ANKARA, 22/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 21 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan
Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (21/09) "AB
Milletvekilleri Türkiye'nin Giriş Müzakerelerine Başlamaya Hazır Olup
Olmadığını Sorguluyorlar" başlığı altında ve Constant Brand imzasıyla
yer verdiği bir haberde, iki üst düzey Avrupa Birliği milletvekilinin,
Ankara'nın öncelikle zorunlu bütün ekonomik ve siyasi reformları
uygulaması gerektiğini öne sürerek AB'nin Türkiye ile giriş
müzakerelerine başlamadan önce üç yıla kadar beklemesi gerektiğini
söylediği belirtilmektedir. Bu eleştirel yorumların tam da Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Ankara'nın girişimi için destek alma çabasıyla
Avrupa Parlamentosu'na yapacağı ziyaret öncesinde geldiği belirtilen
haberde, Avrupa Parlamentosu'nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Alman
Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un, gazetecilere yaptığı açıklamada,
Ankara'nın ev ödevini yapmadığını söyleyerek, "Kağıt üzerinde kararlar
sayılmaz." dediği ve reformların nasıl uygulandığını görmenin daha
önemli olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Brok'un, AB hükümetlerine 6
Ekim'de giriş müzakerelerinin başlayıp başlayamayacağına dair tavsiyede
bulunacak olan Avrupa Komisyonu'ndan bu kararı iki ya da üç yıl
ertelemesini isteyerek, bununla birlikte "Türkiye'nin kilitli kapılar
ardında tutulamayacak kadar önemli bir ülke" olduğunu söyleyerek AB
üyeliğini reddetmediği ifade edilen haberde, AB Meclisi'nin Sosyalist
lideri Alman Martin Schulz'un, tartışmalı Ceza Kanunu reformlarının
üyelik girişimi için zaruri olduğunu söyleyerek, "Türkiye'nin
üyeliğinden yanayım ama her ne pahasına olursa olsun değil. Türk Ceza
Kanunu'nun reform süreci yeniden açılmalı. Bu reformlar uygulanana
kadar Türkiye ile giriş müzakereleri olasılığını bile düşünemeyiz.
AB'de insan hakları ihlallerini hoş gören bir ülkenin yeri yoktur.
Zinayı yasa dışı yapma önerisi tamamıyla kabul edilemez." dediği
aktarılmaktadır.
ALMANYA BASINI:
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun
(08.30-09.00) Türkçe yayınında (21/09) "Ceza Kanunu Türkiye
Karşıtlarının Sesinin Yükselmesine Sebep Oldu" başlığı altında yer
verilen bir haberde, Türk Ceza Kanunu tasarısı hakkındaki tartışmanın
gerek yurt içinde hükümet ve muhalefet arasında; gerekse AB içinde
sürdüğü belirtilmektedir. Tasarıyla ilgili son gelişmelerin, AB içinde
Türkiye karşıtlarının sesinin yeniden yükselmesine neden olduğu ve
Türkiye'nin üyeliğine zaten kuşkuyla yaklaşan Avusturya'da koalisyon
ortağı aşırı sağcı Özgürlükçüler Partisi'nin, Viyana hükümetinin
Türkiye'nin üyeliğine destek vermesi halinde koalisyondan çekileceğini
açıkladığı belirtilen haberde, Alman Hıristiyan Demokrat politikacı
Angela Merkel'in de "imtiyazlı üyelik" konusundaki ısrarını sürdürdüğü
kaydedilmektedir. Aralık ayı ortasında Türkiye ile müzakerelerin
başlaması kararını verecek olan AB devlet ve hükümet başkanlarının,
Verheugen'in raporundaki söylemleri temel alacakları ve Verheugen'in,
Türkiye Hükümeti'nin canla başla giriştiği onca çabanın ardından, zina
yasası yüzünden tökezlemesini kavramakta zorlandığı ifade edilen
haberde, Berlin'de henüz doğrulanmasa da, Türk medyasının Schröder'in
de olaya müdahale ettiğini ve Brüksel ile Ankara'nın arasını bulmak
için Erdoğan'ı bizzat uyardığını haber verdiği ve Erdoğan'ın ise, uzunca
bir zamandan beri öngörülen Avrupa Parlamentosu ziyareti amacıyla
Brüksel'e gideceği kaydedilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(21/09) "AB: Türkiye Müzakereleri, Ceza Hukuku Reformundan Sonra"
başlığı altında ve Cornelia Bolesch imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB
Komisyonu'nun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'e
gerçekleştireceği ziyareti öncesinde, TBMM tarafından planlanan Ceza
Kanunu reformunun, Ankara ile katılım müzakerelerinin başlatılması için
bir koşul olduğunu vurguladığı belirtilmekte ve ancak Genişlemeden
Sorumlu Komiser Günther Verheugen'in sözcüsünün, reformun 6 Ekim'e
kadar çıkarılmak zorunda olmadığını açıkça belirttiği kaydedilmektedir.
