21.10.2004

   

Anasayfa

e-posta


 

 

            ANKARA, 21/10(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20 Ekim 2004 tarihinde Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen  haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ABD BASINI:  

            AP'nin (20/10) "Fischer: Türkiye'nin AB Üyeliği, Terörle  Mücadelede Blogun Elini Güçlendirir" başlığı altında yer  verdiği bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka  Fischer'in, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkenin,  terörle mücadelede bloğun elini güçlendireceğini ileri  sürerek, AB liderlerinden Türkiye ile üyelik müzakerelerini  başlatmalarını istediği belirtilmektedir. Türkiye'nin AB'ye  katılma çabasının güçlü bir destekçisi olan Fischer'in bu  görüşünü Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller kanadı tarafından  İstanbul'da düzenlenen bir konferansta dile getirdiği  belirtilen haberde, AB liderlerinin aralık zirvesinde  Türkiye ile üyelik görüşmelerine başlama konusunda oybirliği  ile mutabakata varmalarını umduğunu söyleyen Fischer'in,  demokratik bir Türkiye'nin, artarak gelen "terörist  totalitercilik" tehdidi karşısında 25 üyeli bloğu  güçlendireceğini söyleyerek, "Bu stratejik boyut gözardı  edilemez. Aynı zamanda başarılı bir pazar ekonomisi olan  böyle Müslüman bir ülke, 21. yüzyılda Avrupa için güvenlik  sağlayıcı bir unsur olacaktır." dediği aktarılmaktadır.

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (20/10) "Dostça  Tartışmalı Bir Diyalog" başlığı altında ve Johannes  Leithauser imzasıyla yayımlanan bir yazıda, CDU lideri  Angela Merkel'in, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e,  Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği yerine "ayrıcalıklı ortaklıktan" yana olduğunu söylediği belirtilmektedir. Gül  ile görüşmenin ardından açıklama yapan Merkel'in, "dostça  tartışmalı bir diyalog" gerçekleştirdiklerini söylediği  belirtilen yazıda, FDP Genel Başkanı Westerwelle'nin ise  Gül ile buluşmasının ardından, AB'nin Türkiye ile katılım  müzakerelerini başlatacağından emin olduğunu ve bu kararın  gelecekteki her Alman Hükümeti'ni bağlayacağını söylediği,  Dışişleri Bakanı Gül'ün de konuşmasında, "Türkiye'nin AB'ye  tam üyeliği dışında bir hedefin Türkiye için kabul edilemez"  olduğunu vurguladığı ifade edilmektedir.

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (20/10) "Erler... SPD  Grubunda Türkiye'nin Üyeliğine Karşı Çıkanlar Az Sayıda"  başlığı altında ve Günter Bannas imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, SPD'nin Federal Parlamento Grubu'nun, Türkiye'nin AB  üyeliği ile ilgili gelişmeleri ele aldığı ve edinilen  bilgilere göre, SPD Genel Başkanı Müntefering'in, aralarında  Marcus Meckel'in de bulunduğu bazı milletvekillerinin,  grupta şimdiye dek konunun konuşulmasına fırsat tanınmadığı  şeklindeki açıklamalarına kızgınlıkla tepki gösterdiği  belirtilmektedir. SPD Parlamento Grubu'na, Grup Başkanı  Erler'in, Angelika Schwall-Düren ve Uta Zapf tarafından  hazırlanan bir belgenin sunulduğu ve belgede, Türkiye'nin  AB üyeliğine karşı SPD grubunda da varolduğu belirtilen  çekincelerin dikkate alınması gerektiğinin vurgulandığı  kaydedilen yazıda, SPD grubunda, Başbakan Schröder ve  Dışişleri Bakanı Fischer'in (Yeşiller) Türkiye çizgisini  genel anlamda reddeden bir milletvekili olduğunu zannetmediği  görüşünü yineleyen Erler'in, 251 milletvekilinden muhtemelen  15'inin sorun gördüğünü belirttiği ifade edilmektedir.  Hazırlanan belgede, katılım müzakerelerinde kaydedilecek  ilerlemenin, Türkiye'de gerçekleştirilecek iç reformların  hızına bağlı olacağına işaret edildiği, ayrıca Türkiye'nin,  17 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde, müzakerelerin  başlatılmasına ilişkin karar öncesinde, Kıbrıs'ı devletler  hukukuna göre tanıması gerektiğinin belirtildiği öne sürülen  yazıda, 1 Mayıs 2004'de AB'ye alınan yeni üyelerin katılım  müzakere sürecinin 11 yıl sürdüğünü hatırlatan Erler'in,  Başbakan Erdoğan'ın da bizzat 2019 yılını hedef olarak  açıkladığını söyleyerek, "Türkiye 15 yıl sonra, yani 2020  yılında üye olduğunda, sadece Türkiye bugünkü Türkiye  olmayacak, aynı zamanda AB de bugünkü AB olmayacaktır."  dediği, Avrupa Anayasası'nın çıkarılmasıyla birlikte,  "Türkiye ya da Güneydoğu Avrupa ülkelerinin üyeliği sırasında  AB'nin işlev yeteneğinin de korunacağını" da söylediği  kaydedilmektedir.

