13.10.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

    

     ANKARA, 13/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12 Ekim 2004 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:  

            Die Welt gazetesinde (12/10) "Merkel ve Stoiber Türkiye  Eylemini Destekliyor.. Hıristiyan Birlik Partileri Yöneticileri  AB Üyeliğine Karşı İmza Toplama Kampanyası Başlatmak İstiyor...  Parti İçinde Direniş" ve "A.G./ped/nik" rumuzlarıyla yayımlanan  bir yazıda, CDU lideri Merkel'in ardından CSU lideri Stoiber'in  de imza kampanyası fikrini destekleyerek, "mantıklı bir düşünce"  dediğine işaret edilmekte, ancak plana CDU/CSU grubunun bazı politikacılarının çekinceyle yaklaştıkları belirtilmektedir.   Federal Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Volker  Rühe'nin, "umarım CDU yönetimi bu planlardan kısa sürede  vazgeçer." ifadesine yer verilen yazıda, CDU dış politika  uzmanı Ruprecht Polenz'in "yanlış yoldan" söz ettiğine,  Federal Parlamento Avrupa Komisyonu Başkanı Matthias  Wissmann'ın (CDU) ise "olayın uygunsuz bir şekilde duygusallaştırılmasından" kaçınılması uyarısında bulunduğuna  dikkat çekilmektedir. Yazıda, çifte vatandaşlığa karşı imza  toplama kampanyasının fikir babası olan Hessen Eyaleti  Başbakanı Roland Koch'un da, aynı Parlamento Grubu Başkan  Vekili Wolfgang Schaeuble gibi planla ilgili çekimser  açıklamalar yaparak, "İmza kampanyası zamanı geldiğinde  yapılmalıdır, ama bu kesinlikle önümüzdeki dört hafta içinde  olmamalıdır" ifadesine yer verilirken, genel anlamda böyle  bir kampanyaya karşı olmayan Schaeuble'nin ise "Şu an  öncelikli olan AB'nin Türkiye ile olası müzakereleri sonu  açık bir şekilde sürdürmesidir." sözlerine yer verilmektedir.

