06.10.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 06/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  05 Ekim 2004 tarihinde arasında yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ABD BASINI: 

            AP'nin (05/10) "AB'nin Türkiye'yle Müzakerelere Başlama  Konusundaki Tavsiye Kararını Açıklama Zamanı Yaklaşıyor  Ancak Koşullar İleri Sürülüyor" başlığı altında ve Paul  Ames imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa Birliği  Komisyonu'nun Türkiye'yle üyelik müzakerelerine başlanması  konusundaki tavsiye kararını açıklama zamanının yaklaştığı,  ancak Türkiye'nin insan hakları konusunda katettiği  ilerlemeden geri dönmemesini sağlamak ve Türklerin kitle  halinde göç etmeleri konusunda Avrupalıların duyduğu  endişeleri gidermek için üstü kapalı olarak bir takım  koşullar ileri sürüldüğü belirtilmektedir. Üst düzey AB  yetkililerinin katıldığı bir panelde, Türkiye konusundaki  raporların gözden geçirildiği ve Avrupa Komisyonu'nun,  Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlanıp başlanmaması  konusunda bir tavsiye kararı yayımlayacağı, yetkililerin  panelde genel olarak, müzakerelere başlanması yönündeki  planın desteklendiğini söyledikleri, ancak Türkiye'nin  demokrasi ve insan haklarına ilişkin gerçekleştirdiği  önemli reformlarda gerileme olması halinde AB'nin  müzakereleri askıya alma hakkını da aklında tuttuğunu  ileri sürdükleri ifade edilen haberde, AB liderlerinin  aralık ayında müzakerelere başlanması konusunda son  kararı verecekleri, Türkiye'nin, liderlerin, önümüzdeki  yılın başlarında müzakerelere başlanmasında hemfikir  olacaklarından umutlu olduğu ve müzakerelerin en az 10  yıl sürmesinin beklendiği kaydedilmektedir. AB  müzakerelerini yürütecek olan ve 1 Kasım'da görevi  devralacak AB'nin yeni Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Olli Rehn'in, liderlerin yeşil ışık yakmaları halinde  başlayacak olası müzakereler sırasında Birliğin  Türkiye'deki insan hakları durumunu yakından izlemek  zorunda olacağına dair uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin  insan hakları ve azınlık haklarına ilişkin taahhütlerini  yakından izlemek için kesinlikle güçlü bir mekanizmaya  ihtiyacımız olacak." dediği, aynı zamanda, AB ülkelerinin,  Türkiye'nin Birliğe katılmasının ardından ülkeden  gerçekleşecek göçe ilişkin geçici sınırlamalar getirmeyi  ve Türk göçmenlerin ülkelere ani akın etmesini önlemek  için "daimi koruma şartı" koymayı düşünmesi gerektiğini de  söylediği ifade edilmektedir. Pek çok AB ülkesinin, pek  çok ülkeden daha büyük, daha fakir ve çoğunluğu Müslüman  olan ayrıca topraklarının yüzde 90'ı Asya'da bulunan bir  ülkeyi Birliğe katmanın etkileri konusunda endişeli  olduğuna işaret edilen haberde, Rehn'in, "Bu kolay bir  karar olmayacak. Bu Avrupa kamuoyunu bölen bir sorun."  dediği aktarılmaktadır.

