|
ANKARA, 19/10(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 18 Ekim 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin
(18/10) "İsveç Türkiye'nin AB Üyeliğinden Yana" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, İsveç Başbakanı Goran Persson'un yaptığı bir
açıklamada, ülkesinin, gerekli kriterleri karşıladığı sürece Türkiye'nin
AB üyeliğini destekleyeceğini söylediği belirtilmektedir. Persson'un
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile görüşmesinde gündem
maddelerinden birinin de Türkiye'nin AB üyeliği olduğu belirtilen
haberde, Fransız siyasetçilerin bu konudaki ateşli tartışmalarını, çok
çeşitli görüşleri içerdiğinden çok zengin ve çok çekici bulduğunu
söylese de Persson'un, ülkesinin Türkiye'nin üyeliğinden yana olduğunu
vurgulayarak, "Amaç, görüşmeler başladıktan sonra Türkiye'nin kabul
edilmesi olmalı." diye konuştuğu kaydedilmektedir.
AP'nin (18/10)
"Almanya: Türkiye ile Müzakerelere Başlanması İçin Elimizden Geleni
Yapacağız" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri
Bakanı Joschka Fischer'in, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, AB'nin,
Türkiye ile müzakerelere başlaması konusunda "ellerinden geleni
yapacaklarını" söylediği belirtilmektedir. Fischer'in, Gül ile yaptığı
görüşme sonrası basına yaptığı açıklamada, "Aralık ayında olumlu bir
karar çıkması için elimizden geleni yapacağız." dediği ifade edilen
haberde, "Üyelik, çaba gerektirecek daha uzun vadeli bir süreçtir."
diyen Fischer'in, reformların da faal bir şekilde sürdürülmesi
gerektiğini belirttiği, Gül'ün ise, "Üyelik müzakereleri süresince
ekonomi ve demokrasi alanlarında reformlar yapmayı sürdüreceğiz. Türkiye
ile ilgili tartışmaların, Avrupa ülkelerinde farklılık göstermesini
gayet doğal buluyoruz. Sadece bu tartışmaların karşılıklı saygı
ortamında, objektif olarak ve Türkiye'ye karşı ayrım yapılmaksızın
yürütülmesini umuyoruz." diye konuştuğu kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine
Zeitung'da (18/10)
"Hıristiyan Birlik Partileri... İmza Kampanyası Yanlış Anlaşılabilir"
başlığı altında ve "ff./D.D." rumuzlarıyla DPA'ya atfen yayımlanan bir
yazıda, Hıristiyan Birlik Partileri'nin, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı
imza kampanyası düzenleme düşüncesinden vazgeçtikleri belirtilmekte ve
CSU lideri Stoiber'in, Berlin'de yaptığı açıklamada, "Bu, halkın
Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili tartışmalara katılmasını sağlamak
için düşünülmüş bir fikirdi. Fakat direnişle karşılaştığı ve yanlış
anlaşılabileceği için, neticede de yanlış anlaşılacak bir eylemle, CSU/CDU'nun
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı ortak çizgisini herhangi bir
şekilde baskı altında bırakmak anlamsız olurdu." dediği ifade
edilmektedir. Stoiber'in, hala Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda
halkın söz almasından yana olduğu belirtilen yazıda, DPA'ya yaptığı
açıklamada, söz konusu olanın, halkın söz alıp almayacağı değil,
"nasıl" söz alacağı olduğunu söyleyen Stoiber'in, bu meselenin her
halükarda iki yıl içinde Almanya'da yapılacak Federal Parlamento
seçimlerinde en önemli konulardan biri olacağını belirttiği
kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Fischer'in (Yeşiller), Hıristiyan
Birlik Partileri'nin geri adım atmasından duyduğu memnuniyetini,
"siyasi mantığın geri dönüşü" sözleriyle dile getirdiği ifade edilen
yazıda, Türk derneklerinin ise, Hıristiyan Birlik Partileri'ni,
uyguladıkları politikayla Almanya'daki Türkleri tedirgin etmekle
suçladıkları belirtilmektedir.
