30.09.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 30/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  29 Eylül 2004 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Die Welt gazetesinde (29/09) "AB, Ankara'ya Yeni Engeller  Üzerinde Düşünüyor" başlığı altında ve Katja Ridderbusch  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, AB Komisyonu'nun, anlaşılan  Türkiye ile üyelik müzakerelerini "belirli koşullar altında"  sona erdirme imkanını saklı tutmak istediği belirtilmektedir.  AB çevrelerinden öğrenildiğine göre, AB Komisyonu'nun,  6 Ekim'de sunacağı, aday ülkenin üyelik olgunluğuna ilişkin  raporunda müzakerelere başlanmasını tavsiye edeceği, fakat  bunu "sıkı koşullara" bağlayacağı ve Komisyon'un bu şekilde,   düzenli gözden geçirme toplantılarının yanı sıra ülkeye,   dikkatini özellikle tartışmalı politika alanlarına yöneltecek   ilave izleme misyonları göndereceğinin belirtildiği ifade  edilen yazıda, Bunların, insan hakları, özellikle işkence,  kadın-erkek eşitliği ve ekonomik gelişmeyi kapsayacağı ve  sonucun olumsuz çıkması halinde ise, Komisyon'un, durum  düzelene kadar müzakerelere ara vereceği öne sürülmektedir.  Yazıda şöyle denilmektedir: "AB'nin Genişlemeden Sorumlu  Komiseri Günther Verheugen, 6 Ekim'de üç belge sunmak istiyor:  Türkiye'nin üyeliğinin AB üzerindeki siyasi, ekonomik ve sosyal  etkilerini araştıran bir 'Etki Araştırması'; her aday için yılda  bir kez yayımlanan ve reformların uygulanması ile Kopenhag  Kriterleri'nin yerine getirilmesini ele alan İlerleme Raporu  ve son olarak da, İlerleme Raporu'na dayanarak, Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmayacağı konusunda  hazırlanacak birkaç sayfalık bir Komisyon tavsiyesi...  Verheugen'in raporunun 'Birçok sürpriz içereceğini' söyleyen  AB Parlamentosu Sosyal Demokrat Grubu (SPE)'nun Başkanı SPD'li milletvekili Martin Schulz, gerçi SPE milletvekillerinin büyük  bir bölümünün 'Türkiye ile müzakerelere başlanmasına olumlu'  baktığını belirterek, 'Fakat bu, hemen üyelik isteyeceğimiz  anlamına gelmiyor.' dedi... SPE Grubu 6 Ekim'den sonra kendi  içinde, üyelik müzakerelerini ve Türkiye'deki reform sürecini   izleyecek bir Türkiye Temas Grubu kurmak istiyor."

            Berliner Zeitung'da (29/09) "Türkiye'nin AB Üyeliği  Otomatikman Gerçekleşmesin" başlığı altında ve Gerold Büchner  imzasıyla AB'nin Tarımdan Sorumlu Komiseri Franz Fischler ile  yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer  almaktadır: 

            "SORU: Türkiye'nin AB Büyükelçisi, ülkesinin üyeliğin  ardından yük olmayacağını, aksine ekonomik bakımdan da bir  kazanım olacağını söylüyor. Siz de aynı kanıda mısınız? 

            FISCHLER: Bunu şimdiye dek her aday ülke söyledi. Mali  açıdan bir kazanç görmüyorum, her halükarda şu anki kurallar  uygulandığı taktirde. Türklerin üyeliğinde en büyük mali payı,  tarım değil yapısal teşvik oluşturacaktır. 

            SORU: Komisyon bir hafta içinde Türkiye ile katılım  müzakerelerinin başlatılıp başlatılmamasına ilişkin tavsiye  kararını verecek. Sizce tavsiye kararı vermenin zamanı gelmiş  midir? 

