24.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

     ANKARA, 24/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (23/09) "Verheugen-Erdoğan Görüşmesi... Türkiye  İnsan Hakları Konusunda Güvence Vererek AB Üyeliği  Müzakerelerine Giden Yolda Engelleri Aşıyor" başlığı altında  ve Constant Brand imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa  Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in,  Türk Hükümeti'nin insan hakları konusunda garantiler verdiğini  ve AB üyeliği için müzakerelerin başlaması konusunda tavsiye  kararı verilmesi için gerekli zemini hazırladığını söylediği belirtilmektedir.Verheugen'in, "Avrupa Komisyonu'nun tavsiyede  bulunmasını sağlaması için Türkiye'nin yerine getirmesi  gereken başka koşullar yok." dediği belirtilen haberde,  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir saatlik görüşmesinin  ardından Verheugen'in gazetecilere, zinayı suç haline getirecek  bir madde eklenmesiyle ilgili tartışmalar nedeniyle ertelenen  ceza kanununa gönderme yaparak, "geri kalan meselelerle ilgili  olarak nihai bir çözüm bulunduğunu" söyleyerek, "Masada artık  herhangi bir engel kalmamıştır." dediği aktarılmaktadır.

            Washington merkezli dış politika kuruluşu Western Policy  Center'in internet sayfasında (22/09) "Brüksel... Ermeniler  Türkiye'nin AB Üyeliğine Tepki Gösteriyor" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, Avrupa Ermeni Asamblesi'nin (EAA)  Türkiye'nin AB üyeliğine tepki gösterdiği belirtilmektedir.  Ermenilerin Türk Hükümeti'nin Türkiye'deki dini azınlıkların  haklarına saygılı davranmadığını iddia ettikleri öne sürülen  haberde, Akademisyenlerin, bir Avrupa Parlamentosu üyesinin  ve pek çok Ermeni Derneği üyesinin katıldığı Avrupa Ermeni  Asamblesi'nin Brüksel'de düzenlediği konferansta, üyelerin  Türkiye'nin AB üyeliğine tepki gösterdikleri ve Türk Hükümeti  dini azınlıkların haklarına saygılı davranmadığını iddia  ettikleri kaydedilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Süddeutsche Zeitung'da (23/09) "Ortak Projelere  İhtiyacımız Var" başlığı altında ve Susanne Höll imzasıyla  CDU Milletvekili Volker Rühe ile yapılan mülakatın Türkiye  ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: 

            SORU: Kamuoyunda, Türkiye'nin AB üyesi olması için  destek vermeye devam edecek misiniz? 

            RÜHE: Tabii ki. Ben bu düşüncemle CDU'nun geleneğini  yansıtıyorum. CDU içinde ortak bir tavra ulaşılabilmesi için  başka bir imkan var: CDU, AB Komisyonu'nun raporunu temel  alır, AB devlet ve hükümet başkanlarının kararını kabul eder."
 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (23/09) "Almanya'da  Başka Mentalitelere İhtiyacımız Var" başlığı altında ve  Günter Bannas/Berthold ile Kohler/Günter Nonnenmacher'in  Şansölye Gerhard Schröder ile yaptığı mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            SORU: Şayet AB Anayasası'nın referanduma götürülmesi  söz konusu olursa, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da bir  halk oylaması yapılması gerekmez mi? 

            SCHRÖDER: Hayır, gerekmez. Zaten önce Türkiye ile  katılım müzakerelerinin başlatılması konusundaki kararın  verilmesi gerekir. Şimdi hükümetin ilgilenmesi gereken  budur. 

            SORU: Türkiye'deki Türk Ceza Kanunu reformu ve zina  maddesiyle ilgili tartışmalar ne gibi sonuçlar getirecek? 

            SCHRÖDER: Türkiye'deki reform sürecinin devam edeceğine  inanıyorum. Türkiye, zinayı cezaya tabi tutmak ya da hatta  Almanya'da da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra olduğu gibi  benzer bir maddeyi uygulamaya koymak gibi hatalara  düşmeyecektir. Benim Türkiye'ye tavsiyem, bundan vazgeçmeleri  olurdu. (...) 

            SORU: Müzakerelerin ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz? 

            SCHRÖDER: Hiç kimse, Türkiye de dahil, bu sürecin beş  yıl sonra biteceğini düşünmüyor. Müzakereler çok uzun sürecek.  Bence 10-15 yıllık bir süreç gerçekçi olurdu."