Financial Times
Deutschland gazetesinde (18/10) "AB Komiseri Türkiye'nin Üyeliğini
Reddediyor" başlığı altında ve Peter Norman imzasıyla yayımlanan yazının
Türkiye ile ilgili bölümünde, İç Pazardan Sorumlu Komiser Frits Bolkenstein'in,
Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa Birliği'ne iz bırakan olumsuzluklar
getireceği görüşünde olduğu belirtilmektedir. Bolkenstein'in verdiği bir
demeçte, Türkiye ve diğer ülkelerin alınmasının, "Brüksel'de ya kaos ya
da bürokratik bir canavar" yaratacağını söylediği belirtilen yazıda,
Hollandalı AB Komiseri Bolkenstein'in, AB Komisyonu'nun Türkiye ile
müzakerelerin başlatılması yönündeki tavsiye kararına karşı çıktığı
hatırlatılmakta ve Bolkenstein'in buna, daha büyük bir AB'nin
yönetilemeyeceğini gerekçe göstererek, "Hem AB'yi genişletmek hem de
yönetim gücünü aynı seviyede tutmak istenemez." diyerek, "bunun
imkansız" olduğunu söylediği kaydedilmektedir. Yazıda, "40 devletli bir
AB yönetilemez. Türkiye'yi içeri bırakanlar, Ukrayna'nın üyeliğini de
reddedemez." diyen Bolkenstein'in, Balkanların batısındaki ülkelerin de
şimdiden üyelik için girişimde bulunduklarına işaret ederek, "Sonra
Beyaz Rusya, ardından Moldavya gelir. Neticede sadece Rusya dışarıda
kalır." diye konuştuğu vurgulanmaktadır.
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun
08.30-09.00 Türkçe yayınında (18/10) "Türkiye'nin AB Üyeliği
Tartışmaları ile Birlikte Almanya'da Yaşayan Türklerin Entegrasyonu
Konusu Yeniden Gündemde" başlığı altında yer verilen bir haberde,
Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili tartışmalar sadece Almanya'yı
bölmekle kalmadığı, Almanya'da yaşayan Türklerin entegrasyonu konusunu
da yeniden gündeme getirdiği belirtilmektedir. Alman medyasının bir
yandan bu ülkede yaşayan Türklerin uyumu ile Türkiye'nin AB üyeliği
arasında doğrudan ilişki kuran haber ve yorumlar yayımladığı, öte
yandan da Alman politikacıların, Türkiye'nin üyeliğini savunuyorlarsa,
bunun entegrasyona katkısını ön plana çıkardığı, karşı iseler entegre
olmadıklarını düşündükleri Türkleri örnek göstererek neden Türkiye'nin
Avrupa'ya ait olmadığını ispatlamaya çalıştıkları belirtilen haberde,
Almanya'da 40 yılı aşkın süredir yaşayan Türklerin ise arada
kaldıklarına işaret edilmektedir.
Der Spiegel
dergisinde (18/10) "Yanlış Yönde Düşünülüyor" başlığı altında ve Almanya
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Bugün Türkiye'ye hiç
kimsenin vermediği desteği veriyorsunuz; halbuki daha üç yıl önce,
üyelik müzakerelerine başlanmasının usulen hiçbir sonuca götürmemesini
sağlamak için Brüksel'de kulis yapmıştınız.
FISCHER: Gerçekten hayal
görüyor olmalısınız.
SORU: Karşı değil miydiniz?
FISCHER: O zaman yüzde 51
üyelikten yana, yüzde 49 ise üyeliğe karşı idim. Kabul ediyorum, o
dönemde, 11 Eylül saldırıları öncesinde, Irak, İran ve Suriye sınırları
meselesine verdiğim önem bugünkünden farklıydı. ABD'deki korkunç
olaylardan sonra, Avrupa güvenliğinin gelecekte nerede tanımlanacağı
netleşti. Yani, İran'ın nükleer programının, İsrail-Filistin ihtilafının
ve de Irak'taki durumun bana korku verdiği Yakın ve Orta Doğu'da. Buna
terör faktörü de ekleniyor. (...)
SORU: Daha somut bir cevap
istiyoruz: AB, hayır diyebilir mi, diyemez mi?
FISCHER: Bunun sonu açıktır.
Tavsiyelerde de böyle yazıyor. Ayrıca benim düşüncem: Sonunda evet
olacaktır.
SORU: Almanya Dışişleri
Bakanı Türkiye konusunda halkın oyuna başvurmaktan korkuyor mu?
FISCHER: Korkmuyorum; ama
bizim anayasal geleneklerimiz farklıdır. Alman siyasetinde birçok
önemli karar halkoylamalarıyla alınmış değildir. Ben temsili
demokrasimizin iyi işlediğini düşünüyorum. Bu, halka rağmen karar almak
değildir...”
