23.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

     ANKARA, 23/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun (08.30-09.00) Türkçe  yayınında (22/09) "Başbakan Erdoğan Çifte Baskı Altında"  başlığıyla ve Rainer Sollich imzasıyla yer verilen bir  haberde, AB Komisyonu'nun Türkiye'nin üyeliği ile ilgili  olarak 6 Ekim'de açıklayacağı ilerleme raporunda ne  çıkacağının henüz belli olmadığı, ama bu konunun Almanya'da,  iç politikanın konularından biri haline geldiği, iktidar ve  muhalefet partilerinin üyelerinin bu konuda görüşlerini dile  getirmekte yarıştıkları belirtilmektedir. İktidar partili  Sosyal Demokratlar ve Yeşillerin, Türkiye'ye üyelik  müzakerelerine başlanması için tarih verilmesinden yana  oldukları, Ceza Yasası Tasarısı'na ilişkin tartışmalar  konusunda ise sessiz kalmayı tercih ettikleri, buna karşılık  ana muhalefet partisinin, Türkiye'nin üyeliğine karşı  kampanyasını sürdürdüğü belirtilen haberde, 6 Ekim tarihi  yaklaştıkça, Brüksel ile Ankara arasındaki havanın da  gerginleştiği, bunun suçlusunun, Türkiye'de iktidar partisi  içindeki bazı reform karşıtı çevrelerin, genel anlamıyla  oldukça ileri düzeydeki yeni Ceza Yasası Tasarı'na zinayı  ceza kapsamına alan gerici bir maddeyi eklemek istemesinden  kaynaklandığı ifade edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın çifte baskı altında olduğu, Brüksel'in zina  maddesinin derhal iptal edilmesini talep ederken, Ankara'daki  reform karşıtı çevrelerin bu maddenin mutlaka yasada yerini  almasında ısrarcı oldukları kaydedilen haberde, görünen o ki,  sonuçta Başbakan Erdoğan'ın tek çıkar yol gördüğü ve zaman   kazanmak amacıyla reform paketini rafa kaldırdığına işaret  edilmektedir.

            Kölnische Rundschau gazetesinin internet sayfasında  (21/09) "Merkel Etki Yarattı" başlığı altında ve Tobias  Blasius imzasıyla yer alan bir yazıda, Alman Hıristiyan  Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel'in  Avrupa'daki muhafazakar liderlere yazdığı "Türkiye mektubuyla"  etki yarattığı ve boğazdaki aday ile üyelik müzakerelerine  başlanılmasına "hayır" denilmesi ve "imtiyazlı ortaklık"  seçeneği için girişimde bulunulması düşüncesiyle, Hıristiyan  Demokrat EVP ailesini hoş olmayan bir pozisyon belirlemek  zorunda bıraktığı kaydedilmektedir. Avrupalı muhafazakarlar  arasında şimdiye dek Türkiye sorusu hakkında net bir tutum  olmadığı belirtilen yazıda, Avrupa Parlamentosu'ndaki EVP  Fraksiyonu ve Hıristiyan Demokrat hükümet liderlerinin  çoğunluğunun üyelik müzakerelerine başlanmasını onayladığı  ya da en azından müzakerelere başlanmasına katı bir şekilde  karşı çıkmadığı hatırlatılmakta ve Alman AB milletvekillerinin  buna karşılık çoğunlukla "hayır" cevabını verdiği işaret  edilmektedir. Yazıda, AB Parlamentosu Türkiye Komisyonu'nun  Başkan Vekili Renate Sommer'in, "Tekdüze bir çizgiyi belirtmek  neredeyse imkansız." dediği, CSU'lu Markus Ferber'in Türkiye'nin  AB'ye yakışmadığı ve bu görüşün de tüm EVP ailesinde yer  edinmesinin daha gerçekçi olacağı görüşünde olduğu ifade  edilmektedir.

            Bild gazetesinde (22/09) "Türkiye'nin Engellerini  Yükseltemeyiz" başlığı altında ve Christoph Schmitz imzasıyla  Alman Hür Demokrat Parti (FDP) Genel Başkanı Guido Westerwelle  ile yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler  yer almaktadır:

 

            "SORU: Sayın Westerwelle, Avrupa, Türkiye'ye AB kapısını  kapatabilir mi?