            Die Welt gazetesinin internet sayfasında (20/10) "Türk  Mültecilerinin Sayısı Ortalamanın Üzerinde" başlığı altında  ve Andreas Middel imzasıyla yer alan bir yazıda, Federal  Alman Meclisi'ndeki Avrupa Komisyonu'nun Hıristiyan Demokrat  Birlik Partili Başkanı Matthias Wissman'ın, Türkiye ile  üyelik müzakerelerine başlanılmadan önce uyarılarda bulunduğu belirtilmektedir. Wissman'ın, Die Welt'e verdiği demeçte,  "Alman mahkemeleri Türkiye'den yapılan mülteci başvurularını  kabul ettiği müddetçe üyelik müzakereleri aslında başlayamaz."  diyerek, AB Komisyonu'nun insan hakları konusunda ilerleme  olduğunu belirtip ve bu yüzden müzakerelerin başlaması  tavsiyesinde bulunurken, Türkiye'den yapılan iltica  başvurularının burada siyasi mülteci olarak kabul görmesinin  "anlamsız bir çelişki" olduğuna dikkat çektiği belirtilen  yazıda, Wissman'ın, Almanya'da haklı görülen iltica  davalarının Türkiye'deki gerçek durumunun AB kriterlerine  uygun olmadığını belirterek, "AB'nin aralık ayı ortasındaki  üyelik müzakerelerine başlanması kararına kadar bu çelişkiyi  kamuoyunda dile getireceğiz." açıklamasında bulunduğu  kaydedilmektedir.

            Financial Times Deutschland gazetesinde (20/10) "Türkiye, Müzakerelerin Haziran Ayından İtibaren Yapılmasında Israrlı"  başlığı altında ve Marina Zapf imzasıyla yayımlanan bir  yazıda, Türkiye'nin, Haziran 2005 sonuna kadar AB katılım  müzakerelerinin başlatılmasında ısrar ettiği ve Dışişleri  Bakanı Abdullah Gül'ün, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques  Chirac'ın Fransa'daki referandum nedeniyle AB katılım  müzakerelerinin ertelenmesi isteğini reddettiği  belirtilmektedir. Gül'ün, "2005 yılının sonunun çok geç  olacağını" söylediği ifade edilen yazıda, Türkiye'nin,  müzakerelerin başlama tarihinin kararlaştırılacağı  17 Aralık AB Zirvesi'ne muhtemelen aşırı beklentilerle  baktığının anlaşıldığına işaret edilmektedir. Federal  Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in de Gül'ü, tarih  konusunda anlaşmazlık yaratılmaması yönünde uyararak, ilk  önce tüm AB üyesi ülkelerin katılım müzakerelerinin  başlatılmasına kayıtsız şartsız "evet" demeleri gerektiğine  işaret ettiği kaydedilen yazıda, Gül'ün ise Chirac'ın  tereddütlerine, "AB anayasası ve Türkiye birbirlerinden  çok farklı iki husustur. Bunun Türkiye'nin üyeliğiyle bir  ilgisi yok." şeklinde karşılık verdiği belirtilmektedir.

