de sadece psikolojik olarak açıklanabileceği ifade edilen
yorumda, Türkiye ile AB arasında açığa kavuşması gereken bu maddeden
çok daha önemli meseleler olduğu ve bu maddenin, Verheugen'in de haklı
olarak inandığı gibi, katılım müzakerelerinden daha uzun ömürlü
olmayacağına işaret edilmektedir. Neticede bu ihtilafın, AB içinde
Türkiye'nin üyeliği meselesi hakkındaki şiddetli tartışmanın bir
ifadesi, aynı zamanda da Türk tarafının yeterince profesyonel
olmadığının bir göstergesi olduğu belirtilen yorumda, Verheugen'in,
muhtelif AB başkentlerinin direnişi nedeniyle Komisyon içinde ağır
baskı altında ve Türkiye için olumlu bir karar çıkması için şiddetle
mücadele vermek durumunda olduğu, AKP'nin ise bu durumda onu zorda
bıraktığı kaydedilmektedir. Erdoğan'ın, AB Avrupası'nın farklı
kanatlarından gelen sürekli eleştiri ve açıkça reddedilmeye karşı
sinirlerine hakim olurken, öfkesini göstermek için daha kötü bir zaman
seçemeyeceği ifade edilen yorumda, "Sonuç açık ve net. Katılım
müzakerelerinin başlatılması kararı gecikecek, meselenin tamamen
başarısızlıkla sonuçlanması tehlikesi büyüyor." denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(20/09) "Strache, Koalisyonu Bozmakla Tehdit Ediyor" başlığı altında ve
Karin Leitner imzasıyla Viyana FP'sinin Başkanı Heinz Christian Strache
ile yapılan mülakata yer verilmektedir. FP'nin Başkan Yardımcısı ve
Viyana Parti Başkanı Heinz Christian Strache'nin, Kurier aracılığıyla
ÖVP'yi koalisyonu sona erdirmekle tehdit ettiği, Başbakan'ın AB'nin
Türkiye ile giriş müzakerelerini onaylaması halinde bunun "koalisyonun
devamı açısından güveni kötüye kullanma anlamına geleceğini" belirttiği
kaydedilen mülakatta, Wolfgang Schüessel'in Brüksel'de "evet"
demesinin, Avusturyalıları aldatmak olacağını söyleyen Strache'nin,
"Böylece Başbakan'ın deyimiyle Avrupa'nın kalbi, kalp krizine
sürüklenmiş olacaktır." diyerek, bunun AB'nin de sonu olacağını ifade
ettiği belirtilmektedir. Strache'nin, FPÖ'nün açık bir pozisyona sahip
tek parti olduğunu, "diğer partilerde sadece münferit görüşlere
rastlandığını" söylediği belirtilen mülakatta, "Peki ya Türkiye'yi
AB'ye almaktan yana konuşan Jörg Haider'e ne demeli?" sorusuna,
"Yönetim Kurulu'nda aldığımız karar bunun tam aksi. Bu karar, basit
parti üyeleri için de bağlayıcı karakter taşıyor" diyerek Kaernten
Eyalet Başkanı'nı uyardığı ifade edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
BBC'nin 07.00-07.30 Türkçe
yayınında (20/09) "Türkiye-AB İlişkilerinde Gerginlik" başlığı altında
ve Zeynel Lüle imzasıyla yer verilen haberde, AB Komisyonu'nun Türkiye
ile müzakereler konusunda görüşünü ortaya koyacağı ve Avrupalı
liderlerin alacağı kararda hayati önem taşıyan ilerleme raporunun
yayımlanmasına 17 gün kala, Türkiye-AB ilişkilerinde ciddi gerginlik
yaşandığı belirtilmektedir. AK Parti'nin Türk Ceza Yasa Tasarısını geri
çekmesi ve ardından Başbakan Erdoğan'ın AB'ye Türkiye'nin işine
karışmaması gerektiğini söylemesinin gerginliğe yol açtığı ve
Erdoğan'ın Türk Ceza Kanunu'nun Kopenhag Kriteri olmadığını söylerken,
Türkiye raporunu hazırlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günther Verheugen'in ise bu yasanın kabul edilmemesi halinde,
tam üyelik müzakerelerine başlanamayacağı mesajını verdiği ifade edilen
haberde, AB'ye göre bu yasanın, siyasi kriterlerin en azından iki temel
noktasını etkilediği, birincisinin hukukun üstünlüğünün yeterince AB
standartlarında yerleşip yerleşmediği, ikincisinin ise temel hak ve
özgürlüklerin gerektiği gibi uygulanarak korunup korunmadığı olduğu
kaydedilmektedir. Haberde, yasada düşünce ve ifade özgürlüğünün
sınırlarının genişletilmesinin, kadın-erkek eşitliği ve örgütlenme
hakkı gibi temel konuların yer almasının, AB'nin bu yasaya büyük önem
vermesine neden olduğu vurgulanmaktadır.