 

            WESTERWELLE: Üyeliğine yasak koymak da, üyelik garantisi  vermek de gerçekçi olmaz. Almanya'nın siyasi prensiplerinden  birisi, uluslararası düzeyde verdiği sözleri yerine getirmektir. Türkiye'nin olası bir AB üyeliğine yönelik şartlar açık bir   şekilde ifade edilmiştir. AB 6 Ekim'de bir sonuç çıkaracaktır.   Bu şartları yerine getirip getirmeyeceği ise şimdi ilk planda   Türkiye'nin kendisine bağlıdır. Türkiye bunu şu anda yapmıyor,   fakat doğru yolda gidiyor. Ayrıca AB'nin de daha ödevlerini   yerine getirmesi gerekiyor, zira o da henüz alabilecek   kapasitede değil.

 

            SORU: Birlik Partileri'nin daha çok engel çıkarmak   istemesi ve katılım müzakereleri hakkında konuşmak yerine   'imtiyazlı ortaklık'tan bahsetmesi doğru mudur?

 

            WESTERWELLE: Tabii ki üyelik kriterleri Türkiye için  yumuşatılamaz. Fakat aynı şekilde, hiç kimse keyfi olarak  şimdiye kadarki aday ülkelerden daha yüksek engeller koyamaz.   Günün birinde kriterler gerçekten yerine getirilirse,  Türkiye'ye de AB kapısı kesinlikle açık olmalıdır. Burada tek   konu, Türkiye'nin üye olması durumunda ne olacağı değildir.   Aynı şekilde Türkiye, kriterleri yerine getirmesine rağmen   dışlandığı takdirde ne olacağı sorusu da düşünülmelidir. Zira   sadece Almanya'nın güvenliğe ilişkin çıkarları bakımından da   Türkiye'nin İslamlaşmasına izin veremeyiz.

 

            SORU: Türkiye Avrupa'ya ait midir?

 

            WESTERWELLE: Avrupa dini değil, bir değerler birliğidir.  Türkiye özellikle hukuki ve ekonomik koşulları yerine getirirse   AB üyesi olabilir. Bence Avrupa'nın sınırları harita üzerinde   değil değerlerle ve davranışlarla belirleniyor."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (22/09) "Fischer: Türkiye'nin Katılım  Teşebbüsü Başarısızlıkla Sonuçlanabilir" başlığı altında ve  Daniela Kittner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Cumhurbaşkanı  Heinz Fischer'in, Türkiye'nin AB'ye katılım planına ilişkin  olarak, "sabırlı" olunması çağrısında bulunduğu belirtilmektedir. Fischer'in, AB Komisyonu'nun raporunun beklenmesi ve Komisyon'un   nasıl bir değerlendirme yaptığının görülmesi gerektiğini   söylediği belirtilen yazıda, Fischer'in, AB Parlamenterlerini  görüş alışverişinde bulunmak üzere Hofburg'a çağırdığı, böylece  parlamenterlerin Avusturyalı karar mercileri ile temaslarını  yoğunlaştırma isteğine cevap vermiş olduğu ve davete VP, SP ve  Yeşiller Partisi'nden parlamenterlerin katıldığı ve bu  "yuvarlak masa" toplantısında, Türkiye'nin AB'ye katılımının da konuşulduğu kaydedilmektedir. Yazıda, Cumhurbaşkanı Fischer'in,  Kurier ile yaptığı söyleşide, Türkiye'ye ilişkin pozisyonunu  netleştirdiği ve bir yandan Türkiye'ye reform yapmayı şart  koşarak, uzun zamandan beri "üyeliği uzaktan gösteren" AB'nin inanılırlığının söz konusu olduğunu, öte yandan da "görüşmelerin  sonucunun onaylanması sürecinde, bir referandum ya da AB  devletlerinin birinin parlamentosuna takılmaması için, belki de  her şeyin tekrar iyice gözden geçirilmesinin mantıklı olacağına"  da dikkat çektiği ifade edilmektedir.

 

            AZERBAYCAN BASINI: 

