|
ANKARA, 20/10(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 19 Ekim 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ABD BASINI:
AP'nin (19/10) "Türkiye
Dışişleri Bakanı, AB Hedefinin Bulandırılmasına Karşı" başlığı altında ve
Claudia Kemmer imzasıyla yer verdiği bir haberde, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün, Almanya'nın muhafazakar muhalefetini de kısmen
hedefleyen ters bir cevapla, Avrupa Birliği ile müzakere hedefinin tam
üyelikten daha aza indirilmesinin "kabul edilemez" olduğunu söylediği
belirtilmektedir. Türkiye ile AB üyeliğinden farklı belirsiz bir
ortaklık çağrısında bulunan Alman muhalefet lideri Angela Merkel ile
görüşmesinin ardından açıklamalar yapan Gül'ün, "Ortak hedefler
oluşturuldu" diyerek üyelik müzakeresi ihtimalini ileri süren daha
önceki AB kararlarından söz ederek, "Eğer biri artık bu hedefleri
reddeden bir yola girerse ve tamamıyla farklı hedefler ortaya atarsa bu
kabul edilemez" dediği aktarılmaktadır. Haberde, Gül'ün, bu sürecin "çok
uzun bir zaman alacağını ve ülkenin AB standartlarını karşılamada
göstereceği performansa bağlı olduğunu" kabul ederek, "Eğer birileri
Türkiye'de sistematik işkence olduğunu iddia ederse bu doğru değildir"
dediği, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in de, Gül'ü,
hükümetinin AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamasını
sağlamak için "gücü dahilinde herşeyi" yapacağı konusunda temin ettiği
kaydedilmektedir.
AP'nin (19/10) "Avrupalı
Yeşiller Türkiye'nin AB Arzusuna Destek Verirken Daha Fazla Demokratik
Reform Çağrısında Bulundu" başlığı altında ve James C. Helicke
imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupalı Yeşiller'den üst düzey
politikacıların, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakereleri gelecek yıl
başlatma çabalarına destek verdiği, ancak demokratik reformlarda
ilerleme kaydetmesini istediği belirtilmektedir. Avrupa Parlamentosu'nun
Yeşiller grubundan milletvekillerinin Türkiye'nin Birliğe katılma
isteğini değerlendirmek üzere İstanbul'da bir konferansta bir araya
geldiği ve pek çok Yeşil'in, Türkiye'nin gelecek yıl üyelik
müzakerelerine başlama çabalarını desteklese de pek çoğunun Türkiye'nin
insan hakları sicilini eleştirmeyi sürdürdüğü ifade edilen haberde,
TBMM-AP Karma Parlamento Komisyonu Başkanı, Hollanda Yeşiller Partisi
üyesi Joost Lagendijk'in, "Umarım ortaya çıkacak mesaj açık olur:
Müzakerelerin başlamasına evet diyoruz. Ancak çözülmesi gereken pek çok
sorun da görüyoruz" dediği, "Türkiye Avrupa Birliği'nde: Ortak bir
Gelecek" başlıklı üç gün sürecek konferansın, AB'nin Türkiye ile üyelik
görüşmelerine başlamasını salık veren bir AB raporunun ardından
gerçekleştirildiği ve konferans sırasında politikacıların, insan hakları
savunucularının ve gazetecilerin sivil özgürlükleri, insan haklarını,
Türkiye'nin çevresel problemlerini tartışmasının planlandığı belirtilen
haberde, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit'in,
Türkiye'nin -70 milyon nüfusu ile- büyüklüğünün onu diğer ülkelerden
daha zor bir aday haline getirdiğini söyleyerek, "Büyük bir ülke...
Türkiye'yi entegre etmek Bosna, Malta ya da Romanya'yı entegre etmekten
daha özel bir problem yarattığı, daha karmaşık ve zor olduğu için
Avrupa'da Türkiye ile özel bir müzakere sürecine ihtiyaç vardır."
şeklinde konuştuğu kaydedilmektedir.
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinde (19/10)
"Ayrıcalıklı Ortaklık Bizim İçin Kabul Edilemez" başlığı altında ve
Ayhan Bakırdöğen imzasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı Fransız Hükümeti'nden büyük direniş geliyor. Aralık
ortasındaki AB zirvesinde Türkiye ile katılım müzakerelerine yeşil ışık
yakmaları için Fransızları nasıl ikna edeceksiniz?
