|
ANKARA, 27/09(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 23-26 Eylül 2004 tarihleri arasında
yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu
hususlara değinilmektedir:
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (24/09) "Ankara Din Özgürlüğünü Güvence Altına Almak
Zorunda" başlığı altında ve APA kaynaklı yayımlanan bir haberde,
Piskoposlar Konferansı'nın AB temsilcisi Avusturya'daki Katolik
Kilisesi'nin Türkiye'nin AB'ye katılımına bazı şartlar altında olumlu
baktığı belirtilmektedir. Piskoposlar Konferansı Genel Sekreterliği'nin
AB temsilcisi Franz Eckert, "Birlik üyesi olacak Türkiye'nin, katılımdan
önce İslam temeli üzerine kurulu laik bir ülke değil, medeni hakların,
insan ve özgürlük haklarının yer aldığı ve hem kağıt üzerinde hem de
uygulamada azınlık dinlerinin eşit kılındığı, AB'ye uyacak şekilde
reforme edilmiş bir anayasa temeline oturtulmuş laik bir devlet"
olacağının güvenceye alınmış olması gerektiğini söylediği ifade edilen
haberde, Eckert'in, kilisenin görüşüne göre, Türkiye'nin fiilen
katılımının ancak din özgürlüğünün Türkiye'nin tümünde yasalarda,
yargıda ve uygulamada yer almasından sonra mümkün olacağını belirttiği
kaydedilmekte ve AB temsilcisinin aynı zamanda da din özgürlüğü alanında
"birçok olumlu gelişmenin" kaydedildiğine de işaret ettiğine dikkat
çekilmektedir.
BELÇİKA BASINI:
De Standaard
gazetesinde (24/09) "Türk Hükümeti, AB Baskısı Altında Boyun Eğdi"
başlığı altında ve Bernard Bulcke imzasıyla yayımlanan bir haberde,
Başbakan Erdoğan'ın, Brüksel'de, zina yasasını cezalandıran yasa
olmaksızın yeni TCK'yı benimsemesi halinde Türkiye'nin AB üyesi olmak
için siyasal kriterleri yerine getirip getirmediği yönündeki soruya AB
Komiseri Verheugen'in "açıkça evet" yanıtı vermesi konusunda söz aldığı
ve bu durumda en azından Avrupa Komisyonu için sorunun çözümlenmiş
olduğu belirtilmektedir. Başbakan Erdoğan'a göre "tüm yükümlülükler
yerine getirildiği" ve Türkiye'nin "tüm siyasal kriterleri
gerçekleştirdiği kaydedilen haberde, PPE'nün (AP'deki Hristiyan demokrat
grup) Türkiye'nin üyeliği konusunda yaptığı bir araştırmaya göre üyeliğe
karşı çıkanların çoğunlukta bulunduğu, ve Hollandalı parlamenter Camiel
Eurlings'in (CDA) Türkiye konusunda her şeyin çok hızlı gittiğini
belirterek, grubunun bir pazarlığı kabul etmeyeceğini açıkladığı ifade
edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(25/09) "Türkiye'nin Üyeliği... Hükümetler Olumlu Bakıyor, Partiler ve
Kamuoyu Bölünmüş Durumda" başlığı altında ve Suzette Bloch imzasıyla yer
verdiği bir haberde, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin hükümetlerinin,
Türkiye'nin AB üyeliğine büyük bir çoğunlukla olumlu baktıkları, ancak
kamuoyu ve siyasi partiler çekinceli ya da bölünmüş durumda oldukları ve
konu hakkındaki tartışmanın özellikle Fransa ve Almanya'da yaşandığı
belirtilmektedir. İngiltere ve AB'ye yeni katılanların, Türkiye'nin
Avrupa'ya entegrasyonunun en güçlü taraftarları olduğu, Avusturya'nın,
bu entegrasyona kamuoyu ve siyasi partilerle birlikte muhalefet ettiği
belirtilen haberde, Alman Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB'ye girişine olumlu
yaklaştığı ve 6 Ekim'de Avrupa Komisyonu'ndan olumlu karar çıkacağını
