18.10.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

            ANKARA, 18/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  15-17 Ekim 2004 tarihleri arasında Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: 

            ABD BASINI:  

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 21.00-22.00 Türkçe  yayınında (15/10) "Türkiye-AB İlişkileri Türk Amerikan  Dernekleri Asamblesi'nin Forumunda Tartışıldı" başlığı  altında ve Alparslan Esmer imzasıyla yer verilen bir  haberde, Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi'nin  Washington'da düzenlediği bir forumda uzmanların,  Türkiye'nin AB üyeliği ile birlikte, Türkiye-AB ilişkilerinin  Amerika'ya yansımasını tartıştığı belirtilmektedir. Amerikan  siyasetinin iki karşıt görüşünü temsil eden uzmanların bir  araya geldiği toplantıdaki ortak kanının, gerek Demokrat  Parti'nin, gerekse Cumhuriyetçi Parti'nin Türkiye'nin  gelecekteki AB üyeliğine olumlu baktığı yönünde olduğu  belirtilen haberde, Alman Marshall Fonu'nu temsil eden Ron  Asmus'un, Türkiye hakkında verilmesi gereken kararın  yaklaşmasıyla birlikte, Avrupalıların Ankara'nın üyeliğini  daha sık tartışmaya başladığına dikkat çektiği ve geçen  haftaki tavsiye raporuna değinerek, "Bu, tarihi bir zaferdir.  Ayrıntılar önemli. Ama ölümcül değil. AB'nin Türkiye  hakkındaki kararı yaklaştıkça Avrupalılar bunun ne anlama  geldiğini gerçekten tartışmaya başladılar. Yıllar önce bu  tartışmalar akıllarına bile gelmezdi. Heyecanları  anlaşılabilir. Bu, demokrasinin bir gereği. Avrupalıların  Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkmasının üç nedeni var. O da  kültür, para ve güç." dediği aktarılmaktadır. Ron Asmus'a  göre, kültür farklılığı Avrupalıların tartışmalarının ana  fikrini oluşturmadığı ve Türkiye'nin Birlik'ten alacağı mali  yardımın miktarının ise tartışılabileceği ve parasal  meselelerin Türkiye'yi AB'den uzak tutmayacağı görüşünde  olduğu ifade edilen haberde, Türkiye'nin bölgesel bir güç  olduğuna dikkat çekerek, Ankara'nın bir Avrupalı güç gibi  davranması gerektiğinin altını çizerek, Demokrat ve  Cumhuriyetçi partililerin, Türkiye'nin AB üyeliğinde ortak  bir çizgi izlediğine değinmekte ve Amerika'nın bu üyelik  sürecinde etkili olmasının Washington'un Avrupalılarla iyi  ilişki kurmasına bağlı olduğunu ifade ettiği kaydedilmektedir.  Toplantıya katılan Heritage Vakfı'ndan John Hulsman'ın ise,  AB içindeki küçük ülkelerin Türkiye'nin üyeliğine muhalefet  etmesinin Birlik politikasını değiştirtmeyeceğini belirterek,  asıl dikkat edilmesi gerekenin büyük üçlü dediği İngiltere,  Fransa ve Almanya'nın tutumu olacağını ifade ettiği  kaydedilen haberde, Hulsman'ın, Türkiye'nin üyeliğinin Ankara  ve Brüksel arasındaki diyalogla sonuçlandırılabileceğini,  Amerika'nın ise bu sürece yardımcı olabileceğini söylediği vurgulanmaktadır.

            AP'nin (15/10) "Almanya Muhalefeti Türkiye'nin AB  Üyeliğine Karşı Dilekçe Sunma Düşüncesinden Vazgeçti" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, muhafazakar milletvekili  Michael Glos'un, Almanya'nın muhafazakar muhalefet liderinin,  "yanlış anlaşılabileceği" yönündeki korkulara işaret ederek,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik girişimine karşı bir  dilekçe sunma düşüncesinden vazgeçtiğini söylediği  belirtilmektedir. Glos'un, başlangıçta, Türkiye'ye tam  üyelikten ziyade "imtiyazlı ortaklık" statüsünün verilmesini  öneren Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel'den destek  gördüğü ve bu planın, Ankara'nın üyelik girişimini  destekleyen Almanya Hükümeti'nin sert eleştirilerde  bulunmasına neden olduğu ve Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer'in, bunun "uluslararası siyasi hasara" yol  açabileceğini söylediği kaydedilen haberde, Merkel'in  partisinin meclis grup yöneticisi olan Volker Kauder'in,  ZDF televizyonuna yaptığı açıklamada, Angela Merkel'in  şimdi dilekçe sunmaktan vazgeçtiğini, aksi takdirde "bu  hareketin yanlış anlaşılma tehlikesiyle" karşı karşıya  kalabileceğini söyleyerek, "Bu düşünce sona erdi ve artık tartışılmayacak." dediği aktarılmaktadır.