            The Times Online gazetesinin internet sayfasında (05/10)  "Türkiye AB Üyeliği ile İlgili Referandum Çağrılarını  Protesto Ediyor" başlığı altında ve Roger Boyes imzasıyla  yer alan bir makalede, Türkiye'nin, bazı ülkelerin, ülkenin  AB üyeliğine ön koşul olarak referandumlar yapılması  yönündeki girişimlerine karşı sert bir protesto başlattığı belirtilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öfkeli  yorumlarının, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik  başvurusuyla ilgili raporunu yayımlamasından önceki  atmosferi ağırlaştırırken, gelecekteki AB görüşmelerinin  güç olacağına işaret ettiğine dikkat çekilen makalede,  kamuoyu araştırmalarının, Türkiye'nin üyeliğinin şu anda  hiçbir büyük AB ülkesinde çoğunluğun desteğini alamayacağını  gösterdiği belirtilmekte, İtalya'da seçmenlerin yüzde 45'i,  İspanya'da yüzde 39'u, Hollanda ve Almanya'da yüzde 34'ü,  İngiltere'de yüzde 33'ü, Polonya'da yüzde 27'si, Portekiz'de  yüzde 17'si ve Fransa'da yüzde 16'sının Türkiye'nin  katılımını desteklediğine işaret edilmektedir. Emnid  Enstitüsü'nün eylül ayında ve Gallup'un haziran ayında  yaptığı kamuoyu yoklamalarının sonuçlarının mevcut durumla  ilgili kesin bir görüntü vermediği vurgulanan makalede,  Erdoğan'ın, "Tüm İslam dünyası -1.3 milyar- Türkiye'nin  AB'ye katılım görüşmelerini yakından izliyor olacak. Olumlu  bir sonucun psikolojik etkisi büyük olacaktır." şeklindeki  ifadesi aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Financial Times Deutschland gazetesinde (05/10)  "Türkiye Serbest Dolaşım Konusunda AB ile Tartışıyor"  başlığı altında ve Thomas Klau/Rainer Koch Benjamin  Dierks-Marina Zapf imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Türk  Hükümeti'nin, Genişlemeden Sorumlu Komiser Günther  Verheugen'in, Türkiye'den kontrolsüz göçü önlemek için AB  üyelik müzakereleri sırasında daimi koruyucu mekanizmaların  pazarlığının yapılması yönündeki planlarına karşı çıktığı  ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ise, "Türkiye için özel  koşullar söz konusu olamaz." dediği belirtilmektedir.  Ankara'nın böylece AB ile muhtemelen şiddetli bir ihtilafa  doğru gittiği ifade edilen yazıda, Verheugen'in, ZDF  televizyonuna yaptığı açıklamada, bugünkü AB ülkelerine,  "Türkiye'den göçü her zaman düzenleme ve sınırlama  imkanını" vermek istediğini söylediği ve Kasım ayından  itibaren AB'nin genişlemesiyle ilgili yetkiyi devralacak  olan Finlandiyalı Komiser Olli Rehn'in de, AB  Parlamentosu'ndaki sorgulama sırasında benzeri görüşü  savunarak, "Daimi koruyucu koşullar düşünmemiz gerekiyor."  dediği aktarılmaktadır. AB'nin, "Türkiye'nin reformları  nasıl sürdürdüğünü görmek için daha güçlü bir denetim  mekanizmasına ihtiyacı olduğunu" belirten Rehn'in, bununla  birlikte AB'nin, üyelik müzakerelerini olumlu sonuçlandırmak  hedefiyle yürütmesi gerektiğini söyleyerek, "Müzakereleri  açarsak ve bu ülke normları yerine getirirse, onu almakla  yükümlüyüz." dediği ifade edilen yazıda, Türkiye'den göçe  karşı daimi bir koruma mekanizması üzerine anlaşmaya  varılmasının, AB içinde bir yenilik anlamına geleceği, çok  sayıda gözlemcinin bunu, AB'nin temel özgürlüklerinin  önemli ölçüde sınırlanması ve Türkiye için ikinci sınıf  üyelik olarak gördüklerine işaret edilmektedir. Verheugen'in,  Türkiye açısından tahrik edici olan bu adımıyla, AB içinde  mevcut Türkiye'nin üyeliği sonrasında yoğun bir Türk göçü  yaşanacağı yönündeki korkuları bertaraf etmek istediği  kaydedilen yazıda, Ankara'nın üyeliği sonrasında koruyucu  koşulların gerçekten de harekete geçirilmesinin, bugünkü  görünüş itibariyle imkansız gibi olduğu, çünkü AB  üyeliğinin muhtemelen ancak 10 ile 15 yıl arasında  gerçekleşeceği vurgulanmaktadır.

            Die Welt gazetesinde (05/10) "Türkiye'ye de Diğer  Ülkelere Olduğu Gibi Muamele Edilmesini Bekliyoruz" başlığı  altında ve Katja Ridderbusch imzasıyla Türkiye'nin AB  Büyükelçisi Oğuz Demiralp ile yapılan mülakata yer  verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır: 

            "SORU: AB Komisyonu muhtemelen Türkiye ile katılım  müzakerelerinin başlatılmasını tavsiye edecek.  Rahatladınız mı? 

            DEMİRALP: Zaten ben de net ve olumlu bir karar dışında  başka bir şey beklemiyordum. Komisyon'un, görüşmelerin  geciktirilmeden başlatılmasını tavsiye etmesini de bekliyorum. 

            SORU: Geciktirilmeden? Bu ne anlama geliyor? 