            FISCHLER: Tavsiye kararı vermenin zamanı gelmiştir, çünkü  hükümet başkanları bunu Komisyon'dan talep etmiştir. Bu talebi  reddetmek için bir neden görmüyorum. Ancak bizler bir adım daha  ileri giderek, müzakerelerin başlatılması için sadece siyasi  kriterlerin ne derece yerine getirildiğini incelemekle  yetinmeyeceğiz. Komisyon, Türkiye'nin üyeliğinin ne gibi  sonuçları beraberinde getireceğini de yansıtacak olan detaylı  bir sonuç (etki) analizi de sunacak. Bu bize her halükarda  çalışma arkadaşımız Verheugen tarafından vaat edildi. Ben  Komisyon'un bu konuda halka karşı bilgi borcu olduğu  görüşündeyim. İnsanlara, Türkiye'nin alınmasının Birliğin  kalıcılığı için ne anlama geldiğini söylemek zorundayız. 

            SORU: Tavsiye kararı başka neler içerecek? 

            FISCHLER: Bunların dışında, katılım müzakerelerinin nasıl  organize edileceğine ilişkin tavsiyelerde bulunulacak. Her  müzakere sürecinin aynı olmak zorunda olduğu düşüncesine de  artık veda etmemiz gerekir. Türkiye'ye, Malta ya da Macaristan'a  olduğu gibi davranamayız. Türkiye konusu için özel bir tasarı  hazırlanması önem taşımaktadır. 

            SORU: Şimdiye dek katılım müzakerelerinin başarısızlıkla  sonuçlandığı tek bir olay bile yok. Burada mesele sadece ne  zaman olacağı mıdır? 

            FISCHLER: Böyle bir sonuç çıkarmak doğru değil. Müzakereler  otomatik olarak üyeliğe götürmemelidir, hele  Türkiye olayında  bu hiç olmamalıdır. Sonuç açıktır, açık kalmak zorundadır. Her  türlü otomatik bağlama anlamsızdır..." 

            Die Welt gazetesinin internet sayfasında (29/09) "Sarkozy  Türkiye Karşıtlarını Etrafında Topluyor" başlığı altında ve  Jochen Hehn imzasıyla yer alan bir yazıda, Fransa'da sadece  halkın değil siyasi liderlerin de büyük çoğunluğunun Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı olduğu ve Fransız halkının retçi tavrının ana  nedeni olarak Avrupa'ya Türk göç dalgasını öne sürerken, Başbakan Raffarin'in liberal muhafazakar hükümetinde özellikle önümüzdeki  yıl yapılması düşünülen AB Anayasası referandumuna Türkiye  konusunun yansıyabileceği ve başarısız olunabileceği endişesinin  hakim olduğu belirtilmektedir. Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı   Chirac'ın Türkiye'nin AB üyeliği çabasının desteklenmesi   gerektiği yönündeki tavrından vazgeçmeye hazır olup olmadığını   henüz açıklamadığına dikkat çekilen yazıda, Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanı'nın partisi UMP'nin gelecekteki Genel Başkanı  Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir referandum  yapılması şeklindeki son önerisinin, öncelikle AB Anayasası  referandumu tartışmasını Türkiye konusuyla daha da büyütmemeyi hedeflediği, ancak aynı zamanda Brüksel'deki AB Komisyonu'na  Türkiye'nin üyeliğinin er ya da geç Fransa'nın itirazıyla  başarısız olabileceği mesajını verdiği ifade edilmektedir.  Türkiye konusunda referandum yapılması yönündeki talebin  böylece AB Komisyonu'na Türkiye'yle üyelik müzakerelerine yeşil  ışık yakılmamasına dolaylı bir öneri durumunda olduğu vurgulanan  yazıda, Sarkozy'nin, AB Anayasası referandumu öncesinde Ulusal  Meclis'te Türkiye konusunda bir oylama yapılmasını isteyen  Hıristiyan Demokrat Parti İttifakı UDF lideri François Bayrou'nun  aksine hızlı bir karar verilmesinden yana olmadığı kaydedilmekte  ve Sarkozy'nin, Türkiye konusunda referandum yapılması talebinde  tek başına olmadığı, Eğitim Bakanı François Fillon'ın da bunu  savunduğu ve üyelik müzakereleri konusunda uyarıda bulunduğu,  Sarkozy'e, Dışişleri Bakanı Michel Barnier, Başbakan Raffarin,  eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı'na yakın olan Alain Juppe'den  destek geldiği ifade edilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin AB  üyeliğine bu zamana kadar olumsuz bakmayan Sosyalistlere bile  "Türkiye fobisinin" sirayet etmiş göründüğü ve Parti lideri  François Hollande'nin şimdilik üyelik koşullarının oluşmadığını  savunduğu belirtilmektedir.