umduğu ve ancak Hristiyan-demokrat muhalefetin buna karşı olduğu ifade
edilmektedir. 17 Aralık'taki Avrupa zirvesi sırasında AB'ye üyelik
müzakerelerinin başlamasının çetin bir taraftarı olan Londra'nın, tersi
bir kararın Türkiye'yi dışlayabileceğini ve bunun kimsenin yararına
olmayacağını düşündüğü kaydedilen haberde, İspanya'da ise hükümetin,
sosyalist çoğunluk ve sağcı halkçı parti üyelikten yana olduğu,
Portekiz'in, müzakerelerin başlamasına sıcak baktığı, İtalya'da Başbakan
Berlusconi'nin, Türkiye'nin üyeliğini savunduğu ve Roma'nın, Ankara'ya
verdiği desteği doğruladığı, ancak koalisyon hükümetinin üyesi Kuzey
Birliği'nin ise buna karşı olduğu ifade edilmektedir. Haberde, Belçika
Hükümeti'nin, istenen kriterlere kesin bir şekilde uyulmasıyla
müzakerelerin başlamasına olumlu yaklaştığı, Yunanistan'ın, Türk
reformlarını övdüğü, entegrasyonu istediği, ancak kararını saklı tuttuğu
ve AB'ye yeni katılan ülkelerin hükümetlerinin Türkiye'nin girişinden
yana oldukları vurgulanmaktadır.
AFP'nin (24/09)
"Fransız Milletvekili Nicolas Dupont-Aignan, Türkiye'nin Üyeliğini
Engellemek için Anayasa Referandumunda 'Hayır' Diyecek" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, hükümetteki UMP milletvekili Fransız Nicolas
Dupont-Aignan'in yaptığı açıklamada, Avrupa anayasası konusundaki
referandumda "hayır" oyu kullanmanın, "Türkiye'nin AB'ye girişini
engellemenin tek çaresi" olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. UMP'nin
başkanlığına da aday olan Dupont-Aignan'in bu açıklamayı, Fransa'nın
güneydoğusunda yer alan Pradet'te gerçekleşen, Fransa'nın Bağımsızlığı
ve Egemenliği Topluluğu'nun (RIF) bir toplantısı sırasında yaptığı ve
"Referandumda kaybedersek, Türkiye 2015'te hatta daha önce bile
Avrupa'ya girecektir. Hükümet başkanlarının tamamı bu konuda hemfikir.
Türkiye'nin Avrupa'ya girişini engellemenin tek çaresi, referandumda
'hayır' oyu kullanmaktır" dediği belirtilen haberde, ekonomik sorunları
da hatırlatan Dupont-Aignan'in, Fransa'nın, 28 üyeli AB'de (25 üyeli
Avrupa Birliği artı Romanya, Bulgaristan ve Türkiye) "sistematik biçimde
yenik düşeceğine" işaret ederek, şu anda "aşırı dogmatik bir rekabet
politikasına" ayrıcalık tanındığını kaydettiği ifade edilmektedir.
AFP'nin (26/09)
"Bulgaristan Başbakanı, Türkiye'nin AB'ye Girmesinden Yana" başlığı
altında yer verdiği bir haberde, Bulgaristan Başbakanı Simeon
Sakskoburgotski'nin, İspanyol gazetesi El Pais'e verdiği bir mülakatta,
NATO vasıtasıyla Avrupa'nın güvenliği için destek veren Türkiye'nin
AB'ye üyeliğini "peşinen" reddetmenin haksızlık olacağını belirttiği
kaydedilmektedir. Bulgaristan Başbakanı Sakskoburgotski'nin, İspanya'ya
gerçekleştireceği resmi ziyarete birkaç gün kala yaptığı açıklamada,
"Türkiye'nin AB'ye girmesi bizim için iyidir. Türkleri peşinen
reddetmek haksızlık olacaktır. Sorun, Türklerin üyelik kriterlerini
yerine getirip getirmediğini bilmekten ibarettir" dediği belirtilen
haberde, Sakskoburgotski'nin, "Türkiye 50 yıl süresince NATO'nun en
önemli aktörlerinden biri oldu. Türkiye Avrupa'da bir role sahiptir,
komşumuzdur. Kendilerine nasıl olur da, 'Bizi savunduğunuz zaman
Avrupalıydınız, şimdi değilsiniz' diyebiliriz. Bu kabul edilemez bir
durum" ifadelerini kullandığı vurgulanmaktadır.
