|
ANKARA, 22/10(BYE)---
Yabancı basın-yayın organlarında 21 Ekim 2004 tarihinde Türkiye-AB
ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara
değinilmektedir:
ALMANYA BASINI:
Die Welt gazetesinin
internet sayfasında (21/10) "Kuzey Birliği Partisi Türkiye'nin AB
Üyeliğinden Birden Rahatsız Oldu" başlığı altında ve Paul Badde
imzasıyla yer alan bir yazıda, İtalya'nın Türkiye'ye olan yakınlığı
Almanya'nın Türkiye'ye olan yakınlığından daha fazla olduğu, buna
rağmen Roma-Ankara arasındaki mesafenin Berlin-Ankara arasındaki
mesafeden daha uzak göründüğü belirtilmektedir. İtalya'da Kuzey
Birliği'nin, Türkiye'nin genişlemiş AB'ye katılmasını savunan ve teşvik
eden hükümetin şimdiye kadarki politikasına birden karşı çıkmasıyla şu
sıralar Berlusconi'nin koalisyonunu sarsarak bir krize neden olduğu
belirtilen yazıda, dünya görüşü olarak açık ve kültürel açıdan daha çok
aldırışsız görünen, birkaç yıl öce Hıristiyanlığın İslam dininden üstün
olduğu iddiasıyla sansasyon yaratan Başbakan Berlusconi'nin, göreve
geldiği 2001 yılından itibaren Ankara'yla yoğun ilişkiler kurduğu ve
geliştirdiği, 2003 yılının ikinci yarısındaki dönem başkanlığı
sırasında Türkiye'nin AB üyeliğinin teşvik edilmesini AB düzleminde bir
ağırlık noktası haline getirdiği, Ankara'nın reform gayretini ve ordunun
yakınlaşma süreci sayesinde toplumdan çekilerek kışlaya dönmesini sıkça
övdüğüne işaret edilmektedir. Berlusconi'nin, Kuzey Birliği'nden yapılan
eleştirilere karşı tepkisiz kaldığı, bu durumlarda da Dışişleri Bakanı
Frattini'nin devreye girerek Ankara'nın reformlarını takdir ettiği,
Türkiye'nin bir gün Avrupa'ya tamamen entegre olmayı hak edeceğini dile
getirdiği kaydedilen yazıda, Batı'nın köktenci düşmanlarının ve Türkiye
içindeki militarist demokrasi karşıtlarının AB süreciyle zemin
kaybedeceğinin belirtildiği vurgulanmaktadır.
Financial Times Deutschland
gazetesinde (21/10) "Ateşli Türkiye Hayranları" başlığı altında ve Dilek
Zaptçıoğlu-Marina Zapf imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, Avrupa
Parlamentosu'ndaki Yeşiller'in lideri Daniel Cohn-Bendit'in, "Türk
hükümet partisi AKP, Hıristiyan Demokrat gruba mı katılmak istiyor,
yoksa Yeşiller grubunu mu tercih ederdi?" diye sorduğu ve partinin
İstanbul'daki toplantısına hakim olan havayı daha isabetli dile
getiremeyeceği belirtilmektedir. AB'deki muhafazakarların Türkiye'nin
tam üyeliğine karşı oldukları, Yeşiller'in ise bunun ateşli savunucusu
olduğu vurgulanan yazıda, bu nedenle de bir dönemlerin Türkiye
eleştiricisi Yeşiller'in ünlülerinin, iki gün sürecek bir konferans
için İstanbul'a geldikleri ve Türkiye'nin ateşli destekçileri arasında
sadece renkli kişilik Cohn-Bendit'in bulunmadığı, Federal Almanya
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in de, Türk mevkidaşı Gül ile birlikte
konferansta olduğu kaydedilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir:
"Almanlar ve Türkler son dönemde dikkat çeker bir şekilde omuz omuza
veriyorlar. Türkiye'yi AB'ye götürecek hedefle ilgili kararın verileceği
zirveden iki ay önce, peyderpey toplantılar yapılıyor... Yeşiller de
kendi içlerindeki şüphecileri 'çizgilerine' getirmeye gayret
gösterdiler. Şüphelerin bertaraf edilip edilmediği ise öğrenilemedi,
zira onlar söz bile alamadılar. Yeşiller yönetim kadrosu, Türkiye'deki
demokrasi ve insan hakları alanındaki 'ilerlemelere' yönelik övgülerle
dolu konuşmalarıyla öylesine coştular ki, karşı bir tartışma açılması
bile mümkün olmadı. Türk tarafı da, çoğu kez rencide edici olarak
algılanan, Avrupa'nın oyalama taktiğiyle ilgili her türlü eleştiriden
kaçındı... Gül, Türkiye hakkında Avrupa'da yapılan tartışmaların normal
olduğunu söyledi. Ancak artık 'uzak görüşlü' olunması gerektiğini
söyleyen Gül, 'Avrupa kendine güvenmelidir, zira Türkiye AB için büyük
bir kazanım olacaktır.' diye konuştu. Dışişleri Bakanı Fischer ise
Türkiye'ye tam üyeliğin 40 yıl önce söz verildiğini vurgulayarak,
katılım müzakerelerinin artık başlaması gerektiğini söyledi. Tarih
konusunun sadece teknik bir sorun olduğunu söyleyen Fischer,
reformlarla üyeliği hak eden bir Türkiye'nin 'her türlü korkuyu'
yeneceğini vurgulayarak, 'Bugünün tartışmaları o zaman bize çok tuhaf
gelecek.' diye konuştu." denilmektedir.