            Almanya'nın Sesi Radyosu'nun 08.00-08.50 Türkçe yayınında  (29/09) "Türkiye'nin AB'ye Katılması Ekonomik Bakımdan  Avrupalıların Yararına" başlığı altında yer verilen haberde,   Türkiye ile AB'nin tam üyelik müzakerelerine başlayıp  başlamayacağının kararının alınacağı tarihin giderek yaklaştığı  ve tarih yaklaştıkça da sinirlerin gerildiği, çünkü bugüne kadar   hiçbir ülkenin üyelik talebinin, Türkiye'nin AB'ye üyeliği kadar   tartışma yaratmadığı belirtilmektedir. Tartışmanın çok sert ve  genellikle duygusal tezlerle sürdürüldüğü ve bu ortamda konuya  eldeki somut veriler temelinde yaklaşanların dile getireceklerinin  daha da büyük önem kazandığı ifade edilen haberde, ekonomi  dünyasının bu tür olaylarda en dengeli yaklaşımlar göstermekle  tanındığı, bu nedenle Alman Toptancılar İthalatçılar ve  İhracatçılar Birliği Başkanı'nın Berlin'deki açıklamalarının da  ilgiyle karşılandığı, Türkiye'nin Almanya ve AB ülkeleri  arasındaki ticari ilişkilere yer verilen haberde, bu nedenle  Alman Toptancılar İthalatçılar ve İhracatçılar  Birliği  Başkanı'nın, Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, net   ifadelerle Türkiye'nin AB'ye katılmasının ekonomik bakımdan   Avrupalıların yararına olacağını vurguladığı kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (29/09) "Fischler: Türkiye'ye  'Evet, Ama'" başlığı altında ve Eva Linsinger imzasıyla  yayımlanan yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, AB'nin  Tarımdan Sorumlu Komiseri Fischler'in, Türkiye'nin AB'ye  katılımına kuşkulu bakmaya devam ettiği ve "AB'nin Türkiye'nin  kökten dinci olmasını istemediğini vurgulamak isterim. İşte  asıl bu yüzden müzakerelerin tek hedefinin katılım olmaması  gerekir." dediği belirtilmektedir. "Her şeyin evet ya da hayır  cevabına dayanmasını dogmacılık olarak görüyorum. 'Evet, ama'  diye de bir cevap verilebilir." şeklinde konuşan Fischler'in,  giriş müzakerelerine hayır deme ihtimalini gerçekçi bulmadığı  ve AB'nin bu konuda artık dönüş yapamayacak kadar ileri  gittiğini düşündüğü, ancak müzakerelerin katılım anlamına  gelmeyeceğini de vurguladığı ifade edilen yazıda, Fischler'in,  "Müzakerelerin katılımla sonuçlanmaması mümkün." dediği ve   tarım ve yapılanma yardımları konusunda uzun geçiş sürelerinin kararlaştırılabileceğine de dikkat çekerek, "Bu, İspanya ve  Portekiz için de geçerliydi." şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.  Yazıda, Fischler'in, AB'nin Türkiye'nin katılımı konusunda acele   etmesi halinde, Anayasa konusundaki referandumların Türkiye'ye  ilişkin oylamalara dönüşebileceği yolunda uyardığı ve "Bazı  ülkelerin Türkiye ile müzakereleri durdurma ümidiyle, Anayasa'yı reddedebileceklerine" işaret ettiği kaydedilmektedir.