            DEMİRALP: Bu tam olarak, AB devlet ve hükümet başkanları  tarafından Aralık 2002'de Kopenhag'da yapılan AB zirvesinde  bunun kararlaştırıldığı anlamına geliyor. Daha önceki  ülkelerin AB'ye üyeliği bir takvim çerçevesinde  gerçekleşmekteydi. Bazıları şubat, bazıları ise martta  görüşmelere başladılar. Bu durumda şunu söyleyebilirim: AB,  Türkiye ile 2005 ilkbaharında müzakereler başlayacaktır.  (...) 

            SORU: Türkiye, AB'ye ne zaman girecek? 

            DEMİRALP: Tabii ki üyelik bizim için nihai hedef. Ancak  müzakere süreci de Türkiye için büyük önemde. AB Komisyonu  2013 tarihinden yola çıkıyor. 

            SORU: Türkiye, AB'nin hangi siyasi alanlarına doğrudan  katkıda bulunabilir? 

            DEMİRALP: Askeri alanda Türkiye daha şimdiden net aidat  ödeyenler arasında. Biz AB'nin Makedonya'daki ilk misyonuna  katıldık ve AB, Bosna-Hersek'teki SFOR misyonunu NATO'dan  üstlendiğinde de görev almak istiyoruz. Türkiye AB için bir  yük değil, aksine ekonomik ve siyasi bir kazanımdır."  

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (05/10) "SPD Yönetimi  Schröder'in Türkiye Politikasını Onaylıyor" başlığı altında  ve "ban./ Lt" rumuzlarıyla yayımlanan bir yazıda, SPD Yönetim  Kurulu'nun, AB Komisyonu'nun tavsiye etmesi halinde, Federal  Almanya Hükümeti'nin, Türkiye ile AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin pozisyonunu destekleme kararı aldığı belirtilmektedir. SPD Genel Sekreteri Benneter'in, Yönetim  Kurulu'nun "tamamen ve bütünüyle" Federal Almanya  Hükümeti'nin tutumunun arkasında olduğunu söyleyerek,  "Çizgimiz uzun süredir çok net ve bu partinin tamamı için  geçerlidir." diyerek, partinin tabanındaki tartışmalarda da  bu pozisyonun "geniş ölçüde onay bulduğunu" ifade ettiği  kaydedilmektedir. CDU Genel Başkanı Merkel'in de, CDU  Yönetim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada,  Birlik Partileri tarafından tercih edilen Türkiye ile  "ayrıcalıklı ortaklığa" gidilmesi önerisine bir kez daha  işaret ettiğini söyleyerek, "Gerçi Türkiye'ye 40 yıl önce  AB'ye üyelik perspektifi verildiği doğrudur, ancak AB'nin  o dönemde Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak bugünkünden çok  daha az ölçüde entegrasyona gereksinimi vardı." diye  konuştuğu ifade edilen yazıda, Merkel'in, AB Komisyonu'nun,  Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılması için  "Kopenhag Kriterleri'nin" yerine getirilip getirilmediği  sorusunu cevaplayacağında, bu kriterlere, "AB'nin  entegrasyon gücünün, bir ülkeyi daha alarak zayıf  düşürülmemesi şartının da dahil olduğunun" dikkate  alınması gerektiğini söyleyerek, bu meselede AB'nin  entegrasyon gücünü oldukça tehlikede gördüğünü söylediği  kaydedilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Kurier gazetesinde (05/10) "Kazanç Değil" başlığı  altında ve Avusturya Savunma Bakanlığı'nda stratejik  araştırmalardan sorumlu Erich Reiter imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, Türkiye'nin AB'ye katılım sorusunun artık  yoğun bir tartışma safhasına girdiği ve katılımdan yana  ya da katılıma karşı olan düşüncelerden bağımsız olarak,  Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin, güvenlik politikası ve  strateji açılarından büyük kazançlar sağlayacağından yola  çıkıldığı belirtilmektedir. Türkiye'nin jeostratejik  pozisyonunun ve büyük ordusunun Avrupa'nın daha çok ağırlık  kazanmasına yol açacağı ve Avrupa'ya güvenlik açısından  kazanç sağlayacağının belirtildiği kaydedilen yorumda, böyle  bir argümanın tamamen yanlış olduğu ifade edilmektedir.  Yorumda, Türkiye'nin NATO üyesi olarak, Avrupa-Atlantik  güvenlik sisteminin bir parçası durumunda olduğu ve güvenlik  politikası açısından harekete geçmeye gerek olmadığına  işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin  jeostratejik durumuna gelelim. Türkiye'nin Gürcistan,  Ermenistan, İran, Irak ve Suriye ile sınırı var. Bu ülkeler  ile ilişkiler oldukça sorunlu. Türkiye, azınlık haklarına  anlayış göstermeyen bir ülke ama çok sayıda azınlığa sahip.  Türkiye, İsrail ve ABD ile oluşturduğu stratejik üçgen  sonucu, Orta Doğu'da yalnız bir aktör değil, aynı zamanda da  Orta Doğu'daki sorunlara doğrudan ya da dolaylı olarak  karışmış durumda. Katılım halinde, AB Irak ve İran ile komşu  haline gelecek ve böylece de dünyanın en büyük kriz bölgesine  sınırı olacak. Birlik, Türkiye'nin üye olması sonucu,  amaçladığı gibi Orta Doğu'da tarafsız bir arabulucu değil,  bölgedeki sorunların bir parçası olacak. Türkiye büyük  ölçüde sınır ötesi terörizm ve organize suçların getirdiği  sorunlar ile karşı karşıya ve bu sorunları AB'ye de  taşıyacaktır. Ayrıca ülke, Kafkasya'da ve Orta Asya'daki  nüfuz açısından Rusya ile bir nevi 'doğal rekabet' içerisinde.  Eğer AB, güvenlik politikasında NATO'nun yanında yer alacak  bağımsız bir profil geliştirmek istiyorsa, katılım AB'ye  güvenlik politikası alanında da bir kazanç sağlamayacaktır."