Focus dergisinin internet
sayfasında (20/10) "Schaeuble: Türkiye Yalnızca 'Yakın Ortak'" başlığı
altında yer alan bir yazıda, CDU milletvekili Wolfgang Schaeuble "Focus
Money" dergisine verdiği mülakatta, Birlik Partileri tarafından
savunulan imtiyazlı ortaklık önerisinin daimi çözüm olması gerektiğini
söylediği belirtilmektedir. Schaeuble'nin, "Türkiye'nin tam üyeliğinin
daha ileri bir tarihte de mümkün olamayacağına inanıyoruz." dediği ve
buna gerekçe olarak, "Görüşümüze göre, küçük bir oranda Avrupa'ya ait
olup, büyük oranda olmayan ülkeler, AB'nin gerçek anlamda siyasi
entegrasyonu şansı heba edilmeden tam üye olamazlar." şeklindeki
ifadesine yer verilen yazıda, Türkiye'deki "olumlu gelişmeyi"
memnuniyetle karşılayan Schaeuble'nin, Türkiye'nin "Batı'nın yakın bir
ortağı" olduğunu, bu rolünün teyit edilmesi gerektiğini, ancak bunun
Türkiye'nin AB üyesi olması gerektiği anlamına gelmediğini söylediği
ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB üyesi olarak Müslüman ülkelere köprü
teşkil edeceği yönündeki argümanın daha ziyade "tam üyeliğe karşı" bir
argüman olduğunu vurgulayan Schaeuble'nin, "Köprü, yalnızca bir kıyıya
bağlı olması durumunda, bağ kurma işlevini yitirir. Türkiye Avrupa'ya
tam olarak entegre edilirse, Müslüman ülkelerin geri kalan kısmı
tarafından daha ziyade Avrupa etkisinin baskın olduğu bir ülke olarak
görülecektir." dediği aktarılmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Kurier gazetesinde (21/10)
"Dışişleri Bakanı Plassnik Görüşlerini Özetliyor" başlığı altında ve
Margaretha Kopeinig-Andreas Schwarz imzalarıyla Avusturya'nın yeni
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile yapılan mülakata yer
verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu ifadeler yer
almaktadır:
"SORU: Devlet ve hükümet
başkanları 17 Aralık'ta Türkiye ile müzakereler konusunda bir karar
verecekler.
PLASSNİK: Burada söz konusu
olan, müzakerelere başlanıp başlanmayacağı, bu müzakerelerin ne hedef
alınarak yapılacağı ve AB Komisyonu'nun tavsiyelerinin ne kadarının
kabul edileceği, ne kadarının tamamlanması gerekeceği gibi sorular.
Komisyon'un çeşitli güvenlik sübapları bulunan, sonu açık bir süreçten
yana olmasını olumlu buluyorum.
SORU: Giriş müzakereleri
sonuçlandıktan sonra bir referandum yapılmalı mı?
PLASSNİK: Biz daha o raddeye
gelmedik. Şimdi önemli olan müzakerelerin sonucu açık bırakılarak
sürdürülmesi.
SORU: AB içinde hakim olan
hava müzakerelerden yana.