            Der Tagesspiegel gazetesinde (20/10) "Avrupa'nın  Yeşilleri, Türkiye'nin AB Üyeliğinden Yana" başlığı altında  ve Thomas Seibert-bil. imzalarıyla yayımlanan bir yazıda,  Avrupalı Yeşiller'e göre, Türkiye AB'ye üyelik perspektifini  hak ettiği, fakat hedefe ulaşmak için kendini önemli ölçüde  değiştirmesi gerektiği belirtilmektedir. Yeşiller  politikacısı Daniel Cohn-Bendit'in, Yeşiller AB  parlamenterlerinin İstanbul'daki üç günlük toplantısının  açılışında, beklenen üyelik müzakereleriyle birlikte  Türkiye ve Avrupa için zorlu bir aşamanın başlayacağını  söylediği belirtilen yazıda, Yeşiller'in, İstanbul'daki bu  toplantıyla, Türkiye'nin AB çabalarına destek sinyali  vermek istediği ve Cohn-Bendit'in, Türkiye'nin reform  politikasını överken, diğer taraftan da yeni adımlar  atılmasını istediği kaydedilmektedir. İşkencenin olmadığı  ve her şeyin tartışılabildiği bir ülke arzu ettiğini  söyleyen Cohn-Bendit'in, Türkiye'nin, AB üyesi olmak  istiyorsa devlet egemenliğinin bir bölümünden de feragat  etmesi gerektiğini vurguladığı ifade edilen yazıda,  Hollandalı politikacı Joost Lagendijk'in belirttiğine göre,  bu eksikliklere rağmen Avrupalı Yeşillerin çoğunluğunun  müzakerelere başlanmasından yana olduğu ve yaklaşık 10 yıl  içinde AB üyeliğini umduğunu söyleyerek, AB ülkelerinde  üyelik konusunda referandumlar yapılmasını reddettiği  vurgulanmaktadır.

 

            AVUSTURYA BASINI:  

            Wiener Zeitung'da (20/10) "FPÖ Yönetim Kurulu: Mali  Sorunlar ve Türkiye, Havayı Zehirleyen Konular" başlığı  altında ve Walter Haemmerle imzasıyla yayımlanan yazının  Türkiye ile ilgili bölümünde, sorunsuz yönetim kurulu  toplantılarının FPÖ için artık ender rastlanılan bir şey  olduğu ve FPÖ'lü liderlerin Viyana'da toplanarak, partinin  mali sorunları ve Türkiye'nin katılımı konusunu tartıştıkları belirtilmektedir. Öncelikle de partinin Viyana Grubu Başkanı  Heinz Christian Strache, AB parlamenteri Andreas Mölzer ve  Ombudsman Ewald Stadler liderliğindeki milliyetçi kanadının,  FPÖ'nün Türkiye'nin AB'ye katılım ihtimali konusunda izlediği  resmi çizgiye açıkça karşı çıktığı ve müzakerelere  başlanmasını kesinlikle reddettiği belirtilen yazıda, bu  ihtilafın kapalı kapılar ardında değil, medyanın gözleri  önünde yaşandığı vurgulanmaktadır.