The Times gazetesinde
(20/09) "Reformlar Bir Yana Bırakılırken, Türkiye'nin AB'ye Katılma
Girişimi de Kargaşaya Sürüklendi" başlığı altında ve Anthony Browne
imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'nin 40 yıldır sürdürdüğü
AB'ye katılma kampanyasının İslamcı hükümetin beklenmedik bir şekilde
"töre cinayetlerini" ve işkenceyi durdurmaya yönelik reformları askıya
almasıyla çökmenin eşiğine geldiği ve Avrupa Komisyonu'nun, bu
girişimin Türkiye'nin üyeliğini imkansız hale getirdiğini bildirdiği
kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB'ye içişlerine karışmaması yolundaki
uyarısı da dahil olmak üzere, Brüksel ile Ankara'nın birbirlerine
yönelttikleri karşılıklı tehditlerin, AB'nin son beş yıldır atacağı en
önemli adım olarak görülen karar öncesinde tam bir son dakika bunalımı
yarattığı belirtilen haberde, Türkiye'nin üyelik başvurusuna yeşil ışık
yakılmasına üç haftadan az bir süre kala, bu hafta sonu Brüksel'de
yapılan olağanüstü görüşmelerde, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Türkiye'nin AB Büyükelçisi Oğuz
Demiral'a, Komisyon'un karar alacağı 6 Ekim tarihine kadar reform
yasası parlamentodan geçmemesi durumumda, üyelik müzakerelerinin
başlamasını tavsiye etmeyeceklerini söylediği ifade edilmektedir.
Haberde, AB hükümetlerinin çoğunun üyelikten yana olmalarına rağmen,
birçoğunun da derin görüş ayrılıklarına düşmüş durumda olduğu ve
özellikle Fransa, Almanya, Avusturya ve Hollanda'da kamuoyunun yaygın
bir şekilde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıktığı vurgulanmaktadır.
Reuter'in (20/09) "AB: Ceza
Yasası Reformu Olmadan Türkiye'nin Katılım Müzakereleri Başlayamaz"
başlığı altında ve Sebastian Allison imzasıyla yer verdiği bir haberde,
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin katılım müzakerelerinin başlatılıp
başlatılmamasıyla ilgili tavsiye kararını içerecek raporun
yayımlamasına sadece günler kala bir Komisyon sözcüsü Jean-Christophe
Filori'nin, Ankara'nın ceza kanunda reform yapmaması halinde AB'nin
Türkiye ile üyelik görüşmelerini başlatmayacağını söylediği
belirtilmektedir. Komisyon sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin yaptığı
bir açıklamada, "Reformların bu ana bileşeni yani yeni ceza kanunu
kabul edilmeden müzakereler başlayamaz. Komisyon, 6 Ekim'e kadar yeni
ceza kanununun geçmemesi durumunda üyelik görüşmelerinin başlamayacağını
açıkça ifade edecektir." dediği aktarılan haberde, Filori'nin, daha
sonra bu açıklamalarıyla, ceza kanunu reformunun bu süre içerisinde
yasalaşmaması durumunda Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin hiçbir zaman
başlamayacağı gibi bir şeyi ima etmediğinin altını çizdiği
kaydedilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger gazetesinin
internet sayfasında (20/09) "Türkiye AB'ye İyi Gelebilir" başlığı
altında ve Luciano Ferrari imzasıyla yer alan bir yazıda şöyle
denilmektedir: "Türkiye Avrupa'ya ait mi? Bu soru AB kamuoyunu bölüyor.