GÜL: Fransa'daki
tartışmaları büyük bir dikkatle izliyoruz. Bu tür tartışmaları anlayışla
karşılıyoruz ve bundan korkmuyoruz. Ancak, bu tartışmalar adil ve
objektif bir şekilde yürütülmeli, iç politik amaçlar için istismar
edilmemelidir. Üç yıl önce Fransızların sadece yüzde 18'i, AB'ye tam
üyelik çabalarında Türkiye'ye destek verirken, Türkiye'de çok sayıda
reformun gerçekleştirilmesinden sonra bu rakam bugün yüzde 38'e
ulaşmıştır... AB hükümet başkanlarının 17 Aralık'ta Türkiye ile katılım
müzakereleri yönünde karar vereceklerinden eminiz. Aksi takdirde Avrupa
Birliği inandırıcılığını yitirir. Ayrıca, Türkiye ile katılım
müzakerelerinin reddedilmesi dünya çapında olumsuz
değerlendirilecektir.
SORU: Yunanistan ve Kıbrıs,
Türkiye'den, Kıbrıs'ı resmen tanımasını istediler. Aksi takdirde Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Türkiye ile katılım müzakereleri
yönündeki bir karara veto koymakla tehdit ediyor. Bu sorunu nasıl
çözeceksiniz?
GÜL: Kıbrıs sorunu, Annan
planının her iki tarafca kabul edilmesiyle çözülebilirdi. Türkiye ve
Kıbrıs Türk kesimi ellerinden geleni yaptılar. Kıbrıs Rum kesimi bu
tarihi fırsatı kaçırdı. AB'nin yeni üyesi 10 ülke, AB'nin genişlemeye
devam etmesini engellemeyeceklerini açıkladılar. Bu yüzden, Kıbrıs'ın
Türkiye ile katılım müzakerelerine karşı çıkacağını tahmin etmiyorum.
SORU: Türkiye ile üyelik
müzakereleri yönünde karar çıkmazsa ne olacak? O zaman, CDU/CSU
tarafından önerilen 'ayrıcalıklı ortaklığı' kabul eder misiniz?
GÜL: 'Ayrıcalıklı ortaklık'
bizim için kabul edilemezdir. Hedefimiz AB'ye tam üyeliktir.
'Ayrıcalıklı ortaklık' Türkiye'ye karşı büyük bir haksızlık olur. AB
için de imaj kaybı anlamına gelir..."
Frankfurter Allgemeine
Zeitung ve Berliner Zeitung'da da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
yapılan mülakatlara yer verilmektedir.
Süddeutsche Zeitung'da
(19/10) "Türkiye Artık Oyalanmak İstemiyor" başlığı altında ve Reymer
Klüver imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda hızlanmaya devam ettiği
belirtilmektedir. Gül'ün, yaptığı bir açıklamada, Birliğin 17 Aralık'ta
Türkiye ile katılım müzakereleri yönünde karar vermesi halinde,
görüşmelerin "gecikmeksizin" başlatılması gerektiğini söylediği
belirtilen yazıda, bunu iki yıl önce bizzat AB'nin kararlaştırdığını
belirten Gül'ün, ülkesinin, Genişlemeden Sorumlu Komiser Günther
Verheugen tarafından müzakereler için belirleyici olarak formüle edilen
tavsiyeleri itirazsız kabul etmeyeceklerini vurguladığı
kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı Gül'ün ayrıca, Alman tankları satın
alınmasının "şu anda gündemde olmadığını" belirttiği vurgulanan yazıda,
üyelik müzakerelerine başlanmasının, AB ülkelerindeki iç politik
tartışmaların etkisinde kalmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten
Gül'ün, "Türkiye'ye karşı adil olun" diyerek, ülkesindeki reform
sürecinin "kesinlikle geri dönülemez" olduğuna işaret ederek, bu sürecin
"önemli bir mesaj" verdiğini söyleyerek, "Müslüman bir toplumun,
demokratik ilkelere göre ve insan haklarına riayet ederek
işleyebileceğini ispatlıyoruz." diye konuştuğu ifade edilmektedir.