Komisyon'un bu tarihte, AB ülkelerine Türkiye ile müzakerelerin
başlatılmasını tavsiye edip etmeyeceğini açıklayacağı hatırlatılan
yazıda, bu durumda Komisyon'un raporunun, Türk Ceza Kanunu'nun uygun
bir süre içinde değiştirilmesi koşuluyla Türkiye için pekala olumlu
çıkmasının mümkün olduğu, AB hükümetlerinin sadece böyle bir durumda,
Komisyon'un olumlu tavsiyesi doğrultusunda görüşmeleri
başlatabilecekleri ve AB Komisyonu için, yeni Ceza Kanunu'nda özellikle
işkence ve düşünce özgürlüğüne ilişkin düzenlemeler önem taşıdığına
işaret edilmektedir.
Die Welt gazetesinde (21/09)
"AB Türkiye'yi 'Hayır' ile Tehdit Ediyor" başlığı altında ve Katja
Ridderbusch-Andreas Middel imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB ile
Türkiye arasındaki tartışmanın tırmandığı ve AB Komisyonu'nun, Ankara'yı
şimdi de Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmakla tehdit ettiği, Verheugen'in
sözcüsünün, Ceza Kanunu değişikliği yapılmadığı sürece "Üyelik
müzakerelerine başlanamaz." dediği belirtilmektedir. Brüksel ile Ankara
arasındaki tartışmanın özellikle zinanın cezalandırılmasını öngören bir
madde yüzünden tırmandığı ve Brüksel'in, bundan vazgeçilmesini
istediği, Verheugen'in Türkiye'nin AB nezdindeki büyükelçisi Oğuz
Demiralp'i davet ederek, reform paketinin ne zaman ve ne şekilde
çıkarılacağı konusunun açıklığa kavuşturulmasını istediği ve
Verheugen'in sözcüsünün şimdiye dek Ankara'dan bir cevap gelmediğini
belirttiği kaydedilen yazıda, AB'deki bazı resmi görevlilerin,
Türkiye-AB tartışmasının arkasında siyasi bir tertip, hatta Ankara ile
AB Komisyonu arasında danışıklı dövüş bulunduğunu tahmin ettikleri,
çünkü Türkiye'nin 6 Ekim'den iki gün önce Ceza Kanunu reformunu zina
maddesi olmadan çıkarırsa, o zaman üyelik taraftarlarının, Türkiye'nin
ilerleme ve reformlar için AB'nin baskısına ihtiyaç duyduğu şeklindeki
gerekçelerinde kendilerini teyit edilmiş görecekleri değerlendirmesinde
bulunulmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse gazetesinde
(21/09) "Brüksel Ankara'ya Ültimatom Veriyor" başlığı altında ve
Wolfgang Böhm imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Brüksel ile Ankara
arasındaki ses tonunun sertleşmeye başladığı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın AB'nin Türkiye'nin iç işlerine karışmaya çalıştığı
iddiasından sonra, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther
Verheugen'in, Türk Hükümeti'ne ültimatom verdiği belirtilmektedir.
Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori'nin, "AB Komisyonu, Ceza
Yasası reformu kabul edilmedikçe, müzakerelere başlanamayacağını
açıklayacak." dediği aktarılmaktadır. Ceza Yasası'nda yapılan
değişikliğin içeriği ve uygulanması konusunda AB Komisyonu'nun baskı
yapmasının, iç işlere karışma anlamına geldiği şeklindeki suçlamayı
geri çeviren Verheugen'in, burada söz konusu olanın "Türkiye'nin Avrupa
Birliği standartları ve değerlerini kabul etmesi, AB'nin
Türkiye'ninkileri değil." şeklinde konuştuğu kaydedilen yazıda, Türk
medyasına göre, büyük Ceza Yasası reformunun ekim başında
kararlaştırılabilmesinin biraz şüpheli olduğu ifade edilmektedir.
FRANSA
BASINI:
AFP'nin (21/09) "Fransızlar
Türkiye Konusunda Üst Düzeyde Bölünmüş Durumda" başlığı altında ve
Olivier Baube imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin AB'ye
girişinin özellikle Fransa'da önemli bir tartışma konusu olduğu
belirtilmektedir. Fransa'nın, Avrupa'da iktidardaki parti ve hükümetin
bu hassas konuya karşı çıktığı ender ülkelerden biri olduğu belirtilen
haberde, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, birçok kez yaptığı
açıklamalarında, uzak bir perspektif olduğunun altını çizmekle
birlikte, Türkiye'nin AB'ye girişi lehinde tavır sergilediği, bu ne
denli uzak bir perspektif olsa da, böyle bir olasılığın, geçen nisan
ayında Türkiye'nin AB'ye girişi aleyhinde olduğunu belirten kendi
partisi UMP için de önemli bir tehdit oluşturduğu ifade edilmekte ve
UMP'nin lideri Alain Juppe'nin, Türkiye de dahil, Avrupa Birliği'ne
"yakın ülkelerin", "Birliğin yapısını değiştirmek pahasına buraya
girmek" eğiliminde olmadıklarını söylediği hatırlatılmaktadır. UDF'nin,
Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing'nin iki yıl önce
söylediği, Birlik içinde bir Türkiye'nin Avrupa projesinin idam
kararını onaylamak olacağı görüşünü paylaştığı ifade edilen haberde,
böylelikle Türkiye'yi Avrupa dışına atan eski Fransa Cumhurbaşkanı'nın,
diğer birçok Fransız siyaset adamının alçak sesle düşündüğü şeyi
yüksek sesle dile getirmiş olduğu kaydedilmektedir.
Dernieres Nouvelles D'Alsace
gazetesinin internet sayfasında (21/09) "Avrupa, Türkiye'yi Oyalıyor"
başlığı altında ve Jean-Claude Kiefer imzasıyla yer alan başyazıda,
1987 yılından bu yana -AET ve daha sonra AB- üyelik öncesi kriterlere
uyması öngörülerek Ankara yönetiminin oyalandığı, aynı zamanda Müslüman
ve laik Türkiye'nin demokrasi rejimleri arasında adının geçtiğinin de
ifade edildiğine işaret edilmektedir. AB üyesi 25 ülkeden hiçbirinin,
coğrafi ve ekonomik mazeretler ileri sürerek, Türkiye'nin kısa vadede
Birliğe üye olmasını istemediklerini söyledikleri ve daha da iki yüzlü
bir şekilde, üyeliği ertelemek için Türkiye'nin yanlış bir adım
atmasını heyecanla bekledikleri, Türk Ceza Kanunu reformunun askıya
alınmasının, Avrupalılar için hayal edilen fırsat olabileceği öne
sürülmektedir. Başyazıda şöyle denilmektedir: "1987'den bu yana Türkiye
de, mükemmel bir şekilde iki yüzlü davranıyor. Türkiye, AB'ye ekonomik
ve siyasi nedenlerden dolayı girmek istiyor. Ancak bunun bedelini
ödemeye gerçekten hazır mı? Yani halkının Avrupa potasında erimesine
hazır mı? Ankara ve İstanbul'un güzel semtlerinde bu arzu edilen bir
durum, ancak sokaktaki halk ya da kırsal kesim istemiyor. 'Seni
Seviyorum. Ben Seni Sevmiyorum.' oyunu sonsuza kadar devam edemez. Bir
gün gelecek ve karar verilmesi gerekecek. Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanması, bulanık suların berraklaşmasını
sağlayacaktır. 10 ya da 20 yıl sürecek müzakerelerin ardından
Avrupalılar ve Türkler nereye kadar gidebileceklerini ve ne kadar
taviz verebileceklerini göreceklerdir. Türkler ve Avrupalılar, 2020
yılından önce karar alamayacak gibi görünüyorlar."