Oysa sorunun cevabı çoktan verildi. Bugünlerde AB içinde sürdürülen
tartışma, heyecanla, çok temel ancak aynı zamanda gerçeklerden çok
uzak bir tartışmadır. 'Türkiye sorunu' Avrupa'yı heyecanlandırıyor.
Bazılarını düşündüren, AB'nin kaderi. Bunlar bu büyük ve yoksul tarım
ülkesinin katılımıyla Birliğin düzeninin bozulabileceği ve serbest
ticaret bölgesi haline gelebileceği konusunda endişeliler. Buna
karşılık diğerleri açısından önemli olan AB'nin kimliği, kültürü ve
Hıristiyan-Batı anlayışı, çünkü Türkiye yalnızca büyük ve yoksul değil
aynı zamanda Müslüman bir ülke... Gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine davet edileceği bugünden belli. Gerçi AB
Komisyonu kararı hükümet ve devlet başkanlarına bırakacaktır. Brüksel
Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesinde bariz ilerlemeler
sağlandığını tespit edecektir. Ancak, aynı zamanda raporunda ülkenin
gerçekleştirdiği muazzam reformların uygulamasındaki bir dizi
boşluklara ve noksanlıklara dikkat çekecektir. Ceza Yasası reformunda
Türk Parlamentosu'nun son oyunu olumsuz bir not olarak düşülecektir.
Ancak, genel olarak rapor yine de olumlu çıkacaktır... Bu zaten sürpriz
değil, AB Komisyonu'nun büyük çoğunluğu üyelikten yana olan tavrını hiç
gizlemedi. Sadece AB Komisyonu değil, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi
gibi geriye kalan kurumlar da büyük bir çoğunlukla üyelik
müzakerelerinin başlamasından yanalar. AB Konseyi'nde ağırlığı olan
Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
açıklamalar yaptılar. Sadece Avusturya ve Kıbrıs gibi bazı küçük
ülkeler çekince koyabileceklerini hatta ret oyu verebileceklerini
belirtiyorlar. Buna karşılık yeni AB üyeleri, daha ilk fırsatta yeni
bir üyenin Birliğe katılımını engellemekten sakınacaktır. Özellikle de
ABD'nin Türkiye'nin Birliğe alınmasına ne kadar değer verdiğini açıkça
ortaya koyması sonrasında. Ancak AB'nin güçlü ülkelerinin AB Komisyonu
ve AB Parlamentosu'yla birlikte üyelikten yana karar aldıklarında,
Türkiye'nin coğrafi, kültürel, dinsel ve tarihi olarak Avrupa'yla
uyumlu olup olamayacağı yönündeki temel sorunun tartışılmasının pek bir
anlamı kalmıyor. Üyelik müzakerelerinin başlayacak olması nedeniyle
öncelikle Türkiye'nin olası bir AB üyeliğinin nasıl bir etkisinin
olabileceği ve AB'nin nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği sorusu
sorulmalı. Bu tarihi adım üç önemli noktada Birliği temelden
değiştirebilir. Bunlar: AB ülkeleri arasındaki güç dengesi, şimdiye
kadarki merkezi politikaların sürdürülebilme imkanı ve Birliğin jeo-politik
etki alanı... Türkiye'nin yakın tarihteki bir üyeliği AB'nin çoktandır
yapması gereken merkezi siyaset alanındaki reformları zorlar. Çünkü,
bugünkü AB tarım politikasının Türkiye'ye uygulanması Birliğin bütçesini
parçalar..."