AVUSTURYA BASINI:
Wiener Zeitung'da (19/10) "Borrell
Referandumdan Yana" başlığı altında yayımlanan bir haberde, AB
Parlamentosu'nun yeni Başkanı Josep Borrell'in, Türkiye'nin AB'ye
katılım ihtimali konusunda halkın söz sahibi olmasından yana olduğu
belirtilmektedir. Parlamento Başkanı Khol ile yaptığı basın
konferansında, "sınırlar ötesi bir demokrasiye zemin teşkil etmek
üzere", halkın söz hakkına sahip olmasından yana konuşan Borrell'in,
ulusal referandumlara ise şüpheli baktığını gizlemediği ifade edilen
haberde, Borrell'in, AB Parlamentosu'nda 2 Aralık'ta Türkiye konusunda
bir tartışma yapılacağını açıklayarak, AB devlet ve hükümet
başkanlarının Ankara ile giriş müzakerelerine başlanması konusunda
aralık ortasında karar almalarından önce, "Avrupa Parlamentosu'nun da
bu konudaki görüşünü açıklaması gerektiğini" söylediği belirtilmektedir.
Haberde, "AB Parlamentosu'nun neticede en önemli aktör olduğunu" da
vurgulayan Borrell'in, Parlamento'nun bu sürecin sonunda Türkiye'nin AB
katılımı konusunda karar vereceğini hatırlattığına işaret edilmektedir.
FRANSA BASINI:
AFP'nin (19/10) "Erdoğan,
Fransa'nın, 17 Aralık Zirvesinde Türk Dosyasını Desteklemesi için Israr
Ediyor" başlığı altında yer verdiği bir haberde, özel bir ziyaret için
Paris'te olması beklenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı bir
açıklamada, Fransa'nın, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması
lehinde olması konusunda ısrar ettiği ve 17 Aralık'taki zirve sırasında
Ankara ile üyelik müzakerelerine başlanması konusunda "Fransa'nın bize
gerekli desteği vermesi çok önemlidir." dediği belirtilmektedir.
Haberde, Başbakan Erdoğan'ın ayrıca, "Türkiye ile dostane ilişkiler
sürdüren" Fransa'nın, Ankara'yı Avrupa ile bütünleşme yolunda birçok
defa desteklediğinin altını çizerek, "Fransa'nın, 17 Aralık zirvesi
sırasında üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda bir karar
alınacağı zaman bizden geleneksel desteğini esirgemeyeceğine
inanıyorum." şeklindeki ifadesine yer verilmektedir.
AFP'nin (19/10) "Berlin ve
Lizbon, Türkiye ile Müzakerelerin Başlamasından Yanalar" başlığı altında
yer verdiği bir haberde, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve
Portekizli mevkidaşı Pedro Santana Lopes'in yaptıkları açıklamada,
Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlaması gereğini
vurguladıkları belirtilmektedir. Portekiz'e ilk kez bir resmi ziyaret
gerçekleştiren Schröder'in, Santana Lopes ile düzenlediği ortak basın
toplantısı'nda sırasında, "Avrupa Konseyi'nin önümüzdeki aralık
ayındaki toplantısında, Avrupa Komisyonu'nun önerisinin doğrultusunda
yer alacağım." dediği ifade edilen haberde, Santana Lopes'in de
açıklamasında, "Kopenhag Kriterleri'ne göre müzakerelerin başlaması
prensibini destekliyoruz. Avrupa Komisyonu raporunun sonuçlarını
izleyeceğiz." dediği aktarılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (19/10) "AB'li
Hıristiyanlar Türkiye'deki Dini Özgürlükler Üzerinde Duruyorlar" başlığı
altında ve Tom Heneghan imzasıyla yer verdiği bir haberde, Avrupa'daki
Hıristiyan kiliseleri ve gruplarının, Brüksel'den, Türkiye'ye, Avrupa
Birliği üyeliğine hak kazanmak üzere gerçekleştirdiği reformların bir
parçası olarak, dini özgürlükler konusundaki yarım yamalak sicilini
düzeltmesi için baskı yapmasını istedikleri belirtilmektedir.
Bildirinin, vaaz ve mülakatlarda Katolik, Protestan ve Ortodoks
liderlerin, Müslümanların hakim olduğu ülkede Hıristiyan yandaşlarına
karşı ayrımcılığın özellikle kendileri için bir endişe kaynağı olduğunu
söyledikleri ifade edilen haberde, Türkiye'nin laik yasaları dini
özgürlüğü garanti altına alsa da gayrimüslim toplumların, yasal
statüden yoksun ve mülkiyet edinme hakkı, din adamı eğitimi ve yabancı
kiliselerden yardım alma gibi konularda sınırlamalarla karşı karşıya
oldukları öne sürülmektedir. AB'nin yeni üyeleri için "Kopenhag
Kriterleri"nin din özgürlüğünü de içerdiğine dikkat çeken Almanya Roma
Katolik piskoposlarının, "AB'de karar alanların kendi Kopenhag
Kriterleri'ni ciddiye alacaklarını varsayıyoruz." dedikleri belirtilen
haberde, Avrupa Parlamentosu'nun Hollandalı Hıristiyan Demokrat
milletvekili Camiel Eurlings'in, "Türkiye'de Hıristiyanların kilise
yapmasının Müslümanların Hollanda'da cami yapmaları kadar kolay olup
olmadığı sorusuna cevap istiyorum." şeklindeki ifadesine yer
verilmektedir.