            Los Angeles Times gazetesinin internet sayfasında  (15/10) "Bir Hıristiyan Kulübün Kapısını Açmak" başlığı  altında yer alan başyazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'yi,  bir Hıristiyan uluslar kulübü olmayan demokratik Avrupa'ya  sıkıca bağlamak tarihi bir zorunluluktur. Dolayısıyla da  Avrupa Komisyonu'nun geçen hafta, müzakerelerin başlatılması  yönünde tavsiyede bulunduğu an, Türkiye'nin, AB'ye üyelik  girişiminde bir adım daha ileri gittiği önemli bir zaman  dilimiydi. Müzakerelere başlanıp başlanmayacağını ise,  aralık ayında biraraya gelecek olan 25 AB ülkesi karar  verecek. Ancak yine de işler karışabilir ve her zaman  ihtiyatlı bir yaklaşım gerektirdiğinden bu süreçte  beklentilerin de her yönden ustaca idare edilmesi  gerekecektir. Avrupalıların, AB kurumlarından her geçen  gün artan şeffaflık isteği ve AB'nin de Türkiye'den  demokratikleşme isteği müzakereleri daha da zora sokmakla  kalacaktır. Avrupa kamuoyu, Türkiye'nin üyeliği fikrini hiç  de kabullenmiş görünmüyor ve üye ülkelerden herhangi birinde  yapılacak bir referandum, bu projeyi suya düşürebilir. AB  liderleri, Türkiye'nin üyeliği fikrini benimsetmek ve bu  konuyu kısa vadeli çıkarlar için Müslüman ya da göç karşıtı  duyguları alevlendirme aracı olarak kullanmaktan kaçınmak  gibi bir zorluk yaşıyorlar. Türkiye'de de siyasetçiler ustaca davranacaklardır. Ülkede demokrasinin güçlendirilmesi, modern  Türkiye'nin ödün vermez laikliğini sorgulayan siyasi partileri  öne çıkarmış bulunuyor... Avrupa müzakerelere iyi niyetle  başlamalıdır... Bush yönetiminin, Türkiye'nin üyeliği lehine  çaba göstermesinin nedeniyse bir sır değil. Batı'ya bağlı,  zengin, demokratik bir Türkiye, İslam dünyası için bir model  olmakla kalmayacak Müslüman ve Hıristiyan medeniyetlerin  çatışma içinde olmadığının da bir beyanı olacaktır."

