27.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

      

            ANKARA, 27/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23-26 Eylül 2004 tarihleri arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (24/09) "Ankara Din Özgürlüğünü  Güvence Altına Almak Zorunda" başlığı altında ve APA kaynaklı  yayımlanan bir haberde, Piskoposlar Konferansı'nın AB temsilcisi Avusturya'daki Katolik Kilisesi'nin Türkiye'nin AB'ye katılımına  bazı şartlar altında olumlu baktığı belirtilmektedir. Piskoposlar Konferansı Genel Sekreterliği'nin AB temsilcisi Franz Eckert,  "Birlik üyesi olacak Türkiye'nin, katılımdan önce İslam temeli  üzerine kurulu laik bir ülke değil, medeni hakların, insan ve  özgürlük haklarının yer aldığı ve hem kağıt üzerinde hem de   uygulamada azınlık dinlerinin eşit kılındığı, AB'ye uyacak   şekilde reforme edilmiş bir anayasa temeline oturtulmuş laik bir  devlet" olacağının güvenceye alınmış olması gerektiğini söylediği  ifade edilen haberde, Eckert'in, kilisenin görüşüne göre,  Türkiye'nin fiilen katılımının ancak din özgürlüğünün Türkiye'nin  tümünde yasalarda, yargıda ve uygulamada yer almasından sonra   mümkün olacağını belirttiği kaydedilmekte ve AB temsilcisinin  aynı zamanda da din özgürlüğü alanında "birçok olumlu gelişmenin" kaydedildiğine de işaret ettiğine dikkat çekilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI: 

            De Standaard gazetesinde (24/09) "Türk Hükümeti, AB Baskısı  Altında Boyun Eğdi" başlığı altında ve Bernard Bulcke imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Başbakan Erdoğan'ın, Brüksel'de, zina  yasasını cezalandıran yasa olmaksızın yeni TCK'yı benimsemesi  halinde Türkiye'nin AB üyesi olmak için siyasal kriterleri  yerine getirip getirmediği yönündeki soruya AB Komiseri  Verheugen'in "açıkça evet" yanıtı vermesi konusunda söz aldığı  ve bu durumda en azından Avrupa Komisyonu için sorunun  çözümlenmiş olduğu belirtilmektedir. Başbakan Erdoğan'a göre  "tüm yükümlülükler yerine getirildiği" ve  Türkiye'nin "tüm  siyasal kriterleri gerçekleştirdiği kaydedilen haberde, PPE'nün  (AP'deki Hristiyan demokrat grup) Türkiye'nin üyeliği konusunda  yaptığı bir araştırmaya göre üyeliğe karşı çıkanların çoğunlukta bulunduğu, ve Hollandalı parlamenter Camiel Eurlings'in (CDA)  Türkiye konusunda her şeyin çok hızlı gittiğini belirterek,  grubunun bir pazarlığı kabul etmeyeceğini açıkladığı ifade  edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (25/09) "Türkiye'nin Üyeliği... Hükümetler Olumlu  Bakıyor, Partiler ve Kamuoyu Bölünmüş Durumda" başlığı altında  ve Suzette Bloch imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa  Birliği'ne üye ülkelerin hükümetlerinin, Türkiye'nin AB üyeliğine  büyük bir çoğunlukla olumlu baktıkları, ancak kamuoyu ve siyasi  partiler çekinceli ya da bölünmüş durumda oldukları ve konu  hakkındaki tartışmanın özellikle Fransa ve Almanya'da yaşandığı belirtilmektedir. İngiltere ve AB'ye yeni katılanların,  Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasyonunun en güçlü taraftarları  olduğu, Avusturya'nın, bu entegrasyona kamuoyu ve siyasi  partilerle birlikte muhalefet ettiği belirtilen haberde, Alman Hükümeti'nin, Türkiye'nin AB'ye girişine olumlu yaklaştığı ve  6 Ekim'de Avrupa Komisyonu'ndan olumlu karar çıkacağını umduğu  ve ancak Hristiyan-demokrat muhalefetin buna karşı olduğu ifade edilmektedir. 17 Aralık'taki Avrupa zirvesi sırasında AB'ye  üyelik müzakerelerinin başlamasının çetin bir taraftarı olan  Londra'nın, tersi bir kararın Türkiye'yi dışlayabileceğini ve  bunun kimsenin yararına olmayacağını düşündüğü kaydedilen  haberde, İspanya'da ise hükümetin, sosyalist çoğunluk ve sağcı  halkçı parti üyelikten yana olduğu, Portekiz'in, müzakerelerin  başlamasına sıcak baktığı, İtalya'da Başbakan Berlusconi'nin,  Türkiye'nin üyeliğini savunduğu ve Roma'nın, Ankara'ya verdiği  desteği doğruladığı, ancak koalisyon hükümetinin üyesi Kuzey  Birliği'nin ise buna karşı olduğu ifade edilmektedir. Haberde,  Belçika Hükümeti'nin, istenen kriterlere kesin bir şekilde   uyulmasıyla müzakerelerin başlamasına olumlu yaklaştığı,   Yunanistan'ın, Türk reformlarını övdüğü, entegrasyonu istediği,  ancak kararını saklı tuttuğu ve AB'ye yeni katılan ülkelerin hükümetlerinin Türkiye'nin  girişinden yana oldukları  vurgulanmaktadır.