AFP'nin (24/09) "Barroso,
AB Komisyonu'nun Olumlu Tepkilerinden Memnun, Ancak Yine de İhtiyatlı
Yaklaşıyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, AB Komisyonu'nun
gelecekteki Başkanı Jose Manuel Barroso'nun, Kopenhag'da yaptığı
açıklamada, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ve
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de yaptıkları görüşmenin
olumlu geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdiği belirtilmektedir.
Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ile Kopenhag'da biraraya gelen
Barroso'nun, "Verheugen-Erdoğan görüşmesi gayet olumlu geçti. Onları
kutluyorum" dediği belirtilen haberde, Ankara yönetiminin reformlarını
gayet olumlu bulduğunu ifade eden Barroso'nun, 17 Aralık'ta
düzenlenecek AB zirvesinde Türkiye ile ilgili nasıl bir karar
verilebileceği konusunda yorum yapmaktan kaçındığı ve "Bu konuya biraz
ihtiyatlı yaklaşmam gerekiyor. Hazırlayacağı rapor konusunda Komisyon'a
sonuna kadar güveniyorum" dediği, Danimarka Başbakanı Rasmussen'in ise,
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Avrupa Komisyonu'nun raporunun
tarafsız, adaletli ve dengeli olacağına inanıyorum" şeklinde konuştuğu
kaydedilmektedir.
Le Telegramme
gazetesinin internet sayfasında (24/09) "Türkiye... Avrupa'ya Doğru Bir
Adım Daha" başlığı altında yer alan bir haberde, AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in yaptığı açıklamada, Türkiye'nin,
insan hakları ve Ceza Kanunu reformuyla ilgili olarak güvenceler
verdiğini ve AB'ye üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini bildirdiği
kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri'ni ikna etmeyi bildiği ve Günther Verheugen'in, "Bugün,
dostum Başbakan Erdoğan'dan, oldukça açık tavsiyelerde bulunmama imkan
sağlayacak güvenceler elde ettim. Benim vardığım sonuç, bundan böyle
masada engel kalmadığı yönündedir." dediği belirtilen haberde, "Böylesi
bir çark edişin nedeni nedir? Türk Başbakan'ın bulunduğu taahhüt,
zinayla ilgili ihtilaflı bir değişikliğe gitmeksizin Ceza Kanunu
reformunu kabul ettirmek yönünde. Hayati bir reform söz konusu.
Türkiye, Brüksel tarafından belirlenen kriterlere uyuyor ve Brüksel'e,
üyelik müzakerelerine yeşil ışık yakmasına olanak sağlıyor... Avrupalı
komiserler, hükümetleri ve Avrupa kamuoyunu bölen bir konu üzerinde
hemfikir olmaktan uzak olsalar da, Komisyon'daki çoğunluğun ekim ayı
başında müzakerelerin başlamasını tavsiye etmesi bekleniyor. Bunlar,
Türkiye için 40 yıllık bir Avrupa özlemini somutlaştıracaktır"
denilmektedir.
AFP'nin (24/09)
"Danimarka Aşırı Sağı Türkiye'nin Üyeliği Konusunda Referandum İstedi"
başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin üyeliği aleyhinde
olan ve koalisyon hükümetinin Parlamento'daki tek müttefiki durumundaki
Danimarka Halk Partisi (PPD,aşırı sağ) yaptığı açıklamada, Türkiye'nin
AB'ye üyeliği için bir referandum düzenlenmesini istediği
belirtilmektedir. Yayımlanan bir bildiride, "Türkiye'nin Avrupa'da yeri
olmadığını" ve "Danimarkalılara bu konuda danışılmamasının tamamen kabul
edilemez olduğunu (...)" belirten PPD'nin lideri Pia Kjaersgaard'ın,
ekim başında Parlamento'nun açılışında bu yönde bir öneri sunacağı
kaydedilen haberde, Kjaersgaard'ın, "Bir referandum aynı zamanda,
hükümet partilerini (liberal ve muhafazakar) ve sosyal-demokratları
(muhalefetin liderleri) Türkiye hakkında gerçekte düşündükleri fikri
açıkça ve başka bir anlama gelmeyecek şekilde söylemeye de mecbur
edecektir. Onlara (Türklere) olayın (Birliğe girişin) cilalı yüzünü
göstermek yerine, kendilerinin Avrupa'ya ait olmadıklarını ve asla AB
üyesi olmayacaklarını doğrudan söylemek çok daha samimi olacaktır.