İSPANYA BASINI:
La Razon gazetesinde (17/10)
"Türkiye Korkusu" başlığı altında yayımlanan başyazıda, İspanya'da
Avrupa Anayasası için 20 Şubat 2005 tarihinde yapılacak referandum
kampanyasına önümüzdeki kasım ayında başlanacağı hatırlatılmakta;
hükümetin, referandumda istediği sonucu alabilmesi için, Avrupa
Anayasası'nın iyi ve ülkenin çıkarları doğrultusunda hazırlandığı
konusunda kamuoyunu ikna etmesi gerektiği vurgulanmakta; ancak
kamuoyuna izah edilmesi gereken konular arasında AB-Türkiye
ilişkilerinin de bulunduğu ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB'ye
katılması durumunda, bugünkü kavram ve dengelerin değişeceği öne
sürülerek devam edilen başyazıda, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda
suskun kalınmaması gerektiği, Türkiye'nin üyeliği için en az 10 yıla
ihtiyaç duyulduğu yolundaki açıklamaların arkasına sığınmanın doğru
olmadığı, konunun Fransa'da heyecanlı bir şekilde tartışıldığı ve en
kısa zamanda tüm AB'ye yayılacağı, 70 milyon nüfuslu Türkiye'nin AB
üyeliğine alınması halinde, çıkarları doğrultusunda hareket ederek
AB'deki ibreleri kendi lehine çevirebilecek kapasiteye sahip olduğu
kaydedilmekte ve hükümet, "Türk devin" AB'ye katılımı konusunda duyulan
korku ve endişelerin giderilebilmesi için çaba sarfetmeye davet
edilmektedir.
İSVİÇRE BASINI:
Tages Anzeiger gazetesinde
(18/10) "Peki Neden Türkler AB'ye Girmek İstiyor" başlığı altında
yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin AB üyeliği üzerine tartışmalarla
tarihin bir kez daha tekerrür ettiği ve 40 yıl önce de benzer
argümanlarla ama bugünkünden farklı rollerde Türkiye'nin topluluğa
üyeliğine karşı mücadele edildiği vurgulanmaktadır. Bugün Almanya'da
CDU ve CSU'nun temsilcilerinin, ekonomik, mali ve kültürel nedenlerle
Türkiye'yi AB'ye almak istemedikleri ve bunun yerine ona "ayrıcalıklı
ortaklık" önermek istedikleri, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın
da buna karşın tam üyeliği savunduğu -her ne kadar şu aşamada kendi
partisi içinde ve halk arasında çok küçük bir azınlık kendisini
desteklese de- belirtilen yorumda, kulislerde Fransız diplomasisinin
Türkler aleyhine olumsuz bir imaj yarattığına da işaret edilmektedir.
Hamburg Doğu Enstitüsü Başkanı Udo Steinbach'a göre, 11 Eylül sonrası
Paris ile Washington'un arasının Irak savaşı nedeniyle bozulması, bir
yandan AB'nin 10 yeni üye ile genişlemesinin hazmının zorluğu, diğer
yandan Avrupa'nın bir kimlik krizi yaşamaya başlamasının Türkiye'nin AB
üyeliğine karşı bir çekince yarattığı kaydedilen yazıda, Steinbach'ın,
"Biz Avrupalılar olarak şu anda dışa ve içe karşı kendimizi pazarlık
edebilecek güçte hissetmiyoruz. Avrupa nereye ait olacak, biz bu işi
nerede bitireceğiz?" diye sorduğu ifade edilmektedir.