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (23/09) "İşkence Gündemde" başlığı  altında ve Simon Krawagna imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  idam cezasının kaldırılması, işkenceye karşı önlemler,  azınlık haklarının genişletilmesi gibi reformlar  gerçekleştiren Türk Hükümeti'nin AB'ye katılım konusunda  büyük çaba harcadığı belirtilmektedir. Uluslararası  raporların Türkiye'de bu önlemlerin işkencecilere kadar  ulaşmadığını gösterdiği belirtilen yazıda, "Asyl in Not"  adlı bir dernekten Michael Genner'in, "Türkiye'de işkence  hala gündemde." dediği ifade edilmektedir. İçişleri  Bakanlığı'na göre 2004 yılında şimdiye kadar 850 Türk'ün  Avusturya'ya sığınma talebinde bulunduğu ve şimdiye kadar  66 Türk'ün sığınma talebinin kabul edildiği, 388'inin geri  çevrildiği, geri kalanlar hakkında da karar verileceği  kaydedilen yazıda, Türkiye'nin böylece, vatandaşları  Avusturya'ya sığınma talebinde bulunan ülkeler arasında  yedinci sırayı aldığı belirtilmekte ve Federal Sığınma  Dairesi'nden Wolfgang Taucher'in, "Türklerin sığınma  başvurularında prensipte gerileme görülüyor ama Türkiye  yıllardan beri bu listedeki ilk on ülke arasında yer alıyor."  dediği aktarılmaktadır. Yazıda, Avusturya'ya kaçan Türklerin  sayısı bu kadar yüksek olduğu sürece, Türkiye'nin AB'ye  katılımını düşünülemeyeceğini birçok kez vurgulayan İçişleri  Bakanı Ernst Strasser'in, "Müzakerelere başlanırsa, bunun  katılımla sonuçlanıp sonuçlanmayacağının iyice düşünülmesi  gerekir." seklindeki ifadesine de yer verilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI: 

            La Libre Belgique gazetesinde (23/09) "Bir de Ermeni  Soykırımından Söz Etsek" başlığı altında ve Christophe  Lamfalussy imzasıyla yayımlanan bir haberde, bir Türk  Hükümeti'ni, Türkiye'nin AB üyeliğini Ermeni soykırımına  bağlamaktan başka hiçbir şeyin bu kadar rahatsız edemeyeceği  vurgulanmakta ve oysa Türkiye'de gayrimüslim azınlıkları  savunan Ermeni diasporasından 40 kadar örgütün Brüksel'de  bunu yaptıkları belirtilmektedir. Yüzde 99.8'i Müslüman  olan Türk halkı arasında Müslüman olmayan beş dini toplum  bulunduğu (Musevi, Katolik, Ermeni, Rum ve Süryani Ortodoks)  işaret edilen haberde, Gérard Chaliand ile Ermeni soykırımı  hakkında bir kitabın yazarı olan Fransız tarihçi Yves  Ternon'un, onların adına, "Haklı olarak Osmanlı mirasını  üstlenen Türkiye, tarihinin beyaz olduğu kadar kara  sayfalarını da kabullenmelidir. Soykırımın tanınması  Türkiye'nin AB üyeliği için pazarlık edilmeyecek bir şart  olmalıdır." dediği belirtilmektedir. Haberde, dönem dönem  Türkiye'nin adaylığına olumlu yaklaştıklarını açıklayan  Avrupa hükümet ya da devlet başkanlarının soykırımın  tanınmasını hiçbir zaman üyeliğin şartı olarak öne  sürmedikleri ve bu konuda sadece Avrupa Parlamentosu'nun  1987 yılında, Türk Meclisi ve Hükümeti'ne "Türk toplumunun  önemli bir bölümünü temsil eden Ermeni azınlığına verilen  desteğin artırılması ve soykırımın açıkça tanınması"  çağrısında bulunarak aktif bir tavır sergilediği  hatırlatılmaktadır.