            AFP'nin (24/09) "Fransız Milletvekili Nicolas Dupont-Aignan, Türkiye'nin Üyeliğini Engellemek için Anayasa Referandumunda  'Hayır' Diyecek" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  hükümetteki UMP milletvekili Fransız Nicolas Dupont-Aignan'in  yaptığı açıklamada, Avrupa anayasası konusundaki referandumda   "hayır" oyu kullanmanın, "Türkiye'nin AB'ye girişini engellemenin  tek çaresi" olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. UMP'nin  başkanlığına da aday olan Dupont-Aignan'in bu açıklamayı,  Fransa'nın güneydoğusunda yer alan Pradet'te gerçekleşen,  Fransa'nın Bağımsızlığı ve Egemenliği Topluluğu'nun (RIF) bir  toplantısı sırasında yaptığı ve "Referandumda kaybedersek,  Türkiye  2015'te hatta daha önce bile Avrupa'ya girecektir.  Hükümet başkanlarının tamamı bu konuda hemfikir. Türkiye'nin   Avrupa'ya girişini engellemenin tek çaresi, referandumda   'hayır' oyu kullanmaktır" dediği belirtilen haberde, ekonomik  sorunları da hatırlatan Dupont-Aignan'in, Fransa'nın, 28 üyeli  AB'de (25 üyeli Avrupa Birliği artı Romanya, Bulgaristan ve  Türkiye) "sistematik biçimde yenik düşeceğine" işaret ederek,  şu anda "aşırı dogmatik bir rekabet politikasına" ayrıcalık  tanındığını kaydettiği ifade edilmektedir.

            AFP'nin (26/09) "Bulgaristan Başbakanı, Türkiye'nin AB'ye  Girmesinden Yana" başlığı altında yer verdiği bir haberde,  Bulgaristan Başbakanı Simeon Sakskoburgotski'nin, İspanyol  gazetesi El Pais'e verdiği bir mülakatta, NATO vasıtasıyla   Avrupa'nın güvenliği için destek veren Türkiye'nin AB'ye   üyeliğini "peşinen" reddetmenin haksızlık olacağını belirttiği kaydedilmektedir. Bulgaristan Başbakanı Sakskoburgotski'nin,  İspanya'ya gerçekleştireceği resmi ziyarete birkaç gün kala  yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin AB'ye girmesi bizim için   iyidir. Türkleri peşinen reddetmek haksızlık olacaktır.  Sorun,  Türklerin üyelik kriterlerini yerine getirip getirmediğini  bilmekten ibarettir" dediği belirtilen haberde, Sakskoburgotski'nin, "Türkiye 50 yıl süresince NATO'nun en önemli aktörlerinden biri  oldu. Türkiye Avrupa'da bir role sahiptir, komşumuzdur.  Kendilerine nasıl olur da, 'Bizi savunduğunuz zaman Avrupalıydınız,  şimdi değilsiniz' diyebiliriz. Bu kabul edilemez bir durum"  ifadelerini kullandığı vurgulanmaktadır.