            Aynı gazetede (12/10) "Yeşiller Lideri Roth: Merkel ve  Stoiber Birer Kundakçıdır" başlığı altında yayımlanan bir  yazıda, hükümet partileri SPD ve Yeşiller'in, Hıristiyan  Birlik Partileri'nin, Türkiye'nin üyeliğine karşı imza  toplama planlarını sert bir dille eleştirdiklerine değinilerek,  eylemi "bayağı" diye niteleyen Yeşiller Genel Başkanı Claudia  Roth'un, "Birlik Partileri'nin sorumsuzca bir tahrik  stratejisi" yürüttüğünü ve "siyasi kundakçılar" diye  tanımladığı Merkel, Stoiber ve Glos'u dış çemberdeki  sağcıların ekmeğine yağ sürmekle suçladığına işaret  edilmektedir. Merkel'in dış politikadan diskalifiye  edildiğini söyleyen Yeşiller Parlamento Grubu Başkanı  Krista Sager'in, böyle bir eylemin "Türklere karşı savaş  ilanı" anlamına geleceği ve yabancı düşmanlığını  körükleyeceğini söylediğine yer verilen yazıda, Dışişleri  Bakanı Fischer'in ise, Birlik Partileri'ni, Almanya'nın  Türkiye ile ilişkilerini tehlikeye atmakla suçlayarak,  "CDU/CSU ne kadar ileri gideceğini bilmesi gerekir, zira  bu eylem büyük dış politik zarara yol açacak." dediği  belirtilmektedir. SPD Genel Sekreteri Klaus Benneter'in,  imza kampanyasının kararlı bir direnişle karşılaşacağını  söylediğine işaret edilen yazıda, en şiddetli eleştirinin  ise, "Bu, Türkiye ve Almanya'da yaşayan Türklere karşı  savaş ilanıdır." açıklaması yapan Almanya Türk Toplumu  Başkanı Hakkı Keskin tarafından yapıldığı kaydedilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (12/10) "Merkel Her  Türlü Olasılığı Açık Tutuyor" başlığı altında ve Karl  Feldmeyer imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hessen'in şu  anki Başbakanı Roland Koch'u iktidara taşıdığı gibi,  "Irak savaşına hayır" diyerek Başbakan Schröder'in de  2002 yılında yeniden seçilmesini sağlayan, Alman iç  politikasına 1999'dan beri yerleşmiş olan "imza kampanyası"  kavramının, sadece Hıristiyan Birlik Partilileri'nin değil,  diğer partililerin de karşı olduğu Türkiye'nin AB üyeliğinin  engellenmesi için bir araç olarak kullanılmak istenmesinin  oldukça anlaşılır olduğuna işaret edilmektedir. Merkel'in  açıklamalarından, Glos'un ortaya attığı fikri, Başbakan  Schröder'e 17 Aralık'taki zirvede, "Türkiye ile katılım  müzakereleri sonu açık yapılsın" dedirtmek için siyasi bir  baskı aracı olarak kullanabileceğinin ve böylece Birlik  Partileri'nin Ankara'ya önerdiği "ayrıcalıklı ortaklığın"  pekala gündeme gelmesini umut ettiğinin anlaşıldığına  işaret edilen yazıda, Merkel'in Türkiye'nin üyeliğine  karşı imza kampanyasıyla ilgili hamlesinin sadece, CSU  yönetimi ile yaşanan sağlık reformuna ilişkin gerginliğin  tırmanmasını engellemek için başvurulmuş bir taktik de  olabileceğinden söz edilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (12/10) "Türkler,  Hıristiyan Birlik Partileri'ni Kışkırtma Kampanyası  Yapmaması için Uyarıyor" başlığı altında yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı imza toplama  kampanyası başlatma fikriyle öfkeleri üzerine çeken  Hıristiyan Birlik Partileri'ne, tüm kesimlerden eleştiri  geldiği belirtilmektedir. CDU'nun Kuzey Ren Vestfalya  Eyalet Teşkilatı Başkanı Jürgen Rüttgers ve Berlinli  partidaşı Joachim Zeller'in konuyla ilgili olarak "Bu tür  bir oylama yanlış sinyal olarak anlaşabilir." açıklamasına  yer verilen yazıda, Almanya Türk Toplumu'nun ise Merkel'e  gönderdiği mektupta, böyle kampanyalar "Halkı Türklere ve  Türkiye'ye karşı kışkırtmaktan ve aşırı sağcıların  değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz."  ifadesini kullandıklarına işaret edilmektedir.

            Berliner Zeitung'da (12/10) "Kendi Sıralarında  Direniş" başlığı altında ve "jöm" rumuzuyla yayımlanan  yazıda, CDU/CSU'nun Türkiye'nin olası AB üyeliğine karşı  imza toplama planının geniş ölçüde tepkiyle karşılaştığına  değinilmekte, bu bağlamda Dışişleri Bakanı Fischer'in  "Almanya, İslam dünyası ile iyi ilişkilere ilgi duyuyor"  açıklamasına yer verilmektedir. Yazıda ayrıca, CDU  Alman-Türk Forumu Başkanı Bülent Arslan'ın, AB üyeliğine  karşı başlatılacak bir imza kampanyasının, 1999 yılında  Hessen'de çifte vatandaşlığa karşı gerçekleştirilen imza  kampanyasından çok daha vahim sonuçları olacağına dikkat  çekerek, böyle bir girişimin, Almanya'da yaşayan Türklere  uzun yıllar zarar vereceğini söylediği belirtilmektedir.