Türklerin, AB'ye teşekkür etmek için zinayı cezalandıran bir yasa
tasarısından vazgeçmiş olmaları hiçbir anlam ifade etmemektedir. Böyle
bir önerinin yapılmış olması bile, en basitinden Türkiye'nin Orta Çağ
Müslüman mantığına sıkı sıkıya demir attığını göstermektedir"
değerlendirmesinde bulunduğuna işaret edilmektedir.
AFP'nin (24/09)
"Türkiye'nin AB Üyeliği... Berlin, Olumlu Olduğu Takdirde Komisyon'un
Tavsiyesine Uyacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya
Hükümeti Sözcüsü Bela Anda'nın yaptığı açıklamada, Türkiye ile AB'ye
üyelik müzakerelerinin başlatılması lehinde olduğunu açıkladığı takdirde
Almanya'nın, Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesine uyacağını belirttiği
kaydedilmektedir. Anda'nın, "Şayet Komisyon 6 Ekim'de olumlu bir tavır
takınırsa, o zaman Almanya, aralık ayında yapılacak zirve sırasında
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması lehinde olacak"
açıklamasında bulunduğu ifade edilen haberde, Bela Anda'nın, "Bu,
Türkiye'deki reform sürecini kuvvetlendirecektir ve hükümetimiz de,
Türkiye'nin bu süreç sırasında AB'ye daha fazla yaklaşabileceğine ve
yaklaşacağına kanidir" şeklinde konuştuğu belirtilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
Financial Times
gazetesinin internet sayfasında (24/09) "Türkiye ve Avrupa" başlığı
altında yer alan makalede, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmak
üzere katılım müzakerelerine başlamaya hazır olup olmadığı meselesinin
sadece çok önemli değil siyasi olarak da oldukça hassas bir konu olduğu
belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda, AB üyesi ülkeler
arasında ve Türkiye'de lehte ve aleyhte oldukça güçlü görüşlerin olduğu
dolayısıyla aralık ayında AB'ye üye 25 ülkenin kararını vermesi öncesi
önümüzdeki aylarda meseleyle ilgili hararetli tartışmalar yaşanmasının
kaçınılmaz göründüğü ifade edilen makalede, olumlu bir sonuca ulaşılması
için her iki tarafın da karşılıklı anlayış içerisinde olmasının
gerektiği ve tarafların "evet" oyu vermeleri halinde, şüphe içerisindeki
kamuoylarını kendi yanlarına çekmek için büyük çaba sarfetmelerinin
gerekeceği kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
Türkiye'nin hazır olup olmadığı konusunda iki hafta içerisinde tavsiyede
bulunmak zorunda olan Günther Verheugen'in görüşmelerinin, konuyla
ilgili olarak ilerleme kaydedilmesine yardımcı olduğu ve Erdoğan'ın,
-zinanın suç haline getirilmesine yönelik maddeyi kapsamayacak şekilde-
ceza yasası reformu konusunda garanti verdiği, buna karşılık
Verheugen'in, Komisyon'un tavsiyesinin önünde "başka engel" kalmadığını
söylediği ifade edilen makalede, Avrupa Komisyonu ve üye devletlerin,
Türkiye'ye katılım müzakerelerine başlanması konusunda yeşil ışık
yakmaları halinde tam üyeliğin 2015 yılından önce gerçekleşmesinin
beklenmediği vurgulanmaktadır.
İTALYA BASINI:
Il Messaggero
gazetesinin (25/09) "Türkiye AB'nin İlk Sınavını Geçti" başlığı altında
yayımlanan bir haberde, Erdoğan ile Verheugen arasındaki görüşmede
Erdoğan'ın, AB yetkililerine yönelttiği "içişlerimize karışmayın"
suçlamalarını geçiştirdiği ve bunun yerine, "Türkiye'nin kabulü için
bizden yapılması istenilen reformlar konusunda önemli kararlar aldık ve
bu yolda ilerlemekte kararlıyız. Zina artık suç olmayacak ve yeni ceza
kanunu da en kısa sürede ele alınacaktır" mesajı verdiği
aktarılmaktadır.