            AFP'nin (24/09) "Barroso, AB Komisyonu'nun Olumlu  Tepkilerinden Memnun, Ancak Yine de İhtiyatlı Yaklaşıyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, AB Komisyonu'nun gelecekteki  Başkanı Jose Manuel Barroso'nun, Kopenhag'da yaptığı açıklamada,  AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ve Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel'de yaptıkları görüşmenin  olumlu geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdiği  belirtilmektedir. Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen  ile Kopenhag'da biraraya gelen Barroso'nun, "Verheugen-Erdoğan  görüşmesi gayet olumlu geçti. Onları kutluyorum" dediği  belirtilen haberde, Ankara yönetiminin reformlarını gayet  olumlu bulduğunu ifade eden Barroso'nun, 17 Aralık'ta  düzenlenecek AB zirvesinde Türkiye ile ilgili nasıl bir karar verilebileceği konusunda yorum yapmaktan kaçındığı ve "Bu konuya  biraz ihtiyatlı yaklaşmam gerekiyor. Hazırlayacağı rapor  konusunda Komisyon'a sonuna kadar güveniyorum" dediği,  Danimarka Başbakanı Rasmussen'in ise, gazetecilere yaptığı   açıklamada, "Avrupa Komisyonu'nun raporunun tarafsız, adaletli  ve dengeli olacağına inanıyorum" şeklinde konuştuğu  kaydedilmektedir.

            Le Telegramme gazetesinin internet sayfasında (24/09)  "Türkiye... Avrupa'ya Doğru Bir Adım Daha" başlığı altında  yer alan bir haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, insan  hakları ve Ceza Kanunu reformuyla ilgili olarak güvenceler  verdiğini ve AB'ye üyelik müzakerelerinin başlayabileceğini  bildirdiği kaydedilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın,  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri'ni ikna etmeyi bildiği ve  Günther Verheugen'in, "Bugün, dostum Başbakan Erdoğan'dan,   oldukça açık tavsiyelerde bulunmama imkan sağlayacak   güvenceler elde ettim. Benim vardığım sonuç, bundan böyle   masada engel kalmadığı yönündedir." dediği belirtilen haberde,  "Böylesi bir çark edişin nedeni nedir? Türk Başbakan'ın   bulunduğu taahhüt, zinayla ilgili ihtilaflı bir değişikliğe   gitmeksizin Ceza Kanunu reformunu kabul ettirmek yönünde.   Hayati bir reform söz konusu. Türkiye, Brüksel tarafından   belirlenen kriterlere uyuyor ve Brüksel'e, üyelik   müzakerelerine yeşil ışık yakmasına olanak sağlıyor...  Avrupalı komiserler, hükümetleri ve Avrupa kamuoyunu bölen bir  konu üzerinde hemfikir olmaktan uzak olsalar da, Komisyon'daki  çoğunluğun ekim ayı başında müzakerelerin başlamasını tavsiye  etmesi bekleniyor. Bunlar, Türkiye için 40 yıllık bir Avrupa  özlemini somutlaştıracaktır" denilmektedir.

            AFP'nin (24/09) "Danimarka Aşırı Sağı Türkiye'nin Üyeliği  Konusunda Referandum İstedi" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Türkiye'nin üyeliği aleyhinde olan ve koalisyon  hükümetinin Parlamento'daki tek müttefiki durumundaki Danimarka  Halk Partisi (PPD,aşırı sağ) yaptığı açıklamada, Türkiye'nin  AB'ye üyeliği için bir referandum düzenlenmesini istediği belirtilmektedir. Yayımlanan bir bildiride, "Türkiye'nin  Avrupa'da yeri olmadığını" ve "Danimarkalılara bu konuda  danışılmamasının tamamen kabul edilemez olduğunu (...)" belirten  PPD'nin lideri Pia Kjaersgaard'ın, ekim başında Parlamento'nun   açılışında bu yönde bir öneri sunacağı kaydedilen haberde,  Kjaersgaard'ın, "Bir referandum aynı zamanda, hükümet  partilerini (liberal ve muhafazakar) ve sosyal-demokratları  (muhalefetin liderleri) Türkiye hakkında gerçekte düşündükleri  fikri açıkça ve başka bir anlama gelmeyecek şekilde söylemeye  de mecbur edecektir. Onlara (Türklere) olayın  (Birliğe girişin)  cilalı yüzünü göstermek yerine, kendilerinin Avrupa'ya ait  olmadıklarını ve asla AB üyesi olmayacaklarını doğrudan söylemek  çok daha samimi olacaktır. Türklerin, AB'ye teşekkür etmek   için zinayı cezalandıran bir yasa tasarısından vazgeçmiş   olmaları hiçbir anlam ifade etmemektedir. Böyle bir önerinin   yapılmış olması bile, en basitinden Türkiye'nin Orta Çağ   Müslüman mantığına sıkı sıkıya demir attığını göstermektedir" değerlendirmesinde bulunduğuna işaret edilmektedir.