 

            FRANSA BASINI: 

            AFP'nin (05/10) "AB Komisyonu'nun Çoğunluğu Ankara  Karşıtlarının Taleplerini Reddetti" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun çoğunluğunun,  tavsiye raporunun içine, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  somut bir üyeliği öngörmeyebileceğini belirten bir madde  eklenmesini reddettiği ifade edilmektedir. Adının  açıklanmasını istemeyen bir AB yetkilisinin, AFP'ye yaptığı  açıklamada, "Bu birçok komiser tarafından dile getirilen  bir konu oldu" dediği ve komiserler arasında İç Pazardan  Sorumlu Komiser Hollandalı liberal Frits Bolkestein ve  Tarımdan Sorumlu Komiser Avusturyalı muhafazakar Franz  Fischler'in de bulunduğunu belirttiği kaydedilen haberde,  aynı yetkilinin, adlarını vermeden "başka" komiserlerin de  benzer fikirler öne sürdüğünü belirttiği ve "AB Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Günther Verheugen ve komiserlerin  çoğunluğunun buna 'hayır' dediler. Bir müzakereye sonuna  varmak için başlanır." dediği belirtilmektedir. Haberde,  aynı yetkilinin, "Bir müzakerenin sonuna varılmasını ne  engelleyebilir? Türklerin Avrupa müktesebatını, giriş  şartlarını vs. yerine getirmemesi engelleyebilir. Şayet bir  gün Türkler şartları yerine getirirse, o zaman onlara  oynamıyoruz diyemeyiz." açıklamasında bulunduğu  kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter'in (05/10) "Türkiye Avrupa Birliği'ne Üyelik  Girişimi için Özel Şartlar Sunulmasını Kabul Etmiyor"  başlığı altında ve Zerrin Elçi-Marie Louise Moller imzasıyla  yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin  Türkiye'nin üyeliği için özel şartlar öne sürme yönündeki  girişimlerinden duyduğu rahatsızlığın artmakta olduğuna  işaret ettiği ve kendisinin de herhangi bir aday ülke ile  aynı muameleyi görmesi gerektiğini belirttiği  kaydedilmektedir. Avrupa'nın büyük bir Müslüman ülkeyi  bloğa alma konusundaki endişelerinin altını çizen  1 Kasım'da görevi devralacak AB Komisyonu'nun Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, Türkiye'nin insan hakları  konusunda daha fazla izlenmesi gerektiğini, ayrıca olası  bir göçmen akınına karşı daimi bir korumaya ihtiyaç  duyulabileceğini söylediği ve AB kaynaklarından yapılan  açıklamaya göre, üst düzey Komisyon üyelerinin, "Türkiye'nin  açık uçlu müzakerelere başlayabilmek için gerekli kriterleri  yeterli olarak yerine getirdiği" yönündeki raporu genel  olarak onayladıkları, ancak görüşmelerde sıkı koşulların öne  sürülmesinin beklendiği ifade edilen haberde, raporda,  Türkiye'nin reformlar konusunda geri adım atması halinde,  AB'nin görüşmeleri derhal askıya alabileceği yönünde bir  maddenin de yer aldığı, ayrıca AB kurallarının yerine  getirilmesi konusunda daha ısrarcı bir yol takip edileceği,  öte yandan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, basın  mensuplarına yaptığı açıklamada, "Türkiye'ye özel şartlar  ileri sürülmesi söz konusu olamaz. AB'nin Türkiye'yle ilgili  bir şeyi özel bir biçimde askıya alması düşünülemez." dediği aktarılmaktadır.