            Die Tageszeitung'da (12/10) "Birlik Partileri Zehir  Saçıyor"  başlığı altında ve Cosima Schmitt imzasıyla  yayımlanan, "Bir parti Türkiye nefreti ve kin duygusu  uyandırarak seçmen oyu avcılığına çıkabilir mi?" sorusuyla  başlayan yazıda, Almanya'nın Birlik Partileri'nin, halkın  imzasıyla Türkiye'nin AB üyeliği hakkında karar vermesi  önerisiyle karşı karşıya kaldığına işaret edilerek, Merkel  ile Stoiber'in desteklediği bu fikre gerek hükümet, gerek  FDP gerekse Birlik Partili çok sayıda politikacının karşı  olduğu belirtilmektedir. Yazıda, Türk Hükümeti'nin imza  kampanyasını "yanlış tartışma" diye nitelediğine,  Berlin'deki Türkiye Büyükelçisi'nin ise "tırmandırılan  kampanya"dan söz ettiğine işaret edilmektedir.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (12/10)  "Türkiye AB ile Verheugen'in Raporu Üzerine Tartışıyor"  başlığı altında ve Rainer Koch-Heimo Fischer imzalarıyla  yayımlanan bir yazıda, Türkiye ile AB arasında, ülkenin  muhtemel üyeliği konusunda tartışma tehlikesinin belirdiği  ifade edilmektedir. Türk Hükümeti'nin bir sözcüsünün AB'den,  Genişlemeden Sorumlu Komiser Günther Verheugen tarafından  hazırlanan raporun değiştirilmesini istediği ve AB'nin  müzakereleri "açık uçlu" olarak yürütmek istemesini ve  serbest dolaşım için süresiz sınırlama öngörmesini  eleştirdiği kaydedilen yazıda, 17 Aralık'ta yapılacak  AB zirvesine kadar raporda sonradan bir değişiklik  yapılmasının olası görünmediği, ancak Ankara'dan yapılan  açıklamaların, Türkiye ile AB arasındaki havayı  bozabileceği öne sürülmektedir. Fransa Cumhurbaşkanı  Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin katılım müzakerelerini  veto etmekle tehdit ettiği belirtilen yazıda, ülkesinin  her zaman bu kararı engelleyebilecek durumda olduğunu  söyleyen Chirac'ın, "O andan itibaren müzakereler durur;  yani tamamen özgürüz" diye konuştuğu ve bu açıklamasıyla,  Türkiye'nin katılımına karşı Fransa'da giderek artan  çekinceleri hesaba kattığı ifade edilmektedir. Yazıda,  sertlik yanlısı olarak bilinen Kıbrıs Rum lideri Tassos  Papadopulos'un ise, üyelik müzakerelerinin kabul edilmesine  ön koşul olarak Ankara'dan, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını  isteyerek, "Küçük bir ülke için kolay olmasa da, veto  hakkımızda ısrarlıyız." dediği belirtilmektedir.

           

            AVUSTURYA BASINI: 

            Der Standard gazetesinde (12/10) "Anlaşılır Gibi  Değil" başlığı altında ve Alexandra Föderl Schmid  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, SPD'nin Dış Politika  Sözcüsü Gernot Erler'in, SPÖ'nün Türkiye politikasını  anlamakta zorluk çektiği belirtilmektedir. Erler'in,  Standard ile yaptığı söyleşide, Avusturya'daki sosyal  demokratların Türkiye'nin AB'ye katılımına karşı  olmalarını anlayıp anlayamadığı sorusuna, "Bunu pek iyi  anlayamıyorum. Avusturya'nın da Türkiye'nin 15 yıl kadar  sonra katılım anında bambaşka bir Türkiye olacağını ve  katılımın zarardan çok yarar getireceğini bilmesi gerekirdi.  Avusturya'da da yaklaşık 135 bin Türk yaşıyor, bu da  Türklere sırt çevirmemek için iyi bir argüman sayılır."  dediği belirtilen yazıda, Erler'in, SPÖ yönetiminin  izlediği çizgiyi anlayıp anlayamadığı sorusunu da, "Ben  farklı bir çizgi izliyorum." şeklinde cevapladığı ifade  edilmekte ve Parlamento Grubu Başkan Yardımcısı olan  Erler'in, "Bizde de Türkiye'nin AB'ye katılımını prensipte  reddeden kişiler var. Ama SPD'nin rotasını değiştirmek  isteyen bir güç yok" şeklinde sözlerine devam ettiği  kaydedilmektedir.