Il Sole 24 Ore
gazetesinde (23/09) "Avrupa Korkmamalıdır... Türkiye ile Daha Güçlü
Olacak" başlığı altında ve Adriana Cerretelli imzasıyla Polonya
Dışişleri eski Bakanı, Avrupa Parlamenteri Bronislaw Geremek ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Sizce Türkiye Avrupa
mı, değil mi?
GEREMEK: Avrupa'nın
sınırları probleminin sadece coğrafi bir şekilde değil, aynı zamanda
siyaset felsefesi, değerler ve Avrupa'nın çıkarları temelinde oluştuğu
kanısındayım. Bu durumda da Türkiye'nin Avrupa kısmını Avrupa kimliğine
sahip olan İstanbul, Anadolu'yu ise başka birşey olarak tanımlamanın
yanlış olduğunu düşünüyorum. Avrupa'nın kapılarının nerede olduğuna
coğrafi çerçevede karar verilemez. (...)
SORU: Siz Avrupa'nın kendi
kimliğinin ne olduğuna karar veremeyeceğini söylüyorsunuz. Türkiye
örneğinde olduğu gibi, AB'ye girmek isteyen çok kuvvetli bir kimliğe
sahip olabilir. Peki bu Avrupa'yı güçsüzleştirme riski doğurmaz mı?
GEREMEK: Türkiye'ye bir
bakalım. Atatürk orduya büyük sorumluluklar yükleyerek, ülkesini
modernleştirmeye ve Batılılaştırmaya karar kılmıştı. Bu "garanti"
modern Avrupa için kabul edilemez bir durumdur. Dolayısıyla Avrupa
demokrasi felsefesini benimseyecek bir ülkenin katılım müzakerelerine
başlamaya hazır olduğunu saptamak üzere Kopenhag Kriterleri'nden
hareket etmek gerekir. (...)
SORU: Bugünkü Avrupa'nın
Yunanistan'ı değil, ancak bir başka Almanya'yı, yani bir başka büyük
ülkeyi, köklü bir tarihe ve geleneğe sahip Türkiye gibi bir ülkeyi
hazmedebilmek için gerekli donanıma sahip mi?
GEREMEK: Avrupa şimdiye
kadar genişlemenin getirdiği tüm sorunları giderebilme kapasitesinde
olduğunu gösterdi. Her katılımda biraz daha güçlendi. Ancak, Türkiye
problemi, Avrupa bütünlüğü sorunu ile birlikte ortaya konmalıdır..."
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini
gazetesinde (24/09) "Avrupa'nın Dayanılmaz Hafifliği" başlığı altında ve
Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan bir yorumda, önümüzdeki günlerde AB
Komisyonu'nun Türkiye raporunu açıklayacağı ve AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Verheugen'in yaptığı açıklamalarının dikkate
alındığında raporun olumlu olacağı, çünkü açıklamaların Ceza Kanunu'yla
ilgili sorunun giderildiğini gösterdiği belirtilmektedir. Muhtemelen AB
Komisyonu'nun üyelik müzakereleri için Türkiye'ye şartlı tarih vereceği,
ancak böyle olsa dahi Türkiye için üyelik sürecinin başlamış olacağı
ifade edilen yorumda, "Türkiye için yol uzun olabilir, fakat yolun sonu
olduğu kesin. AB-Türkiye ilişkilerine bu açıdan bakıldığında,
Türkiye'nin kaderini değiştirecek önemli karar gelecekte değil, aralık
ayında alınacak. Avrupa Türkiye'yi istediği için değil, Türkiye'ye
'hayır' diyemediği için 'evet' diyecek. AB ile Türkiye arasında var
olan kültür farkına fazla değinilmese de, bu durum AB üyesi ülkelerde
kamuoyunun tutumunu olumsuz yönde etkiliyor. Valery Giscard d'Estaing'in,
'Türkiye, AB için yabancı bir cisimdir' şeklindeki görüşünü AB içindeki
elit kesimin çoğu paylaşıyor, ancak açıkça dile getirmekten çekiniyor.