            AP'nin (15/10) "Barroso, Yunanistan Devlet Başkanı ile  Kıbrıs Konusunu Görüştü" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, önümüzdeki dönem AB Komisyonu Başkanlığı'nı  devralacak olan Jose Manuel Barroso'nun, Kıbrıs  Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos ile yaptığı görüşmede,  Türkiye'nin, AB'ye üyelik girişimini ve Kıbrıs ile ilgili  gerginliği ele aldığı belirtilmektedir. Barroso'nun, "Türkiye  ile katılım müzakereleri ihtimali ve Kıbrıs sorunu çok  içten ve dostça bir atmosferde ele alındı." derken  Papadopulos'un da, "Çeşitli konuları oldukça samimi bir  ortamda ele aldık. Bugünkü görüşmenin bizim açımızdan ileride  çok işe yarayacağına inanıyorum." dediği aktarılan haberde, Papadopulos'un, "Kıbrıs, vetosunu mutlaka kullanacak  diye birşey yok. Kıbrıs, AB ile Türkiye arasında  müzakerelerin başlamasına karşı değil; şayet Türkiye  yükümlülüklerini, diğer tüm AB üyesi ülkelere karşı nasılsa  Kıbrıs'a karşı da aynı şekilde yerine getirirse" dediği  belirtilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Nürnberger Zeitung'un internet sayfasında (16/10)  "Sessiz Geri Adım" başlığı altında ve Daniela Schadt  imzasıyla yer alan bir yazıda, Michael Glos'un,  Türkiye'nin AB üyeliği aleyhine bir imza kampanyası  başlatılması fikrini ortaya atarken her ne düşündüyse,  bununla Birlik Partileri'ne istemeden zarar verdiği ve her  taraftan eleştiriler geldiği, CDU eyalet derneklerinin  isyan ettiği ve Hıristiyan Sosyalist Bavyera Eyalet Meclisi,  parti ve genel başkanlarına bağlılık göstermediği  belirtilmektedir. Angela Merkel ve Edmund Stoiber'in şimdi  sessizce geri çekilmeye hazırlandığı belirtilen yazıda, bu  kampanyanın yabancı düşmanlığı ve Türk karşıtlığı açısından  kötüye kullanılabileceğinin daha önce düşünülmesi ve tabanın  ahlaki açıdan yardımının beklenmemesi gerektiği ifade  edilmektedir. Schröder ve Fischer'in de propagandasını yaptığı  Türkiye'nin AB'ye katılımı aleyhinde iyi argümanlar olduğu  ifade edilen yazıda, ancak bu tartışmanın sokakta değil  Parlamento'da yapılması gerektiği, çünkü dış politikadaki ve  toplumsal etkisinin bu kadar kapsamlı olan bir konuyu, cevabı  sadece evet ya da hayır olan kamuoyu araştırmalarıyla ele  almanın çok yetersiz olduğu kaydedilmekte ve "Vatandaşlar da  bunu böyle görüyor. Bir kamuoyu araştırmasına göre  katılımcıların yüzde 60'ı bir imza kampanyasına karşı.  Siyasilerin buradan bir ders çıkarmasını umuyoruz. Halk  katılımcı olmak istiyor, ancak parti stratejilerinin bir  manevrası olarak kendilerini kullandırtmak da istemiyor"  denilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (15/10) "AB'yi  Hareketsizleşme Tehdit Ediyor" başlığı altında ve "fri"  rumuzuyla yayımlanan yazının ilgili bölümünde, Lüksemburg  Başbakanı Jean-Claude Juncker'in, AB devlet ve hükümet  başkanlarının aralıktaki zirvesinde Türkiye ile müzakerelere  karar vermelerini ve görüşmelerin gelecek yıl başlatılmasını  beklediği belirtilmektedir. Brüksel'de açıklama yapan  Hıristiyan Demokrat Juncker'in, "Ancak, Brüksel ile Ankara  arasındaki müzakereler 'ucu açık' yapılmalıdır." diye  konuştuğu ve Türkiye meselesini ciddiye alanların, ciddi  bir şekilde müzakere etmeleri ve ucuz vaatlerde  bulunmamaları görüşünde olduğu ifade edilen yazıda,  Juncker'in eşzamanlı olarak da Türkiye ile katılım  müzakerelerinin başlatılmasının AB'nin diğer tasarılarına,  öncelikle de 25 üye devlet tarafından kabulü öngörülen  Anayasa anlaşmasına ilişkin planlara olumsuz etki  yapabileceğinden endişelendiği belirtilen yazıda,  Juncker'in, Anayasa'nın kabulünün başarısızlıkla  sonuçlanması halinde, Avrupa siyasetindeki diğer  ihtilaflara bakışla, AB'nin icra kabiliyetinin felce uğrama  tehdidiyle karşı karşıya olacağını söyleyerek, "Yıllar  boyunca etkili olabilecek bir hareketsizleşme riski mevcut"  dediği aktarılmaktadır.

            Bild gazetesinde (15/10) "CDU Genel Başkanı Angela  Merkel İmza Kampanyasını Durduruyor" başlığı altında ve  Sven Gösmann imzasıyla yayımlanan bir yazıda, CDU Genel  Başkanı Angela Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı  planlanan imza kampanyası konusunda yaşanan tartışmada imdat  frenini çektiği belirtilmektedir. Merkel'in, Berlin'de  CDU'lu eyalet başbakanlarıyla gerçekleştirdiği toplantıda  bu yöndeki planları durdurduğu belirtilen yazıda, Merkel'in,  CDU üst düzey yöneticileri referandum konusunu tartışmaya  başladıklarında, kamuoyunda ve partisi içerisinde tartışmalı  olan imza kampanyasına ilişkin olarak, "Bu konuyla ilgili  olarak çok sayıda tepki ve mektup aldım. Bu tepkilerde,  Türkiye'nin AB üyeliğine karşı imza kampanyasının kötü  amaçlara alet edilebileceği endişesi dile getiriliyordu. Bu  endişeleri çok ciddiye alıyorum. Bu konunun kötüye  kullanılmasını engellemeliyiz. Bu nedenle bu mesele benim  için kapanmıştır." dediği aktarılan yazıda, Merkel'in bu  adımıyla, imza kampanyasına karşı kendi partisi içerisinde  giderek artan direnişe karşılık verdiğine işaret  edilmektedir.