            Die Presse gazetesinde (12/10) "Türkiye: Avrupa için  Bir Şans" başlığı altında ve Prof. Stefan Karwiese imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Avrupa,  Türkiye'nin katılımıyla muazzam bir şans kazanabilir.  Türkiye bütün şom ağızlılara rağmen, bizden farklı olmayan  işleyen bir demokrasiye sahip. Her şey 20.yüzyılın belki de  en önemli devlet adamı olan Kemal Atatürk'ün Osmanlı  İmparatorluğu'ndan geri kalan çeşitli etnik köklere sahip  bir topluma sosyal demokrat bir anayasanın yanı sıra Avrupa  yolunu da göstermesiyle başladı. Bunun korunması için de  orduyu başına 'bekçi' dikti. Bu önlem belki de bugün  Avrupalılar tarafından pek hoş karşılanmıyor olabilir...  Bugün Türkiye'nin bir zamanlar Osmanlı ve hala da Müslüman  olduğu için hiçbir zaman Avrupalı olamayacağını iddia  edenlere şunu söylemek gerekir: Bu ülke daha Avrupa ortaya  çıkmadan Avrupa'ydı... Türkiye'nin doğusundaki gelişmeler  son derece endişe verici: Tüm bölgenin dengesinin bozulması  ve Avrupa'yı farklı bir boyutta tehdit etmesi söz konusu.  Bunun için güçlü bir kalkana ihtiyaç var, ki AB'ye bağlanmış  bir Türkiye bu görevi muhtemelen daha iyi yerine getirebilir.  Burada dikkat edilmesi gereken bir şey daha var: Etnik  yakınlıkları, lisan benzerlikleri ya da dini kimlikleri  açısından Türkiye'nin bir nevi merkez oluşturmasını uman  ülkeler yıllardan beri Ankara'nın çevresinde dolaşıyor.  Yakın geçmişinde muazzam bir ilerleme kaydeden bir  Türkiye'yi akrabaları kuşkusuz ki daha da çekici bulacaktır.  Arzusunun geri çevrilmesi sonucu Avrupa'nın kendisine ihanet  ettiğini düşünen bir Türkiye sonunda bu çağrıya uyup, 'büyük  Türkiye' olmak isteyebilir. O zaman Avrupa'nın bir cephesi  gerçekten açık kalabilir."

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (12/10) "Ankara ile Müzakereler... Kıbrıs Avrupa  Zirvesinde Türkiye'yi Veto Etmeyecek" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Ankara'daki Avrupa kaynaklarından  yapılan açıklamada, Kıbrıs Rum yönetiminin, Avrupa Birliği  yetkililerinin aralık zirvesinde Türkiye ile üyelik  müzakerelerinin başlatılmasını veto etme "tavrında  olmadığının" ifade edildiği belirtilmektedir. Adının  açıklanmasını istemeyen bu kaynağın, Avrupa Komisyonu'nun  Ankara ile müzakerelerin başlatılması tavsiyelerine "Kıbrıs  hayır deme tavrında değil." dediği ifade edilen haberde,  17 Aralık zirvesinde ve eğer başlatılırsa müzakereler  sırasında diğer bütün AB üyesi ülkeler gibi Kıbrıs'ın da  veto ve görüş bildirme hakkı olduğunu belirten kaynağın,  yine de 17 Aralık toplantısının gündeminde Kıbrıs  meselesinin yer almayacağında ısrar ettiği kaydedilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KİPE) internet sayfasında  (11/10) "Kıbrıs'ın Askerden Arındırılması Konusunda Dışişleri Bakanlığı'nın Açıklaması" başlığı altında yer alan bir haberde,  Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin AB üyeliği yönünde raporu  ve önerisine ilişkin Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanlığı  tarafından yayımlanan açıklamada, AB'nin, Türk ordusunun  adadan tamamen ayrılmaları ve en kısa zamanda Kıbrıs'ın  askerden arındırılmasına destek vermesi gerektiği, ayrıca  Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye'den Kıbrıs'a karşı tutum  ve davranışını acilen gözden geçirmesini beklediği  kaydedildiği ifade edilmektedir. Haberde, Dışişleri  Bakanlığı açıklamasında, "Türkiye tarihinin bu önemli  virajında Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti ve halkı, bölgesel  istikrarın yanı sıra iki ülke ve halkın refahı ve gelişiminin  yararına, Türk halkının yanında olmayı arzu ediyor. Geçmişi  geride bırakarak ve ortak bir Avrupai gelecek inşa ederek  yeni bir döneme girebilmemiz için bu fırsatı yakalayıp  yakalamamak Türkiye'ye kalmış. Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyesi  sıfatıyla tüm haklarını koruyarak Türkiye'den, gelecek  aralıktaki AB Zirvesi'nden çıkacak karara yardımcı olmak  üzere somut önlemler alacağının samimi ümidi ve beklentisi  içindedir." denildiği belirtilmektedir.  