            The Guardian gazetesinin internet sayfasında (05/10)  "Budalalar! Asıl Sorun Ekonomi" başlığı altında ve Richard  Adams imzasıyla yayımlanan bir makalede, Türkiye'nin AB  üyeliğiyle ilgili tartışmalarda şu ana dek odaklanılan  noktanın, AB'nin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin  katılımıyla nasıl başedeceği olduğu belirtilmektedir.  Analizlerin pek çoğunda gözden kaçırılan noktanın,  Türkiye'nin, AB'ye üyeliği önündeki en büyük engellerden  birinin, Müslüman olması değil, yoksulluğu olduğu belirtilen  makalede, her şeyden önce AB'nin bir ekonomik birlik olması  göz önüne alındığında, Türkiye'nin girişi lehinde ve  aleyhindeki ekonomik savların, ülkenin, İslama bağlılığından  çok daha makul olduğu ve "medeniyetler çatışması" bahsinin  tamamıyla, büyük ölçüde tarım ekonomisine dayalı düşük ve  orta gelirli ülkeler ile sanayileşmiş, müreffeh Batı Avrupa  ülkeleri arasındaki ekonomik çıkarların çatışmasından ibaret  olduğu kaydedilmektedir. Türkiye'nin büyüklüğünün, ekonomik  zayıflığının kolayca giderilemeyeceği anlamına geldiği ifade  edilen makalede, Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerin,  AB'ye girme olasılığını, gelecek 10 yıl içinde Türk  ekonomisini modern sanayileşmiş bir devletin ekonomisine  dönüştürecek sihirli değnek gibi görmemesi gerektiğine işaret  edilen makalede, "Türkiye'nin üyeliğe hazır olmak adına  yapması gereken büyük değişikliklerin, ters teperek durgunluk,  işsizlik ve istikrarsızlığa yol açma olasılığını da unutmamak  gerek. Yanlış zamanlama ve hazırlıksız bir üyelik, Türkiye'nin  kendisi için de oldukça feci sonuçlara gebe olabilir. Tüm  bunlarla, Türkiye'nin AB'ye girişi sadece ekonomik temellere  dayanmalıdır, demiyorum. Ama AB, ülkenin girişiyle ilgili  nihai kararı vermeden önce, Türkiye'nin ekonomik gelişimini  dikkatlice gözlemlemeli ve ülkenin hazırlanmak için gerek  duyabileceği 10-20 yıllık ekonomik yardımlarda da daha etkin  olmalıdır... Türkiye'nin AB'ye girişi, daha zengin AB  ülkelerine büyük bir işçi göçünün habercisi değil. Öte yandan  kalabalık nüfusu ve yoksulluğu göz önüne alındığında, Türkiye  iyi bir hazırlık yapmadan AB'ye girmesi halinde yarardan çok  zarar getirebilir. Bizi en çok İslam değil, Türkiye'nin  yoksulluğu endişelendirmelidir." denilmektedir.