AFP'nin (21/09) "Fischler,
Türkiye'nin Adaylığının Getireceği Problemleri Dile Getirdi" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin AB'ye üye olmasına karşı
olan AB'nin Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz Fischler'in, Ankara'nın
Birliğin tarım politikasına getireceği "problemleri" ve "zorlukları"
yeniden dile getirerek, "Büyüklüğü itibariyle Türkiye, halihazırda üye
olan 10 ülkeye bedeldir. Fiyatların yüksek olduğu bazı sektörler
vardır. Gelirler konusunda problemler bekliyoruz." dediği
belirtilmektedir. Fischler'in, hububat fiyatlarını örnek olarak verdiği
ve Türkiye'de fiyatların AB'ye oranla yüzde 30 daha yüksek olduğunu
söylediği ifade edilen haberde, "Çözülmesi gereken kocaman bir kırsal
kalkınma problemi olacak" diyen Fischler'in Türkiye'nin, Avrupa bitki
ve hayvan sağlığı esaslarına uyumunu da gündeme getirerek, Ankara'ya
"Genişleme olması halinde bunlar, karşılaşacağımız problemlerdir."
dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
The Independent gazetesinin
internet sayfasında (21/09) "Ceza Yasasıyla İlgili Açmaz Türkiye'nin AB
Girişimini Tehlikeye Atıyor" başlığı altında ve Stephen Castle
imzasıyla yer alan makalede, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma
umutlarının, işkence, tecavüz ve "namus" cinayetleri ile ilgili yeni
yasa tasarısının siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle rafa kaldırılmasıyla
sonuçlanan girişimin ardından krize sürüklendiği belirtilmektedir.
İktidardaki İslamcı partinin içinde yer alan sertlik yanlılarının
zinayı yasaklayan bir yasanın geçirilmesi için bulundukları başarısız
girişimin ardından Türk Parlamentosu'nda kargaşa yaşandığı belirtilen
makalede, iki hafta içinde Türkiye'nin insan hakları konusunda
kaydettiği ilerlemeyle ilgili bir rapor yayımlayacak olan Avrupa
Komisyonu'nun, yeni Ceza Kanunu'nun Ankara'nın AB'ye katılım başvurusu
için gerekli olduğunu açıkça ifade ettiği vurgulanmaktadır.
Reuter'in (21/09) "Barroso:
Türkiye AB'ye Üyelik için Bütün Kriterleri Yerine Getirmek Zorunda"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu Başkanlığı'nı
1 Kasım tarihinde devralacak olan Jose Manuel Durao Barroso'nun,
Türkiye'nin AB'ye üyeliğini desteklediği, ancak üyelik müzakerelerine
başlamayı garanti altına almayı istiyorsa, ülkenin AB'nin bütün
kriterlerini karşılaması gerektiğine dair uyardığı belirtilmektedir.