            Salzburger Nachrichten gazetesinde (29/09) "Türkiye...  Büyük Misyon" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Pan-Avrupa hareketinin Başkanı ve AB Parlamenteri Otto Habsburg'un, AB'deki  her genişlemenin şimdiye kadar her iki tarafa da kazanç  getirdiğini söylediği belirtilmektedir. "Birliğin bunu kaldırıp kaldıramayacağı laflarının tamamen saçma olduğuna" değinen  Habsburg'un, 2004 yılının öncelikle de yeni 10 üyenin Birliğe katılmasından dolayı "çok önemli olayların" gerçekleştiği bir  yıl olduğunu belirttiği ifade edilen haberde, Habsburg'un,  Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimali konusunda ne düşündüğü  kendisine sorulduğunda, "Büyüdükçe daha güvenli bir konuma  geliyoruz. Karara ilişkin soruların tümünde de Türkiye'den  yanayım. Ancak Türkiye, Belçika gibi küçük devlet statüsünde  Birliğe katılacak olursa, büyük bir misyonu gerçekleştiremeyebilir. Türkiye inanılmaz ölçüde büyük bir entegrasyon faktörü olabilir,  örneğin Kuzey Afrika ülkeleri karşısında." dediği ve buna karşın  özel bir işbirliğinden yana olduğunu da ifade ederek, Türkiye'nin isteklerinin karşılıklı çıkarlar çerçevesinde göz önünde  bulundurulması gerektiğini de belirttiği kaydedilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (29/09) "Fransızların Tereddütlerine Rağmen Türkiye,  AB'ye Katılma Konusunda İyimser" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, yaptığı açıklamada,  Avrupa'da ve özellikle de Fransa'da beliren tereddütlerden sonra  Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesi olasılığına ihtimal vermediği  ve Türkiye'nin AB'ye giriş müzakerelerine başlaması için yeşil  ışık alacağına inandığını belirttiği ifade edilmektedir. Avrupalı yöneticilerin, 2002 yılındaki Kopenhag Zirvesi'nde, AB tarafından  istenen siyasi kriterleri yerine getirdiğinde, "zaman yitirilmeden" Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını isteyen kararlarını  hatırlatan Gül'ün, "Kriterleri yerine getirdik. Bu kriterlerin  yerine getirilmiş olması, müzakerelerin başlatılması için tek  koşuldur." dedikten sonra, "zaman yitirilmeden" ifadesinden de  "yıllar değil, aylar...  maksimum altı ay gibi süreleri kapsayan"  bir periyodun kastedildiğini kaydettiği belirtilmektedir. Gül'ün, Fransa'da, Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda bir referandum  yapılması çağrılarından rahatsız olup olmadığı şeklinde kendisine yöneltilen soruya, "Hiç de rahatsız değilim. Avrupa çoğulcu bir  toplumdur ve insanlar burada farklı fikirlere sahip olabilirler."  şeklinde yanıt verdiği kaydedilen haberde, Gül'ün, Birliğe  üyeliğin, açıkça tanımlanan kriter ve prosedürlere bağlı olduğunun  da altını çizerek, "Biz üstümüze düşeni tam bir güven içinde  yerine getirmeye devam edeceğiz. Kuşkusuz, AB de elinden gelenin  en iyisini yapacaktır. Bu konuda hiçbir kuşkumuz yok." dediği aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (29/09) "AB, Türk Ekonomisindeki Değişimin  Lokomotifi Olarak Görülüyor" başlığı altında ve Daren Butler  imzasıyla yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin AB yönünde  kaydettiği ilerlemenin, büyük Müslüman ülkenin 2001 yılında  yaşanan mali bir krizin neden olduğu derin durgunluktan  kurtulmasına katkıda bulunan bir ekonomik reform sürecine ivme kazandırdığı belirtilmekte, ancak Ankara'nın muazzam kamu  borcunun üstesinden gelmesinin, hantal tarım sektörünü  iyileştirmesi, bürokrasi ve yolsuzluğu yenmesi ve Türkiye'nin  batısı ve yoksul doğusu arasındaki gelir düzeyindeki keskin  eşitsizliği çözümlemesi konusunda yıldırıcı zorluklarla karşı   karşıya bulunduğu ifade edilmektedir. Brüksel'in özellikle  Ankara'nın üyelik için siyasi kriterleri yerine getirmesine  odaklanırken, yatırımcıların AB'ye üye olma çabası içinde olan  ülkenin geniş büyüme potansiyelini yakından incelediklerine  işaret edilen haberde, IMF'nin bu yıl, 19 milyar dolarlık IMF  anlaşması altında gerçekleşen güçlü büyümenin üçüncü yılında,   ülke ekonomisinin yüzde 10 oranında genişlemesini beklediği,  Türkiye'nin 2005 yılında yeni bir IMF anlaşması yapmaya  hazırlandığı ve AB üyeliği ihtimalinin olumlu havanın  güçlenmesine katkıda bulunacağı vurgulanmaktadır. Merrill  Lynch'de stratejist ve gelişmekte olan piyasa ekonomisti olan  Mehmet Şimşek'in, "AB'ye katılım süreci Türkiye'nin değişiminde  lokomotif görevi görebilir." dediği aktarılan haberde, AB'ye  katılmadan önce Türkiye'nin "işleyen piyasa ekonomisi" yaftasını  elde etmesi ve tek pazarın rekabetçi baskıları ile başa çıkmayı  beceriyor addedilmesi gerektiği ve Türkiye'nin son yıllarda bu   doğrultuda güçlü bir ilerleme kaydettiğine dikkat çekilmektedir.  AB üyeliği ihtimalinin ayrıca, Türkiye'nin ihtiyaç duyulan  doğrudan yabancı yatırımı cezbetme çabası sırasında hızını  kaybeden özelleştirme sürecinin ilerlemesine de yardımcı  olabileceği kaydedilen haberde, uzmanların, Türk ekonomisinin  karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan birinin, geniş tarım  sektörünün dönüşümü olduğunu söyledikleri belirtilmektedir.