           

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (23/09) "Verheugen: Türkiye'nin Ceza Yasasını  Kabulü Konusunda Bir Başarısızlık Felaket Olurdu" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Türk televizyonlarında  yayınlanan bir habere göre AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen'in yaptığı açıklamada,  Türkiye'nin yeni ceza yasasını kabulü konusunda bir  başarısızlık olsaydı bunun "felakete" dönüşebileceğini  belirttiği kaydedilmektedir. Brüksel'de Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan ile görüşen Verheugen'in, Erdoğan'un partisi  AKP'nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) Ceza Yasası'na koymak  isteği ve Ankara ile Brüksel arasında krize neden olan zina  maddesi konusuna fazla önem atfetmediği belirtilen haberde,  Günther Verheugen'in, "Sorun zinayı tartışmak değildi.  Önemli olan, AKP'nin zinayı suç haline getirmek için ısrarı  nedeniyle ceza yasası reformunun büyük kısmının (ele  alınmasının) gecikmesiydi. Bu bir felakete dönüşebilirdi.  Zina konusu Avrupa kamuoyu üzerinde olumsuz etkiler yarattı.  Erdoğan'a, bu madde geri çekilmediği takdirde olabilecekler  konusunda bilgi verdim." dediği aktarılmaktadır.

            AFP'nin (23/09) "Raffarin, Müslüman Türkiye'nin AB ile  Uyuşacağı Konusunda Kuşkulu" başlığı altında ve Frederic  Dumoulin imzasıyla yer verdiği bir haberde, Fransa Başbakanı  Jean-Pierre Raffarin'in, Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin  AB'nin "değerleri" ile uyuşup uyuşmayacağından emin olmadığı  ve özellikle de Ankara'nın üyelik konusunun Fransa'da  Anayasa konusundaki referandum hakkındaki tartışmayı sekteye  uğratacağı ve hayır cephesini güçlendireceğinin bilincinde  olduğu kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın  yakın zaman önce, "istenilen tüm şartları gerine getirmesi  halinde" Ankara'nın üyeliğini desteklediğini yinelemiş  olsa da, Fransız Başbakanın, The Wall Street Journal Europe  gazetesine verdiği demeçte dini ve demokrasi ile ilgili  savlar öne sürerek konu hakkında çok büyük çekinceleri  olduğunu açıkladığı ifade edilen haberde, Raffarin'in,  "İslam nehrinin laiklik yatağına ulaşmasını istiyor muyuz?  Bana göre sorun, Türk Hükümeti tarafından verilen  taahhütleri ile değil Türk toplumunun tavrı ile ilgili"  şeklinde fikir belirterek, "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip  Erdoğan'ın iyi niyetinden şüphe etmiyoruz, ancak  halihazırdaki ve gelecekteki hükümetler, Türk toplumunun,  Avrupa'nın insan hakları değerlerine ne derece uyum  sağlamasını sağlayabilir?" şeklinde konuştuğu  kaydedilmektedir. Haberde, Raffarin'in, "Türkiye'ye,  Avrupa'nın kapılarının sonsuza kadar kapalı olduğunu  söylememek gerektiğini" de özellikle ifade ettiği  vurgulanmaktadır.