 

            AVUSTURYA BASINI: 

            Wiener Zeitung'da (15/10) "Fransa Hükümeti Türkiye'nin  Katılımı Konusunda Tartışıyor" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Fransa Hükümeti'nde Türkiye'nin AB'ye katılımına  ilişkin tartışmanın, konunun parlamentoya getirilmesinden  önce şiddetlendiği belirtilmektedir. UMP Parlamento Grubu  Başkanı Bernard Accoyer'in televizyon kanalı LCI'de  Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'ın çoğunluğa sahip olan merkez  partisi UMP'nin Ankara'nın Avrupa Birliği'ne katılımına  karşı olduğunu açıkladığı belirtilen haberde, Accoyer'in  bunun yerine "imtiyazlı bir ortaklıktan" yana konuştuğu,  Parisli UMP Parlamenteri Pierre Lellouche'nin buna karşın  "Türkiye'nin yüzüne kapıyı kapamanın stratejik bir hata  olacağını" belirttiği, ancak parlamentodaki  milletvekillerinden "çoğunun" katılıma karşı olduğunu da  itiraf ettiği kaydedilmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:  

            Merkezi Brüksel'de bulunan ve Avrupa Parlamentosu'ndaki  bir grupla işbirliği içinde çalışan bağımsız haber sitesi  Euobserver'ın internet sayfasında (15/10) "Fransa Başbakanı:  Türkiye Hazır Değil" başlığı altında ve Richard Carter  imzasıyla yer alan bir haberde, Fransa Başbakanı Jean-Pierre  Raffarin'in çekişmeli bir kamuoyu tartışması açarak,  ne Türkiye'nin ne de Avrupa'nın Türkiye'nin üyeliğine hazır  olduğunu söylediği belirtilmektedir. Raffarin'in, "Ne Avrupa  ne de Türkiye bugün Türkiye'nin katılımına hazırdır. Türk  halkına yalan söylemeyelim ve açıkça AB üyeliğinin bugün,  yarın ya da önümüzdeki yıllarda mümkün olmayacağını  belirtelim. Türkiye siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak  bugün Avrupa'dan çok uzaktadır." dediği belirtilen haberde  bununla beraber Raffarin'in, konu hakkında son sözün Fransız  halkına ait olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin girişine  basitçe "hayır" denmemesi gerektiği uyarısında da bulunduğu ifade edilmektedir. Tartışmanın, milletvekillerinin  Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda oylama yapmalarına izin  verilmesi için artan siyasi baskılardan sonra geldiği ve  Raffarin'in, "siyasi ve yasal nedenlerle" oylamaya izin  vermediği hatırlatılan haberde, birçok partinin konu hakkında  bölünmüş durumda olduğu ve  milletvekillerinin çoğunun,  iktidardaki merkez-sağ UMP'den Türkiye'nin Birliğe girmesine  izin verilmesi hakkında şüphe duyduğu, ancak Chirac'ın bunu  desteklediği ifade edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI:           

            AFP'nin (17/10) "Türkiye Almanya'ya Güveniyor" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ün, AB'ye girmek için ülkesinin sarfettiği çabaları  desteklediğini söyleyerek Almanya'ya övgüde bulunduğu ve  Berlin'in adaylık konusunda Fransa'nın itirazlarına göğüs  germeye yardımcı olacağına güvendiğini belirttiği  kaydedilmektedir. Gül'ün, "Almanya, Türkiye'nin en sıkı  taraftarı olan ülkeler arasında yer alıyor. Doğal olarak  bu sorun Almanya ve Fransa arasında tartışma konusu oluyor,  ama Almanya Türkiye'ye yardım ediyor" dediği belirtilen  haberde, Gül'ün, Ankara'nın, büyük Müslüman ülkenin AB'ye  katılıp katılamayacağı hakkında Fransa'da yapılan tartışmayı  anlayışla takip ettiğini belirttiği ve "Türkiye haksızlıklara  boyun eğmeyecektir. Bu bizim için kabul edilemez bir şey."  diyerek uyarıda bulunduğu ifade edilmektedir.

            AFP'nin (15/10) "Kıbrıs Tanınma Durumunda Müzakerelere  Başlanmasını Engellemeyecek" başlığı altında yer verdiği bir  haberde, Kıbrıs Rum Lideri Tassos Papadopulos'un, "Kıbrıs  Rum Cumhuriyeti" ile diğer AB ülkeleri gibi ilişki kurması  durumunda, Türkiye'nin AB'ye girmek için gösterdiği  çabaları engellemeyeceğini açıkladığı belirtilmektedir.  Haberde, Türkiye'nin "Kıbrıs Rum Cumhuriyeti"ni tanıması  gerektiğinin altını çizen Papadopulos'un, "Prensip olarak,  Kıbrıs Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı çıkmıyor. Ancak  Türkiye diğer AB ülkelerine nasıl davranıyorsa, Kıbrıs'a da  aynı şekilde davranmalıdır." şeklinde konuştuğu  kaydedilmektedir.