            BBC'nin internet sayfasında (29/09) "Türkiye'nin Uzun  Avrupa Üyeliği Macerası" başlığı altında ve Oana Lungescu  imzasıyla yayımlanan bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun  Türkiye'de gözden geçirilmiş Ceza Kanunu'nun kabul edilmesini  memnuniyetle karşıladığı ve Ceza Kanunu'nun, Türkiye'nin Avrupa  Birliği ile üyelik müzakerelerine başlama teşebbüsünde anahtar niteliğindeki unsurlardan biri olduğu belirtilmektedir. Kanunun,  Türkiye ve AB arasında sert tartışmaya neden olan zinanın suç  sayılmasına yönelik maddeyi içermediği ifade edilen haberde,  kararın, Avrupa Birliği'nin 6 Ekim tarihinde Türkiye konusunda  olumlu bir rapor yayımlamasının yolunu açsa da, Türkiye'nin  gelecekte Birliğe katılmaya hazır olup olmadığına ilişkin  soruların hala gündemde olduğu kaydedilmektedir. Ceza Kanunu  konusundaki kararın, Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Günther Verheugen'in AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlayıp  başlamaması konusunda net bir öneride bulunmasına imkan sağladığı  ve Ankara'ya yeşil ışık yakmasının beklendiği belirtilen haberde,  ancak birkaç Avrupalı Komisyon üyesinin, böylesine büyük ve fakir  bir ülkenin üyeliğinin sonuçlarına ilişkin endişelerini ifade  ettiği ve bu kişiler arasında Tarımdan Sorumlu Komisyon Üyesi  Franz Fischler ve Tek Pazardan Sorumlu Komisyon Üyesi Fritz  Bolkestein'in bulunduğu, bu endişelerin, Avrupa Parlamentosu'nun,  Avrupa Komisyonu'nun gelecekteki üyeleri konusunda devam etmekte   olan oturumlarında da gündeme geldiği kaydedilmektedir. AB'nin  yıllık bütçesinin üçte birini yönetecek olan Bölgesel  Politikalardan Sorumlu Komisyon Üyesi Danuta Hübner'in, merkez  sağ milletvekillerinin Türkiye'nin maliyeti konusunda herhangi  bir endişesi olup olmadığına ilişkin sorusu karşısında, herhangi  bir maliyet hesabının spekülatif olacağını, zira ülkenin 2013'ten  önce Birliğe katılmasının beklenmediğini söyleyerek, "Sonuçlar  konusunda düşünmeliyiz ancak rakamlara bu kadar odaklanmamalıyız  çünkü bu AB üyelerine bağlı olacak." dediği aktarılmaktadır.