PLASSNİK: Avusturya, Fransa
ve Hollanda'da bu konuda geniş çaplı tartışmalar yapılıyor. Diğer
ülkelerde ise böyle bir tartışma yok, onlar müzakerelerden yana.
SORU: AB sınırlarını önceden
belirlemeli miydi?
PLASSNİK: Şimdiye kadar
üyeler entegrasyon yolunda atılmış her adım konusunda anlaşmaya
varabildiler. Denenmiş bir yöntem bu."
Profil dergisinde (21/10)
"Ne Yapabileceğimin Bilincindeyim" başlığı altında ve Edith Meinhart-Ulla
Schmid imzalarıyla FPÖ Partisi Başkanı Ursula Haubner ile yapılan
mülakata yer verilmektedir. Mülakatın Türkiye ile ilgili bölümünde şu
ifadeler yer almaktadır:
"SORU: FPÖ'nün Viyana Grubu
Başkanı Strache, Viyana'da Türkiye'nin AB'ne katılımına bağlı sert bir
yabancılar politikası ile puan toplamaya çalışıyor. Bu sizce başarılı
olabilir mi?
HAUBNER: Strache açıkça
FPÖ'nün çizgisini izliyor. Bu özellikle de güvenlik sorunları olan
Viyana için meşru.
SORU: Bu açık çizgi
anlaşılan Türkiye konusunda farklı bir görüşe sahip olan Kaernten Eyalet
Başkanı için geçerli değil. Onun bir ayrıcalığı mı var?
HAUBNER: Jörg Haider farklı
bir görüşe sahip, ama FPÖ'nün Yönetim Kurulu kararını kabul ettiğini de
söylüyor."
BELÇİKA BASINI:
Merkezi Brüksel'de bulunan
ve Avrupa Parlamentosu'ndaki bir grupla işbirliği içinde çalışan
bağımsız haber sitesi Euobserver'ın internet sitesinde (20/10) "Fischer:
Zayıf Bir Avrupa Türkiye'yi Kaldıramaz" başlığı altında ve Andrew Beatty
imzasıyla yer alan bir haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka
Fischer'in, şüphecilerin Avrupa anayasasını desteklemelerini isteyerek,
zayıf bir Avrupa'nın Türkiye'yi entegre edemeyeceğine dair uyarıda
bulunduğu belirtilmektedir. Fischer'in, "Bence kendisine bir anayasa
sağlayamayan bir Avrupa, 25 ya da 27 üye ile ve daha sonra da Türkiye'yi
entegre etme çabasında büyük zorluklar yaşar." dediği belirtilen
haberde, Avrupa Parlamentosu'nun Yeşilleri tarafından düzenlenen bir
konferansta yaptığı konuşmada Fischer'in, "Türkiye büyük bir ülke ve
Türkiye'yi Avrupa'ya entegre etmek zayıf bir Avrupa ile
gerçekleştirilemez." dediği ifade edilmekte ve Fischer'in bu
yorumlarının anayasaya "hayır" oyu kullanma ihtimali olan iki ülke,
Fransa ve İngiltere'de muhtemelen konuşulacağı, İngiltere Hükümeti'nin
Türkiye'nin entegrasyonunu kuvvetle desteklediği vurgulanmaktadır.
Fischer'in, "Bence bu Türkiye'ye evet, anayasaya hayır deme meselesi
değil." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, Fischer'in, Avrupa
için önemli bir güvenlik hedefi olan Türkiye'nin katılımının "iç siyasi
ihtilaflara alet edilmemesi gerektiği" konusunda uyardığı ve "Sanırım
Avrupa'da gelecek on yılda, yakın stratejik komşularımıza bakmaktan ve
orada -Türkiye'nin katılım girişiminde- kendi iç güvenliğimiz açısından
olumlu bir yön görmekten başka alternatifimiz olmayacak. Türkiye'nin
Birliğe girme isteğinin önemini bu bağlamda görmeliyiz." dediği
aktarılmaktadır.
FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin
internet sayfasında (20/10) "Yeşiller, İstanbul'da Türkiye'nin AB'ye
Üyeliğini Tartışıyor" başlığı altında ve Rafaele Rivais imzasıyla yer
alan bir yorumda, 19-22 Ekim tarihleri arasında İstanbul Boğazı
kıyılarında bir araya gelen Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'nun,
Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunu görüştüğü ve Yeşiller Grubu Başkanı
Daniel Cohn-Bendit'in, "Başkanlığımdaki grup mensubu arkadaşlarımızın
çoğunluğu, Türkiye ile müzakerelere 2005 yılında başlanması taraftarı."
şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. Yeşiller bünyesinde Türkiye'nin
AB'ye üyeliğine karşı çıkan azınlıktan Avusturyalı Avrupa milletvekili
Johannes Voggenhuber'in, Avrupa'nın sınırları konusunu gündeme
getirerek, Türkiye'nin adaylık statüsü kazandığı 1999 Helsinki
zirvesinden önce, Avrupalı liderlerin Avrupa vatandaşlarına
danışmadıklarını belirttiği kaydedilen yorumda, Cohn-Bendit'in,
Fransa'da Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda referandum yapılmasına
kesinlikle karşı olduğunu belirttiği ve "Referandumun sorusu,
'Türkiye'nin AB'ye entegre olmasını istiyor musunuz?' değil, aslında
'Müslümanları seviyor musunuz sevmiyor musunuz?' olacak. Bakın
Almanya'da ne oldu. CDU lideri Angela Merkel, imtiyazlı ortaklık projesi
için imza kampanyasını ertelemek zorunda kaldı. Çünkü aşırı sağcıların
hemen imzalamaya hazır olduklarını gördü." dediği, Voggenhuber'in ise,
"Türkiye'yi kabul edersek, Fas, İsrail ya da Filistin'i niye birlik
dışında bırakalım. Böyle giderse AB, sosyal Avrupa düzeni oluşturan
siyasi birlik kimliğini kaybedecek ve uluslararası basit bir kuruluş
olacak. Bunu kim ister? Amerikalılar. Zaten genişleyeceğiz diye 10 yeni
ülkeyi Birliğe katarak bir hata yaptık. Bu ülkeleri, kurumlarını
bizimkilere uygun hale getirmeden, arkamızdan kovalayan varmış gibi
kabul ettik. Şimdi ise, Avrupa Anayasasını engelleyen bu yeni 10 ülkeden
biri, Polonya." şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır.
AFP'nin (21/10) "Çiçek:
AB-Türkiye İlişkileri 'Kritik Bir Tarihi Noktada'" başlığı altında yer
verdiği bir haberde, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, Berlin'de yaptığı
açıklamada, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerinin, gelecekleri üyelik
müzakerelerinin başlaması üzerine alınacak karara bağlı olduğundan, "çok
kritik tarihi bir noktaya" vardığını düşündüğünü belirttiği
kaydedilmektedir. Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily'nin de katılımıyla
Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) tarafından Berlin'de
düzenlenen "Avrupa Türkiye'yi bekliyor" isimli konferansta Çiçek'in,
"Tarihi açıdan çok kritik bir noktaya vardık." dediği aktarılan
haberde, Brüksel'de 17 Aralık'ta karar verecek olan AB liderlerine
gönderme yapan Çiçek'in, "Kararları bize, ilişkilerimizin doğru yolda
olup olmadığını belirtecek." dediği ve Türkiye'nin Avrupalılardan
"bahane aramadan, söz verdiklerini yerine getirmelerinden başka bir şey"
beklemediğini hatırlattığı vurgulanmaktadır. Otto Schily'nin de
Türkiye'yi savunduğu ve "mantıklı insanların sözlerini tutmaları
gerektiğini" belirterek, tartışmanın kutuplaşmasına ve orada veya burada
mantıksız korkuların kışkırtılmasına karşı uyarıda bulunduğu ifade
edilen haberde, bununla beraber Schily'nin, müzakerelerin otomatik
olarak üyelikle sonuçlanmayacağını, ancak Berlin'in müzakereleri "en
olumlu şekilde sonuçlanması hedefiyle" yürütmek istediği konusunda
güvence verdiği kaydedilmekte ve Çiçek'e hitaben Schily'nin, "Kendinizi
kandırmamalısınız, sizi bekleyen engellerle dolu bir yol." şeklinde
konuştuğu belirtilmektedir.