Die Welt gazetesinde
(18/10) "İdeal Bir Ortak" başlığı altında ve Edmund Stoiber imzasıyla
yayımlanan bir yorumun Türkiye ile ilgili bölümünde, CDU/CSU'nun, bir
çok alanda, Fransız ekonomik politikasının Zidan'ı olarak tanımlanan
Fransız Bakan Nicolas Sarkozy ile görüş birliği içinde olduğu
belirtilmektedir. CDU/CSU gibi Sarkozy'in de, Türkiye'ye üyeliğin vaat
edilmesini vahim bir hata olarak gördüğü için, şimdiden bununla ilgili
olarak bir referandum yapılacağını açıkladığı ifade edilen yorumda, "Bir
ülke ile 15 yıl boyunca AB üyeliğini müzakere ettikten sonra hayır
denmesi mümkün değildir. Birlik Partileri ile kardeş parti UMP'nin
ortak, adil ve gerçekçi önerisi, Türkiye ile AB arasında bir ayrıcalıklı
ortaklığa gidilmesidir. Avrupa'nın güvenlik çıkarları öncelikle,
Almanya'nın önemli müttefiki ve dostu olan Türkiye'nin NATO üyeliğiyle
garanti altına alınmıştır. Buna karşılık Türkiye'nin AB üyeliği,
Avrupa'nın siyasi birlik perspektifini ortadan kaldıracağı gibi, 50
yılda oluşan Avrupa'nın birleşme eserinin sorgulanmasına da yol açar.
AB, Türkiye'nin katılımıyla sadece siyasi değil mali açıdan da
zorlanacaktır. Ayrıca, herkes sınırlarını tanımalıdır. Avrupa'nın
sınırları kesinlikle Irak, İran ya da Suriye'den geçmez."
denilmektedir.
Der Spiegel
dergisinde (18/10) "Çıkarların Oyun Topu" başlığı altında ve Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: AB'nin, Türkiye'yi
katılım müzakerelerine taşıma kararına, 1999'da dönem başkanı olan
Finlandiya'nın önemli katkısı oldu. Ancak artık ortak bir çizgiden söz
etmek mümkün değil. Bu mesele Avrupa'yı bölüyor mu?
TUOMIOJA: Umarım böyle
olmaz. Ancak, bazı meslektaşlarımın, 1993 yılında Kopenhag kriterlerinin
formüle edilmesinin ardından, AB'nin Türkiye'ye uyguladığı stratejiyi
nasıl sorguladıklarını ve bunun hiçbir zaman bir şey getirmeyeceğine
inandıklarını çok iyi anımsıyorum. Joschka Fischer de başlangıçta onlar
arasındaydı. Fakat daha sonra hızla, çok sağlam bir şekilde üyelik
perspektifine arka çıktı ve ben de tamamen onun tarafındayım.
SORU: Alman muhafazakarlar,
Almanya genelinde bir imza kampanyası ile Brüksel Komisyonu'nun katılım
müzakerelerinin başlatılmasına ilişkin kararını torpillemeyi
tartışıyorlar.
TUOMIOJA: Bu tür tartışmalar
kimseyi mutlu etmez. Zira bu şekilde, Avrupa ve Türkiye meselesi iç
siyasi çıkarların oyun topuna dönüştürülüyor. Artık çoktan beri söz
konusu olan Ankara'nın üye olup olamayacağı değil, ne zaman üye
olacağı."
AVUSTURYA BASINI:
Kurier
gazetesinde (18/10) "Leitl 'AB'nin Çökme İhtimali' Konusunda Uyarıyor"
başlığı altında ve Avusturya Ekonomi Odası Başkanı Christoph Leitl ile
yapılan mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili
bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Alman ekonomi ve
sanayi birlikleri Türkiye'nin AB'ye katılımını memnuniyetle karşılıyor.
Avusturyalı ekonomi temsilcileri ise çekimser davranıyor.
LEITL: Ekonomi bunun sadece
bir bölümü. Avrupa'yı bir bütün olarak görmek gerekir. Süratli bir
genişleme AB'nin çökmesine neden olabilir. Bizim önce, son genişlemenin
yükünü kaldırmamız gerekir.
SORU: Avrupalı büyük
işadamları Türkiye'nin dev bir pazar olduğunu düşünüyor, sizce öyle
değil mi?