            AFP'nin (15/10) "Raymond, Avrupa Anayasası'na ve AB  İçindeki Bir Türkiye'ye Evet Diyor" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Fransa'nın eski Başbakanı Raymond  Barre'nin, Fransa'nın Parisien/Aujourd'hui gazetesine verdiği  demeçte, 2005'te referanduma sunulacak olan Avrupa Anayasası'nı  ve Fransa'da sert tartışmalara yol açan Türkiye'nin AB'ye  girişine onay verdiğini bildirdiği kaydedilmektedir. Barre'nin,  Anayasa konusunda, "evet" derken nedenini açıklayan sözlerini,  "25 üyeli Birliğin, önceki metinlerde yer almayan bir takım  ilkelere ve işleyiş kurallarına ihtiyacı vardır." şeklinde  sürdürdüğü ifade edilen haberde, Türkiye'nin AB üyeliğiyle  ilgili tartışma konusunda da Barre'nin, şartlar yerine  getirilir getirilmez Türkiye'nin Birliğe tam katılımının  herkes için önemli bir avantaj olacağını ifade ederek,  dinamik bir nüfusa sahip olduğu, laiklik gibi bir takım  ilkelere bağlı bulunduğu ispatlanan ve kendilerine, civar  bölgelere doğru bir açılım sağlayabilecek büyük bir ülkeden  şükranla söz ettiği kaydedilmektedir. Haberde, Barre'nin  ayrıca, bazı muhaliflerin, Müslüman -hatta laik- büyük bir  ülkenin Birliğe girdiğini görme endişelerini reddettiği ve  "Bu tutum, 'medeniyetler çatışması'nın kabul edilmesi amacını  gütmektedir ve bu girişimi beslemektedir." uyarısında  bulunduğu belirtilmektedir.

 

            HOLLANDA BASINI:            

            Trouw gazetesinde (14/10) "Ticaret ve Endüstri Dünyası  AB İçinde Bir Türkiye'den Memnun" başlığı altında ve Gijs  Moes imzasıyla yayımlanan makalede, büyük yatırımcılarla  ticaret ve endüstri dünyasının, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  yarın değil şimdi katıldığını görmeyi tercih ettiği  belirtilmektedir. Ekonomik anlamda avantajların çokluğu   nedeniyle, Avrupa'daki muhaliflerin Türkiye'ye yapılacak   yardımların miktarı konusunda yüksek sesle dile getirdikleri   görüşlerin herhangi bir sorun teşkil etmediği belirtilen  makalede, bu hafta bir grup Amerikalı yatırımcı Avrupa   Parlamentosu'na ziyarette bulunduğu, Parlamento'ya ilettikleri  mesajın "Ekonomik anlamda imkanların çokluğu nedeniyle,   Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişine bir an evvel izin   verilmeli" şeklinde olduğu vurgulanmaktadır. Amerikalılara  göre, şu aşamada üç milyar euro kadar para halihazırda  beklemede olduğu, Türkiye'ye evet denilir denilmez,   muhtemelen gelecek aydan itibaren söz konusu paranın aday  ülkeye akmaya başlayacağı ve katılım ihtimalinin giderek  ciddi bir hal alması nedeniyle, Türkiye aniden yabancı  gözlemcilerin gözdesi haline geleceği ifade edilen makalede,   geçtiğimiz hafta yayımlanan AB Komisyonu raporuna değinilmekte  ve şu ana kadar bu ülkede, yatırım fırsatlarının yanı sıra  aynı ölçüde ciddi risklerin de görüldüğüne işaret edilen  edilmektedir.

            Daha düşük oranda olsa bile Türkiye'nin katılımının  Avrupa açısından da sonuçlarının olumlu olacağı, özellikle  de ihracat oranındaki artış sayesinde, Hollanda'nın her yıl  fazladan 500 milyon euro gelir elde edebileceği ve Hollanda  bankası ABN AMRO'nun aynı şekilde, katılımın Türk ve Avrupa  ekonomileri için olumlu sonuçları olacağı yargısına vardığı  belirtilen makalede, işçilerden oluşan VNO-NCV örgütünün  -genel anlamda ihracat olanaklarıyla bağlantılı olarak-  katılım taraftarı bir tavır takındığı ve bu sefer Türkiye'nin  katılımına karşı çıkan kesimlerin -çoğunlukla muhafazakar  kesimlere mensup kişiler- ticaret ve sanayi dünyasını kendi  saflarında göremedikleri kaydedilmektedir.

 

            İNGİLTERE BASINI: 