AFP'nin (21/10) "Erdoğan,
Fransa'ya Türkiye'yi Bir İç Politika Malzemesi Yapmaması Çağrısında
Bulundu" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın, Paris'teki bir basın toplantısı sırasında yaptığı
açıklamada, Fransa'ya çağrıda bulunarak, Türkiye'nin AB'ye üyeliği
konusunu iç siyasi tartışmaların malzemesi olarak kullanmamasını
istediği belirtilmektedir. Erdoğan'ın, "İtalyan Başbakanı Silvio
Berlusconi, Türkiye'yi bir iç politika malzemesi yapmayacağını söylemek
suretiyle, iyi bir cevap vermiştir." diyerek, "Aynı şekilde, Fransa'da
da Türkiye'nin bir iç politika malzemesi haline gelmemesi gerektiğini
düşünüyorum." şeklindeki ifadesine yer verilen haberde, Erdoğan'ın,
Fransız siyasi yetkililerine hitaben, "Fransa ile diğer uluslararası
kuruluşlarda yıllardır birlikte varız. AB'de neden olmasın?
Kendilerinden bunun üzerinde düşünmelerini İstiyorum." dediği ifade
edilmektedir.
Le Parisien gazetesinin
internet sayfasında (21/10) "Erdoğan'dan Chirac'a: Sayın Cumhurbaşkanı,
Söylentileri Durdurun" başlığı altında ve Henri Vernet imzasıyla
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmektedir.
Mülakatta şu ifadeler yer almaktadır:
"SORU: Türkiye, Fransızları
bölüyor. Jacques Chrirac'tan ne bekliyorsunuz?
ERDOĞAN: Dostum, Sayın
Cumhurbaşkanı Chirac'tan, ortalıkta dolaşan bütün söylentilere son
verecek bir açıklama bekliyorum. İnce zekası sayesinde başaracağından
eminim. Kendisi siyasetin duayenlerinden değil mi? Bu konuda, Türkiye
ile Avrupa Birliği arasındaki sürecin 41 yıldan bu yana sürdüğü
unutulmamalıdır. Başından beri tam üyelik perspektifi öngörülüyordu.
1996'da gümrük birliğine gidildi, daha sonra 1999'daki Helsinki
zirvesinde Türkiye'nin adaylığı onaylandı. Bu, kesin bir şekilde
2002'deki Kopenhag zirvesinde doğrulandı. Her defasında Cumhurbaşkanı
Chirac yanımızda oldu.
SORU: Buna rağmen, ülkenizin
AB'ye girişi konusunda referandum düzenlenmesini açıklayan da o oldu...
ERDOĞAN: Daha önceki
genişlemeler sırasında bir aday ülkenin üyeliğinin onaylanması için
referandum düzenlenmedi. Yarın Türkiye'ye bunu empoze etmek, şu ana
kadar süregelen süreçle çelişecektir. Bu aynı zamanda, Birliğin
ilkelerine de ters düşecektir. Üye olmak için ekonomik ve siyasi
kriterler açık bir şekilde belirtilmiş ve sıralanmıştır. Sadece bir tek
şey talep ediyoruz: Tam olarak diğerleriyle aynı muameleyi görmek.
SORU: Cumhurbaşkanı,
referandum fikrinden vazgeçmeli midir?
ERDOĞAN: Türkiye'nin
üyeliğini siyasi çekişmelerin kozu haline dönüştürmek hata olacaktır.
Aynı zamanda da, Avrupa Anayasası ile ilgili tartışma ile Türkiye'nin
üyeliği konusundaki tartışmayı karıştırmak da hata olacaktır. Bu
nedenle, bir referandum yapılması ya da yapılmaması kararı Fransa'ya
aittir. (...)
SORU: Gerçek sorun,
Türkiye'nin Müslüman bir ülke olduğu gerçeğinden kaynaklanmıyor mu?
ERDOĞAN: Bunu düşünenler
güncel dünyanın gerçeklerini göremeyenlerdir. Bir asır önce, bazıları
ülkemizi (Osmanlı İmparatorluğu) 'Avrupa'nın hasta adamı' olarak
niteliyorlardı. Bugün bizi kovmaya çalışanlar da aynı kişilerdir."