YUNANİSTAN BASINI:
To Vima gazetesinde (19/09)
"Türkiye'nin AB Üyeliği" başlığı altında ve Yannis Kartalis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, her şeyin gelecek aylarda Avrupa Birliği'nin
karşı karşıya kalacağı en önemli sorunun Türkiye'nin AB üyeliği
olacağını ortaya koyduğu, ancak bunun AB Komisyonu tarafından 6
Ekim'de açıklanacak olan Türkiye raporunun olumsuz olacağı anlamına
gelmediği, tam aksine, raporun olumlu olması beklendiği, ancak önemli
olanın, raporun açıklanmasından sonra kaydedilecek gelişmeler olduğu
belirtilmektedir. Çoğu Avrupa ülkelerinde hükümetlerin aksine
kamuoyunun, Türkiye'nin AB üyeliğine soğuk baktığı ve AB Anayasası'na
ilişkin referandum yapıldığında bu tutumunu ortaya koyacağına kesin
gözü ile bakıldığı ifade edilen yorumda, çoğu Avrupa ülkesinde, Türkiye
konusunun partiler arasında sürtüşmelere de yol açması durumun daha da
karmaşık bir hal almasına yol açtığı, Fransa'da Chirac'ın Türkiye'nin
AB üyeliğinden yana olmasına rağmen, ona destek veren partinin
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı geldiği ve sosyalist partilerin de
bölündüğünün görüldüğü, Almanya'da Schröder ve partisinin Türkiye'nin
AB üyeliğini desteklediği, ancak Hıristiyan Demokratların başını çeken
Angela Merkel'in karşı geldiği kaydedilmekte, Avusturya ve Avrupa Halk
Partisi Başkanı'nın da Türkiye'nin AB üyeliğine karşı oldukları
görüldüğü belirtilmektedir.
To Vima gazetesinde (20/09)
"Avrupalılar Yunan Vetosu İçin Dua Ediyor" başlığı altında ve Aleksis
Paphelas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk-Yunan ilişkiler, iki
ülke arasındaki Ege sorunu ile Kıbrıs konusu ele alınmakta ve Yunanlı
diplomatların, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan AB üyesi çoğu
ülkelerin, ikiyüzlülüklerini saklamak amacıyla Türkiye'nin karşısına
Yunanistan ile Kıbrıs'ın engel olarak çıkması yolunda çaba sarf
ettiklerini fark ettiği ve bu durumla oldukça eğlendikleri
belirtilmektedir. Yunanlı diplomatların, ayrıca Brüksel'de bazı
Avrupalı diplomatların Kıbrıs'ın aralık ayında veto hakkını kullanması
olasılığına sıcak baktıklarını da söyledikleri, zira "Papadopulos'un ne
yaptığı, ne düşündüğü" ya da Lefkoşa ile AB arasında AB-Kıbrıslı
Türkler ilişkisi konusunda yapılan temaslar hakkında analizlerin
yapılmasının tesadüfi olmadığı ifade edilen yorumda, Karamanlis
hükümetinin, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması
durumunun Başbakan Erdoğan'a, orduyu kademeli şekilde "dişsiz" bırakma
fırsatını tanıyacağını düşündüğünden, Türk Başbakan'a kolaylık sağlamak
istediği, Türk Başbakanı'nın ise, Türk-Yunan ilişkilerinde olumlu
gelişmelerin kaydedilmesi amacıyla özlü girişimlerde bulunmak istediği,
ancak "paşaların" tutumu nedeniyle bunu yapamadığı mesajını verdiğine
işaret edilmektedir. Yunan Dışişleri Bakanlığı yetkililerine göre, AB
tarafından Türkiye'ye ileri sürülecek olan şartların o kadar katı,
karmaşık ve sayıca çok olacağı ve AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin ancak 2020 yılında son bulacağı öne sürülmektedir.
Elefteros Tipos gazetesinde
(20/09) "Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda Durum Muğlak" başlığı altında
ve Konstandinos Dimitrulis imzasıyla YDP'nin Avrupa Parlamenteri
İoannis Varvitsiotis ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta
şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'ye üyelik
müzakereleri için tarih verilmesi ne anlama geliyor? Türkiye'nin en
kısa zamanda AB üyesi olması için yol açılacak mı sizce?
VARVİTSİOTİS: Herşeyden önce
şu noktaya açıklık getirmeliyiz; üyelik müzakereleri için tarih
verilmesi ve müzakerelerin son bulmasının ardından Türkiye otomatikman
AB üyesi olmayacaktır, tüm konular yeni baştan ele alınacaktır.
Avusturyalı AB Komiseri Fischer, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için
tarih verilmesinin dahi AB için felaket olacağını söyledi. Bu son
gelişme, AB Komisyonu ve Parlamentosu içinde Türkiye konusunda havanın
ağır olduğunu gösteriyor.