            Reuter'in (05/10) "Hollanda: Vatandaşların Türkiye  Konusundaki Korkularına Kulak Verin" başlığı altında ve  Emma Thomasson imzasıyla yer verdiği bir haberde, AB Dönem  Başkanlığı adına konuşan komisyon üyesi Hollanda'nın Avrupa  İşleri Bakanı Atzo Nicolai'nin, Avrupalı hükümetlerin,  vatandaşlarının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması  halinde bir göç dalgası yaşanacağına ilişkin korkularını  yatıştırmak için daha fazlasını yapması gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Hollanda'nın Avrupa İşleri Bakanı Atzo  Nicolai'nin, Birliğin 25 üye ülkesinden mevkidaşları ile  Amsterdam'da yapacağı bir toplantı öncesinde yaptığı basın  toplantısında, "Bu tür önemli kararlar için halkın taahhüdüne  ve desteğine ihtiyacımız var. Halkımızın endişeleri konusunda  bir şeyler yapmak zorundayız." dediği belirtilen haberde,  Hollanda'nın aralık zirvesi kararına hazırlanırken Türkiye'ye  ilişkin kamuoyu endişelerine kulak vereceğini söyleyen  Nicolai'nin, "Aralık ayında, sürdürülebilir bir karar almanın sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. En büyük endişe  kaynaklarından biri, Türkiye'den gelecek kişilerin serbest  dolaşımı. Eğer konu buysa o zaman biz politikacılar olarak  bunu ciddiye almak zorundayız." dediği ve Hollanda'da yapılan  bir kamuoyu yoklamasının, Hollandalıların çoğunun Türkiye'nin  üyeliğine karşı olduğunu gösterdiği ifade edilmektedir.

            Reuter'in (05/10) "Prodi: Türkiye İçin Özel Şartlar  Konulmayacak" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa  Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin yaptığı açıklamada, Avrupa Komisyonu'nun açıklayacağı kararında Türkiye için özel şartlar konulmayacağını belirttiği kaydedilmektedir. Prodi'nin  Reuters'a yaptığı açıklamada, Türkiye'ye geçmişteki tüm AB  adayları için geçerli olan standartların uygulanacağını  söyleyerek, "Tedbir yanlış kelime. Türkiye'nin üye olması  halinde herhangi bir başka üye devlet gibi olacağından emin  olmak zorundayız." dediği belirtilen haberde, Dışişleri Bakanı  Abdullah Gül'ün Türkiye için özel şartlar konulmasına karşı  yaptığı uyarıyla ilgili soru karşısında Prodi'nin, AB'ye tüm  eski katılımlarda insan hakları ihlallerini önlemek için,  üyelik görüşmelerinde bir "imdat freni" imasının bulunduğunu  söyleyerek, "İnsan haklarına saygı gösterildiğinden emin olmak  zorundayız. Diğer tüm müzakerecilere olduğu gibi Türkiye'ye de  tavrımız bu şekildedir." dediği, Komisyon'un Türkiye için özel  bir "imdat freni" oluşturup oluşturmadığına ilişkin bir soru  üzerine ise Prodi'nin, "Yaptığımız tüm müzakerelerde açıkça  oluşturulmuş imdat frenleri olduğunu mu düşünüyorsunuz? Mayıs  ayında AB'ye katılan 10 aday ülkelerden biri insan haklarına  aykırı bir şey yapsaydı, müzakerelerimizi durdurmayacağımızı  düşünebilir misiniz?" diye sorduğu kaydedilmektedir.         

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (05/10) "AB Vasıtasıyla  Yakınlaşma" başlığı altında yayımlanan başmakalede, AB  Komisyonu'nun Türkiye'nin Avrupa yönelimine ilişkin  raporunun açıklanmasının, sadece Ankara'da değil,  Atina'da da büyük ilgiyle beklendiği kaydedilmektedir.  Yunan dış politikasının son yıllarda Türkiye'nin Avrupa'ya  bağlanmak yönündeki çabalarını desteklemek konusuna öncelik  tanıdığı ve hatta birçok durumlarda Yunanistan'ın, "ihtiyar  kıta"nın diğer ülkeleri tarafından kuşkulu veya reddeden bir  tavırla yaklaşılmakta olan Türkiye'nin Avrupa yönelimini en  sıcak şekilde savunan ülke olarak ortaya çıktığı vurgulanan  başmakalede, Ankara'nın üyelik hedefine ulaşması için kat  etmesi gereken yolun uzun ve yokuşlu olduğu ifade edilmekte  ve "açıklanacak olan rapor ve aralık ayı ortalarında AB  Konseyi tarafından alınacak olan karar, sadece bu uzun yolun  başlangıcını oluşturacak. Bu başlangıç Türkiye için olumluysa,  Ankara'nın, ihtiyatlı da olsa, Yunanistan ile daha yoğun bir  yakınlaşma politikası uygulamasını gerektirecek ve elbette,  gerginliğe geri dönüş marjları bırakmayacak. Türkiye'nin  önündeki yokuş, onu Yunanistan'a karşı düz yolda yürümeye  zorluyor." denilmektedir.

 

 

                                     ESKI SAYILAR