İTALYA BASINI:
La Stampa gazetesinde
(16/10) "Avrupa'daki Türkiye... Ankara'dan mı Korkuyoruz Yoksa
Kendimizden mi?" başlığı altında ve Aldo Rizzo imzasıyla yayımlanan bir
makalede, özellikle AB üyesi iki ülkede; Fransa ve Almanya'da büyümekte
olan "Türkiye korkusunun", "yalnızca Türkiye'nin AB'ye katılımının
olası etkilerinden mi kaynaklanıyor, yoksa bunun yanında AB'nin dev
Türkiye'yi herhangi bir karmaşa yaşamaksızın içine almaktaki
beceriksizliğinden, yani kendi özünde bulunan zayıflıktan korkuyor
olmasından mı?" sorusuna yer verilmektedir. Tartışmanın bu aşamasında
sorulması gereken başlıca sorunun bu olduğu ifade edilen makalede, her
gün daha da artan bir Türkiye korkusu olduğunun şüphe götürmeyeceği ve
bunun için, Paris'te Fransa Parlamentosu'ndan Türkiye konusunda
yükselen sesleri düşünmenin yeterli olduğuna işaret edilmektedir. Alman
Frankfurter Allgemeine Zeitung'ta, yer alan "Türkiye'nin AB'ye katılımı,
iki dünya savaşında Avrupa'nın kendi kendini yok etmesinin ardından
50'li yıllarda ortaya atılan o tarihi projenin sonuna işaret ediyor
olabilir. AB, geri dönülemez bir şekilde, AGİT'in başka bir türüne
dönüşme eğilimi gösterebilir. Türkiye'nin AB'ye katılımı Avrupa'nın
sonunu getirebilir." şeklindeki satırlara yer verilen makalede,
"Korkunun sebepleri çok fazla. Laik bir devlet şeklinde örgütlenmiş de
olsa, Türk kültüründen; İslam geleneğinden; Türkiye'yi AB'nin en
kalabalık ülkesi yapacak ve de Birlik içindeki oy dengelerinin
bozulmasına yol açacak olan nüfus artış hızından; Türk iş gücünün istila
tehlikesinden ve benzeri konulardan çekiniliyor. Fakat her şeyden önce,
federal bir yapı olmaya yönlendirilmiş, politik anlamda uyumlu Avrupa
projesinin sonunun gelmesinden korkuluyor ya da korkulduğu söyleniyor!
Bu belki de en önemli husus." denilmektedir.
Corriere della Sera
gazetesinde (19/10) "Kuzey Ligi'nin Hayırı İktidar Koalisyonunda
Rahatsızlık Yarattı... Başbakan Halen Destekliyor... Uzmanlar:
Referandum Sadece Anayasayı İlgilendiren Konularda Yapılır" başlığı
altında yayımlanan bir haberde, Kuzey Ligi'nin Türkiye'nin AB üyeliği
ile ilgili referandum talebinin hükümet açısından iğneleyici
olabileceği, mamafih bu aşamada zayıf bir noktanın bulunduğu
belirtilirken, İtalya'da böyle bir konuda referanduma gidilmesinin bir
anayasa değişikliği yapılmaksızın mümkün olmadığının altı çizilmektedir.
Haberde, İtalyan anayasasında "feshedici referandum"un öngörüldüğü, buna
karşın uluslararası anlaşmaların onaylanması konusunda ise anayasanın
bunu yasakladığı, Kuzey Ligi'nin Parlamento'da anayasal bir değişiklik
yapılmasına yetecek gücü olmadığı dolayısıyla da şu anki mevcut durumda
hükümetin Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir referanduma gitmesinin
mümkün gözükmediği kaydedilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde
(19/10) "Avrupa-Türkiye-Şifre" başlığı altında ve Yorgos Bukalas
imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Yunanistan'da
hakim olan görüş (ve sanırız yerinde bir görüştür) Türkiye'nin AB
ailesine katılması, hatta Yunanistan'ın Türkiye'nin AB yönelimine temel
destek olması gerektiğidir. Aksine, çoğu Avrupa ülkesinde Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda tepkilerin var olduğu görülüyor. Aslında bu durum
garip değildir. Çünkü, Avrupa ilk kez güç nüvesinin niteliklerini
taşımayan bir ülkenin AB ailesine katılıp katılmayacağı konusunda karar
alacaktır. İlk kez AB genişlemesi siyasi olmayan, kültürel bir sorunla
karşılaşıyor. Avrupa bu kadar büyük bir ülkenin AB üyesi olup
olamayacağı sorusunu bir kenara bırakır ve 'Türkiye ile ne olacak?'