 

            İNGİLTERE BASINI:  

            Reuter'in (12/10) "Fransa Parlamentosu Türkiye'nin AB  Girişimini Görüşmeye Hazırlanıyor" başlığı altında ve  Timothy Heritage imzasıyla yer verdiği bir haberde, Fransa  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın bunun Ankara'nın adaylığına  karşı derin bir düşmanlık göstereceğine ilişkin endişelerine  rağmen Fransa Parlamentosu'nun Türkiye'nin AB'ye katılım  girişimi konusunda bir tartışma yapmaya hazırlandığı  belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'ye üyelik girişimine  karşı olan milletvekillerinin baskısı altında Başbakan  Jean-Pierre Raffarin'in müzakerelerin yapılmasına yeşil  ışık yaktığı, ancak bazı milletvekillerinin talep ettiği  üzere, konuya ilişkin herhangi bir oylama yapılacağından  söz etmediği belirtilen haberde, AB'ye katılması 10 yıldan  önce mümkün görünmese de söz konusu tartışmanın, Fransa'nın  Türkiye'nin katılımına yönelik muhalefetini sertleştirebileceği  ve Chirac'ın Ankara'nın girişimine verdiği desteği yeniden  gözden geçirmesi için baskıyı artırabileceği ifade edilmekte,  ancak Chirac'ın fikrini değiştirmesinin olası görünmediği ve  AB liderlerinin Ankara konusunda karar vermek için aralık  ayında toplandıklarında, göz ardı edilmesi çok daha zor  olabilecek -Türkiye'nin üyeliğine karşı- bir oylama  yapılması riskini önlemiş göründüğü kaydedilmektedir.  Hükümetten yapılan bir açıklamada, "Türkiye'nin AB adaylığı  konusunda bir tartışma yapılmasına imkan tanımak için,  Başbakan'ın isteği üzerine, Ulusal Meclis Başkanı'na  gündemi düzelten bir mektup gönderildi" denildiği ifade  edilen haberde, Chirac'ın, iktidardaki kendi muhafazakar  partisi UMP'nin bazı üyeleri de dahil, Türkiye'nin  katılımına karşı olan milletvekillerinin baskısı altında  bir tartışmanın önünü açtığı ve böylece bir risk aldığı,  çünkü söz konusu tartışmanın, onun Türkiye konusundaki  izolasyonunu artırabileceği vurgulanmaktadır.

            Financial Times gazetesinin internet sayfasında (12/10)  "Kıbrıs Türkiye'nin AB Üyeliğini Veto Edebilir" başlığı  altında ve Daniel Dombey-Andreas Hadjipapas imzalarıyla  yer alan makalede, Kıbrıs Rum lideri Tassos Papadopoulos'un,  Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini veto edebileceğini  açıkladığı belirtilmektedir. Türkiye'nin AB ile üyelik  görüşmelerine başlayıp başlamamasına dair bir kararının  verileceği 17 Aralık AB zirvesi öncesinde, Ankara'dan bazı  imtiyazlar elde etme niyetiyledir ki Papadopoulos'un,  Kıbrıs'ın görüşünü, zamanı gelene dek saklı tutacağını  söylediği ve bunun, Lefkoşa'nın, görüşmelerin başlamasını  veto etmeyeceğine dair verdiği güvenceyle çeliştiğine  işaret edilen makalede, bununla birlikte AB içindeki  Türkiye yandaşlarının, Ankara'nın aralık ayındaki zirvede  görüşmelere başlama iznini koparacağından emin olduğu  belirtilmektedir. Ülkesinin veto hakkını, "elimizde  tuttuğumuz bir silah" diye niteleyen Papadopoulos'un,  "Aralık ayında tavrımızın ne olacağını şimdiden söylemek  ne güvenli bir taktiktir ne de akıllıca olur. Tartışmaların  ve görüşmelerin ardından uygun zamanda kararımızı vereceğiz."  dediği ifade edilen makalede, Lüksemburg'taki AB zirvesinde  Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun,  Kıbrıs'ın taleplerini açıkladığı ve hükümetinin Kuzey  Kıbrıs'ta bulunan 36 bin Türk askerinin sayısının  azaltılmasını, gemilerinin Türk limanlarına yanaşmasına  izin verilmesini ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü  ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü gibi uluslararası  örgütlere üyeliğini istemeyen Türkiye'nin bu tutumundan  vazgeçmesini istediğini söylediği, AB dışişleri bakanları  toplantısında da, Yunanistan'ın, Kıbrıs'ın görüşlerini  desteklediği vurgulanmaktadır.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            NZZ am Sonntag gazetesinde (10/10) "İsviçre'nin  Kazanacak Olduğu Kadar Kaybedecek de Çok Şeyi Var" başlığı  altında yayımlanan AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile  yapılan mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler  yer almaktadır: 