            AFP'nin (23/09) "Fransız UMP'sine Göre, Avrupa  Parlamentosu, Türkiye'nin Üyeliğine Karşı Çıkabilir" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Avrupa milletvekili Jacques  Toubon'un Brüksel'de yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın partisi UMP'nin Avrupa milletvekillerinin,  Türkiye'nin AB'ye girişi konusundaki muhalefetlerine Avrupa Parlamentosu'ndaki, çoğunluğu da "dahil edebileceklerine  inandıklarını" belirttiği ifade edilmektedir. Toubon'un,  "PPE (Avrupa Halk Partisi, Avrupa sağcı partiler grubu) ve  Avrupa Parlamentosu'ndaki çoğunluğun tezimizin yanında yer  almalarını sağlayacağımıza inanmış bulunmaktayız." dediği  belirtilen haberde, Avrupa Parlamentosu'nun, Türkiye'nin  üyeliği konusunda müzakerelerin başlaması aleyhinde karar  vermesi halinde, Avrupalı yöneticilerin bu görüşü dikkate  almak zorunda oldukları görüşünde olan Toubon'un, "AB'ye  katılmada farklı bir çözüm için, Türkiye ile ortak bir  mutabakata varmamız gerekir." dediği aktarılmaktadır.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Fileleftheros gazetesinde (22(09) "AB'nin Baş Ağrısı"  başlığı altında ve Yannis Mammidis imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, AB'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama  tarihi belirlenmesi konusunda baş ağrısı çektiği  belirtilmektedir. AB'nin Türkiye'yi müttefik olarak istediği,  ancak siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal ve daha birçok  nedenden dolayı, aynı zamanda bu ülkenin nüfus sayısının çok  olması nedeniyle çok korktuğu ifade edilen yorumda, Türkiye  tehlikeli ve güçlü bir ülke olduğu için, bu ülkenin Avrupa  üyesi olmasının, düşman cephesinde olmasından daha iyi  olduğuna işaret edilmekte ve "Neredeyse aynı mantıkla,  Avrupa kanunlarına uyması umudu ile biz de, Türkiye'nin  AB üyeliğini kabul ediyoruz. Türkiye'nin AB üyelik  müzakerelerine başlama tarihinin belirlenmesi ile ilgili  tarih yaklaştıkça ve AB bünyesindeki tepki ve kaygılar  yoğunlaştıkça, aralık ayına kadar, derece derece artacak  olan bir gerginlik gözlemleniyor." denilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (23/09) "Türkiye Merkez Bankası Yeni Türk  Lirası'nın Fiyatları İstikrara Kavuşturacağı Beklentisinde"  başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türkiye Merkez  Bankası'nın 1 Ocak 2005 tarihinde Yeni Türk Lirası'nın  tedavüle girmesiyle fiyatların istikrarlı seyredeceği yeni  bir dönemin başlayacağını umduğu belirtilmektedir. Türkiye  Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin yaptığı  açıklamada, altı sıfırın atılmasıyla yeni liranın, ülkenin  Avrupa Birliği'ne katılım emelleri çerçevesinde, Türk  Lirası'nın kredibilitesini artıracağını belirttiği ifade  edilen haberde, Serdengeçti'nin basın toplantısında yaptığı  açıklamada, "IMF destekli mevcut istikrar programının  enflasyon üzerindeki etkisini somut bir şekilde göstereceği  2005 yılının ilk aylarının Yeni Türk Lirası'nın tedavüle  sokulması için en uygun zaman olduğuna karar verdik." dediği belirtilmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            Corriere della Sera gazetesinde (22/09) "Avrupa'nın  İkilemi: Ankara'ya Evet mi, Hayır mı?" başlığı altında ve  Franco Venturini imzasıyla yayımlanan başmakelede şöyle  denilmektedir: "Avrupa Türkiye'ye 'hayır' diyemez ve  demeyecek de. Tabii ki önce Komisyon ve sonra da Konsey  katılım müzakerelerine başlama konusunu, noktasından  virgülüne kadar tartışacaktır. Avrupa'nın onayı ise, Ankara  tarafından başlatılan reformların tamamlanmasına bağlı  olacaktır. Hiç kimse bunu kabule yanaşmasa da, pek çoğu  müzakereleri uzatmaya çabalayacaktır. Ama bir ret söz konusu  değil, çünkü Türkiye'nin İslami terörizm konusunda, kendisi  bu rolü aramamış olsa da, ittifakların en ikna edicisi  üzerinde önemi haiz olabilir. Batı'da her yerde katliamcı  şebekeyle mücadele etmenin en iyi yönteminin ne olduğu  sorgulanırken, üstelik Irak bir kaosun eşiğindeyken ve artık  pek az kişi demokrasiyi süngü ucunda ihraç etmeyi ümit  ederken Türk adaylığını reddetmek, Avrupa için şu anın  önceliğine ihanet etmek ve tarihi bir fırsatın kaçmasına da  göz yummak anlamına gelir. Bu fırsat, NATO'nun kalesi  Türkiye'nin esasen şimdiye kadar ortaya koyduğundan da  fazlasını göstererek, İslam dininin tüm unsurlarıyla  demokrasinin birlikte var olabileceğini ispat ederek büyük  bir Müslüman ülkesini liberal demokrat bir modele daimi bir  şekilde bağlamak demektir. 25'ler Avrupası, son derece güncel  bir mesajın boyutu ve buna paralel olarak da Türkiye'de  tehlikeli bir ümitsizliğin doğmaması gereksinimi karşısında  geri çekilemez. Ancak, Avrupa'nın siyasi iradesinin,  Ankara'nın adaylığını yıllardır frenleyen -ve eğer bugün o  sapık müttefik (İslami terör) için olmasa- hatta bu adaylığı  durdurma tehlikesi yaratabilecek olan binbir tereddüdü  ortadan kaldırması güçtür. Tereddütlü olanlar, Türkiye'nin  coğrafi açıdan, (ve bazıları aynı zamanda kültürel açıdan da  diyorlar) Avrupa'dan ziyade bir Asya ülkesi olduğu gözleminde bulunuyorlar. Demografik büyüme oranı, AB'ye üyeliğinin 2015  yılları civarında gerçekleşebileceği varsayımında bulunarak,  bu ülkeyi Avrupa Parlamentosu'nda ve aynı zamanda -yeni  anayasa onaylandığı takdirde- AB Konseyi'nde de Birlik içi  bir süper güce dönüştürecektir... Tam üye olmuş bir  Türkiye'den, özellikle de muhalefetteki CDU'nun gelecekteki  genişlemeye açıkça karşı olduğu Almanya'da endişe edildiği  gibi, göç dalgaları gelebilecektir. Birliğin bazı  başkentlerinde halen hüküm süren tedirginlik, vurgu yapılması  istenilen 'Avrupa' fikrine ilişkindir. Bu Türkiye'nin ayak  uydurmakta güçlük çekebileceği bir uluslararası ortamda  entegre ve faal bir topluluk inşa edilmesi yönündeki eski  tutkuları yeniden gündeme taşıyacaktır. Öyle ki bazıları,  yani sadece Fransa da değil, ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine  verdiği güçlü desteğe şüphe ile bakıyor. O halde, Türkiye'ye  mecburen verilecek bir 'evet' yanıtının, Avrupa'nın  halihazırda yaşamakta olduğu kimlik krizini neden daha da şiddetlendirebileceği anlaşılabilir. Ancak, müzakerelerin  başlamasına 'evet' dendikten sonra ve de tam üyeliğin  gerçekleşmesinden çok önce Avrupa'nın yeni anayasasını  benimseyip benimsemeyeceğine de karar vermesi gerekecektir.  Son derece zor olacağı gözüken bu tercihten de çok vitesli  bir Birlik doğabilir. Eğer bir gün Türkiye'nin gireceği  Avrupa bu Avrupa olacaksa, bugün mevcut olan pek çok kaygı  geçerliliğini yitirecektir, çünkü sınavlar Ankara için asla bitmeyecektir."