            Reuter'in (29/09) "Kıbrıs Türkiye'yi AB Girişimi Konusunda  Uyardı" başlığı altında ve Sebastian Alison imzasıyla yer verdiği  bir haberde, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un,   Türkiye'nin, Kıbrıs'a ya da Lefkoşa'ya karşı "düşmanca   hareketlerini" sona erdirmek zorunda olduğunu yoksa Ankara'nın  AB üyeliğine destek vermeyebileceğini söylediği belirtilmektedir. Papadopulos'un, Türkiye'nin üyelik talebiyle ilgili tarafsızlığını  hala koruduğunu söylediği ifade edilen haberde, Belçika Başbakanı  Guy Verhofstadt ile görüşmesinin ardından basına açıklama yapan Papadopulos'un, "Komisyon raporunu dikkate alacağız... Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı tutumundaki gelişmeyi daha iyi yargılayabileceğiz... Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı bazı düşmanca hareketlerden   vazgeçtiğini görmek isteriz ve zamanı geldiğinde  kararımızı  vereceğiz." dediği aktarılmaktadır. Haberde, kuşkularına rağmen Papadopulos'un, makul koşullarda olmak kaydıyla Türkiye'nin  katılımını desteklediğini söylediği ve "Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'nin tümünü karşılaması ve tutumunu, Avrupalılığa  aday bir devlete yaraşır şekilde değiştirmesi kaydıyla  Türkiye'nin üyelik görüşmeleri için bir tarih almasını  destekliyoruz." dediği belirtilmektedir.

 

            İRAN BASINI: 

            Tahran Radyosu'nun 07.30-09.00 Türkçe yayınında (29/09)  "Türkiye'nin AB Üyeliği Önündeki Yeni Engeller" başlığı  altında yer verilen bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun,  Türkiye'nin üyeliği konusunda halk oylaması yapılmasıyla  ilgili karar alınmasının, sadece üye ülkelerin yetkileri  dahilinde olduğunu vurguladığı ve Avrupa Komisyonu'nun bu  açıklamasının, Avrupalı bazı yetkililerin Türkiye'nin  üyeliği konusunda ülkelerinde halk oylaması yapılmasını  istemelerinin ardından yapıldığı belirtilmektedir. Fransa  Maliye Bakanı Sarkozy'nin, Fransız halkının Türkiye'nin  üyeliği konusundaki görüşünün belirlenmesi için bu ülkede  halk oylaması yapılmasını istediği hatırlatılan haberde,  Avrupa ülkelerinde yapılan son anketlerin, bu ülkelerde  halkın çoğunluğunun Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğunu  gösterdiği ve bu konunun, Avrupalı yetkililer tarafından  Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin kabul edilmemesi  için uygun bir vesileye dönüşmüş bulunduğu ifade edilmektedir.  Avrupalı yetkililerin, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda pek de  olumlu bakış açısına sahip olmadıkları belirtilen haberde, bu  konuda iki farklı bakış açısının  mevcut olduğu Fransa Maliye  Bakanı tarafından belirtildiği gibi, bunlardan birinin,  Türkiye'ye özel ticari ortak konumu tanınması ve bu çerçevede  Türkiye ile işbirliğinin geliştirilmesi, diğer kesimin ise,  Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediği kaydedilmektedir.

 

            İTALYA BASINI: 

            Il Sole 24 Ore gazetesinde (25/09) "Cohn-Bendit: "Türkleri Sınayalım" başlığı altında ve Adriana Cerretelli imzasıyla Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ile   yapılan bir mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: Sizce Türkiye Avrupa mıdır, değil midir?           

            COHN-BENDIT: Onu Avrupa olarak adlandırmak da mümkündür, adlandırmamak da. Bu bir ilim irfan ya da matematik değildir.  Problem başkadır. Onu Avrupa'ya katmakta bir çıkarımız var mıdır,  yok mudur? 

            SORU: Peki katmakta bir çıkarımız var mı?           

            COHN-BENDIT: Bence evet, çıkarımızadır. Demokrasi, din   kurumları ile devlet arasında ayrım gözetilmesi gibi Avrupa   değerlerine uyum göstermiş Müslüman bir toplumu bünyemize dahil  etmeyi başarırsak, bu Avrupa tarafından tüm dünyaya verilecek  son derece kuvvetli bir mesaj olacaktır. Ancak bunun olup  olmayacağına da bakmak gerekir. (...)           

            SORU: Türkiye'nin katılımından sonra Avrupa'nın sınırları  nasıl olacaktır? 

            COHN-BENDIT: Aldığımız takdirde, Avrupa'nın sınırı Türkiye  sınırı olacaktır.           

            SORU: Girmek isteyen herkesin, Ukrayna, Rusya, Beyaz Rusya,  İsrail ve Fas'ınki değil mi yani? 