LEITL: Avusturya ile Türkiye
arasındaki ekonomik ilişkilerde büyük bir potansiyel yatıyor. Türkiye'ye
yapılan ihracat 2003'te yaklaşık 705 milyon euroydu. Bu yıl yüzde 25
oranında artış oldu. Ama ekonominin siyasi sorumluluğu da var. AB bu
adımı atacak güçte değil henüz. Önce bir anayasaya ihtiyacı var.
Türkiye'nin de ev ödevlerini yapması gerekiyor.
SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılımına prensipte karşı mısınız?
LEITL: Avrupa'nın geleceğine
ilişkin bir planın eksikliğini hissediyorum. Türkiye'nin katılımından
önce, AB çapında bir referandum yapılarak, halkın fikrinin
sorulmasından yanayım. Halk arasında kuşkulu bir ortam hakim."
Kurier gazetesinde
(18/10) "Türkiye... Fischler Ortaklığı da Mümkün Buluyor" başlığı
altında yayımlanan haberin Türkiye ile ilgili bölümünde, AB komiserliği
görevi yakında bitmek üzere olan Franz Fischler'in, ORF'nin Basın
Saati'ne de konuk olduğu ve güncel Avrupa politikasının yanı sıra
Avusturya'nın iç politikasına ve ÖVP'nin durumuna da değindiği
belirtilmektedir. Son günlerin daimi tartışma konusu olan Türkiye'nin
katılımını ise "patlayıcı madde" olarak tanımladığı ve soğukkanlı bir
tutumdan ve stratejik açıdan her türlü seçeneğin açık tutulmasından yana
konuşan Fischler'in, Türkiye'nin AB olgunluğunda olup olmadığının gözden
kaçırılmaması gerektiğini, öte yandan AB'nin Türkiye'nin kökten dinci
bir ülke olmasını da istemediğini söylediği ifade edilen haberde,
müzakerelerin katılımla sonuçlanacağının "daha belli olmadığını"
vurgulayan Fischler'in, bir ortaklığın da mümkün olabileceğine işaret
ederek, müzakerelerin olumlu sonuçlanması halinde bazı AB ülkelerinde
yapılacak olan halk oylamalarını "Demokles'in kılıcı" olarak tanımladığı
ve önce AB standartlarının uygulanmasını isteyip sonra hayır demenin
"alay eder gibi" olacağının da altını çizdiği kaydedilmektedir.
Der Standard
gazetesinde (18/10) "O Zaman Bütün İslam Ülkelerinin de AB'ye Katılması
Gerekir" başlığı altında ve Alexandra Föderl Schmid imzasıyla CDU'lu dış
politika uzmanı Wolfgang Schaeuble ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: CDU Türkiye'nin AB'ne
katılımına karşı imza kampanyası başlatmaktan neden vazgeçti?
SCHAEUBLE: Stoiber ile
Merkel hep bunun güncel olarak söz konusu olmadığını söylemişlerdi.
Türkiye'nin katılımı konusunu Parlamento'da tartışmaya sunacağız ve
hükümetten AB Konseyi'nde sonu açık müzakerelerden yana çıkmasını
isteyeceğiz. Şimdi bu noktaya odaklanıyoruz.
SORU: Türkiye'nin AB'ye
katılımına karşı öne sürülecek başlıca argümanlar sizce nelerdir?
SCHAEUBLE: Avrupa kıtasının
sınırları terk edildiğinde, insanların benimseyebileceği siyasi bir
entegrasyon şansı da kaybolmuş oluyor. İran ya da Irak sınırında
kendinizi artık Avrupa'da hissedemiyorsunuz. Diğer İslam ülkelerine
örnek olma argümanı geçerli olamaz, çünkü o zaman bütün İslam
ülkelerinin AB'ye katılması gerekir. Başbakan Gerhard Schröder bile daha
Endonezya'yı Birliğe katma çağrısında bulunmadı. (...)
SORU: Müzakerelere başlama
konusunda lehte ya da aleyhte bir karar alındıktan sonra, CDU tarafından
yönetilen bir hükümetin sonucu etkilemek için ne gibi imkanları
olurdu?
SCHAEUBLE: Alman
Hükümeti'nin verdiği her karar, ondan sonra gelecek olan hükümet için de
bağlayıcı karakter taşır. Ama AB Konseyi'nin aralıkta alacağı karar ile
Türkiye'nin üyeliği kesinleşmiş olmayacak."