SORU: Türkiye'nin, kendisine
karşı AB içindeki olumsuz ortamı değiştirmek ve reformlar alanında
önemli adımlar atması için zaman baskısı vardır. Sizce Türkiye başarılı
olabilir mi?
VARVİTSİOTİS: Almanya'da
Hristiyan Demokratlar AB ile Türkiye arasında imtiyazlı bir ortaklıktan
bahsediyorlar. Ancak, bu önerinin genelde kabul görmediği gözleniyor.
AB Komisyonu tarafından hazırlanacak olan Türkiye raporunun Türkiye'ye
üyelik müzakereleri için tarih verilmesi önerisini içereceği
söyleniyor. Bununla birlikte, AB Türkiye'ye bazı şartlar da koşacaktır.
Türkiye'nin başarılı olup olmayacağı bu şartları yerine getirip
getirmeyeceğine bağlıdır. Türkiye'nin kısa zamanda AB şartlarını yerine
getirmesi çok zor olduğundan, ertelemeler kaydedilecektir. Başka bir
ifadeyle, durum muğlaktır. Her şeye rağmen, YDP, PASOK ve Sinaspismos
Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesinden yanadırlar ve
bu yönde Türkiye'ye tam destek veriyorlar."
Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE)
internet sayfasında (20/09) "Papandreu: Bizim Türkiye'nin AB Çabasında
Öncü Olmamız Gerekir" başlığı altında ve Panhellenik Sosyalist
Hareketi (PASOK) Partisi Başkanı Andreas Papandreu'nun, 69.
Uluslararası Selanik Fuarı'nda düzenlediği basın toplantısında,
"Türkiye'ye AB ile müzakerelere başlaması yönünde yeşil ışık
yakılmaması durumunda Yunan-Türk ilişkilerinin kötüleşeceğini öngörüyor
musunuz?" şeklindeki bir soruya, "Türkiye'nin bu çabasına katkıda
bulunmak için bizim öncü olmamız gerektiğine inanıyorum. Biz tabii ki PASOK
olarak, Türkiye'yi bizi ilgilendiren bazı konularla bağlantılı olarak
değerlendiriyorduk. Helsinki'de, Türkiye'nin adaylığına karşı Kıbrıs'ın
üyeliğini kazandık ve bundan dolayı sert eleştiriler aldık. Ancak Yeni
Demokrasi Partisi, sistematik, sorumlu ve planlı bir politika ile
ilgisi olmayan siyaset değişikliğine giderek, bu konuyu ayrı tuttu.
Bunun değerlendirmesini halk yapsın. Başbakan ve Dışişleri Bakanı'ndan
tüm Avrupa'da Türkiye konusu etrafında hareket etmelerini bekliyorum.
Bu tarihi bir an ve Yunanistan bunun dışında kalmamalı. Her ne olursa
olsun bu kararın dışında olmamalı. Ancak Yunanistan bunun dışında çünkü
inisiyatif üstlendiğini duymadım. Tabii ki bu inisiyatif olumlu yönde
olmalı. Türkiye gerçekten tarih alırsa ne mi olacak? Değişim ve
reformlar yönünde ilk çabalar sarf edilecek. Türkiye'yle ilk
çabalarımızda birçok kişinin bana, 'Türkiye hiçbir zaman fazla
değişemez, hiçbir şey yapamayız, böyle kalacak' dediklerini
hatırlıyorum. Ben de kendilerine 'Türkiye'nin değişip değişmeyeceğini
kimse bilemez, denemek gerekir' cevabını veriyordum. Hızlı
gelişmelerden etkilendiğimi söyleyebilirim. Birkaç yıl içinde bu kadar
değişiklik yapılmasını beklemiyordum. O halde bizim Türkiye'nin bu
çabasında öncü olmamız gerekir. Ancak bununla bağlantılı olarak kendi
çıkarlarımızı da unutmamamız gerekir. Bundan dolayı hükümetti Kıbrıs,
Yunan-Türk ilişkileri ve tabi ki aralık ayında alacağımız kararla
ilgili nasıl hareket edeceğini görmek istiyoruz." şeklinde cevap
verdiği kaydedilmektedir.
-
-
ESKİ SAYILAR