            Bakü-Haber gazetesinde (22/09) "AB Türkiye'den Yeni  Taleplerde Bulunabilir" başlığı altında ve Malik imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Ermenistan'da bulunan AB Komisyonu  Başkanı Romano Prodi'nin, AB'nin Türkiye'ye Ermenistan   sınırını açması çağrısında bulunabileceğini belirterek,   "Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa bunu yapmalıdır. Şahsen   ben Türkiye-Ermenistan sınırının kapalı tutulmasını istemiyorum."   dediği kaydedilmektedir. Romano Prodi'nin, Ermenistan Dışişleri  Bakanı Vardan Oskanyan'la yaptığı görüşmede sınırların açılması  konusunun Türkiye'den talep edilecek hususlardan birisi  olabileceğini belirttiği ifade edilen haberde, AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili kararını 6 Ekim'de açıklayacağını da ifade  eden Prodi'nin "Ancak bu bizim Türkiye'ye 'evet' diyeceğimiz  anlamına gelmiyor." dediği belirtilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (22/09) "Avusturyalıların Yüzde 76'sı Türkiye  ile Müzakerelere Karşı" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Avusturya'da yayımlanan News dergisinde yer alacak  bir kamuoyu araştırmasına göre, Avusturyalıların dörtte üçü,  Türkiye ile AB'ye üyelik görüşmelerine başlanmasına karşı  olduklarını belirttikleri ifade edilmektedir. Gallup Enstitüsü  tarafından yapılan kamuoyu araştırmasında, "Başbakan Wolfgang  Schüessel, AB bünyesinde, Türkiye ile üyelik için müzakerelere  başlanması lehinde hareket etmeli mi?" sorusunu, araştırmaya  katılan Avusturyalıların yüzde 76'sının olumsuz şekilde  cevapladığı, katılımcıların yüzde 68'inin ayrıca, Türkiye'nin  "10 veya 20 yıl içerisinde bile hala AB'ye üye olabilecek   kadar yeterli" olamayacağını düşündüklerini belirttikleri  kaydedilen haberde, Gallup'un araştırmasına göre, Türkiye'nin  üyeliğine  en çok SPOe (sosyal-demokrat, muhalefet) taraftarları   (yüzde 82), ardından FPOe (aşırı sağ, iktidarda) taraftarları   (yüzde 74) ve OeVP (muhafazakar, iktidarda) taraftarlarının   (yüzde 71) karşı çıktıkları vurgulanmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Independent gazetesinde (22/09) "Barroso, Türkiye'nin  Yasal Reform Yapması Gerektiği Uyarısında Bulundu" başlığı  altında ve Stephen Castle imzasıyla yayımlanan bir haberde,  Avrupa Komisyonu'nun yakında görevi devralacak olan yeni  Başkanı Jose Manuel Barroso'nun, Ankara'nın henüz AB'ye   üyelik müzakerelerinin başlamasına yetecek kadar reform   yapmadığını söylemesiyle, geniş kapsamlı yasal reformları  gerçekleştirmesi için Türkiye'ye yapılan baskıların arttığı belirtilmektedir. Barroso'nun sözünü sakınmadan yaptığı  uyarının, Türkiye'de günlerdir reform paketi üzerinde yapılan  tartışmaları takiben gerçekleştiği ve Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan'ın Brüksel'e yapacağı ziyaretin öncesine rastladığı  ifade edilen haberde, Barroso'nun, Fransız Le Monde gazetesine  verdiği mülakatta, kendisine doğrudan Türkiye'nin AB'nin insan  hakları kriterlerine uyduğuna inanıp inanmadığı sorulunca,  "Hayır, henüz değil. Büyük ilerleme kaydedildi, bunu kabul  ediyoruz, ancak biz bu konuşmayı yaptığımız sırada bütün  kriterlere uyulduğunu söyleyemeyiz." dediği kaydedilmektedir.  Türkiye'nin AB'ye üye olmasını desteklediğini, ancak bunun  için Ankara'nın bütün kriterlere uyması gerektiğini kaydeden  Barroso'nun, "Masadaki konu, katılım müzakerelerinin başlayıp başlamayacağı. Avrupa Türkiye'nin kurallarını değil, Türkiye  Avrupa'nın kurallarını benimsemek zorundadır." şeklinde  konuştuğu ifade edilen haberde, Barroso'nun sözlerinin,  Türkiye'de yeni bir Ceza Kanunu kabul edilene kadar Ankara'yla müzakerelere başlayamayacağını açıklayan Avrupa Komisyonu'nun  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in görüşlerini  de yansıttığı vurgulanmaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında (22/09) "Hrisostomidis: Kıbrıs Hükümeti, AB Komisyonu'nun Türkiye ile  İlgili Raporunu İnceleyecek" başlığı altında yer alan haberde,  Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in yaptığı açıklamada,  Kıbrıs Hükümeti'nin, AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili  raporunu tamamlandıktan sonra inceleyeceğini ve diğer ülkeler  gibi, AB zirve toplantısı sırasında tutumunu dile getireceğini  söylediği belirtilmektedir. Hrisostomidis'in, "Türkiye'nin,  ceza kanununda reform nedeniyle AB'ye üyelik sürecinde  karşılaştığı zorluklar" konusunda bir soruya cevaben, "AB'nin  tutumu gayet açık. Türkiye, ceza yasası reformunu ertelemesi  veya iptal etmesi durumunda, bunun AB ile müzakere sürecinde  engel oluşturacağı konusunda uyarıldı." dediği belirtilen  haberde, Hrisostomidis'in, "Kıbrıslı Komiser'in, AB  Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili raporu konusunda tutumunun  ne olacağı" hakkında bir soruya cevaben de, Kıbrıslı Komiser'in  Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin bir üyesi olmadığını ve  izleyeceği tutumun da AB politikası doğrultusunda olması  gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ethnos gazetesinde (22/09) "Türkiye'nin AB Üyeliği "25"lerin  Başını Ağrıtıyor" başlığı altında ve Yorgos Harvalyas imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Ankara, Washington ve Brüksel üçgeninde  son günlerde yaşanan diplomatik heyecanları, "AB yöneliminde  Türkiye'nin  havada kalan adımı" şeklinde adlandırmanın mümkün  olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB yöneliminin AB Komisyon yetkililerinin başını oldukça ağrıttığının görüldüğü ve AB  komiserlerinin yeteneklerini ortaya koyup, hem "evet" hem de  "ancak" kelimelerini içeren teknokratik bir metin hazırlamaları  ve bu metinde var olacak "belirsizliği de" hissettirmemelerinin  gerektiği ifade edilen yorumda, AB'nin Türkiye'ye üyelik  müzakereleri için tarih vermesi için, Türkiye'nin AB kriterlerini  yerine getirip getirmediği konusunda iki hafta içinde karar alması  gereken AB heyetinin işi oldukça zorken, Erdoğan hükümetinin yeni  Ceza Kanunu ile ilgili hazırladığı yasa tasarısının AB heyetinin  işini daha da zorlaştırdığı kaydedilmektedir. Türkiye raporunu  hazırlayan AB Komisyonu yetkililerinin işinin göründüğünden daha  zor olduğu ve çünkü bir yandan AB içinde birçok resmi ağızdan  Türkiye'nin AB yönelimine karşı sesler yükselirken, diğer yandan  ABD'nin bu konuda baskılarının eskisi kadar yoğun olmadığı  gözlendiği kaydedilen yorumda, ABD'nin, başkanlık seçimleri  arifesinde bulunduğundan, Başkan Bush'un uluslararası siyasi  dengeleri dikkate almak zorunda olduğu, dolayısıyla Türkiye'nin  AB üyeliğine güçlü bir şekilde destek çıkamadığı öne sürülmektedir.