            Die Presse gazetesinde (20/10) "Lahey, Türkiye Konusunda  Cambazlık Yapmaya Çalışıyor" başlığı altında ve Helmut Hetzel  imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hollanda Hükümeti'nin AB  Dönem Başkanı olarak Türkiye kararını hazırlamak zorunda  olduğu ve ama bu konuda kendi içinde de bölündüğü  belirtilmektedir. Türkiye'nin Lahey Büyükelçisi Tacan  İldem'in Lahey'de ortanın sağındaki kabine üyelerini tek tek  ziyaret ederek, onları Türkiye'nin AB'ye katılımının ne kadar  gerekli olduğu konusunda bizzat ikna etme çabalarına ve  buradaki lobi faaliyetlerine yer verilen yazıda, Hollanda'nın  şu anda AB Dönem Başkanı ve 17 Aralık'ta Brüksel'de Hollanda  Başbakanı Jan Peter Balkenende başkanlığında, AB ile Ankara  arasında giriş müzakerelerine ne zaman başlanacağını  belirleyeceği ve AB Komisyonu'nun Türkiye'nin katılım  ihtimalini prensip olarak olumlu değerlendirmesinden sonra,  müzakerelerin başlama tarihini tespit etme yolunda başka  bir engel kalmadığı, Balkenende'nin de bu tarihi AB Dönem  Başkanlığı sırasında mutlaka belirlemek istediği  vurgulanmaktadır. Balkenende'nin, uzun süre Ankara'da  büyükelçilik görevinde bulunan ve Lahey'deki Hıristiyan  liberal hükümetin içinde Türkiye'nin AB'ye katılımından  yana olanların başında gelen Dışişleri Bakanı Bernard Bot  tarafından da desteklendiği belirtilen yazıda, Tarım Bakanı  Cees Veerman'ın Türkiye'nin katılımına oldukça şüpheli  bakanlar arasında yer aldığı ve Veerman'ın, "Birliğin gücünü yitirmesinden" ve tarım politikası yüzünden mali açıdan  çökmesinden korktuğu, Adalet Bakanı Piet Hein Donner ve  Ulaştırma Bakanı Karla Peijs'in de Türkiye'ye karşı olanların  saflarında yer aldıkları ifade edilmektedir. Dışişleri Bakanı  Bot'un, diğer AB ülkelerinde de mevcut olan bu şüpheci cepheyi  yatıştırmak için ifadesini biraz yumuşattığı ve Türkiye ile  giriş müzakerelerinin 1 Ocak 2005'te başlaması planından  vazgeçerek, 2005 ortalarında kabul edilebileceğini belirttiği  ifade edilen yazıda, Bot'un artık Türkiye'nin en geç 2015'te  AB üyesi olması gerektiğinden yola çıkmadığı ve Türkiye'nin  AB'ye giriş şartlarını ihlal etmesi halinde, Ankara ile  müzakerelerin durdurulması gerektiği görüşünü paylaştığına  işaret edilmekte ve Bot'un bu konuda böylesine çark etmesinin,  muhtemelen Hollanda halkının --yüzde 57'si Türkiye'nin  katılıma karşı çıkıyor- tutumuyla bağlantılı olduğuna dikkat çekilmektedir.

            Wiener Zeitung'da (20/10) "Bölücü Unsur Türkiye" başlığı  altında yayımlanan bir haberde, AB'nin Türkiye ile giriş  müzakerelerine başlama ihtimalinin, Avrupa çapında yoğun  tartışmalara yol açtığı ve bu sorunun bazı Avrupa ülkelerinde koalisyonların bile görüş ayrılığına düşmesine neden olduğu belirtilmektedir. İtalya'da ortanın sağındaki koalisyonda  yer alan Lega Nord partisinin, Türkiye'nin AB'ye katılımı  konusunda Avrupa çapında bir referandum yapılması yolundaki  isteğinin, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'yi zor durumda  bıraktığı ve Lega Nord'un önde gelen politikacılarından biri  olan Adalet Bakanı Roberto Castelli'nin, "Lega'nın Brüksel'den, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda kesin bir karara  varılmadan önce bir referandumla halkın fikrinin alınmasını"  isteyeceğini açıkladığı ifade edilen haberde, Castelli'nin  Ankara'nın AB'ye katılımının "Avrupa'yı önümüzdeki yıllarda şekillendirebilecek son derece önemli bir konu olduğu için"  halk oylamasının zaruri olduğunu söyleyerek, hükümetlerin  alacağı kararın yeterli olmayacağını vurguladığı  kaydedilmektedir. Lega Nord'un Romalı Parlamenterler  Odası'ndaki Grup Başkan Yardımcısı Dario Galli'nin de  "Türkiye coğrafi açıdan Avrupa'nın bir parçası değil, ayrıca  İslam kültürü, bizim kıtamızın Hıristiyan kökleri ile  bağdaşmıyor." şeklinde konuştuğu ifade edilen haberde, Lega  Nord'un böylece Berlusconi'yi karşısına aldığı ve İtalya  Başbakanı'nın, müttefiklerinin aksine, AB devlet ve hükümet  başkanlarının 17 Aralık'taki zirve toplantısında, Türkiye  ile giriş müzakereleri için bir tarihin tespit edilmesini  umduğu vurgulanmaktadır.