            "SORU: AB, on yeni üyeyi kabul etmişti ve şimdi de  Komisyonunuz Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını  tavsiye etti. AB, bu işin üstesinden gelebilecek mi? 

            PRODİ: Beş yıl önce bugün, on yeni üye ülkeyi kabul  edeceğimizi söyleseydim bana deli derlerdi. Genişleme barış  ve istikrar için kaçınılmaz. Demokrasinin başarılı bir  şekilde ihraç edilmesi için yegane yol bu. 

            SORU: Genişleme, başarınızın bir kurbanı olabilir.  Daha kapıda kimler bekliyor? 

            PRODİ: Karar çok açık, Bulgaristan ve Romanya ve özel  durumu olan Türkiye'den sonra Balkan ülkelerine kapıyı açtık.  Daha sonra da kapı kapanacak. (...) 

            SORU: Ama Türkiye sadece büyüklüğü ile bile diğer yeni  üye olanlarla kıyaslanamaz.  

            PRODİ: Müzakereler çok zaman alacak. Yeni bir şey daha,  ek şartlar söz konusu ve Türkiye yükümlülüklerini yerine  getirmediği takdirde görüşmeler askıya alınabilir. 

            SORU: Kötümserler, Türkiye'nin üyeliğinin AB'ye zarar  vereceğinden korkuyorlar. 

            PRODİ: Bazı koruma mekanizmaları olacak, mesela üye  ülkelere kitlesel göçlerin önlenebilmesi için. 10-15 yıl  sonraki üye Türkiye'nin durumu da bugünkü gibi olmayacak.  AB de değişecek. (...) 

            SORU: Türkiye tartışmaları, AB anayasası referandumlarının sonuçlarını olumsuz etkileyebilir. 

            PRODİ: Umarım etkilemez. Ama tehlike var tabii. Zira  Türkiye'nin üyeliği oldukça duygusal bir sorun. Ben bu iki  konuyu daima ayırmak istemişimdir. Gerçi hepimiz şunu  biliyoruz ki, referandumlarda vatandaşların önlerine sunulan  konu üzerine görüş bildirmekten ziyade, hükümetleri lehine  veya aleyhine karar verme eğilimleri daha ağır basıyor."

 

            İTALYA BASINI:  