Kurier gazetesinde
(18/10) "FPÖ, Türkiye Çizgisine İlişkin İhtilafı Sona Erdirmek İstiyor"
başlığı altında yayımlanan bir haberde, FPÖ Yönetim Kurulu
toplandığında, FPÖ'nün AB ile Türkiye arasındaki müzakerelere ilişkin
pozisyonu gündeme geleceği ve Parlamento Grubu Başkanı Scheibner ile
partinin sağ kanadı arasında bir tartışmanın olduğu belirtilmektedir. AB
Parlamenteri Mölzer'in, "masaya yumruk indirmek istediğini" söylediği,
Viyana Parti Eyalet Başkanı Strache'nin ise, halk oylaması yapılmasını
istediği ifade edilen haberde, FPÖ Başkanı Haubner'in, bunun partinin
çizgisine uyduğunu, Parti Genel Sekreteri Uwe Scheuch'in, yönetim kurulu
toplantısından sonra herkesin aynı çizgiyi izlemesini beklediği
kaydedilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin
(18/10) "İtalya... Kuzey Birliği, Türkiye'nin Üyeliği Konusunda Bir
Referandum İstemek İçin Kampanya Başlattı" başlığı altında yer verdiği
bir haberde, Silvio Berlusconi yönetimindeki İtalyan Hükümeti'nin ortağı
sağcı Kuzey Ligi'nin, Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda bir referandum
yapılmasını istemek için kampanya başlattığı belirtilmektedir. Adalet
Bakanı Roberto Castelli'nin, yaptığı açıklamada, nihai kararın neden
"sadece hükümete bağlı olamayacağını" ve bu kararın seçmenlere ait
olması gerektiğini kendince izah ederek, "Bu, tamamen tarihi ve ileride
asırlarca Avrupa'nın geleceğini etkileyebilecek bir konudur." dediği
belirtilen haberde, partinin gazetesi Padania'nın, bugünkü sütunlarında,
Avrupa Birliği'nin Hıristiyan kimliğinden ve Türkiye'nin birliğe
üyeliğinden "son derece tartışmalı" olarak bahseden projeden söz etmesi
için davet edilen Katolik bir tarihçiye yer verdiği ve Kuzey Ligi'nin
tutumunun, Dış Ticaret Bakan Yardımcısı tarafından kullanılan
ifadelerle, bir referandumu "gereksiz ve zararlı" olarak değerlendiren
çoğunluğun geri kalan kısmında olumsuz tepkilere yol açtığı
kaydedilmektedir. Kuzey Ligi hariç, İtalyan sağının, Türkiye'nin AB'ye
girişinin İslami köktenciliğe karşı en iyi savunma aracı olacağı
görüşüne yer verilen haberde, Kuzey Ligi'nin ise tam tersine,
Türkiye'nin coğrafi olarak Avrupa'da olmadığına ve İslami kültürünün de
Avrupa'nın Hıristiyan kökleriyle bağdaşmadığına inandığına işaret
edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI:
The Daily Telegraph
gazetesinin internet sayfasında (18/10) "Chirac, AB Oylaması Konusunda
Baskı Altında" başlığı altında ve Colin Randall imzasıyla yer alan bir
yazıda, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın, Fransa'da Avrupa
Anayasası konusunda yapılacak referandumun, Türkiye'nin Birliğe katılma
girişimine yönelik düşmanlığı artırarak "kirlenmesi" korkuları
nedeniyle, konuyla ilgili tartışmayı ileri bir tarihe alması konusunda
baskı altında olduğu belirtilmektedir. Danışmanlarının, Chirac'tan,
kamuoyu hala büyük ölçüde anayasa lehinde bir düşünceye sahipken
harekete geçmesini ve seçmenlerin daha kapalı bir Avrupa rüyasını
gerçekleştirmesine yardımcı olacaklarına güvenmesini istedikleri
belirtilen yazıda, gelecek yılın sonuna doğru bir referandum yapılması
beklendiği, ancak 8 Mayıs'ta yapılabileceğine dair de bir spekülasyon
olduğuna işaret edilmektedir. Kamuoyu araştırmalarının, seçmenlerin
anayasayı desteklemeye hazır olduklarını, ancak büyük ölçüde Türkiye'nin
70 milyon Müslüman nüfusunun Avrupa içine alınmasına karşı olduğunu
gösterdiği ifade edilen yazıda, derin bir şekilde bölünmüş olan muhalif
Sosyalist Parti'nin, aralık ayında ortak yaklaşımına karar vereceği ve
Türkiye ve AB'ye yönelik tavırların kısa vadede yumuşayacak gibi
görünmediği vurgulanmaktadır. Yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine hazır
olmasının 10 ila 15 yıl süreceğini söyleyerek halihazırda tutumunu
değiştirmiş olan Chirac'ın, Türkiye'nin üyeliğine verdiği destek
konusunda yalnız kalmış göründüğü kaydedilmektedir.