 

            FRANSA BASINI:  

            AFP'nin (20/10) "Erdoğan Sarkozy ile Görüştü" başlığı  altında yer verdiği bir haberde, Fransa'da bulunan Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın Fransa Maliye Bakanı Nicolas Sarkozy  ile bir araya geldiği ve yaklaşık bir saat süren görüşmede  güncel uluslararası konuları ele aldıkları belirtilmektedir.  Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın partisi Halk Hareketi İçin  Birlik'in gelecekteki lideri Nicolas Sarkozy'nin, Türkiye'nin  AB'ye üyeliği konusunda endişelenen Fransızları rahatlatmak  için ülkede referandum yapılmasını istediği hatırlatılan  haberde, Türkiye'nin üyeliği konusunda Fransa Parlamentosu'nda  yapılan görüşmeler sırasında Sarkozy'nin, Ankara yönetimine  üyelikten ziyade ortaklık statüsü verilmesini daha uygun  bulduğunu belirttiği kaydedilmektedir.

 

            KIBRIS RUM BASINI: 

            Politis gazetesinde (20/10) "Erdoğan'ın Korkusu" başlığı  altında ve Anna Andreu imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Türkiye'nin AB üyelik sürecine engel koymasından ya da AB  ile üyelik müzakerelerinin başlamasını geciktirmesinden  korktuğu Paris'te bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın  kaygısının, "Fransa'yı nasıl ikna edeceği" olduğu  belirtilmektedir. Erdoğan'ın, Fransa'yı etkilemek için yoğun  bir diplomatik çaba başlattığı ve İngiltere Başbakanı Tony  Blair ve İtalyan meslektaşı Silvio Berlusconi ile telefon  görüşmesi yaptığı ve onlardan, Fransa'yı ve karşı çıkan  diğer AB ülkelerini ikna etmek için müdahalede bulunmalarını  istediği ifade edilen yorumda, Erdoğan'ın aldığı yanıt olumlu  olduğu ve her ikisinin de Tayyip Erdoğan'a, "Elimizden geleni  yapacağız. Hem Fransa hem de diğer ülkelerle konuşacağız.  Kaygılanma..." dedikleri öne sürülmektedir.

 

            LÜBNAN BASINI: 

            El Balad gazetesinde (20/10) "Türkiye ve Avrupa... Çifte  Kimlik Sorunu" başlığı altında ve Zeki Al Milad imzasıyla  yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye ve Avrupa,  kültür ile din arasında zıtlık arz eden iki görüntü. Kültür,  Türkiye'nin Avrupa perspektifini teşkil ediyor. Yine kültür,  Türkiye'yi Avrupa'ya entegre ederken, Avrupa'nın Türkiye  perspektifini teşkil eden din ise Avrupa'yı bu ülkeyle  bütünleştirmiyor. Türkiye ve Avrupa, eksiklik ve korku gibi  iki kimlik arasında birer örnek, yani çifte kimlik sorununa  birer model. Türkiye, AB'ye giremediği için kimliğini hala  eksik olarak görüyor. Hıristiyan kulübünü temsil eden Avrupa  ise Hıristiyan olmayan Türkiye, kulübüne ve Birliğine girecek  diye kendi kimliği konusunda kaygı duyuyor. İşte Türkiye ile  Avrupa arasındaki çifte kimlik sorunu buradan kaynaklanıyor.  Türkler ve Avrupalılar, Türkiye'nin AB'ye alınmak  istenmemesinin gerçek nedeninin, Türkiye'nin Avrupa'nın  talep ettiği siyasi, ekonomik ve kültürel kriterleri yerine  getirmemiş olması değil, çifte kimlik sorunu olduğunu gayet  iyi biliyorlar."