            The Sunday Times gazetesinde (17/10) "Paniğe Gerek Yok,  AB Süper Devleti Öldü" başlığı altında Jasper Gerard'ın AB  Komisyonu eski Başkanı Romano Prodi ile yaptığı mülakatla  ilgili olarak bir yorum yayımlanmıştır. Yorumda, Prodi'nin  başkanlığı döneminde AB'nin ortak para birimi euroya  geçtiğine, AB Anayasası'nın hazırlandığına ve 10 yeni ülkenin  AB'ye katıldığına değinilmekte, Irak savaşının İngiltere  Başbakanı Tony Blair ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac  arasında gerginliğe neden olduğundan ve AB ekonomisinin bu  tartışmadan kötü etkilendiğinden bahsedilmektedir. Yorumun  devamında, çoğunluğu eskiden komünist olan 10 ülkenin AB'ye  katılmasından ve bu bağlamda Türkiye'nin de AB üyeliğinden  söz edilmektedir. Türkiye'nin yılda 18.4 milyar sterlin mali  desteğe ihtiyacı olduğuna dikkat çeken bir soruya Prodi'nin,  gerekli araştırmaları yaptıkları ve Türkiye'nin katılımının  AB kaynaklarını zorlamayacağına inanmaları için bazı nedenler   olduğu cevabını verdiği yorumda, bu tarz endişelerin 30 yıl  önce İrlanda için de duyulduğu ancak İrlanda'nın Müslüman bir  ülke olmadığı yolundaki ifadenin ardından Türkiye'nin Müslüman  bir ülke olmasının bütünleşmeyi daha da zorlaştırıp  zorlaştırmayacağının sorulduğu, Prodi'nin bu soruyu, "Medeni  bir toplumda farklı inançlara sahip insanlarla birlikte  yaşamalıyız" şeklinde cevaplandırdığı, Türkiye'nin zinayı  neredeyse suç sayacağı hatırlatıldığında, Prodi'nin  gülümseyerek bunun doğru olduğunu, ancak bir rapora göre  Amerika Birleşik Devletleri'nde 23 eyalette zinanın hala  suç olduğunu söylediği aktarılmaktadır.

            Reuter'in (17/10) "Fischer, AB'nin Türkiye ile  Müzakerelere Başlayacağını Düşünüyor" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer'in yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği liderlerinin  büyük bir ihtimalle Türkiye ile müzakerelerin başlaması  yönünde karar vereceklerini söylediği belirtilmektedir.  Der Spiegel dergisine verdiği mülakatta yaptığı açıklamada  Fischer'in, AB liderlerinin Avrupa Komisyonu'nun Türkiye  ile müzakerelere başlanması yönünde verdiği tavsiye kararını  yerine getireceğine inandığını söylediği kaydedilen haberde,  Fischer'in, kendisine AB liderlerinin Türkiye'nin AB  üyeliğini geri çevirip çevirmeyecekleri sorusuna karşılık,   "Sonuç açık... kanımca aynı şekilde gün sonunda cevap 'evet'  olacak" cevabını verdiği vurgulanmaktadır.

            Reuter'in (16/10) "Hollandalılar, Türkiye'nin AB Üyeliği  Konusundaki Endişelerini Tartışmaya Açmalılar" başlığı altında  yer verdiği bir haberde, Hollanda kabinesinden yapılan bir  açıklamada, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki endişelerin,  AB liderlerinin Ankara'nın katılım müzakereleri hakkında bir  karar alacakları aralık ayındaki zirveden önce tartışmaya  açılarak mutlaka dile getirilmesi gerektiğinin belirtildiği kaydedilmektedir. Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik  görüşmelerinin başlaması doğrultusunda verdiği tavsiye  kararına tepki gösteren Hollanda kabinesinin ne var ki  katılım müzakereleri konusunda görüş bildirmekten kaçındığı  ve açıklamada "... Hollanda ve diğer üye ülkelerde, Birliğin  Türkiye'yi üyeliğe kabul etmesi konusunda, örneğin serbest  dolaşım ve üyeliğin yükleyeceği maliyetler gibi, ciddi  endişeler ve soru işaretleri mevcut" denildiği kaydedilmektedir.  Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Gerrit Zalm'ın, ülkesinin  tarafsız aracılık imajının sarsılmaması için dikkatli konuşmak  durumunda olduğunu söylediği belirtilen haberde, Zalm'ın,  "Bu konuda Hollanda'nın ağzı mühürlenmiştir" dediği ifade  edilmektedir.

            Financial Times gazetesinde (15/10) "Raffarin Türkiye ile İlgili Endişeleri Gidermeye Çalıştı" başlığı altında ve John   Thornhill imzasıyla yayımlanan bir haberde, Fransa Başbakanı  Jean-Pierre Raffarin'in, "Gelecek henüz yazılmadı" diyerek,  Türkiye'nin AB üyeliği ihtimalinin Fransa'da yarattığı  endişeleri  gidermeye çalıştığı belirtilmektedir. Fransa Parlamentosu'ndaki Türkiye konulu özel oturumun ele alındığı  haberde, Raffarin'in, Fransa'da son sözü, halkın söyleyeceği,  Avrupa'nın da Türkiye'nin de henüz bu üyeliğe hazır olmadığı,  ancak "istikrarlı, modern ve  demokratik bir ülke olma yolunda  ilerleyen Türkiye'yi, 2015'e kadar üyeliğe hazır olabilecekken,  zamanından önce geri çevirmenin de yanlış olacağı" yolundaki  sözleri aktarılmaktadır. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın, üyelik müzakerelerinin başlamasını desteklediği,  bununla birlikte Fransa'da bu konuda referandum düzenleme  vaadinde bulunduğu hatırlatıldıktan sonra, İngiltere Başbakanı  Tony Blair'in de, Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği desteği  bir kez daha teyit ettiği ifade edilen haberde, Fransız   halkının görüşünün gelecek 10 yıl içinde Türkiye'deki   gelişmelere göre değişebileceği belirtilmekte, halkın yüzde   63'ünün gerekli siyasi ve ekonomik reformları yapması halinde  Türkiye'yi AB üyesi olarak "hayal edebileceklerini" söyledikleri kaydedilmektedir.