 

            ULUSLARARASI BASIN: 

            The Wall Street Journal Europe gazetesinin Avrupa  baskısında (23/09) "Fransa, Türkiye'nin AB'ye Üyelik  Konusuna Şüpheyle Yaklaşıyor" başlığı altında ve John  Carreyrou-Dan Bilefaky imzalarıyla yayımlanan makalede,  Fransa Başbakanı Jean-Pierre Raffarin'in, Türkiye'nin  Batılı değerleri kabul etme konusunda taşıdığı derin  şüpheleri dile getirerek çoğunluğu Müslüman olan bir  ülkenin kendisini, Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde  karşı karşıya kaldığı engellerden arındırmasının en az  10 yıl alacağını öne sürdüğü belirtilmektedir. Jean-Pierre  Raffarin'in mülakat sırasında Türkiye'nin AB'ye davet  edilip edilmemesi sorusu çerçevesinde görüşlerini, "İslam  nehrinin laik mecraya girmesini istiyor muyuz?" ifadelerle  dile getirdiği belirtilen makalede, Raffarin'in, Fransa'nın,  günün birinde AB'ye katılımı için Türkiye'ye kapıyı aralık  bırakmayı arzuladığını ifade ederek, "Fransa bu yöndeki  görüşünü ilk defa General Charles de Gaulle aracılığıyla  ortaya koymuştu. 40 yıl sonra Türkiye'ye Avrupa kapılarının  kendisi için sonsuza dek kapandığını söylememiz gerektiğini düşünmüyorum." dediği ifade edilmektedir. Raffarin'in,  başlanması durumunda üyelik müzakerelerinin zorlu geçeceğini  ve önümüzdeki yıllarda bir sonuca ulaşılmasının her surette  düşük bir ihtimal olduğunu, Türkiye'nin kaydettiği dikkat  çekici ilerlemenin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu  kabul etmekle beraber Erdoğan hükümetinin bu yöndeki  değişiklikleri icra yeteneğine kuşkuyla baktığı kaydedilen  makalede, AB'nin Batılı normları ile Müslüman Türkiye'deki  yerleşik değerler arasındaki uçuruma dikkat çeken Başbakan  Raffarin'in, "Esas konu Türk Hükümeti tarafından verilen  taahhütler değil, Türk toplumunun AB'ye yönelik tavrıdır.  Erdoğan'ın iyi niyetinden şüphe duymuyoruz ancak bugünün  ve yarının hükümetleri Türk toplumunun Avrupa'nın insan  hakları değerlerini kabul etmesini ne oranda sağlayabilir."  dediği aktarılmaktadır.