 

            İSPANYA BASINI: 

            ABC gazetesinin internet sayfasında (20/10) "Türkiye,  Alman Hıristiyan Demokrat Birliği'ni Avrupalı Olduğuna İkna  Edemiyor" başlığı altında ve Ramiro Vilapadierna imzasıyla  yer alan bir yazıda, Alman Hıristiyan Demokrat Birlik  Partisi (CDU) Başkanı Angela Merkel'in, Avrupa Birliği'nin  büyük Avrasya ülkesi için giriş müzakerelerini başlatma  kararı aldığı zaman, Ankara'ya "ayrıcalıklı ortaklık"  statüsünün verilmesinin alternatif olarak göz önünde  bulundurulmasını önerdiği, Dışişleri Bakanı Abdullah  Gül'ün ise, "Zaten sekiz yıldır bir gümrük birliğimiz var.  Başka hangi ayrıcalıklı ortaklığa varabiliriz bilmiyorum."  dediği belirtilmektedir. CSU'nun da paylaştığı CDU'nun bu  teklifinin, endişeli Fransız sosyalistler arasında  beklenmedik bir destek gördüğü ifade edilen yazıda, hatta  yalnız bırakılan Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın bile,  bir referandum ihtimalini dile getirdiği, bununla birlikte  Merkel'in, Almanya'da halk oylaması yapılmasını reddettiği vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI: 

            Elefteros Tipos gazetesinde (20/10) "Lefkoşa '25'lerin  Girişimini Bekliyor" başlığı altında ve Angeliki Spanu  imzasıyla yayımlanan bir haber-yorumda, Lefkoşa'nın,  "25"lerin Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri konusuna  ilişkin kararı alacakları 17 Aralık AB Zirvesi'nde ya da  zirveden önce, Kıbrıs konusu için bir Avrupa girişiminin  belirlenmesini bekledikleri ifade edilmektedir. Diplomatik  çevrelerin, Kıbrıs Rum tarafına Avrupa'nın Kıbrıs konusuna  ilişkin ilgisinin yeniden canlandığı yönünde net mesajların  verildiğini söyledikleri belirtilen haber-yorumda,  Lefkoşa'nın, Kıbrıs konusuyla ilgili yeni bir girişimin  ortaya konması durumunda yapıcı bir tavır takınmaya hazır  olduğunu açıkladığı ve Avrupa faktörünün daha faal bir  şekilde müdahil olmasına yol açacak, Amerikan faktörünün  oynadığı rolün gücünü azaltacak gelişmeler beklediği  kaydedilmektedir. Yunan ve Kıbrıs diplomasisinin, AB ile  KKTC arasında Kıbrıs Rum yönetimini bertaraf ederek  doğrudan ticaretin başlaması yönündeki girişimleri  engellemeyi başarmasının bir iyimserlik ortamının  biçimlenmesine neden olduğu ifade edilen haber-yorumda,  öte yandan Türkiye ile İngiltere'nin sert baskılar  uygulamalarının beklendiği, bu nedenle Lefkoşa'nın,  Türkiye-AB arasındaki müzakerelerin başlamasını veto  etmek hakkından şimdiden vazgeçmek niyetinde olmadığı ve  veto konusunun, Parlamento Başkanı Dimitris Hristofias'ın  açıklamasına göre, Kıbrıs Ulusal Konseyi'nde görüşüleceğine  işaret edilmektedir.

 

 

                                     ESKI SAYILAR