 

            İSPANYA BASINI: 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (17/10) "Javier Solana:  Türkiye, Terör Dünyasında AB'nin Dışında Serbest Bir Elektron  Olarak Bırakılamaz" başlığı altında ve Amadeu Altafaj imzasıyla  Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile yapılan bir  mülakata yer verilmektedir. 2007'de Avrupa Anayasası yürürlüğe  girdiği zaman AB Dışişleri Bakanı olacak olan Javier Solana'nın,  29 Ekim'de Roma'da imzalanacak olan Anayasa'nın gerekli olup  olmadığı konusunda görüşmeler gerçekleştirmek üzere bir dizi  seyahat gerçekleştireceği belirtilmekte ve ona göre, sadece  450 milyondan fazla nüfus olarak değil, ayrıca çevresine  istikrar ve barış ihraç eden bir güç olarak, tarihte "barış  için en iyi işbirliği modelinin geliştirilmesi açısından temel  bir adımın söz konusu" olduğu ifade edilmekte, bunun, kendisini, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlamasını savunmaya  iten temel argümanlardan biri olduğu kaydedilmektedir. Mülakatta, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'nde yeri var mı?" şeklindeki bir  soruya, Solana'nın, "Avrupa Komisyonu'nun yaptığı teklifi   destekliyorum: Türkiye ile müzakerelere başlanmalı. Türkiye'den bahsederken, serbest bir elektron gibi Orta Doğu'da önemli bir  güç olan ve Avrupa'dan tamamen soyutlanan bir Türkiye'nin ne  anlam ifade edeceğini düşünmeksizin bir analiz yapamayız. Gelir  seviyesi düşük birçok vatandaşının olduğunu söylemek yetmez  mesela. Şiddetle sarsılan Avrupa'da, bugünün terörizm dünyasında  ve Orta Doğu'daki derin krizlerin yaşandığı bir bölgede bu  boyutlarda serbest bir elektron olmasının sonuçlarını düşünmek  lazım. Temelde değerlendirilmesi gereken şey bizim kendi  güvenliğimizdir" şeklinde cevap verdiği belirtilmektedir.

 

            MISIR BASINI:  

            El-Ahram gazetesinde (17/10) "Türkiye Basın Yayın ve  Enformasyon Genel Müdürü: Türkiye ile Mısır, Medeniyetler  Diyaloğunda Önemli Rol Üstlenecek Güçtedir" başlığı altında  ve Mohammed Osman imzasıyla Mısır'ı ziyaret eden Basın Yayın  ve Enformasyon Genel Müdürü Abdurrahman Bilgiç ile yapılan  bir söyleşiye yer verilmekte ve Bilgiç'in, Mısır'da  enformasyon ve dışişleri bakanlıkları yetkilileriyle yaptığı görüşmelerinin, kültürel değişim programının uygulanması,  basın-yayın heyetlerinin değişimine imkan sağlayacak bir  mutabakat muhtırasının oluşturulması ve medya alanında  geniş bir açılıma zemin hazırlayacak bir eğitim programının  hazırlanması hususlarını kapsadığını bildirdiği kaydedilmektedir. Söyleşide, Türkiye ile Mısır kamuoylarında güzel bir imajın   oluşturulması ve iki ülkenin karşılaştığı ortak konularda   güçlerin birleştirilmesi için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu   vurgulayan Bilgiç'in, Avrupa'daki konumu ve İslam uygarlığındaki  yeri bakımından Türkiye'nin İslamiyeti terör damgasıyla   kötülemeye çalışan kampanyalara karşı rolü konusunda, "Türkiye  ile Mısır, terörün belirli bir dine atfedilmeyeceği ve hiçbir  şekilde mazur görülmeyeceği konusunda hem fikirdir. Dünyamız  çeşitli terör eylemlerine maruz kalmaktadır. Bu suçları  değişik dinlerden kimseler işlemektedir. Ama bunu tek bir  dine mal etmek mümkün değildir. "İslamiyet, barış ve hoşgörü   dinidir. Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye, ılımlılık   üzerine kurulu olan gerçek İslamiyetin tanıtılmasında  gayretlerin birleştirilmesinin öneminin bilincindedir" dediği aktarılmaktadır. Söyleşide,  medeniyetler köprüsü ve buluşma  noktası olan Türkiye'nin, İKÖ ve AB Dışişleri Bakanlarını ilk  kez biraraya getirerek medeniyetler çatışması değil diyalog  düşüncesini yerleştirmeye çalıştığını vurgulayan Bilgiç'in,  AB'nin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlatılması   konusunda onay vermesinin, Arap diplomasi ve medya çevrelerinde   olumlu karşılanmasına işaret ettiği ve Türkiye'nin üyeliğine   yeşil ışık yakılmasının, Avrupa-İslam ilişkililerinin   geliştirilmesi yönünde oynayacağı rol ile medeniyetler   diyaloguna katkı sağlayacağını söylediği kaydedilmektedir.           