DANİMARKA BASINI:
Berlingske Tidende
gazetesinde (19/10) "Türkiye'nin AB Üyeliği" başlığı altında ve "Raeson"
adlı programın baş editörü Clement Behrendt Kjersgaard imzasıyla
yayımlanan makalede, Türkiye'nin AB'ye alınmasına yönelik planların,
1990'larda olduğu gibi, AB için "real politik" ve jeostratejik
önceliklerin Birlik bünyesinde yürütülen işbirliği bakımından halen en
önemli unsurları teşkil ettiğini gösterdiği belirtilmektedir. Her şeyden
önce Türkiye'nin AB üyeliğinin, AB'nin kendisine bakış açısını derinden
sarsacağı belirtilen makalede, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan
ve daha sonra Soğuk Savaş döneminin koşulları altında gelişen AB'nin,
Türkiye'nin Birliğe alınmasıyla güvenlik politikası bakımından en cesur
inisiyatifini alacağı, bununla beraber Birliğin, Türkiye ile
başlatılacak müzakere süreci sırasında yerine getirilmesi gereken
kriterler konusunu sürekli gündemde tutacağı kaydedilmektedir. Makalede,
"Bazıları için Türkiye'nin AB üyeliği çok gereksiz bir kader anı. Berlin
Duvarı'nın yıkılmasından sonra Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliğini 10
yıldan fazla geciktirmeyi vicdanımız kabul ettiyse, o zaman insan
hakları alanında AB üyeliğine çok uzak olan Türkiye'yi neden kabul
edelim ki? Zira, Avrupa yavaş yavaş dünyanın önemli ekonomik güçlerinden
biri olarak dünyadaki gerçek problemlere artık göz yumamayacağının
farkına varıyor. AB'nin artık yalnızca kendi kurumlarının çalışmasını
sağlamanın yanı sıra, daha büyük projelere de imza atması gerek. Bu
çerçevede, Türkiye'nin koşulsuz AB'ye kabul edilmesinden daha güzel bir
proje olabilir mi?" denilmektedir.
İRAN BASINI:
Tahran Radyosu'nun
07.30-09.00 Türkçe yayınında (21/10) "Ermenistan Dışişleri Bakanı
Oskanyan: İlke Olarak Türkiye'nin AB'ye Alınmasına Karşı Değiliz"
başlığı altında yer verilen bir haberde, İtalya'yı ziyaret eden
Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan'ın, Roma'daki yabancı basın
merkezinde düzenlenen açık oturumda yaptığı konuşmada, Ermenistan-
Türkiye ilişkilerine değindiği belirtilmektedir. Ermenistan'ın ruhen
zaten Avrupalı bir ülke olduğunu kaydeden Oskanyan'ın, AB standartlarını
yakalamak için önemli adımlar attıklarını ifade ettiği belirtilen
haberde, Oskanyan'ın, Türkiye-AB ilişkileri konusunda ise, "Biz ilke
olarak Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı değiliz. Şahsen Türkiye'nin
AB'ye girmesinin kolay olmayacağı inancındayım. Zira Türkiye, şu aşamada
Avrupa standartlarının çok altında olan bir ülke ancak AB'ye alınması,
Avrupa sınırlarının Ermenistan'ı da kapsayabilecek biçimde genişlemesine
kolaylaştırıcı bir gelişme olur. Bu sayede Türkiye'nin Ermenistan
sınırındaki kapılarının halen açılmamış olması, Kıbrıs meselesi gibi pek
çok konuda kendini gözden geçirmesi gerekecektir. Türkiye'nin Ermenistan
sınırındaki kapılarını AB ile müzakere süreci öncesinde açmasını
bekliyorduk ama bu gerçekleşmedi." şeklindeki görüşlerine yer
verilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI:
Fileleftheros gazetesinde
(21/10) "Geleneksel Alman- Türk Dostluğu" başlığı altında ve Pieris
Zarmas imzasıyla yayımlanan bir haberde, son günlerde Almanya halkını
neredeyse ikiye bölen konulardan birinin, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlama konusu olduğu belirtilmektedir. Muhalefet
partilerinin (CDU/CSU/FDP), -başta Angela Merkel olmak üzere-
Türkiye'nin AB'ye üye olma olasılığına sert bir şekilde karşı çıktıkları
ifade edilmekte ve Türkiye'nin AB ile özel ortaklık çerçevesinde bir bağa
sahip olmasını ise, en çok Hıristiyan-Demokratların desteklediği, Türk
tezlerini medyada inançlı bir şekilde savunmaya çalışan Şansölye
Schröder olmak üzere koalisyon partilerinin (SDP/Yeşiller) görüşünün ise
tamamıyla farklı olduğu kaydedilmektedir. Müzakerelerin amacının,
Türkiye'nin AB üyeliği olduğu, ancak bu müzakerelerin, otomatik olarak
üyelik anlamına gelmediği belirtilen haberde, Alman Şansölye Schröder'in,
"Türkiye sadece önkoşulları ve kriterleri yerine getirdiği zaman üye
olabilir." şeklinde düşüncesi aktarılmakta ve "Türkiye, derin
düşüncelerin ardından Avrupa yoluna başladı. Ankara'nın bu vizyonu,
ülkedeki reformlar için büyük bir teşvik olabilir." değerlendirmesi
yapılmaktadır.