Jeopolitik ve ekonomik nedenlerden AB üyesi çoğu ülkeler Türkiye'nin AB
'arabasına' bağlanmasını istemelerine karşın, tam üye olmasına soğuk
bakıyorlar. Türkiye'nin AB adaylığının ömür boyu sürmesini yeğliyor
olabilirler ama böyle bir şey mümkün değil. Geçmişte Türkiye konusunda
doğrudan görüş ileri sürmeyerek, 'hayır' deyip konuyu kapatıyorlardı.
AB ülkeleri bu konuda pasif davrandı ve şimdi ABD'nin yoğun baskısı
nedeniyle, kendilerini de kaygılandıran bir karar alacaklar. Yunanistan,
kendi çıkarını dikkate alarak, Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor.
İngiltere'nin de Türkiye'nin AB üyeliğine neden 'evet' dediği biliniyor.
Bu arada, AB üyesi ülkelerin Türkiye için karar alma anı yaklaşırken
Avrupa içinde Türkiye'nin AB üyeliğinin olumsuz etkileri konusunda çıkan
siyasi seslerin çoğalmaya başlaması dikkat çekici. Ancak, bu sesler,
büyük ölçüde AB'nin geleceğini de etkileyecek olan kararın alınmasını
engelleyemez. Türkiye konusu özel bir şekilde, AB'nin sınırları, AB'nin
uluslararası alandaki faaliyetleri, siyasi özgürlük ve ABD-AB
ilişkileri gibi stratejilerle bağdaşıyor. ABD, AB'nin her açıdan
bütünleşmesi olasılığına hiçbir zaman iyi gözle bakmamıştır, çünkü
böyle bir şey ABD hegemonyasını tehdit edecektir. ABD, Türkiye'nin AB
üyeliğinin AB'nin her açıdan bütünleşme çabalarını engelleyeceğinden
Ankara'nın talebini destekliyor. Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla, ABD,
AB içinde İngiltere'den sonra ikinci bir dayanağa sahip olacaktır.
Ayrıca, Türk ekonomisini çağdaşlaştırma çabaları AB bütçesinin dize
gelmesine yol açacaktır."
Makedonya Haber Ajansı'nın
(MPE) internet sayfasında (24/09) "Papastamkos'un Türkiye'nin AB
Üyeliğine Katılım Kriterleri Konusunda Açıklaması" başlığı altında yer
alan bir haberde, Avrupa Halk Partisi'nin Brüksel'de Türkiye ile ilgili
düzenlediği toplantıda konuşan Yunanistan Yeni Demokrasi (ND)
Partisi'nin Avrupa Parlamenteri Yorgos Papastamkos'un, Türkiye'nin
AB'ye katılımının kültürel, siyasi ve ekonomik kriterlerine değindiği
belirtilmektedir. Kültürel kriterler konusunda, Türkiye'nin AB ile
kültürel uyumunun Avrupa'nın sorunu değil kendi sorunu olduğunu ve bu
konuların AB içinde değil Türkiye'nin kendi içinde gündeme gelip
tartışılması gerektiğini ifade eden Papastamkos'un, siyasi kriterler
konusunda Türkiye'nin demokrasi alanındaki eksikliklerini de "Siyasi
faktör gibi hareket eden askeri yönetim, insan hakları ihlalleri,
azınlık haklarına saygı duyulmaması, dini özgürlüğünün eksikliği ve AB
üyesi bir ülkede işgal ordusu bulundurması" şeklinde sıraladığı ifade
edilen haberde, Türkiye'nin son yıllardaki siyasi kriterlere uyumunun
yeterli olmadığı, bu yönde kat edilen yolun Avrupa'nın talebi ile
gerçekleştiğini ayrıca ülke içinde buna karşı çıkan güçler olduğunu
dolayısıyla Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olup olmadığından çok
demokratik bir ülke mi sorununun ön plana çıktığını ifade eden
Papastamkos'un, "Üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra siyasi
kriterlere uyumun talep edilen hızda gerçekleşeceğinin garantisini kim
verebilir" dediği aktarılmaktadır.
|