Barroso'nun, Fransız Le Monde gazetesine, Türkiye'nin üyeliğe henüz
hazır olmadığını, ancak Brüksel'in talep ettiği yasa değişikliklerini
sunması durumunda çoğunluğu Müslüman olan 70 milyon nüfusa sahip
ülkenin reddedilemeyeceğini söylediği ifade edilen haberde, Jose Manuel
Durao Barroso'nun, "Halihazırda görüşülmekte olan, müzakerelerin
(üyelik) başlaması konusudur. Avrupa, Türkiye'nin kurallarını değil;
Türkiye, Avrupa Birliği'nin kurallarını benimsek zorundadır. Bu,
içişlerine müdahale değildir. Üye olmak isteyen bir ülke, kuralları
kabul etmek zorundadır. Türkiye'nin AB'nin taleplerine olumlu karşılık
vermesi durumunda 'hayır' diyebileceğimizi sanmıyorum" dediği
aktarılmaktadır. Barroso'nun, Türkiye'nin üyelik için hazır olmadığını
belirterek, "Türkiye önemli bir ilerleme kaydetti, bunun farkındayız
ancak söylediğim gibi bütün kriterler yerine getirilmedi. Türkiye'nin
üyeliğinin Avrupa Birliği'nin doğasını değiştirmesine izin verilecek
olması anlaşılmaz olacaktır. Türkiye'nin üyeliğinin, din sorunundan
ziyade büyüklüğü açısından yeni tehditler yarattığının farkındayım.
Ceza Kanunu dahil olmak üzere demokratik düzen unsurlarına sıkı sıkıya
bağlı kalındığı sürece din konusu bir sorun teşkil etmeyebilir."
şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, diplomatlar ve analistlerin,
Türkiye'nin üyeliği konusunun pek çok Avrupa ülkesinde fikir ayrılığı
yaratmasına rağmen, ekim ayındaki raporun olumlu olacağını tahmin
ettikleri vurgulanmaktadır.
KIBRIS RUM BASINI:
Haravgi gazetesinde (21/09)
"Türkiye ve AB Sınanıyor" başlığı altında ve Kostas Konstantinu
imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de
düzenlediği yeni Ceza Kanunu'nun, Ankara'nın gerçek niyetlerinin güçlü
bir kanıtı olduğu ve en çok da AB'de yaygın olan bir görüşü, yani
Türkiye'nin AB'nin ilke ve değerlerine uyum sağlamak istemediği,
amacının AB'nin Ankara'nın egemen düzeninin taleplerine uyması
olduğunu teyit ettiği belirtilmekte ve bu görüşü, "Biz Türk'üz" diyen
Tayyip Erdoğan'ın tavır ve açıklamalarının da güçlendirdiği
kaydedilmektedir. Yeni Türk Ceza Kanunu'nda var olan ve zinanın, insan
haklarının çiğnenmesinin suç sayılmasını öngören maddelerin, daha düne
kadar Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi almasını
içten destekleyenleri kaygılandırdığı ve iyimser açıklamalar
gerçekleştiren Verheugen'in bile şimdi, konu üzerinde düşünmeye ve
kuşkularını ifade etmeye başladığına işaret edilmektedir. Şu ana kadar
Ankara'nın, AB ilkelerinden, uluslararası hukuktan ve insan haklarından
kaynaklanan temel sorunlardaki davranışlarının, Türkiye'nin AB'ye üye
olması için gerçek ve özlü reformlar yapma ve mantalite değişikliği ile
ilgili niyetinin olmadığı mesajını gönderdiği ifade edilen yorumda,
Ankara'nın Kıbrıs sorunundaki tutumunun belirleyici ve gerçek
niyetlerin değerlendirilmesi kriterini teşkil ettiği vurgulanmakta ve
"Türkiye'nin, Uluslararası Hukuk, BM kararları, AB ilkeleri ve insan
haklarına saygı duyma yönündeki iradesi, Kıbrıs'ta sınanıyor. Ancak
Kıbrıs'ta bizzat AB, AB'nin politikası ve ilkeleri, üyelerini koruma
imkanı ve çifte standart politikasının değil, herkes için tek
politikanın olup olmadığı da sınanıyor." denilmektedir.
MISIR BASINI:
El-Ahrar tarafından
çıkarılan El-Hakika gazetesinde (18/09) "Ankara ile Washington Arasında
Diplomatik Krizin Tırmanmasından Sonra ABD, Türkiye'nin AB Üyeliğini
Desteklemekten Vazgeçiyor" başlığı altında ve İzzet Selame imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin, AB üyeliği sürecinde sabırsızca
olumlu bir gelişme beklerken, üst üste gelen terslikler ve
talihsizliklerin Ankara'nın üzerine çöktüğü belirtilmektedir.