JAPONYA BASINI:
Mainichi Shimbun
gazetesinde (18/10) "Türkiye'nin AB Üyeliği... AB Yeni Bir Avrupa Resmi
Çizebilecek mi?" başlığı altında yayımlanan başyazıda, Avrupa
Komisyonu'nun, Türkiye'nin üyelik sorununu görüşüp üye ülkelere
müzakerelerin başlatılması tavsiyesinde bulunduğu ve tavsiye kararının
bu yıl sonunda gerçekleştirilecek zirvede onaylanırsa, üyelik
müzakereleri gelecek yıl içinde başlayacağı belirtilmektedir. Tavsiye
kararında Türkiye'nin üyeliği için; demokratikleşme, insan haklarına
saygı, kadın-erkek eşitliği, azınlıkların korunması, yayın ve din
özgürlüğü gibi konuların şart koşulduğu ifade edilen başyazıda,
şartların yerine getirilmemesi durumunda, müzakerelerin kesilmesinin de
mümkün olabileceği dahil ağır ifadelerin yer aldığı ve bu kararın,
oybirliğiyle alındığı ve yıl sonundaki zirvede de onaylanma olasılığının
yüksek olduğu kaydedilmektedir. Başyazıda şöyle denilmektedir:
"Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlanması resmen kabul edilirse,
Türkiye'nin 18 yıllık hayali gerçekleşecek ve üyelik müzakerelerine
başlayan ilk Müslüman ülke olacak... Türkiye'nin üyelik sorununun
arkasında, 'Avrupa nedir? Avrupa nerede başlar nerede biter?' gibi zor
sorular yatıyor... Çeşitli hesaplar ve çıkarların döndüğü bir ortamda,
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine yeşil ışık
yakmasının arka planında ise, laiklik bayrağıyla Batı stili demokratik
devlet olmayı hedefleyen Türkiye'ye destek verilmediği takdirde,
tepkisel İslam ve köktenciliğin Avrupa'nın yanı başında belirebileceği
endişesi bulunuyor. Türkiye, Avrupa medeniyeti ile Orta Doğu İslam
kültürü arasında köprü vazifesi görebilir. Bu köprüyü durup dururken
yıkıp tansiyonu yükseltmenin anlamı yok. Bundan böyle Avrupa, üyelik
müzakereleri vesilesiyle Avrupa bütünleşmesinin anlamı ve hedefini
yeniden belirlemek zorunda kalacağa benziyor. Avrupa'nın çizeceği yeni
birliğin resmi sadece Avrupa'nın sorunu olmayacak, diğer bölgelere de
büyük etkide bulunacaktır. Türkiye ile üyelik müzakerelerinin seyri,
21. yüzyılda dünyanın nasıl bir şekil alacağını görmemize ışık
tutacaktır." denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Atina Haber Ajansı'nın
(APE) internet sayfasında (18/10) "Dışişleri Bakanı Molivyatis:
Avrupai Bir Türkiye'ye İtiraz Yok" başlığı altında yer alan bir
haberde, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in, Türkiye'nin
Avrupa perspektifi konusunda milli mutabakat olduğunu, Türkiye'nin tüm
kriter ve yükümlülüklerini tamamladığı zaman ve sadece aralıktaki AB
Konseyi kararıyla başlayabileceği üyelik müzakerelerinin başarıyla
sonuçlanması durumunda, AB üyesi olmasının haklı ve mantıklı olduğunu
belirttiği kaydedilmektedir. Molivyatis'in, Avrupai bir Türkiye'yi
kimsenin reddetmediğini; çünkü bu yönde bir gelişmenin, Yunan-Türk
ilişkileri ve Kıbrıs sorunu açısından bölge barışı, istikrarı ve refahı
için olumlu bir faktör teşkil edeceğini ifade ettiği belirtilen haberde,
Helsinki anlaşmasına ilişkin olarak Dışişleri Bakanı'nın, "Türkiye ile
ikili ilişkilerimizdeki çok iyi ve esas dostluğa dayalı ortam,
temasların devamını sağlıyor. Ancak iki yılı aşan bir süreçten sonra,
bugünkü durumu değiştirecek bir şeylerin olması için aralığa kadar kalan
zaman çok kısa." dediği ifade edilmektedir.
|