sorusuna cevap aramaya başlarsa, ilk önce gelecekte nasıl bir AB
istediği konusunda karar almalıdır. AB'yi oluşturan ilkeler, kurumlar ve
insanlar bunun bilincindedir. Bu amaçla tonlarca yazı yazılmış
olmasına rağmen, Avrupa'nın hala gelecekte nasıl bir AB istediğini
belirlemiş olmadığı görülüyor. Ancak bu arada, iki ayrı dünya arasında
-gerçekte iki ayrı dünyadan bahsetmekteyiz- ki büyük farkları
görmemezlikten gelmek iki yüzlülüktür. AB üyesi ülkelerin çoğunun resmi
amblemi olan bayraklarında haçın bulunması aslında gerçeği ortaya
koyuyor. Sembollerin dikkate alınmaması gerektiğini, bunların 'ayrıntı'
olduğuna inananlar da vardır. Ancak bu görüşü savunanlar, amblemlerin,
kendilerinin de bir parçası oldukları ulusların yapısı ve oluşumu
hakkında bilgi sahibi değildirler ve bu sembollerin dinsel inanç
ötesinde bir şey olduğunu bilmiyorlar."
Diplomatia dergisinin Eylül
2004 sayısında "Avrupa Türkiye'ye 'Evet Ama...' Diyor" başlığı altında
ve Sotiris Sideris imzasıyla yayımlanan bir yorumda, şu sıralarda
Avrupa ülkelerinde AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin
başlayıp başlamayacağının tartışılmadığı ve çünkü aralık ayında AB'nin
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması yolunda karar alacağına
kesin gözle bakıldığı vurgulanmaktadır. Avrupa ülkelerinde şu sıralarda
"Türkiye'nin AB yönelimini zorlaştırmak amacıyla Ankara'nın AB sürecine
yeni şartlar konulmalı mıdır", konusunun tartışıldığı, çünkü AB üyesi
çoğu ülkede Türkiye'nin AB üyeliğine karşı tepkiler olduğu belirtilen
yorumda, bu arada, Türkiye'nin başlıca hedefinin aralık ayında üyelik
müzakereleri için tarih almak olduğu ve Ankara'nın ise "ondan sonra
bakarız" dediğine işaret edilmektedir. Her şeyin, ekim ayından AB
zirvesinin yapılacağı aralık ayına kadar Türkiye'nin zor anlar
yaşayacağını gösterdiği ifade edilen yorumda, Fransa, Almanya, Polonya,
Avusturya, Danimarka, Lüksemburg, Hollanda, Belçika gibi ülkelerde bu
iki ay içinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı kampanyaların
düzenlenmesinin beklendiği vurgulanan yorumda, AB-Türkiye ilişkilerini
yakından takip edenlerin, aralık ayından sonra yani Türkiye için AB
üyelik sürecinin başlamasıyla (sonunda Türkiye AB üyesi olsun veya
olmasın) bölgede yeni koşulların olacağını ve bu durumun büyük güçlerin
bölgedeki politikalarını etkileyeceğini söyledikleri, bazı çevrelerin
ise, Türkiye için üyelik sürecinin başlamasının bölgemizi olumlu
etkileyeceğini savunurken, başka çevrelerin olumsuz neticelere yol
açacağını ileri sürdükleri ifade edilmektedir. Yorumda şöyle
denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanlara göre, AB ve
ABD'nin ilgilendiği tüm tehlikeli bölgelerle Türkiye'nin sınırları
olduğundan, Kafkas krizi, Irak, Orta Doğu sorunu Avrupa'ya
yaklaşacaktır. Aynı çevreler, Türkiye'nin kriz bölgesinin bir parçası
olduğundan Türkiye üzerinden krizin Avrupa'ya sıçrama olasılığının
olduğunu da söylüyorlar. Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenler,
Türkiye'nin AB ailesine katılmasıyla Batının, Müslüman dünyaya önemli
bir mesaj vermiş olacağını, Batının Müslümanlara karşı olmadığını
kanıtlayacağını söylüyor. Ancak, Türkiye'nin AB üyeliğinden yana
olanlar bile terör sorununun milyonlarca müslümandan kaynaklanmadığını,
aşırı dinci bazı İslam örgütlerinin terörü körüklediklerini ve bu
örgütlerin Türkiye'yi de hedef aldıklarından bu durumun Avrupa için
kaygı verici olduğunu kabul ediyorlar. Sonuç olarak her şey, aralık
ayında yapılacak AB zirvesinde Türkiye konusunun hakim olacağını ve bu
açıdan bu zirvenin tarihi açıdan büyük önem taşıyan bir zirve olacağını
gösteriyor."
|