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Ta Nea gazetesinde (15/10) "Avrupa İslamlaşacak mı,  İslam Avrupalılaşacak mı?" başlığı altında ve P. İoakimidis  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB ile Türkiye arasında  üyelik müzakerelerinin başlamasının söz konusu olmasının bir  dizi sorunun ortaya atılmasına yol açtığı belirtilmektedir.  Avrupa'da bazı çevrelerin, Türkiye'nin AB üyesi olması  halinde, yaşlı kıtanın "İslamlaşacağını" ileri sürdükleri  ve düşünür B. Lewis'in bile, Türkiye'nin AB üyesi olması  halinde, Avrupa'nın İslamlaşacağını söylediği ve bu görüşünü,  Avrupa ülkelerinde genç nüfus oranı büyük ölçüde sınırlanırken,  İslam dünyasında bu oranın hızla artmasına bağladığı, başka  bir ifadeyle, Avrupalıların yaşlı kıtanın İslamlaşması  olasılığından kaygı duyduğu ifade edilen yorumda şöyle  denilmektedir: "Gerçekten Avrupa'nın İslamlaşma tehlikesi  varsa, o zaman Türkiye'nin AB üyesi olmasının önemi daha da  artıyor; Avrupa'nın İslamlaşma tehlikesi, İslam'ın belirli  bir dereceye kadar Avrupalılaştırılması ile göğüslenebilir;  örneğin, Avrupa demokrasi, hukuk devleti, temel insan  haklarına saygı gibi bazı siyasi değerlerin İslam dünyasında  da uygulanabileceğini kanıtlamalıdır. Böyle bir yaklaşım,  Avrupa'nın İslamlaşması tehlikesini yok edeceği gibi,  medeniyetler çatışmasını da engelleyecektir. Dolayısıyla,  Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla İslam'ın Avrupalılaşması  yönünde önemli bir adım atılmış olacaktır. 'Avrupalılaşma'  terimi ile Avrupa'nın İslam dünyasına yabancı olan bir  kültürü kabul ettirmesini kastetmiyoruz. Böyle birşey kabul  edilemez olduğu gibi, aynı zamanda mümkün de değildir.  Avrupalılaşma terimi ile İslam'ın yukarıda bahsettiğimiz  temel demokratik ilkelerle zenginleşmesini kastediyoruz.  Yani, İslam'ın demokratikleşmesinden bahsediyoruz. Gelecek  yıllarda gerginliğin, terörün ortadan kalkmasını istiyorsak,  bu yönde hareket etmek zorunluluğu vardır."

            Elefterotipia gazetesinde (15/10) "Avrupa'nın Türk  Macerası" başlığı altında ve Kostas Vergopulos imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin  Avrupa macerası için yeşil ışık yandığında, Avrupa'nın  Türk macerası için kırmızı ışık yandı. Konuyla ilgili  paradokslar: Birinci paradoks: Avrupalı liderler Türkiye'nin  Avrupa yönelimini memnuniyetle karşıladıklarını açıkladıkça,  Avrupa kamuoyu daha olumsuz bir tavır takınıyor. İkinci  paradoks: ABD Başkanı'nın kısa bir süre önce komşumuz  ülkenin AB yönelimine destek çıkması, Türk adaylığının  Avrupa ülkelerince daha güvenilir sayılmasına neden oldu.  Üçüncü paradoks: Avrupa'daki sol, komşumuzun Avrupa  yönelimini muhafazakar partilerden daha yoğun bir şekilde   desteklemeye hazır görünüyor. Dördüncü paradoks: Yunanistan,  Kıbrıs ve Ege'deki sorunların barışçı yoldan çözümlenmesi  yönünde sağlamış olduğu garantileri kaybetmesine rağmen,  Türkiye'nin Avrupa yönelimine öncülük yapıyor."  

 

 

 

                                     ESKI SAYILAR