            Corriere delle Sera gazetesinde (12/10) "Berlin'den  Paris'e AB İçinde Türkiye'ye Karşı 'Hayırlar' Artıyor"  başlığı altında ve Paolo Valentino imzasıyla yayımlanan  bir haberde, Almanya'daki Hıristiyan demokrat muhalefetin  bölündüğü ve tartıştığı belirtilmekte ve her dört Fransızdan  üçünün karşı görüşte olduğunu ortaya koyan anket tarafından  alarma geçirilen Paris hükümetinin de frene bastığı ve her  türlü olası kaçış yolunu açık bıraktığı öne sürülmektedir.  Avrupalı bir Türkiye perspektifinin, Birliğin iki büyük  ülkesinin siyasi manzarasını alt üst ettiği belirtilen  haberde, Türkiye'nin üyeliğinin, Ankara ile müzakerelerin  resmen başlatılması kararı arifesinde Fransa ve Almanya'nın  yönetim kademesi ile kamuoyundaki hassas noktalara dokunarak  "patlayıcı potansiyelini" doğruladığı kaydedilmektedir.  Türk meselesinin Paris'te de gerek sosyalistleri, gerekse  Chirac taraftarı sağı bölerek polemiklere neden olduğu ve  Türkiye'nin üyeliği konusunda referanduma gidilmesi fikrini  ortaya atan Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarının ardından,  merkez sağın liderlerinden Francois Bayrou'nun, Türkiye  konusundaki parlamento oturumu perspektifinde, bu konuda  gelebilecek bir veto varsayımı da dahil olmak üzere,  "hiçbir çözümün bir kenara bırakılmaması gerektiğini"  ifade ettiği ifade edilen haberde, bu durumda kişisel  olarak daima Türkiye'nin üyeliğinden yana olduğunu dile  getirmiş olan Cumhurbaşkanı Chirac'ın, Parlamento'nun  iradesine uyacak ya da ona karşı hareket etmek durumunda  kalacağına işaret edilmektedir.

            Il Sole 24 Ore gazetesinde (10/10) "Prodi Komisyonunun  Dış İlişkiler Sorumlusu Chris Patten: Avrupa, Türkiye ile  Daha Kuvvetli" başlığı altında ve Adriana Cerretelli  imzasıyla, AB Komisyonu'nun Dış İlişkilerden Sorumlu  Komiseri Chris Patten ile yapılan bir mülakata yer  verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu  ifadeler yer almaktadır:  

            "SORU: Siz daima Türkiye'nin AB'ye katılmasından yana  oldunuz. Neden? 

            PATTEN: Herşeyden önce de jeostratejik olmak üzere,  birçok nedenden ötürü... Tarihsel olarak ABD, Türkiye'nin  AB'ye katılmasının en hararetli destekçisi olmuştur. Umarım,  Türkiye üye olduğu zaman da böyle düşünmeyi sürdürür, çünkü  onun katılması Avrupa'yı -eşi benzeri görülmemiş bir şekilde-  bölgede, Orta Doğu'da, Kafkaslarda ve Orta Asya'da daha da  önemli bir aktör haline getirecektir. Nitekim Türkiye,  büyük bir askeri güç olarak ve bölgesel bir dünya vizyonuyla  büyük bir ülkedir. Avrupa, Amerika ve İslam Dünyası arasında  bir medeniyet çatışmasından kaçınılmasına da katkıda  bulunacaktır. Bu nedenle de Avrupa için daima evrensel bir  rol aramış olan Fransa'da Türkiye'nin üyeliğine karşı  çıkanların var olması paradoksaldır.  (...)  

            SORU: Ankara ile müzakerelerde, Avrupa Anayasası'nın  onaylanmasına yönelik Fransız referandumunun (ama sadece  bu da değil) suç ortaklığıyla, bir erteleme yaşanmasından  endişe duymuyor musunuz? 

            PATTEN: Referandumlardan nefret ederim çünkü popülist  bir silahtır. Hitler ve Mussolini zamanında oldukça popülerdi.  Halk kendini bir referandumda ifade ettiğinde, nadiren  pusuladaki soruyu yanıtlar; hükümetin, cumhurbaşkanının  aleyhinde veya lehinde oy kullanır... Avrupa Anayasası'nın  onaylanması aşamasında Fransa'da süren tartışmanın Türkiye  konusunda bir başka referanduma dönüşmesi saçma olur.  Ayrıca benim ülkemde referandumlar hiçbir zaman güçlü  hükümetler tarafından önerilmemiştir."