            AFP'nin (24/09) "Türkiye'nin AB Üyeliği... Berlin, Olumlu  Olduğu Takdirde Komisyon'un Tavsiyesine Uyacak" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Almanya Hükümeti Sözcüsü Bela Anda'nın  yaptığı açıklamada, Türkiye ile AB'ye üyelik müzakerelerinin  başlatılması lehinde olduğunu açıkladığı takdirde Almanya'nın,  Avrupa Komisyonu'nun tavsiyesine uyacağını belirttiği  kaydedilmektedir. Anda'nın, "Şayet Komisyon 6 Ekim'de olumlu  bir tavır takınırsa, o zaman Almanya, aralık ayında yapılacak  zirve sırasında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması   lehinde olacak" açıklamasında bulunduğu ifade edilen haberde,  Bela Anda'nın, "Bu, Türkiye'deki reform sürecini  kuvvetlendirecektir ve hükümetimiz de, Türkiye'nin bu süreç   sırasında AB'ye daha fazla yaklaşabileceğine ve yaklaşacağına   kanidir" şeklinde konuştuğu belirtilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (24/09)  "Türkiye ve Avrupa" başlığı altında yer alan makalede,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmak üzere katılım  müzakerelerine başlamaya hazır olup olmadığı meselesinin   sadece çok önemli değil siyasi olarak da oldukça hassas bir  konu olduğu belirtilmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda,  AB üyesi ülkeler arasında ve Türkiye'de lehte ve aleyhte oldukça  güçlü görüşlerin olduğu dolayısıyla aralık ayında AB'ye üye  25 ülkenin kararını vermesi öncesi önümüzdeki aylarda meseleyle  ilgili hararetli tartışmalar yaşanmasının kaçınılmaz göründüğü  ifade edilen makalede, olumlu bir sonuca ulaşılması için her  iki tarafın da karşılıklı anlayış içerisinde olmasının gerektiği  ve tarafların "evet" oyu vermeleri halinde, şüphe içerisindeki kamuoylarını kendi yanlarına çekmek için büyük çaba  sarfetmelerinin gerekeceği kaydedilmektedir. Başbakan Recep  Tayyip Erdoğan ile Türkiye'nin hazır olup olmadığı konusunda  iki hafta içerisinde tavsiyede bulunmak zorunda olan Günther  Verheugen'in görüşmelerinin, konuyla ilgili olarak ilerleme  kaydedilmesine yardımcı olduğu ve Erdoğan'ın, -zinanın suç  haline getirilmesine yönelik maddeyi kapsamayacak şekilde-  ceza yasası reformu konusunda garanti verdiği, buna karşılık  Verheugen'in, Komisyon'un tavsiyesinin önünde "başka engel"   kalmadığını söylediği ifade edilen makalede, Avrupa Komisyonu  ve üye devletlerin, Türkiye'ye katılım müzakerelerine başlanması  konusunda yeşil ışık yakmaları halinde tam üyeliğin 2015 yılından  önce gerçekleşmesinin beklenmediği vurgulanmaktadır.

 

            İTALYA BASINI: 

            Il Messaggero gazetesinin (25/09) "Türkiye AB'nin İlk  Sınavını Geçti" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Erdoğan  ile Verheugen arasındaki görüşmede Erdoğan'ın, AB yetkililerine  yönelttiği "içişlerimize karışmayın" suçlamalarını geçiştirdiği  ve bunun yerine, "Türkiye'nin kabulü için bizden yapılması  istenilen reformlar konusunda önemli kararlar aldık ve bu yolda ilerlemekte kararlıyız. Zina artık suç olmayacak ve yeni ceza  kanunu da en kısa sürede ele alınacaktır" mesajı verdiği  aktarılmaktadır.