            COHN-BENDIT: Türkiye'nin 'Avrupa sınırları sorunu'nu açtığı  şüphe götürmez, ancak ben Ukrayna, Beyaz Rusya gibi ülkeler  hakkında biraz tereddütlüyüm.           

            SORU: Niçin Türkiye girebilir de, diğer ülkeler giremez mi? 

            COHN-BENDIT: Çünkü 30 yıldır girme ihtimali olduğundan   bahsediyoruz. Bunun bir mantığı da var. Halihazırdaki uluslararası  durum gözönünde bulundurulursa, Avrupa dünyaya 'terör karşısında  yürüttüğü mücadelenin' İslam'a karşı bir mücadele değil ama  'faşizm karşısında bir mücadele' olduğunu ispatlamak istiyor.  Bu da çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin, Avrupa Anayasası  projesince ortaya konulan değerleri paylaşan laik bir İslam  olması kaydıyla, Avrupa'nın bünyesine almasını gerektiriyor."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (29/09) "Türkiye'nin Yeni Ceza Kanunu  AB Komisyonu'nu Tatmin Etti" başlığı altında yayımlanan haber- yorumda, AB Komisyonu'nun, TBMM tarafından yeni Ceza Kanunu'nun onaylanmasından duyduğu memnuniyeti ifade ettiği belirtilmektedir.   AB Komisyonu Sözcüsü'nün, "Türkiye'nin demokratikleşme çabaları  açısından önemli bir adım sayılan bu reformu" AB Komisyonu'nun  olumlu karşıladığını söylediği belirtilen haber-yorumda, AB  Komisyonu Sözcüsü'nün, "Türkiye'nin yeni Ceza Kanunu'nu   onaylamasını olumlu karşılıyoruz." dediği, ancak bu gelişmenin   AB Komisyonu'nun Türkiye için hazırlamakta olduğu ilerleme   raporunu ne derecede etkileyeceği yolundaki sorular karşısında,  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in  Türkiye'nin yeni Ceza Kanunu'nu onaylaması halinde, bunun  6 Ekim'de açıklanacak olan Türkiye raporunu "olumlu yönde  etkileyeceği" yolunda geçenlerde yaptığı açıklamayı hatırlatarak  görüş ileri sürmekten kaçındığı kaydedilmektedir. Brüksel  kaynaklarınca edinilen bilgilere göre, AB Komisyonu'nun  sorunların var olmasına rağmen, Ankara'nın yeni yasa ile  demokratikleşme ve insan haklarına saygı gösterme konularında  önemli adımlar attığı yönünde karar alacağı ve muhtemelen  üyelik müzakerelerin 2005 yılının sonbaharında  başlamasını  önereceği ifade edilen haber-yorumda, bu arada kimsenin  Türkiye'nin 2015 yılından önce AB üyesi olmasını beklemediğine  işaret edilmektedir.

            Makedonya Haber Ajansı'nın (MPE) internet sayfasında (29/09)  "Yannis Valinakis: Türkiye'nin AB Perspektifinde Sonucun Olumlu  Olacağı Görünüyor" başlığı altında yer alan bir haberde,   Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis'in NET  radyosuna yaptığı açıklamada, "Gelişmelere bakıldığında  Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili aralık ayındaki sonuç olumlu  olacak." dediği belirtilmektedir. Haberde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması amacıyla kesin bir tarihin  verileceğinin anlaşıldığını ifade eden Valinakis'in, "Tabii ki müzakerelerin başlama tarihini bilmiyoruz. Fakat üyeliğin nasıl gerçekleşeceği konusunda AB bazı şartlar, bazı planlar sunacak.  Bu, Türkiye için uzun bir yolun başlangıcı olacak. Herkes üyelik müzakerelerinin 10 veya daha fazla yıl süreceğini hesaplıyor.  Dolayısıyla, Türkiye'nin gerekli reformları yapıp yapmadığıyla  ilgili sürekli kontrol edileceği bir yol olacak. Aralık ayında  sadece bu sürecin başlangıcı gerçekleşecek ve yine tekrarlıyorum;  bu başlangıç 2005 mi yoksa daha sonra mı olacak bilmiyoruz."  şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.