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            To Vima gazetesinde (12/10) "Atina ve Lefkoşa'dan  Ankara'ya Şartlı 'Evet'" başlığı altında ve M. Spinthurakis  imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Lüksemburg'ta  yapılan AB dışişleri bakanları toplantısına katılan  Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in, Türkiye'nin AB  talepleri doğrultusunda hareket etmesi şartıyla,  Yunanistan'ın Türkiye'nin AB yönelimini desteklediğini  yinelerken; Kıbrıs temsilcisinin, Ankara'nın "Kıbrıs  Cumhuriyeti'nin" resmen tanınması talebini bir kez daha  ve etkin bir şekilde ortaya koyduğu belirtilmektedir.  AB dışişleri bakanları toplantısında, AB Komisyonu'nun  AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması  yolunda aldığı kararın gündeme geldiği kısa süre içinde  Dışişleri Bakanı Molivyatis'in, Türkiye'nin AB yönelimini  Yunanistan'ın desteklediğini ve dolayısıyla AB Komisyonu'nun  ilgili önerilerini Yunanistan'ın olumlu karşıladığını  belirttiği ifade edilen haber-yorumda, Molivyatis'in aynı  zamanda Türkiye'nin, ordu-siyasi iktidar arasındaki ilişki  başta olmak üzere, azınlık haklarının tanınması, din  özgürlüğü gibi konularda ülke içinde adımlar atması  gerektiğini ifade ettiği ve Türkiye'nin Kıbrıs dahil olmak  üzere, komşularıyla iyi ilişkiler içerisinde bulunduğunu  vurguladığı kaydedilmekte ve öte yandan Kıbrıs Rum Kesimi  Dışişleri Bakanı Yakovu'nun özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  resmen tanınması talebi üzerinde durduğuna işaret edilmektedir.

            Kathimerini gazetesinde (12/10) "Eğer Lefkoşa..."  başlığı altında ve Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması için  yolun açıldığı, ancak Günther Verheugen, bir süre önce yapmış  olduğu "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" Türkiye tarafından tanınmasının,  "üyelik müzakerelerine ilişkin tarihin verilmesi için 'önşart' oluşturmadığı" şeklindeki açıklamasının rotasında hareket  etmeye devam ederek, Kıbrıs konusuyla ilgili bazı şartların  raporuna dahil edilmesini ısrarla reddettiği ifade edilmektedir.  Yorumda şöyle denilmektedir: "AB Komisyonu'nun Genişlemeden  Sorumlu üyesi rotasını değiştirmek zorunda kaldı. Ancak,  Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımamakla kalmadılar, AB  kanunlarına da uyum sağlamadılar ve Kıbrıs ile gümrük birliği  protokolünü imzalamadılar. Türkler, zevahiri kurtarmak  amacıyla, konuya ilişkin bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde  Kıbrıs'tan söz etmekle yetindiler. Bunun dışında, Türkler  Kıbrıs aleyhindeki davranışlarını sürdürmeye devam ediyorlar;  bir dizi uluslararası örgütte Kıbrıs aleyhinde veto haklarını kullanıyorlar, Kıbrıs'ın sivil uçaklarının Türk hava sahası  üzerinden geçmesini ve Kıbrıs'ın ticaret gemilerinin Türk  limanlarına yanaşmasını yasaklıyorlar. Bütün bunları, aralık  ayında üyelik devresine girmek için mücadele ettikleri  sıralarda, Türk talebinin de gerçekleşmesi için Lefkoşa'nın da  'evet' demesinin gerekli olduğunu bilmelerine rağmen yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Papadopulos Türkiye'nin Avrupa yönelimini  engellemek niyetinde değil. Ancak, üyelik müzakerelerinin  başlaması konusunun görüşülmesi ve Ankara'nın bir AB üyesi  ülkeyi tanımamış olması mümkün değildir. Türkiye, Kıbrıs  Cumhuriyeti'ni aralık ayına kadar tanımazsa, Lefkoşa veto  hakkını kullanmak olasılığını ciddi bir şekilde düşünmek  zorundadır... Lefkoşa şimdiden, aralık ayında Türkiye'nin  üyelik müzakerelerine başlamasına 'evet' demesi için önce  Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni resmen tanımasının önşart  oluşturduğunu net bir şekilde söylerse acaba ne olacak?  Amerikalıların ve Türk adaylığını destekleyenlerin Kıbrıs'a  yoğun baskılar uygulayacaklarına şüphe yoktur. Ancak, bu  önşartı koyuyor diye Kıbrıs Hükümeti'ni hangi AB kurumu  suçlayabilecek?"

 

 

 

                                     ESKI SAYILAR