Türkiye'nin Avrupa Birliği normlarına uyum sağlamak yolunda anayasa ve
diğer yasalarında değişiklikler yaparak gerçekleştirdiği reformların
değerlendirileceği ekim ayı yaklaştıkça huzurunun iyice kaçtığı, çünkü
yaşanan tersliklerle AB'ye üyelik umudunun, neredeyse hüsranla
sonuçlanacağı belirtilen yorumda şöyle denilmektedir: "Bunun iki nedeni
vardır. Birincisi, Türkiye AB üyeliği konusunda ABD'ye büyük ölçüde
güvenmektedir. Türkiye ABD'den AB üzerinde yoğun çaba sarfetmesini
beklemiştir. Bu, iki ay önce NATO zirvesinde su yüzüne çıkmıştır.
Yorumcular, anılan zirve sırasında ABD'nin sergilediği tutumu,
Ankara'nın Irak savaşında Washington'a sunduğu desteğin bir karşılığı
olarak değerlendirmişlerdir... İkincisi ise, Avrupa Birliği'nin Türk
Hükümeti'ne karşı giriştiği sürekli uyarma ve eleştirme kampanyası
tahammül edilmeyecek hale gelmiştir. Bunun son örneği, zinayı suç sayan
ve işleyeni cezalandıran yasa tasarısının zoraki geri alınmasında
yaşanmıştır... Yorumcular, tüm bunları, Türkiye'nin AB üyeliği önünde
aşılması zor güçlü barikatlar olarak görmektedirler. Böyle bir
zamanlamada Amerikan tarafının da Türkiye'ye sırt çevirmesi, neredeyse
Ankara'yı felce uğratmaktadır. Bütün bu aksilikler karşısında
Türkiye'nin AB'ye girmesi belki yıllarca gecikecektir."
YUNANİSTAN BASINI:
Elefterotipia gazetesinde
(21/09) "Tek Seçenek Değil" başlığı altında yayımlanan başmakalede,
Türkiye'nin yeni Ceza Kanunu'nda değişiklik yapmadığı takdirde,
AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlamayacağı yolunda AB'nin
uyarısına Ankara'nın, tek seçeneğinin Avrupa olmadığı karşılığını
verdiği belirtilmektedir. Erdoğan hükümetinin, bu konuda takındığı sert
tutumda ısrar eder ve geri adım atmazsa, AB Komisyonu'nun 6 Ekim'de
açıklayacağı Türkiye raporunda AB ile Türkiye arasında üyelik
müzakerelerinin başlaması önerisinin yer almayacağının kesin göründüğü
belirtilen başyazıda, zinanın suç sayılması hususunun, AB-Türkiye
arasındaki ilişkilerde yarattığı krizin yanı sıra, ülke içinde de
sürtüşmelere yol açtığının görüldüğü, Başbakan Erdoğan'ın yeni Ceza
Kanunu'ndan zinanın suç sayıldığını öngören maddenin çıkarılması
konusunda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve
muhalefet lideri Deniz Baykal arasında varılan uzlaşmayı dikkate
almamakla suçlandığı kaydedilmektedir. AB üyesi çoğu ülke Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı çıkarken, Yunanistan'ın açıkça Türkiye'nin AB
üyeliğini desteklediğini söylediği ve zina konusunda çağdışı ve barbar
önlemlerin alınmasında takınılan ısrarlı tavrın, Türkiye'nin AB
üyeliğini destekleyenlerin zorda kalmalarına yol açtığı belirtilen
başyazıda, "insan hakları ve demokrasi konularında AB, Türkiye ile
pazarlığa oturamaz, bu konularda pazarlıklar olamaz ve AB'ye,
'Türkiye'nin Avrupa'dan başka seçenekleri de var' şeklinde şantaj
yapılamaz. Bu açıklamaları yapanların kendileri de kuzey, güney ve
doğuda herhangi bir seçeneğin olmadığını çok iyi biliyorlar."
değerlendirmesi yapılmaktadır.
-
-
ESKİ SAYILAR