            Il Sole 24 Ore gazetesinde (23/09) "Avrupa Korkmamalıdır...  Türkiye ile Daha Güçlü Olacak" başlığı altında ve Adriana  Cerretelli imzasıyla Polonya Dışişleri eski Bakanı, Avrupa  Parlamenteri Bronislaw Geremek ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Sizce Türkiye Avrupa mı, değil mi? 

            GEREMEK: Avrupa'nın sınırları probleminin sadece coğrafi   bir şekilde değil, aynı zamanda siyaset felsefesi, değerler   ve Avrupa'nın çıkarları temelinde oluştuğu kanısındayım. Bu   durumda da Türkiye'nin Avrupa kısmını Avrupa kimliğine sahip   olan İstanbul, Anadolu'yu ise başka birşey olarak tanımlamanın   yanlış olduğunu düşünüyorum. Avrupa'nın kapılarının nerede   olduğuna coğrafi çerçevede karar verilemez. (...) 

            SORU: Siz Avrupa'nın kendi kimliğinin ne olduğuna karar veremeyeceğini söylüyorsunuz. Türkiye örneğinde olduğu gibi,  AB'ye girmek isteyen çok kuvvetli bir kimliğe sahip olabilir.  Peki bu Avrupa'yı güçsüzleştirme riski doğurmaz mı? 

            GEREMEK: Türkiye'ye bir bakalım. Atatürk orduya büyük   sorumluluklar yükleyerek, ülkesini modernleştirmeye ve   Batılılaştırmaya karar kılmıştı. Bu "garanti" modern Avrupa   için kabul edilemez bir durumdur. Dolayısıyla Avrupa   demokrasi felsefesini benimseyecek bir ülkenin katılım   müzakerelerine başlamaya hazır olduğunu saptamak üzere   Kopenhag Kriterleri'nden hareket etmek gerekir. (...) 

            SORU: Bugünkü Avrupa'nın Yunanistan'ı değil, ancak bir   başka Almanya'yı, yani bir başka büyük ülkeyi, köklü bir   tarihe ve geleneğe sahip Türkiye gibi bir ülkeyi hazmedebilmek  için gerekli donanıma sahip mi? 

            GEREMEK: Avrupa şimdiye kadar genişlemenin getirdiği   tüm sorunları giderebilme kapasitesinde olduğunu gösterdi.   Her katılımda biraz daha güçlendi. Ancak, Türkiye problemi,   Avrupa bütünlüğü sorunu ile birlikte ortaya konmalıdır..."

 

            YUNANİSTAN BASINI:  