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (21/10)
"Hollandalı Milletvekili AB Anayasa Oylamasını Türkiye ile
İlişkilendirdi" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılımına karşı çıkan ve parti disipliniyle ters
düşen Hollandalı milletvekili Geert Wilders'in, 25 üyeli blok için yeni
bir anayasanın onaylanması çabalarına darbe indirmek suretiyle,
Müslüman ülkenin üyeliğini engelleyecek bir plan yaptığı
belirtilmektedir. Geert Wilders'in, Hollandalı seçmenlerin 2005 yılının
başında yapılması beklenen bir referandumda yeni AB anayasası aleyhinde
oy kullanarak Türkiye'nin üyeliğine muhalefetlerini ifade etmeleri
gerektiğini söylediği ifade edilen haberde, Hollanda'nın, 25 üye ülke
tarafından onaylanması gereken anayasa konusunda referanduma gidecek
ilk AB ülkelerinden biri olacak gibi göründüğü ve kamuoyu yoklamalarının
Hollandalıların büyük bir bölümünün anayasayı desteklediğini, ancak aynı
zamanda Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu gösterdiği
kaydedilmektedir. Wilders'in, "Şimdi ya da 100 yıl içinde olsun
Türkiye'nin kabulüne kesinlikle karşıyım. Bir Avrupa ülkesi değil.
Kanada ya da Avustralya ile daha fazla ortak yönümüz var." dediği
belirtilen haberde, partisinin Türkiye gibi konulardaki tavrına uymayı
reddettiği için iktidardaki merkez sağ koalisyonundaki Liberal VVD
partisinden istifa etmek zorunda kalan Wilders'in, AB'ye katılması
halinde yeni anayasanın Türkiye'ye çok fazla güç vereceğini söylediği ve
buna karşı kampanya başlatmaya çalışacağını ifade ettiği ve Türkiye'nin
Birliğe alınması durumunda, AB'nin Cezayir, Tunus, Fas gibi ülkeleri
reddetmekte zorlanacağını söyleyerek, "AB'de Müslüman bir ülke
istemiyorum. İslam ve demokrasi birlikte olamayacak iki şeydir."
şeklindeki ifadesi aktarılmaktadır.
Reuter'in (21/10) "Avrupa
Parlamentosu Türkiye Raportörü Türk Anayasasının Değişmesi Gerektiği
Çağrısında Bulundu" başlığı altında yer verdiği bir haberde, Avrupa
Parlamentosu Türkiye raportörünün, Hollanda'yı ziyareti sırasında
Hollanda Televizyonu'na verdiği bir röportajda, Türkiye'nin gerçekten
AB'ye girmek istiyorsa anayasasını değiştirmesi ve insan hakları
sicilini geliştirmesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir. Hollandalı
Hıristiyan Demokrat Parlamenter Camiel Eurlings'in, "Bu garip anayasa,
asker zihniyetine bir övgü niteliğinde... Eğer Türkiye gerçekten AB
üyesi olmak istiyorsa, anayasasında köklü değişiklikler yapmaya hazır
olmalı ve hatta anayasasını tamamen değiştirmelidir." dediği belirtilen
haberde, AB'nin Türkiye hakkında verdiği raporun ardından kendisi ile
Türkiye'de röportaj yapılan Eurlings'in, aynı zamanda Türkiye'de insan
haklarının durumu ile ilgili kuşkuları da dile getirerek, "Bir yılda
600 işkence vakası kabul edilemez bir şeydir. Eğer zihniyette bir
değişiklik meydana gelmesini istiyorsanız, şartların masaya konduğunu
ve müzakerelerin ilk yılında değişikliklerin yapıldığını söylemeniz
gerekir." dediği aktarılmaktadır.