            Elefteros Tipos gazetesinde (22/09) "Reformlar Olmazsa Üyelik  de Olmaz" başlığı altında ve Nikos Bellos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Martin  Schulz'un, Türk Ceza Kanunu değişmezse, AB ile Türkiye arasında  üyelik müzakerelerinin başlamasının mümkün olmayacağını söylediği,  öte yandan AB'nin Tarım Politikası Komiseri Fischler'in, Türkiye'nin   AB üyeliğinin AB üyesi ülkelerin tarım politikalarını olumsuz yönde etkileyeceği uyarısında bulunduğu kaydedilmektedir. AB Komisyonu'nun Türkiye raporunu iki hafta sonra açıklaması beklenirken, Avrupalı siyasilerin ve partilerin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tavır  almaya başladıkları ve Ankara'nın talebine karşı çıkan seslerin, Türkiye'nin üyeliğinden yana olanların seslerinden daha çok olmaya  başladığının gözlendiği ifade edilen yorumda, AB Parlamentosu  Sosyalist Grup Başkanı Alman Martin Schulz'un, Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan'ın programlanmış Brüksel ziyaretinden iki gün önce  bir açıklamada bulunarak, "Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyoruz,  ancak bunu ne pahasına olursa olsun yapamayız. Bu nedenle, yeni  Ceza Kanunu'nun onaylanması için işlemlere başlanmalıdır." dediği  aktarılmaktadır. Almanya'nın Avrupa parlamenterine göre,  Türkiye'nin bu alanda reformlar uygulamadığı taktirde, AB ile  Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlamasının mümkün  olmadığı belirtilen yorumda, Schulz'un, Türk Ceza Kanunu'nda  yapılacak değişikliklerin işkencelere, namus cinayetlerine son  verilmesine yol açması ve kadınların haklarını savunması  gerektiğini söyleyerek, "İnsan haklarına saygı göstermeyen bir  ülkenin AB içinde yeri yoktur. Türkiye AB üyesi olmak istiyorsa,  AB ilkelerine ve değerlerine saygı göstermelidir." dediği ifade edilmektedir.