            Kathimerini gazetesinde (24/09) "Avrupa'nın Dayanılmaz  Hafifliği" başlığı altında ve Stavros Ligeros imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, önümüzdeki günlerde AB Komisyonu'nun  Türkiye raporunu açıklayacağı ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Verheugen'in yaptığı açıklamalarının dikkate alındığında  raporun olumlu olacağı, çünkü açıklamaların Ceza Kanunu'yla  ilgili sorunun giderildiğini gösterdiği belirtilmektedir.  Muhtemelen AB Komisyonu'nun üyelik müzakereleri için Türkiye'ye  şartlı tarih vereceği, ancak böyle olsa dahi Türkiye için üyelik  sürecinin başlamış olacağı ifade edilen yorumda, "Türkiye için  yol uzun  olabilir, fakat yolun sonu olduğu kesin. AB-Türkiye  ilişkilerine bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin kaderini  değiştirecek önemli karar gelecekte değil, aralık ayında  alınacak. Avrupa Türkiye'yi istediği için değil, Türkiye'ye  'hayır' diyemediği için 'evet' diyecek. AB ile Türkiye arasında  var olan kültür farkına fazla değinilmese de, bu durum AB üyesi  ülkelerde kamuoyunun tutumunu olumsuz yönde etkiliyor. Valery  Giscard d'Estaing'in, 'Türkiye, AB için yabancı bir cisimdir'  şeklindeki görüşünü AB içindeki elit kesimin çoğu paylaşıyor,  ancak açıkça dile getirmekten çekiniyor. Jeopolitik ve ekonomik nedenlerden AB üyesi çoğu ülkeler Türkiye'nin AB 'arabasına'  bağlanmasını istemelerine karşın, tam üye olmasına soğuk  bakıyorlar. Türkiye'nin AB adaylığının ömür boyu sürmesini  yeğliyor olabilirler ama böyle bir şey mümkün değil. Geçmişte  Türkiye konusunda doğrudan görüş ileri sürmeyerek, 'hayır'  deyip konuyu kapatıyorlardı. AB  ülkeleri bu konuda pasif  davrandı ve şimdi ABD'nin yoğun baskısı nedeniyle, kendilerini  de kaygılandıran bir karar alacaklar. Yunanistan, kendi  çıkarını dikkate alarak, Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor. İngiltere'nin de Türkiye'nin AB üyeliğine neden 'evet' dediği  biliniyor. Bu arada, AB üyesi ülkelerin  Türkiye için karar  alma anı yaklaşırken Avrupa içinde Türkiye'nin AB üyeliğinin  olumsuz etkileri konusunda çıkan siyasi seslerin çoğalmaya  başlaması dikkat çekici. Ancak, bu sesler, büyük ölçüde AB'nin  geleceğini de etkileyecek olan kararın alınmasını engelleyemez.  Türkiye konusu özel bir şekilde, AB'nin sınırları, AB'nin  uluslararası alandaki faaliyetleri, siyasi özgürlük ve   ABD-AB ilişkileri gibi stratejilerle bağdaşıyor. ABD, AB'nin   her açıdan bütünleşmesi olasılığına hiçbir zaman iyi gözle   bakmamıştır, çünkü böyle bir şey ABD hegemonyasını tehdit   edecektir. ABD, Türkiye'nin AB üyeliğinin AB'nin her açıdan   bütünleşme çabalarını engelleyeceğinden Ankara'nın talebini   destekliyor. Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla, ABD, AB içinde   İngiltere'den sonra ikinci bir dayanağa sahip olacaktır.  Ayrıca, Türk ekonomisini çağdaşlaştırma çabaları AB bütçesinin  dize gelmesine yol açacaktır."

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (24/09) "Papastamkos'un Türkiye'nin AB Üyeliğine Katılım Kriterleri  Konusunda Açıklaması" başlığı altında yer alan bir haberde,  Avrupa Halk Partisi'nin Brüksel'de Türkiye ile ilgili  düzenlediği toplantıda konuşan Yunanistan Yeni Demokrasi (ND)  Partisi'nin Avrupa Parlamenteri Yorgos Papastamkos'un,  Türkiye'nin AB'ye katılımının kültürel, siyasi ve ekonomik  kriterlerine değindiği belirtilmektedir. Kültürel kriterler  konusunda, Türkiye'nin AB ile kültürel uyumunun Avrupa'nın  sorunu değil kendi sorunu olduğunu ve bu konuların AB içinde  değil Türkiye'nin kendi içinde gündeme gelip tartışılması  gerektiğini ifade eden Papastamkos'un, siyasi kriterler  konusunda Türkiye'nin demokrasi alanındaki eksikliklerini de  "Siyasi faktör gibi hareket eden askeri yönetim, insan hakları  ihlalleri, azınlık haklarına saygı duyulmaması, dini  özgürlüğünün eksikliği ve AB üyesi bir ülkede işgal ordusu  bulundurması" şeklinde sıraladığı ifade edilen haberde,  Türkiye'nin son yıllardaki siyasi kriterlere uyumunun yeterli  olmadığı, bu yönde kat edilen yolun Avrupa'nın talebi ile  gerçekleştiğini ayrıca ülke içinde buna karşı çıkan güçler  olduğunu dolayısıyla Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olup   olmadığından çok demokratik bir ülke mi sorununun ön plana   çıktığını ifade eden Papastamkos'un, "Üyelik müzakerelerinin  başlamasından sonra siyasi kriterlere uyumun talep edilen   hızda gerçekleşeceğinin garantisini kim verebilir" dediği  aktarılmaktadır.