İTALYA BASINI:
Il Giornale gazetesinde
(21/10) "Hükümet Kuzey Ligi'ni Frenledi: 'Türkiye'nin AB'ye Katılımı
Konusunda Referandum Yok'" başlığı altında yayımlanan bir haberde,
Türkiye'nin AB perspektifinin hükümet koalisyonu içinde dalgalanmaya
yol açtığı vurgulanırken, hükümetin büyük ortakları Forza Italia ve
Ulusal İttifak'ın (AN) Türkiye lehinde olmayı sürdürdükleri, referandum
fikrini ortaya atan Kuzey Ligi'nin kesinlikle aleyhte olduğu, mamafih
yolun ortasında nitelenebilecek olan üçüncü büyük ortak, Hıristiyan
Demokrat Birliğin (Udc) ise yolun daha çok evet değil, hayır kısmına
yakın olduğu kaydedilmektedir.
La Stampa gazetesinde
(21/10) yayımlanan bir haberde, Dışişleri Bakanı Franco Frattini'nin
referandum konusundaki görüşlerine yer verilmektedir. Fratttini'nin,
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda kendisine yöneltilen soruya, "İtalya'da
tereddütü olanlara, bugün referandum isteyenlere cevabım, esas yanıtı
verecek olanın müzakereler olduğudur... Bugün müzakereleri başlatmak
yanlış değil; ama yanıtları önceden vermek yanlıştır. Eğer müzakerelere
hayır denilirse, bu Türkiye'nin ileri doğru atmış olduğu büyük adımları
inkar etmek olur. Berlusconi'nin de her zaman desteklediği,
Müslümanların yaşadığı bu laik ülke uygarlıklar çatışması dileyenlere
sembolik olarak verilebilecek en güzel cevaptır. Herhalde kıtanın
kollektif güvenliği ve terör ile mücadelede Türkiye'nin stratejik önem
taşıyan bir ülke olduğu unutuluyor." şeklinde cevap vermiştir.
YUNANİSTAN BASINI:
Ethnos gazetesinde (21/10)
"Türkiye'nin AB Yönelimi, Kıbrıs Sorununun Çözümlenmesinde Katalizör
Rolü Oynayacak" başlığı altında ve A. Likavgis imzasıyla yayımlanan bir
yorumda, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlayacağı
tarihin kesinleşmesi durumunda, Kıbrıs sorunun çözümü için de geri
sayımın başlayacağını söylemenin de abartılı bir görüş olmayacağı
belirtilmektedir. Kıbrıs için geri sayımın, oluşacak koşullara göre
ilerleme kaydedeceği belirtilen yorumda şöyle denilmektedir: "Kıbrıs
meselesi sadece Kıbrıslıları ve Brüksel'i ilgilendiren bir konu
değildir. Yunanistan ve İngiltere'yi de ilgilendiren bir konudur, çünkü
bu ülkeler garantör ülkelerdir. Kıbrıs sorunu ayrıca Türkiye'yi de
ilgilendiriyor, çünkü Türkiye de üçüncü garantör ülkedir... AB ile
üyelik müzakerelerine başlamayı bekleyen Ankara da AB inisiyatifleri
doğrultusunda hareket etmek zorunda kalıp, ister istemez Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıyacaktır... AB tarafından Türkiye'ye çok arzuladığı
üyelik müzakereleri için tarih verilir ve AB ile Türkiye arasında
müzakereler başlarsa, Türkiye'nin AB üyeliği için de geri sayım başlamış
olacaktır. Bu koşullar altında AB üyesi olmak isteyen Türkiye'nin AB
üyesi bir başka ülkeyi tanımaması mümkün müdür?... Türkiye bir anlamda
AB yönelimine kendisi engel teşkil edecektir.Bu arada, AB'nin Kıbrıs
konusunda elini kolunu bağlayarak gelişmelere seyirci kalması mantıklı
değildir. Aksine, AB'nin Kıbrıs konusuna müdahale etme zorunluluğu
vardır. Aslında, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakereleri ister
başlasın ister başlamasın, AB'nin Kıbrıs meselesine el atması gerekiyor.
AB ile Türkiye arasında üyelik süreci başlarsa, AB'nin Kıbrıs meselesine
müdahalesi doğal sayılacaktır. Aksi halde, AB, Kıbrıs meselesinde olası
yeni sorunların yaşanmaması için önlemler almak amacıyla müdahalede
bulunmak zorunda kalacaktır."
|